#tarih
20. Yüzyıl Tarihi

Auguste Blanqui: Marx’tan önce o vardı

19. yüzyıl boyunca her hal ve şerait altında devrim peşinde koşmuş, bu uğurda birkaç kez ölümün kıyısından dönmüş, 33 yıl hapislerde çürümüş bir eylem adamı: Louis Auguste Blanqui. Victor Hugo’nun “öfkenin vücut bulmuş gibi göründüğü hüzünlü hayalet” diye tanımladığı Blanqui hakkındaki yeni araştırmalar onun “fikir fukarası bir darbeci”den çok daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor. 

Sezarizm, Bonapartizm, Peronizm, Marksizm… Kişi adlarıyla anılan çok özel koşullarda oluşan siyasal akımların kimi bir dünya görüşünü niteler, kimi ise sadece bir yönetim biçiminden ibarettir. Bunların arasında fikriyatından çok eylemiyle öne çıkan biri var ki, diğerlerinin arasında nevi şahsına münhasır bir yer tutuyor: Auguste Blanqui (1805-1881). 

Her ne kadar kendi döneminin ötesinde “dar bir kadronun komplosuyla iktidarı ele geçirmek” olarak özetlense de, Blankizm aslında Fransız Devrimi’nin yarım bıraktığı bir özgürlük türküsünü kendi çağında tamamlama iddiasındaydı. 

Başta sıkı bir Robespierre hayranı olan Auguste Blanqui, siyasal özgürlükle ekonomik özgürlük arasındaki ilişkiyi kuran Hebert’in Fransız Devrimi’nde temsil ettiği sol kanada meyletmiş ve devrimin koşullarını veri alarak hareket etmişti. 19. yüzyıl Fransa’sında çalkantılı siyasal hayatında “Mahpus” diye de anılan Blanqui, insanın tarihin aktörü olmasının sanki simgesiydi. 

Giyotine gittiler 1822’de giyotine gönderilen Carbonari üyesi dört asker: Jean-François Bories, Jean-Joseph Pommier, Charles Goubin ve Marius-Claude Raoulx. 18. Louis’yi tahttan indirmek için komplo kurmak suçlamasıyla 19 Mart 1820’de tutuklandılar ve iki yıllık yargılamanın ardından idam edildiler. 

Evet ihtilal ama hangi ihtilal? 

“1789 İhtilal-i Kebiri” sadece bir başlangıçtı. Yalnızca Fransa için değil monarşi ile yönetilen bütün Avrupa için çanlar çalıyordu. Devrimin vaatlerini geçiştirmeye çalışan yöneticiler karşısında, Baldırıçıplaklar (Sans-culotte) üç yıl sonra kralı devirdiler. Cumhuriyet ilan edildi ve Ocak 1793’te kral giyotine gönderildi. Ancak hoşnutsuzluk durulmadı. Ilımlı Jirondenlerin gidip yerine radikal Jakobenlerin gelmesi de özellikle Baldırıçıplaklar’ın radikal kanadı olan “Enragé’ler” ve “Hebertçiler” gibi kesimleri tatmin etmedi. Jakoben otoriterliğe karşı çıkanları Robespierre infaz ettirdi. Sol muhalefet baskılanınca, Jakobenlerin halk desteği de iyice azaldı. Temmuz 1794’te Robespierre devrildi ve bir dönem sona erdi. 

1799’da Napoléon Bonaparte askerî diktatörlük ilan edip ardından 1804’te imparatorluğu tesis etti. Böylece devrimin yıkıntıları üzerinde yeni bir “monark” peydahlandı. 

