#tarih
Kapak Konusu

Üzerinden tren geçen tarih: Haydarpaşa Kazıları

Yoğun kentleşme nedeniyle bugüne kadar arkeolojik kimliklendirilmesi yapılamayan Kadıköy’ün tarihi ilk defa günışığıyla buluştu. Kazı çalışmalarında yapı kalıntıları, 5. yüzyıla tarihlenen bir kilise ile sayısı 8 bini aşan sikke bulundu. MÖ 5. yüzyıldan Osmanlı Dönemi sonuna dek uzanan eşsiz arkeolojik buluntular, Metropol İstanbul’unun tarihine çok önemli katkılar yapacak.

Metropol İstanbul’unun genellikle Tarihî Yarımada ile birlikte anılan uzun tarihinin diğer bir öyküsü karşı kıyıda, bugünkü Kadıköy’de yazıldı. Asya ile Avrupa arasındaki karayolunun ve Akdeniz ile Karadeniz arasındaki denizyolunun üzerinde yer alan Kadıköy’ün geniş toprakları; göç, ticaret, kültürel alışveriş gibi her türlü etkileşimin buluştuğu bölgede yer alıyordu. Kuzeyde Üsküdar, batı ve güneyde ise Marmara Denizi ile çevrilen Kadıköy, doğuya giden yolların da başlangıcıydı.

Kadıköy’ün tarihsel süreç içerisindeki ilk yerleşimi, bugünkü Fikirtepe’nin yoğun yapılaşmasının altında kaybolup gitmiştir. MÖ 5000’lere kadar uzanan Fikirtepe yerleşmesinden sonra Tunç Çağları’ndaki (MÖ 3500-1200) iskânlar da hızlı kentleşme nedeniyle farkedilemeden yokolmuştur. Kalamış Koyu’nda deniz tabanında bulunan çanak-çömlekler, Tunç Çağı’nın Kadıköy’deki en önemli arkeolojik kanıtları…

Gizemli iskelet Kazı alanında bulunan 1000 yaşındaki iskelet üzerinde bir sır taşıyor: Boynundaki koku kolyesi. Vücut bütünlüğü bozulmadan bugüne kadar ulaşmayı başaran bu iskeletin neden kolyesiyle gömüldüğü şu an için bir muamma. Arkeologlar bunun dönemi için istisnai bir durum olduğunu söylüyor. Fotoğraf: MANUEL ÇITAK

Kadıköy topraklarının kentleşme süreci eski Yunan kolonizasyonu ile başlamış. Tarihsel kayıtlara göre Orta Yunanistan’dan gelen Megaralılar, MÖ 685’te bugünkü Haydarpaşa ile Moda Koyu arasında yani İstanbul Boğazı’nın Marmara ağzında kurmuşlar Kalkhedon’u (Kadıköy’ün bilinen ilk adı). Herodotos tarafından “Körler Ülkesi” olarak anılan Kalkhedon isminin arkasında, hemen karşısındaki Sarayburnu’nda yer alan Byzantion’un 17 yıl sonra (MÖ 668) kurulmuş olması var. Bu iki kentin kuruluşundan yaklaşık 150 yıl sonra Pers (Akhaimenid) komutanı Megabazos, Kalkhedon’un Byzantion’dan önce kurulduğunu öğrenince, Kalkhedon halkının, yerleşmeye uygun iki yer arasından daha elverişsiz olanını seçmesindeki anlamsızlığı belirtmek için burayı “Körler Ülkesi” olarak tanımlamış.

İstanbul erken dönem tarihinin belki de en ilginç tanımlamasına neden olan Megabazos’un bu sözlerinin temelinde çok büyük olasılıkla askerî ve ticari gözlemler vardı. Oysa ki Kalkhedonlular öncelikle tarımı düşünmüşlerdi. Bugün Fenerbahçe Stadı’nın bulunduğu Papaz’ın Çayırı ve yakın çevresi, Kurbağalıdere’nin (Kalkhedon Çayı) sağladığı su sayesinde çok önemli bir tarım havzası haline gelmişti. Bu bağlamda bu iki kentin tarihsel gelişimine bakıldığında, Kalkhedon’u kuranların yer seçimini tümüyle bilinçli olarak yaptıkları anlaşılıyor. Tarım yapma amacıyla yer bakan Kalkhedon kolonistleri, Sarayburnu’na göre daha verimli topraklara sahip olan Kadıköy bölgesini tercih etmişlerdi. Buna karşın Kalkhedon, tarım nedeniyle ticareti geri plana atmamış; doğal liman olan Haydarpaşa ve Moda koylarını kent ticaretiyle ulaşımının parçası haline getirmişti.

Anadolu’yu İstanbul’a bağlayan yol Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan ana yolun başlangıç noktası Haydarpaşa Koyu’ydu.

