Black Lives Matter hareketinin sıklıkla dillendirdiği gibi, ABD ırkçılıkla mücadelesinde görünürde ilerleme katetmiş olsa da sistematik ve kurumsal ayrımcılık şekil değiştirerek varlığını sürdürüyor. Amerikan rüyasının anlatılmayan yüzü ise detaylarda gizli. ABD’de ırkçılıkla mücadelenin iki ileri bir geri tarihinden az bilinen 6 tarihî kesit.

Geçmişte Jim Crow Yasası gibi kanunlarla kriminalize edilerek temel haklarından mahrum bırakılan siyahlar, bugün de sıklıkla adalet sisteminin ayrımcı uygulamaları nedeniyle şiddet içermeyen küçük suçlardan dolayı erken yaşlarda orantısız cezalarla karşılaşıyor. Hapisten çıktıktan sonra oy kullanma hakkı, çalışma hakkı, eğitime ve kamu yardımlarına ulaşma hakkı gibi pek çok haklarını kalıcı olarak kaybederek, ikinci sınıf vatandaşlığa mahkum oluyor. Ayrıca istatistiklerin eğilip bükülmesiyle, sanki içinde yaşadıkları koşullardan dolayı değil de doğuştan getirdikleri nitelikler yüzünden suç işlemeye daha yatkınmış gibi gösterilen siyahlar, polis şiddetine çok daha sık maruz kalıyor. Siyahlara yönelik polis şiddeti ise çoğunlukla cezasız kalıyor. Köleliğe başkaldırıyla başlayan, siyasal ve medeni haklarla devam eden mücadelelerinin tarihinden kesitler…

1- Amerikalı siyahlar 1870’den beri oy kullanabiliyor: YANLIŞ

1865’te sona eren Amerikan İçsavaşı’nın ardından 1870’de onaylanan Anayasa’nın 15. maddesi, siyah erkeklerin oy hakkını güvence altına alıyordu. Güney eyaletlerinde ise bu yasal hakkı uygulamaya koymamak için şiddet ve linç uygulanmış, “okuryazarlık testleri” de kullanılmıştı. Beyazlar için şart koşulmayan bu testlerde “sabunun üzerinde kaç baloncuk vardır?”, “kavanozda kaç mısır tanesi vardır?”, “bir karpuzda kaç çekirdek vardır?” gibi tahmin soruları soruluyordu. Tabii bu soruların doğru cevabının olmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Bu ayrımcı uygulamalar 1965 Oy Kullanma Hakkı Yasası’na dek devam etti. 

2- Farklı ırkların yaşamın neredeyse her alanında birbirlerinden ayrı tutulmasını zorunlu kılan “Jim Crow yasaları”, adını hayalî bir karakterden alıyordu: DOĞRU

Jim Crow, İngiliz komedyen Thomas Rice’ın 1828’de siyahlarla dalga geçmek için kurguladığı bir karakterin adıydı. Daha sonra da yüzlerini kömürle siyaha boyamış beyaz komedyenler tarafından devam ettirilen tipleme, siyahları ilkel, cahil, her çeşit aşağılamaya boyun eğen insanlar olarak betimliyordu. Güney eyaletlerindeki devlet okulları, toplu taşıma araçları, halk kütüphaneleri, çeşmeler, restoranlar ve otellerde siyahlarla beyazların ayrı tutulmasını gerektiren, ırklararası evlilikleri yasaklayan Jim Crow yasaları, Martin Luther King Jr.’ın öldürüldüğü 1968’e kadar yürürlükte kaldı.

3- Rosa Parks, otobüslerdeki segregasyon uygulamasına karşı çıkan ilk kişiydi: YANLIŞ

Rosa Parks’ın 1 Aralık 1955’te otobüste yerini beyaz bir erkeğe vermeyi reddetmesiyle başlayan Montgomery Otobüs Boykotu, aslında 16 yaşındaki Claudette Colvin’den esinlenmişti. Rosa Parks’tan 9 ay önce otobüsteki yerini bir beyaz Amerikalıya vermeyi reddeden Colvin, otobüsten zorla indirilmiş ve tutuklanmıştı. Fakat yaşı ve olaydan kısa süre sonra evli bir beyaz erkekten hamile kalması nedeniyle Colvin geri planda tutulmuştu. Ayrıca Rosa Parks’tan yıllar önce, Irene Morgan isimli başka bir kadın da eyaletlerarası bir otobüs seferinde oturduğu koltuktan vazgeçmeyi reddetmişti. Avukatlığını yapan Thurgood Marshall sayesinde Morgan kendisine açılan davayı kazanmış ve eyaletlerarası otobüslerde segregasyon uygulaması yasaklanmıştı. 

4- Martin Luther King Jr.’ın efsanevi “Bir Hayalim Var” konuşması doğaçlamaydı: DOĞRU

Ağustos 1963’de düzenlenen “İş ve Özgürlük Adına Washington’a Yürüyüş”, çeyrek milyonun üzerinde katılımcıyla Amerika’nın o güne dek gördüğü en büyük siyasi gösteri olmuştu. Martin Luther King Jr.’ın Lincoln Anıtı’nın önünde yaptığı “Bir Hayalim Var” konuşması ise dünya tarihinin en etkili konuşmalarından biriydi. Konuşmanın orijinal metninde “Bir hayalim var” cümlesi geçmiyordu. King’in konuşması esnasında sahnede yanında duran efsanevi gospel şarkıcısı Mahalia Jackson, King’e dönüp “Onlara hayalinden söz et, Martin” demiş; King de neredeyse bütün konuşmayı doğaçlama olarak yapmıştı. 

5-Martin Luther King Jr. ve Malcolm X gerçek isimlerini kullanıyorlardı: YANLIŞ

Martin Luther King’in gerçek ismi, Michael King’di. Fakat babası Protestan Kilisesi’nin kurucusu Martin Luther’a olan sevgisinden dolayı hem kendi ismini hem de oğlunun ismini sonradan değiştirmişti. Malcolm X ise, Malcolm Little ismiyle dünyaya gelmiş; Little isminin kölelik döneminde verilmiş olmasından dolayı bunu kullanmayı reddetmişti. Kendisine seçtiği X ismi, atalarının unutturulmuş kabile ismini simgeliyordu. 

6- “Beyaz” olmanın tanımı yıllar içinde değişmeden kaldı: YANLIŞ

Irkın kölelikle özgürlük, yoksullukla zenginlik, eşitlikle ayrımcılık arasındaki sınır çizgisini belirlediği ABD’de beyazlığın tanımı siyasal önceliklere göre değişmişti. Örneğin 1929’da Meksika’da doğmuş biri beyaz kabul edilirken, 1930 nüfus sayımından itibaren aynı insan, beyaz ırktan sayılmamaya başladı; çünkü bu dönemde ABD, göç hareketlerini sınırlandırmayı amaçlıyordu. 2. Dünya Savaşı yıllarında işgücüne dışarıdan destek gerektiğinde ise Meksikalılar yeniden beyaz statüsüne döndüler. Siyah olup olmadığınız da bir eyaletten diğerine geçerken değişebiliyordu. Bazı eyaletler 1/4, bazıları 1/16 oranında, bazıları ise “bir damla bile” Afrikalı kanı taşıyorsanız siyah olduğunuza hükmediyordu.