Devrimin çocuğu Auguste Blanqui 

İyi bir eğitim gören Blanqui, 1822’de “yaşasın özgürlük” diye haykıran Carbonari (1800’lerin başında İtalya’da aktif devrimci örgüt) üyesi dört kişinin öldürülmesine tanık oldu ve bu olayın ardından genç yaşta aktif olarak siyasete katıldı. Birkaç yıl sonra 1827’de tıp ve hukuk tahsili için Paris’e geldi ve katıldığı sokak eylemlerinde birçok defa yaralandı. Burada yaşadıklarından, devrime ihanet edilerek halkın çıkarlarının görmezden gelindiği sonucunu çıkarmıştı. Siyaseten solda olan ütopyacı sosyalistler, mücadele etmek yerine zamanı gelince herkesi kapsayacak tasarımlar peşindeydiler. Blanqui ise geleceği tasarlamak için geçmişten kurtulmak gerektiğini söylüyordu. 1830 Temmuz Devrimi’nde Blanqui ve birlikte çatıştığı Parisli işçiler ellerine ne geçirdilerse onu kullanarak çatışmaları sürdürdüler. Blanqui üç gün boyunca olayların ortasındaydı. Gösterdiği cesaret kendisine yeni hükümet tarafından –sonra unutulsa da– Temmuz Nişanı verilmesine neden oldu. Kral ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Sağcılar, liberaller, cumhuriyetçiler derken, “Yurttaş Kral” diyerek bu kez Orléans sülalesinden bir kral (Louis Philippe) başa geçirildi. Toprak sahiplerinin nüfuzundan bankerlerin nüfuzuna geçen yönetim bir anayasal monarşi oldu. Blanqui devrimin yarı yolda kalmaması, ihanete uğramaması için halkın zaferini kalıcı kılacak bir “adanmışlar örgütlenmesi”ne ihtiyaç olduğu kanısına vardı. 

Nam-ı diğer “Mahpus” 

Hayatının yarısını hapishanelerde geçiren Blanqui’ye bu sebepten dolayı “mahpus” da diyorlardı. Öyle ki, yaşamı boyunca mücadelesini verdiği Paris Komünü’nden bir gün önce tutuklanmış, dünya gözüyle komünü görememişti. 

Cumhuriyetçilikten sosyal devrimciliğe 

Fransız Devrimi’nin en radikal kanadı Gracchus Babeuf’ün temsil ettiği cumhuriyetçilik ve komplocu Carbonaricilik ile modern sosyalist hareket arasında bir geçişi temsil eden Blanqui, 1830’lu yıllardan itibaren cumhuriyetçiliğin sınırlarının bilincine vardı. Denebilir ki, tıpkı Marx gibi liberal hümanizmden sınıf mücadelesi sosyalizmine vardı. Bir yandan bir takım hayaller peşinde koşan ütopik sosyalistlere karşı çıkıyor öte yandan da döneminde etkin olan Comte’un pozitivizmini reddediyordu. 

Siyasal özgürleşmeyle beşerî ve toplumsal özgürleşme arasındaki karşılıklı etkileşimi hayatının merkezine koyan Blanqui, yaşadığı dönemde Fransız siyasetinin önde gelen bir siması iken ölümünden sonra yalnızca “darbeci” olarak hatırlanacaktı. Son zamanlarda Blanqui hakkında yapılan yeni araştırmalar ise 19. yüzyılın bu en inatçı eylem adamının fikir fukarası olmadığını, adanmışlık, sebatkarlık, sonuna kadar direnme gibi hasletlerinin yanısıra dünyayı değiştirmek için yabana atılmayacak fikirler de geliştirdiğini gösteriyor. En azından sorduğu sorular, Machiavelli ile aynı kulvarda olmasa da, siyasi taktik ve strateji meselelerinde önemli adımlar attığını ortaya koyuyor. 

Darbeci mi, komplocu mu? 

Blanqui, kuşağının diğer benzerleri gibi Carbonari tipi örgütlenmeden başkasını bilmiyordu. Çalışan sınıfların henüz bugünkü anlamıyla bir siyasal parti inşa etmekten uzak, hatta sosyolojik olarak da henüz ruşeym halinde olmaları, Blanqui’yi ağır baskı koşullarında gizli örgütlenmeye yöneltmişti. Buna rağmen siyasal bir değişim için propaganda imkanlarını sonuna kadar zorlamıştır. Mümkün olduğu anda da –örneğin Temmuz Monarşisi günlerinde– aleni siyasal faaliyet yürütmüştür. Ancak hayatı boyunca tutuklanma ihtimali olmadan böyle bir faaliyet yürütme imkanı oldukça sınırlıydı. 

Blanqui’ye sonradan yakıştırılan “elitist ve hiyerarşik bir örgütlenme fikrinden vazgeçememe” gibi bir tutumu, yaşadığı dönemle birlikte değerlendirmek gerekir; o dönemde başka türlü bir örgütlenme neredeyse imkansızdı. Henüz hapisten yeni çıkmışken patlak veren 1848 Devrimi’nde cumhuriyet ilan edilip geçici hükümet göreve başlarken siyasal bir parti kurmuş, açık toplantılar düzenlemiş, günlük bir gazete yayımlamıştır. 1848 Devrimi sırasında, bir karşı devrimin kapıda olduğuna dair ikazda bulunmuştur. Aynı yılın Haziran’ında Paris’te işçiler katledilirken bu ikazının ne kadar yerinde olduğu anlaşılacaktı. 