Kalkhedon’un batı limanını oluşturan bir koyun kenarındaki Haydarpaşa mevkii ise İstanbul için Anadolu ve Asya’ya uzanan yolların başlangıç noktasıydı. Özellikle Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan, ticari öneme sahip bu anayolun başlangıç noktası, deniz yolu ile ulaşılabilen Haydarpaşa Koyu’ydu. Buradan başlayıp Kalkhedon içinden Ayrılık Çeşmesi mevkiine ulaşan yol, Moda (Promotu), Kalamış (Kalmation) ve Hiera (Fenerbahçe) güzergahını izleyerek doğuya doğru uzanıyordu. Osmanlı döneminde de İstanbul’un Anadolu-Asya yolunun başlangıcı olan Haydarpaşa’da Pendik hattının ana garı olarak 1872’de inşa edilen ilk istasyon binasının yetersiz kalması nedeniyle yeni bir projeye karar verilmiş, bugünkü gar binası 1908’de tamamlanmıştı.

Haydarpaşa Garı, peronları ve demiryolları arasındaki bölgede İstanbul 5 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Müdürlüğü’nün kararı ile Mayıs 2018’de arkeolojik kazılar başladı. İstanbul Arkeoloji Müzeleri başkanlığında yürütülen kazılar, MÖ 5. yüzyıldan Osmanlı Dönemi sonuna dek uzanan tarihsel sürece ait eşsiz arkeolojik bulguların ortaya çıkmasını sağlıyor. Yoğun kentleşme nedeniyle bugüne dek arkeolojik kimliklendirilmesi tam olarak yapılamayan Kalkhedon’un batı limanı ve hinterland’ı ile ilgili çok önemli buluntu ve kalıntılar açığa çıkmaya başladı. Beş ayrı bölgede yürütülen kazı çalışmaları sonucunda çeşitli dönemler ait yapı kalıntıları, MS 5. yüzyıla tarihlenen bir kilise ile sayısı 8 bini aşan sikke bulundu.

Arkeoloji neferleri Toplamda 300 bin metrekareye yayılan alanda arkeoloğu, restorasyon uzmanı, arşivcisi, işçisiyle neredeyse 400 kişi çalışıyor. Körler Şehri’nin 1500 yıllık kalıntıları arasında öğle tatilindeki işçiler…

Kazı alanındaki en erken bulgular MÖ 5. yüzyıla tarihlenen Kalkhedon kent sikkeleri… Bunlar Kalkhedon’un, kuruluşundan hemen sonraki dönemde ekonomik olarak oldukça güçlü olduğuna işaret ediyor. Sonraki dönemin en önemli kalıntısı MÖ 4. yüzyıla tarihlenen ve bir platformu olduğu gözlenen Hellenistik bir yapı parçası. Peron 2’de saptanan ve Erken Bizans Dönemi’ne tarihlenen bir kilise kalıntısı ise içinde bulunan toplu iskelet grubu ile dikkati çekiyor. Bunların kilise mahzeninde özel bir odada açıkta durduğu anlaşılıyor. Sufi Hıristiyan inancında ölümden ders ve ibret almak amacıyla belli yöntemlerle etlerinden arındırılmış cesetlerin “Nekrohoria” denen özel mekânlarda teşhir edildiği biliniyor. Bu geleneğin antik dönemdeki varlığının açığa çıkarılmış olması din arkeolojisi açısından çok önemli bir gelişme… Gara biraz daha uzak kazı alanlarından biri olan “İbrahim Ağa” bölgesinde saptanan ve MS 4-5. yüzyıllara tarihlenen “T” biçimli bir yapı kalıntısının ise bir anıt mezar olduğu düşünülüyor.

Bu kazılar Haydarpaşa’da MÖ 5. yüzyıldan MS 7. yüzyıla uzanan uzun bir döneme tarihlenen taşınır ya da taşınamaz nitelikte çok önemli arkeolojik bulguları ortaya koydu. Arkeolojik bulguların MS 7. yüzyıl başlarından itibaren kesintiye uğramış olması (post terminus quem) tarihsel arkeoloji açısından değerlendirilmeye muhtaç bir konu. İstanbul tarihinde 1453 öncesi süreçte pek çok kuşatma olmuş. Bunlar içinde en zorlularından biri 626 yılında yaşanmıştı. Bu kuşatmanın baş aktörleri, Avarlar ile Sasaniler (Persler)… 7. yüzyılın başlarında terkedildiği anlaşılan kazı alanının ıssızlaşmasının, sözkonusu tarihte Üsküdar ile Kadıköy arasındaki bir bölgede ordugah kurmuş Sasanilerle ilgisi olabilir.

Adile Sultan’ın balonlu düğünü Haydarpaşa çayırı, 19. yüzyılda içinden demiryolu geçirilinceye kadar İstanbul’un başlıca mesire yerlerinden biriydi. İtalyan baloncu Comaschi, ilk uçuş denemelerini burada yapmıştı. 1845’te Adile Sultan’la Mehmet Ali Paşa’nın Haydarpaşa Çayırı’ndaki düğününün baş eğlencelerinden biri de bu balon gösterisiydi.

