Tam 100 yıl önce, Anadolu’yu işgal eden Yunan kuvvetleri Mustafa Kemal önderliğindeki Türk askeri tarafından kesin yenilgiye uğratıldı. Kocatepe’den Dumlupınar’a, Kurtuluş Savaşı’nın bu nihai aşamasının detayları, hadiselerin yorumları ve harp sahalarının bugünkü vaziyeti…

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlıyacaktı

(Nâzım Hikmet)

1.GÜN: 25 AĞUSTOS

Kocatepe’ye doğru…

Akşehir’de 28 Temmuz 1922’de yapılan toplantı­da taarruz kararı alınmıştı. 6 Ağustos’ta emir yayımlandı. Ordu komutanları 20 Ağus­tos’ta Akşehir’de tekrar bi­r araya geldi ve taarruz kesin şeklini aldı. Birlikler bu tarih­ten sonra geceleri yavaş yavaş muharebe bölgesine yaklaş­maya başladı. 25 Ağustos öğ­len 12.30’da Batı Cephesi Ko­mutanı İsmet Paşa, cephe ge­nel taarruz emrini yayımladı. Hava karardıktan sonra Baş­komutan Mustafa Kemal Paşa ve komuta heyeti, Şuhut’tan Kocatepe güneybatı yamaçla­rına gelerek çadırlı ordugaha geçtiler. Nurettin Paşa komu­tasındaki 1. Ordu birlikleri, Af­yon güneydoğusundaki Akar­çay ile Ahır Dağları arasında­ki 35-40 km.’lik arazi hattında toplandı. 5. Süvari Kolordu­su ise Sandıklı’dan hareketle Çukurca mevkiinden geçerek Ahır Dağları geçitlerine doğru yola çıktı. 2. Ordu birlikleri de Eskişehir kuzeydoğusundan Akarçay’a, güneye doğru uza­nan yaklaşık 100 km.’lik hattı tutmuştu.

2.GÜN 26 AĞUSTOS

Önce top sonra süngü

Sabaha karşı saat 05.00’te Yunan mevzilerine karşı tüm cephelerde yoğun top­çu ateşi başladı. Saat 05.35’te topçu ateşinin kademeli ola­rak Yunan savunma hattı­nın gerisine kaydırılmasıyla, Türk piyadesi ana hedefleri­ne doğru ilerlemeye başladı ve 06.30’dan itibaren telörgü engellerini aşarak hâkim te­pelere doğru saldırıya geçti. İlk olarak Kalecik Sivrisi ve yanındaki tepeler süngü hü­cumuyla ele geçirildi. Daha sonra Belentepe, Tınazte­pe, Beytepe ve Kırcaaslante­pe (Kılıçarslan) alındı. Yunan kuvvetleri, takviye aldıktan sonra Erkmen Tepe ve Çiğil­tepe’de inatçı bir savunmaya geçti. Günbatımına yakın Tı­naztepe tekrar Yunanların eli­ne geçti. Süvari tümenleri ise 08.30 civarında Yunan cep­hesinin batısındaki Çayhisar bölgesine inmiş ve burada iki kola ayrılarak keşif ve tahrip harekatına başlamıştı. Günün sonunda I. Ordu birlikleri Bü­yük Kalecik’ten Çiğiltepe’ye kadar Yunan mevzilerini ele geçirmişler, ancak cephe he­nüz yarılmamıştı.

3.GÜN 27 AĞUSTOS

Yunan cephesi yarılıyor

2. Ordu cephesindeki Türk birlikleri, güçlü Yunan ye­dek kuvvetlerinin büyük bölü­münün güneye, esas muhare­be sahasına inmesini oyalama savaşı vererek engelledi. Mus­tafa Kemal Paşa ve komuta he­yeti, muharebeyi Kocatepe’de sevk ve idare etmeye devam etti. Gün ağarırken 1. Ordu birlikleri tüm cephede yeni­den taarruza başladı. Erkmen Tepeler, Tınaztepe ve öğleden sonra Çiğiltepe (tepeyi zama­nında alamayan 57. Tümen ko­mutanı Albay Reşat 11.30’da intihar etti; tepe saat 14.00’te alındı) ele geçirildi. Bu nok­tadan itibaren Yunan cephe­si yarıldı ve Yunan birlikle­ri Afyon ve Sincan ovasına doğru kaçmaya başladı. Türk birlikleri takibe başladı ve sa­at 17.30’da Afyon şehri alındı. Süvariler ise batıya doğru çe­kilen Yunan birliklerine taar­ruza devam etti.

