İsim-soyadın yalnızca baş harfleri, kurbanların yaşları ve gazete 3. sayfalarında kısa cinayet haberleri… Türkiye’de kadına yönelik şiddete gerçekçi ve kapsamlı bir çözüm bulmak için kullanılabilecek şeffaf ve güvenilir verilere ulaşmak mümkün değil. Ülkemizde günde 115, her bir saatte ise 5 kadın ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. 

Hakkari’de Ayşe Ç. ve oğlu M.Ç. (14) sokakta silahla vurulmuş halde bulundu. Ayşe Ç. hayatını kaybetti, M.Ç. ise hastaneye kaldırıldı”. 

“Karaman’da M.D., H.H.D. ve E.Y. yabancı uyruklu iki kadını seks işçiliğine zorladı. Üç erkek adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı”. 

“Adana’da C.K. karısı M.K.’ye 17 yıl boyunca sistematik olarak şiddet uyguladı, tehdit etti. Kadının 2012’den bu yana açtığı boşanma davaları defalarca reddedildi. Kadının adliye önünde eylem yapması ile olay basına yansıdı”. 

“Edirne’de S.K. (41) zihinsel engelli S.K.’yı (14) sistematik olarak istismar etti. Erkek tutuklandı”. 

Türkiye’nin kadın cinayeti haritası 2010-2017 arasını kapsayan kadincinayetleri.org sitesi illere göre basına yansımış kadın cinayetlerinin bir haritasını sunuyor. 

Bunlar yalnızca 2019’un Temmuz ayından, yalnızca gazetelere yansıyan kadına yönelik erkek şiddeti haberlerinden bir kısmı. Tabii 7’den 70’e kadınlara yönelik şiddet bunlarla sınırlı değil. Gazetelere yansımayan, mahkemeye intikal etmeyen, örtbas edilen, intihar süsü verilen, özellikle cinsel şiddet hikayelerinde suçlanma korkusuyla konuşamayan kadınlara dair hadiseleri düşündüğümüzde, önümüzde dehşet verici bir tablo duruyor: Türkiye’de kadına yönelik şiddetin gerçek, nümerik, istatistik boyutunu da bilmiyoruz! 

İstanbul Sözleşmesi gibi pek çok uluslararası sözleşme, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete karşı alınan önlemlerin etkinliğini ölçmek için düzenli olarak veri toplanmasını ve araştırma yapılmasını şart koşarken; Türkiye’de halen kaç kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü, kaç kadının şiddet gördüğünü, cinayet ve şiddet vakalarının kaçının ev içerisinde ya da koruma kararı varken işlendiğini gösteren idari veriler sağlıklı biçimde tutulmuyor. Bu da konuyla ilgili verilere dayalı kapsamlı sosyal politikalar oluşturmanın önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. 

Ulusal çapta sağlıklı veri ve analizlerine ulaşmanın bu kadar zor olduğu bir dönemde, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu gibi kadın örgütleri, Bianet gibi alternatif basın kuruluşları, medyaya yansıyan kadına yönelik şiddet haberleriyle ilgili “çeteleler” tutarak bu açığı kapatmaya çalışıyor. Şiddet ve cinayet haberlerinin küçük bir bölümünün basına yansıdığı, bir kısmının halen aydınlatılmayı beklediği ya da birçok kadının intihara zorlandığı düşünüldüğünde, bu rakamlar üzerinden sağlıklı bir analiz yapmak çok güç. Sadece bu verilere göre 2019’un ilk 7 ayında en az 245 kadının kocaları, eski kocaları, sevgilileri, erkek akrabaları yani en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldüklerini görüyoruz. Ayrıca erkekler, kadınların 76’sını “ayrılmak-boşanmak istemek”, “sevgili olmayı/görüşmeyi reddetmek”, 25’ini de kıskançlık (telefona bakmadı/ben senden daha çok kazanırım/sosyal medya) bahanesiyle öldürmüş. 

İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, 2015-2017 arasında 20 kadın (kadın örgütlerinin verileri bu sayının çok daha yüksek olduğunu söylüyor) koruma kararına rağmen öldürülmüş. Yine İçişleri Bakanlığı tarafından, 2016’da günde 358 kadının şiddet gördüğü gerekçesiyle kolluk kuvvetlerine başvurduğu, Türkiye’de 41 bin 955 kadın hakkında “Geçici Koruma Altına Alma” kararı verildiği açıklandı. Bu korkunç rakamlar ortalamaya vurulduğunda, Türkiye’de günde 115, her bir saatte ise 5 kadının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olduğu anlamını taşıyor. 

Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili ulusal çapta yapılmış birkaç araştırmaya baktığımızda da vahim sonuçlarla karşılaşıyoruz. 1995’te Başbakanlığa bağlı Aile Araştırma Kurumu’nun yaptırdığı bir araştırmaya göre, evli kadınların eşlerinden fiziksel şiddet görme oranı yüzde 30’ken; 2007’de Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat tarafından TÜBİTAK desteğiyle yürütülen bir araştırmaya göre bu rakam yüzde 35’e, 2008 ve 2014’te; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yapılan iki araştırmaya göre ise yüzde 38-39 aralığına yükseliyor. Yani 24 yıl önce Türkiye’de her 10 kadından üçü eşleri ve partnerlerinden fiziksel şiddet gördüğünü söylerken, bu rakam her 10 kadından 4’e çıkmış. 

Bu dört araştırmadan çıkan bir başka önemli sonuç ise, erkekleri şiddetten caydıracak, kadınları savunacak ilişki ağlarının zayıflığı. Bu araştırmaların ortak noktalarından biri de, kadınlara yönelik şiddet ve cinayetleri aile içiyle, hatta bazılarında daha da kısıtlayarak eşleriyle sınırlamaları. Yani imam nikahlı eşleri, eski eşleri, nişanlıları, sevgilileri, erkek kardeşleri, babaları ya da yabancılar tarafından öldürülen kadınlar bu rakamların içerisinde sayılmıyor. Bu kadınların dahil edildiği tek veri ise 2009’da Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan bulgular. Buna göre, 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısı, 2009’da 953’e yükselerek yüzde 1400’lük bir artış göstermiş. 

Adli istatistiklerde kadın cinayeti rakamları verilmiyor. Yalnız TCK’nın kasten adam öldürme suçuyla ilgili alt maddelerine bakıldığında, net olmasa da yaklaşık bir tahminde bulunabiliriz. 2016’da üstsoy veya altsoydan birine, eş veya kardeşe karşı işlenen cinayet sayısı 672 ve faillerinden yalnızca 17’si kadın. Teyit etmemizin imkanı olmasa da, baba ve erkek çocuklara karşı işlenen cinayetlerin, kız kardeşler, kız çocuklar ve annelere karşı işlenen cinayetlere göre küçük bir yüzde oluşturacağını tahmin edebiliriz. Ayrıca bu rakamlar içerisinde karısını öldürdüğü net olan 146 kişi var. Sadece bu rakam bile, aynı yıl kadın örgütlerinin tuttuğu çetelelerde koca cinayeti olarak geçen 101 rakamının çok üzerinde. Ayrıca 17 hamile kadının öldürüldüğünü ve 45 töre cinayetinin işlendiğini de yine aynı istatistiklerden öğreniyoruz. 

Bütün bunlara rağmen, 2017’de yayımlanan Boşanma Komisyonu Raporu, şiddetin belgesini istiyor! Belge yoksa devletin koruma süresini 15 güne indirmesini, uluslararası anlaşmalara aykırı olmasına rağmen şiddet vakalarında arabuluculuk ve uzlaştırma mekanizmaları öneriyor. Nafakanın ortadan kaldırılmasını tavsiye ederek, kadınların şiddet gördükleri eşlerine muhtaç olmasının önünü açıyor; kadın talep ettiği takdirde boşanmanın zorlaştırılmasını istiyor. 

Çözüme doğru gerçek bir adım atmak içinse sayılara ihtiyacımız olduğu kadar istatistiklerin arkasındaki hikayelere; bu hikayeler üzerinden yapılacak kapsamlı analizlere; bu analizlere dayanan yasalara ve tabii bu yasaların doğru bir şekilde uygulanmasına ihtiyacımız var. 

Tüm dünyadaki cinayetler

2017’de 87 bin kadın katledildi

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi tarafından hazırlanan raporda 2017’de dünyada toplamda 87 bin kadın cinayeti işlendi. Bu cinayetlerden yaklaşık 50 bininin cinsiyete bağlı olarak partner veya aile tarafından işlendiğine dikkati çekilen raporda, geride kalan 37 bin cinayetin bir bölümünün de “kadın cinayeti” kategorisine dahil edilebileceği değerlendirmesinde bulunuldu. İstatistiklere kıta bazında bakıldığında, en çok cinayet vakası yılda 20 binle Asya kıtasında yaşanmasına karşın nüfusa oranla en yoğun cinayet işlenen kıta Afrika. Avrupa’da ise her yıl 3 bin kadın, cinsiyete bağlı nedenlerle öldürülüyor.