610’da Bizans kralı olan Herakleios (MS 575-641) batıda Avarlar, doğuda ise Sasanilerle zorlu bir mücadeleye girişmiş. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed ile aynı dönemde yaşamış olan Herakleios’un Sasanilerle mücadelesi Kur’an-ı Kerim’in Rum Suresi’nde izlenebilir. Kur’an’ın 30. suresi olan ve 60 ayetten oluşan Rum Suresi’nde Herakleios’un Şehinşah 2. Hüsrev (590-628) ile yaptığı savaşlardan bahsediliyor: “Rumlar yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Fakat onlar bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip gelecekler. Önce olduğu gibi sonra da Allah’ın dediği olur. O gün müminler Allah’ın yardımı sebebiyle sevinecekler. O dilediğini muzaffer kılar. O çok güçlüdür, engin merhamet sahibidir” (Rum Suresi, 2. – 5. ayetler).

Surede Rum kelimesi ile Romalılara atıf yapılırken, Hz. Muhammed dönemindeki Bizanslılar (İstanbul) kastediliyor. Surenin ilk ayeti Bizans ordusunun 614 baharında Sasaniler karşısında Şam yakınlarında aldığı yenilgiden bahsediyor. Bu durum erken dönem Müslümanları için önemli bir dinsel ve sosyolojik sorun teşkil etmiş. Zira yenilgiye uğrayanlar tektanrı inancına sahip (Ehl-i Kitap) Bizanslılar iken, zafer kazananlar Zerdüşt dinine mensup düalist inançtaki Persler… Sure bir anlamıyla da bu zaferin çoktanrılı inancın tektanrılı inanç karşısında üstünlüğünü kanıtladığına inanan, Müslüman olmayan Mekke halkına bir cevap niteliğinde. Üçüncü ve dördüncü ayetlerde Bizans’ın bu yenilgiyi birkaç sene içinde zafere dönüştüreceği Müslümanlara müjdeleniyor. Yani “Ehl-i Kitap” kabul edilen Bizanslılar, Allah tarafından destekleniyor.

Artemis figürini, Geç Arkaik-Erken Klasik Dönem.
Mezar hediyesi olarak gömülen minyatür koku şişesi, Hellenistik Dönem.

626’da Avarlar, Avrupa’dan Byzantion’un karşısındaki Galata bölgesine; Sasaniler ise Anadolu’dan çok büyük olasılıkla bugünkü Haydarpaşa mevkiine gelerek Kostantiniyye’yi ittifak halinde kuşatma hazırlıklarına başladılar. Sasanilerin başında 2. Hüsrev’in en ünlü komutanı Şahvaraz bulunuyordu. Ordusunda süvari birlikleri ve savaş arabaları bulunan Sasaniler, çok büyük olasılıkla Kalkhedon’u yakıp yıkmışlar ve yağma hareketlerine girişmişlerdi. Kentte bulunmayan Herakleios, Kostantiniyye’yi dışarıdan desteklemişti. Şehri düşürmeyi hedefleyen kuşatma ve saldırıyı, kente daha yakın konumda bulunan Avarlar gerçekleştirmişti. Perslerin İstanbul Boğazı’nı geçip Kostantiniyye kuşatmasına bilfiil katılmış olduklarına dair herhangi bir kayıt bilinmiyor. 626 yazında gerçekleşen bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmış ve Avarlar Avrupa’ya çekilmek zorunda kalmışlardı.

Kemik oyun taşı, 6-7 yüzyıl.
Ordugah alanında bulunan İznik seramiği, 16. yüzyıl.

Sasanilerin 626 kuşatmasına katılmak amacıyla Kalkhedon’a kadar gelip ordugah kurmuş olmaları; Rum Suresi’de anlatılan ve uzun yıllar Anadolu, Suriye ve Mezopotamya’da sürmüş olan Bizans-Pers mücadelesinin en batıdaki cephesine işaret ediyor. Haydarpaşa kazı alanlarındaki yerleşimin 7. yüzyıl başlarında kesintiye uğraması, yukarıda dediğimiz gibi Pers ordusunun bölgeye gelmesiyle ilgili olmalı. Alanda kısa bir süre kalıp, ordugah için çadırlar kuran Pers ordusunun hem bölgeyi tahrip ettiği hem de bir yerleşme kurmadığı için geride kendilerine ait fazla bir şey bırakmadıkları anlaşılıyor.

Rum Suresi’nin 2.-5. ayetlerinde bahsedilen mücadeledeki Bizans üstünlüğü hususu, Kostantiniyye kuşatmasında başarılı olamayan Pers ordusunun bölgeyi terketmesi ve İran’a dönmesi ile gerçekleşmiş. Haydarpaşa arkeolojik kazıları, Kur’an’da Bizans-Pers savaşlarına sahne olan İstanbul ve Anadolu coğrafyalarının anılmış olduğunu kanıtlamakla birlikte, din arkeolojisi çalışmalarının da ne denli önemli olduğuna işaret ediyor. Yaklaşık 1.5 yıldır devam eden ve daha uzun yıllar sürecek gibi görünen Haydarpaşa kazılarının Metropol İstanbul’unun arkeolojik tarihine çok önemli katkılar yapacağı kesin.

Exit mobile version