4.GÜN 28 AĞUSTOS

    Tüm cephelerde taarruz

    Başkumandanlık ve Ba­tı Cephesi Karargahı Af­yon’a taşındı. Taarruz tüm cephelerde hız kesmeden de­vam etti. Yunan birliklerinin bir bölümü, Dumlupınar isti­kametine doğru çekilerek bu­radaki mevzileri tuttu. Esas taarruzu yapan 1. Ordu bir­likleri, kuzeydeki 2. Ordu’yla irtibat sağladı. Süvari Kolor­dusu dağınık düzende çekilen Yunan birliklerine ve Eğret/ Anıtkaya civarındaki yedek düşman kuvvetlerine taciz sal­dırıları yaptı. Böylelikle düş­manın Kütahya yönüne doğru çekilmesi engellendi. O günkü gelişmelerden sonra Yunan komuta kademesinin muhare­belerin kaderine etki etme im­kanı, gruplara bölünen Yunan birlikleri arasında da irtibat ve uyum kalmadı.

    5. GÜN: 29 AĞUSTOS

    Düşman kuşatma altında

    Güneyden 1. Ordu’nun bir kısmı, kuzeyden 2. Ordu ve süvari kolordusu, Trikopis grubunu kuşatma­ya başladı. 1. Ordu birlikleri­nin diğer kısmı ise Dumlu­pınar’daki düşman mevzi­lerine taarruza devam etti. 4 gündür muharebe eden ve yorgun birlikler, Yunan kuv­vetlerine karşı geceyarısına kadar saldırılarını sürdürdü­ler. Dumlupınar güneyindeki stratejik Toklusivrisi tepesi­ni ele geçiren Türk birlikleri, Yunan kuvvetlerinin önemli bölümünün Dumlupınar’da­ki mevzilere çekilmesini önledi. 2. Ordu birlikleri ise Yunan birliklerinin kuzeyi­ne geçerek Altuntaş-Döğer bölgesinde Kütahya yolunu tamamen kapadı ve düşman kuşatma altına aldı.

    6. GÜN: 30 AĞUSTOS

    Başkumandan

    Meydan Muharebesi

    Hayır,

    gelecek günler için

    gökten âyet inmedi bize.

    Onu biz, kendimiz

    vaadettik kendimize

    (Nazım Hikmet)

    Afyon’da bulunan Mus­tafa Kemal Paşa, sabah 10.00’da 1. Ordu karargahı­na gelerek, kuşatma altında­ki Yunan kuvvetlerinin imhası emrini verdi. Saat 15.00’e ka­dar süren yağmur ve sis Yunan birliklerinin savunma düze­ni almasını sağlarken, Türk harekatını geciktirdi. General Trikopis’in 5 tümenine karşı, 8 piyade ve 3 süvari tümeni top­lanmıştı. 4-5 km.’lik bir açık­lık hariç, tüm Yunan kuvvet­leri tamamen sarılmıştı. Saat 17.00’de başlayan topçu ateşi sonrası, 18.30’da piyade süngü hücumuna kalktı. Saat 19.30’da düşman mevzilerine girildi ve Adatepe ele geçirildi. 22.30’da son Yunan direnişi de kırıldı ve Kanlıköprü hattına kadar ilerlendi. Yaklaşık 20 bin kişi­lik Yunan birliklerinin yarısı, ölü-yaralı veya esir olarak sa­vaşdışı kaldı. Aralarında Triko­pis’in de bulunduğu 10 bin ci­varında Yunan askeri bırakılan açıklıktan güneye doğru kaçtı (bunların yarısı sonraki günler teslim oldu). Büyük Taarruz’un başlangıcında Yunan kuvvet­lerinin mevcudu 200 binin üzerindeydi. Bunların yaklaşık 70 bini, çoğunlukla yerli sivil Rumlardan oluşuyordu. 100 bin civarında asker ve ve sivi­lin Yunanistan’a kaçtığı tahmin ediliyor. Yunan kuvvetleri 30 bin ölü verdiler. 20 bini ise esir düştü. Türk birlikleri ise Büyük Taarruz’un başından 9 Eylül’e kadar 13 bin civarında asker kaybetti (şehit, yaralı, esir, has­ta, kayıp). Bunların arasında 146 subay, 2.397 er şehit düştü.

    7. GÜN: 31 AĞUSTOS

    ‘Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!’

    Yunanlar, geniş cephe hattındaki derin tahkimatlarına güveniyordu. Mustafa Kemal Paşa ise, doğru ve tek bir noktadan yapılacak baskın tarzında bir taarruzla düşman hatlarının yarılabileceğini tespit etmişti. Süvariler batıdan Yunanlıları sarıp irtibat yollarını kesecek, 2. Ordu da kuzeyden destek kuvvetlerinin gelmesine mani olacaktı. Tarih bu şekilde yazıldı.