3. Cumhuriyet’in ilanı Fransız ressam Jean Louis Ernest Meissonier’nin Paris Kuşatması isimli eseri. Fransızların 1870’te Prusya karşısında bozguna uğramasının ardından 3. Cumhuriyet ilan edilmişti. Göreve gelen hükümetin ömrü kısa olmuş, yerine Victor Hugo ve Auguste Blanqui’nin de yer aldığı dört kişilik yeni hükümet ilan edildi. 

Blanqui’nin düşüncesinde devrimci azınlık ile halk kitlesi arasındaki ilişki, yani demokrasi meselesi hep sorunlu olarak kaldı. 1848 Devrimi’ndeki rolünü Karl Marx döneme ilişkin ünlü kitabında (Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i) erken Mayıs ayaklanması vesilesiyle şöyle açıklar: “Bu yeni durum, Blanqui ve yoldaşlarını –yani, proleter partinin gerçek önderlerini– kamusal sahneden silmekten başka bir sonuca yol açmadı”. 

Ardından Louis Napoléon’un yükselişi ve İkinci İmparatorluk sökün etti. 1859’da serbest kaldığında Belçika’ya yerleşti ve o gün için azımsanamayacak, 2500 kişilik bir gizli örgüt kurdu (geleceğin başbakanı Clémenceau bu dönemde harekete katıldı). Tekrar hapsedildi, 1865’te hapisten kaçtı. Marx onun 1. Enternasyonal’e katılması için uğraştıysa da bu örgütün Fransız kesiminde Proudhoncular olduğundan Blanqui buna yanaşmadı. 

Blanqui Blanqui’ye karşı 

3. Napoléon tahta çıktığında “devrimler çağının bittiğini” ilan etmiş, fakat bunu yaparak yaşanan en radikal devrimin zeminini bizzat kendisi döşemişti. Toplumsal yapı kökten bir dönüşüme uğramış, imparatorun militarizm takıntısı onu Bismarck Prusyas’ına savaş açmaya kadar sürüklemişti. Temmuz 1870’te Prusya’ya karşı açtığı savaşı Eylül’de Sedan’da kaybetmesinden iki gün sonra Paris’te cumhuriyet ilan edildi. İmparatorluk hiçbir zorlama olmadan çökmüştü. Ancak yeni hükümet âtıl kalınca, Ekim sonunda halk Hôtel de Ville önünde toplanarak hükümet üyelerini tutukladı. Aralarında Victor Hugo ve Blanqui’nin de bulunduğu dört kişilik yeni bir hükümet ilan edildi. Ardından yapılan seçimlerde ise Blanqui kaybetti. Nihayet 17 Mart’ta tutuklandı. Bir gün sonra ise Paris Komünü ilan edildi. Paris’te hem Alman ordusuna hem de Thiers hükümetine karşı direnmek için yepyeni bir örgütlenmeye girişildi. 19. yüzyılın komün yönetiminin en önemli sorunlarından biri, askerî bakımdan direnişi sürdürebilecek iyi bir örgütlenmesi olmamasıydı. Öte yandan merkezileşmiş bir önderliğin olmaması da zaman kaybına neden oluyordu. Nitekim Komün uzun süre savunma konumunda kalınca, Thiers zaman kazanıp ordusunu yeniden düzenledi. 

Ağustos 1870’te imparatorluk çökmüşken, arkadaşları şartların olgunlaştığından dem vurup hemen harekete geçmek gerektiğini belirtirken Blanqui bunun tam aksini düşünüyordu. Buna rağmen karara uydu. Ekim ayında yine akim kalan bir ayaklanma teşebbüsünün ardından Komün’ün ilan edilmesinden bir gün önce tutuklandı. Ve hayatının en önemli olayının bir aktörü olmak yerine yine mahpus olarak kaldı. Prusya ordusunun kuşattığı Paris’te ilan edilen Komün, Versailles’a çekilmiş, savaşı kaybetmiş ancak halka da haddini bildirme niyetinde olan Thiers hükümetiyle rehine pazarlığına girişti. 

Blanqui’nin mezarı 1 Ocak 1881’de ölümünün ardından cenazesi Paris’teki Père Lachaise Mezarlığı’na defnedildi. Mezarında yer alan heykel Fransız heykeltıraş Jean Dalou tarafından 1885’te tamamlandı. 

Komün ilk olarak Blanqui’ye karşılık Paris piskoposunu ve daha sonra elindeki tüm rehineleri vermeyi teklif etti. Elbette Blanqui’nin yandaşları da Paris komününde yer alıyordu, ama bunların bir çoğunluk olduğunu söylemek zordur. Jakobenlerden çeşitli sol eğilimlere oldukça karmaşık bir bileşim vardı. Blanqui’nin kendi saflarının ötesindeki nüfuzu, onun yöntemlerini uygun görmeyenlerin de takdirini kazanmasına yolaçmıştı. Ancak hepsinin gözünde Blanqui, tartışmasız bir biçimde çalışan kitlelerin tarihsel yürüyüşünün bir simgesiydi. Thiers böyle bir takasa yanaşmadı. Komün kanla bastırıldı. Geriye kalanlar sürgüne gönderildi. 19. yüzyıl Fransa’sının devrimler çağı bitmişti. 1870’li yılların sonlarında, Paris Komünü sürgünlerinin affı için kitle hareketi gelişirken Blanqui yeniden bir simge haline gelmişti. Af kampanyasıyla 1879 seçimlerinde Blanqui, Bordeaux’dan aday gösterildi ve milletvekili seçildi. Ardından serbest bırakıldı. Ülkenin dört bir yanında büyük kalabalıkların katıldığı toplantılarda konuşmalar yaptı. 

1881’de vefat ettiğinde cenaze törenine 200 bin kişi katıldı. Sözü burada Victor Hugo’ya bırakmak gerek: “Büyük yetenek, sıfır ikiyüzlülük; özelinde nasılsa kalabalık önünde aynı. Şiddetli inanç, ciddi, asla gülmeyen, saygıları ironiyle karşılayan, iğnelemeyle karışık takdir, küçümsemeyle karışık sevgi ve sıradışı bir adanmışlığa ilham verme… Belirli zamanlarda artık bir insan değil; her türden sefaletten doğan her türden öfkenin vücut bulmuş gibi göründüğü bir tür hüzünlü hayalet”. 

2 KİTAP

Türkçe’de Auguste Blanqui

Edebi Şeyler Yayınevi’nden çıkan Louis-Auguste Blanqui: Bir İsyancının Portresi, yazarın Türkçede yayımlanan ilk biyografisi. Doug Enaa Greene’in kaleme aldığı, Türkçeye Soner Torlak tarafından çevrilen kitapta 19. yüzyıl devrimciliğinin simge ismi üzerine her şey anlatılmamış olsa da; derli toplu, bu tarihin yabancısı için de merakla okunabilecek, sarkmayan bir çalışma. 

Louis-Auguste Blanqui (Bir İsyancının Portresi), Doug Enaa Greema, Edebi Şeyler, Nisan 2019, 226 s.

Blanqui, 1872’de Taureau Kalesi Hapishanesi’nde yazdığı Yıldızlardan Ebediyete Astronomiyi Temel Alan Bir Varsayım adlı kitabında, döneminin bilimsel bulgularını biraraya getirerek bir tür “paralel evren” ve “ebedi dönüş” kuramı geliştiriyor. Metis’ten çıkan kitaba Blanqui’nin hayat hikayesi ve bugün için anlamı üzerine ekler yapılmış. 

Yıldızlardan Edebiyete (Astronomiyi Temel Alan Bir Varsayım), Louis-Auguste Blanqui, Metis Yayınları, Ekim 2015, 188 s.

SEMBOL SLOGAN

Ni Dieu ni Maître

“Ne Tanrı ne Efendi!” anlamına gelen “Ni Dieu ni Maître”,1880’de Auguste Blanqui tarafından çıkarılan gazetenin ismiydi. Blanqui, gazetesini kurduktan bir sene sonra hayatını kaybetti. Ölümünden sonra Blanqui’nin gazetesinin adını sahiplenen anarşist hareket, bunu “motto” haline getirdi ve slogan olarak kullanmaya başlandı. Bugün de anarşist hareketin söyleminde “Ni Dieuni Maître” sembolleşmiş bir slogan.

Exit mobile version