    ŞAHİN ALDOĞAN

    Eylül 1921’de biten Sakar­ya Meydan Muharebe­si’nde Yunan kuvvetleri durdurulduktan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti yaklaşık 1 yıl içinde Anadolu’da tam egemenliğini sağlamış, ül­kenin mevcut bütün kaynak­larını kullanabilecek hâle gel­mişti. Türk Ordusu’nun savaş gücü, Yunan Ordusu’nun savaş gücüne yakın bir noktaya çıka­rılmıştı…

    O dönemde Batı Anadolu sahillerinden Anadolu’nun içle­rine doğru iki önemli stratejik ulaşım yolu vardı. Bunlardan biri kuzeyde Mudanya-Bursa üzerinden Eskişehir’e, diğeri ise İzmir-Uşak üzerinden Af­yon’a ulaşıyordu. Yunan kuv­vetleri iki yolu da elde tutuyor­du. Yunan birlikleri Gemlik’ten başlayarak Bilecik, Eskişehir, Afyon doğusundan güneye dö­nen ve Ahır Dağları-Toklusiv­risi’ne ve oradan Menderes boyunca Nazilli üzerinden Sö­ke’ye doğru 300 kilometrelik bir cephe hattında yayılmışlar­dı. Türk ordusunun yapacağı kesin netice arayan bir taarruz­da, Yunanlılar hem Bursa-Es­kişehir stratejik yolunu hem de İzmir-Uşak-Afyon yolunu korumaya çalışıyorlardı. Yunan Ordusu, İzmir-Afyon stratejik yolunun geldiği cepheyi önem­li görmüş ve en güçlü kademeli tahkimatlarını, topçu mevzi­lerini bu bölgede hazırlamıştı. Birinci ana savunma mevzile­rinin arkasında ikinci, üçüncü, dördüncü savunma mevzile­ri de hazırlanmıştı. Burada bi­rinci savunma hattının Afyon güneyinden batıya dönüp de­vam etmesi Türk birlikleri için büyük bir avantaj sağlıyordu. Şöyle ki bu savunma hattı Af­yon-Uşak demiryoluna yakın­dı ve paralel devam ediyordu. Türk ordusu bu bölgede kesin neticeli bir taarruza karar ve­rirse batı kanadından Yunan ordusunun kuşatılması ola­nakları elde edilecekti. Savun­ma mevzilerinin ulaşım ve geri çekilme yollarından nisbeten uzak geçirilmesi gerekiyordu (Afyon’dan sonra batıya değil de güneye devam etmesi Yunan Ordusu için daha avantajlı ola­caktı).

    Türk başkomutanlığı so­nucun kesin neticeli bir yarma taarruzu ile alınması esasını kabul etmişti. Afyon-Uşak hat­tı (yani İzmir’den iç bölgelere uzanan stratejik öneme sahip yol) birinci derecede önemliy­di. Bu yol ele geçirilip Yunan birlikleri daha kuzeye püskür­tülürse, düşmanı mağlup etme olanağı doğacaktı. Afyon’un güneyinden Akarçay ile Ahır Dağları arasındaki güneye dö­nük Yunan savunma cephesine kesin neticeli bir yarma taarru­zu yapmaya karar verilmesi en uygun harekat tarzı idi. Böyle­likle Ahır Dağları doğusunda­ki boşluktan kuşatma olanak­ları da elde edilecekti. Nitekim 5. Süvari Kolordusu kuşatmayı buradan yapmıştı. Bu kesin ne­ticeli taarruzda ağırlık merkezi oluşturma prensibi de titizlikle uygulanmıştı. Batı cephesi em­rindeki 18 piyade tümeninden 11’i bu 36 kilometrelik cepheye ayrılmış, Afyon’un kuzeydoğu­su, Eskişehir doğrultusunda­ki 100 kilometrelik cepheye de tespit taarruzları (düşmanın asıl muharebe yerine kuvvet kaydırmasını engellemek için yapılan durdurma taarruzları) için 5 piyade tümeni ile bir mü­rettep süvari tümeni ayrılmıştı.

    Fahrettin (Altay) Paşa ko­mutasındaki 5. Süvari Kolor­dusu da sol kanatta kuşatmay­la görevlendirilmişti. Baskın tesiri prensibi de gözönünde bulundurulmuş, tüm birlikler intikallerini geceleri yapmış, gizliliğe azami önem verilmişti. Bu arada hazırlıklarını tamam­layan Batı Cephesi Komutan­lığı’na, Başkumandan Mustafa Kemal Paşa son aşamada kri­tik bir müdahalede bulunmuş­tur. Batı Cephesi Komutanı İs­met Paşa’nın, 2. Ordu’nun daha önce, yani 25 Ağustos akşamı taarruza başlaması önerisini, baskın tesirinin ortadan kalka­cağı gerekçesiyle reddetmiştir (Askerî Tarih Belgeleri Dergi­si, Ocak 1994, no: 97, belge no: 2582 Harp Ceridesi, arşiv no: 4/4557 klasör no: 1898 dosya no: 76-136, fihrist: 11, 11-1).

    26 Ağustos 1922 sabah 03.00’te başkomutan, genelkur­may başkanı ve batı cephesi ko­mutanı maiyetleri ile beraber çadırlı ordugahtan 1. Ordu gö­zetleme yeri olan Kocatepe’ye geldi. Topçu 04.30’da ateşe baş­layacaktı. Ancak yoğun sis yü­zünden yarım saat gecikmeyle 05.00’te bütün cephede birden ateşe başlandı. Ağır topçunun ateş tanzimi 05.25’te tamam­landı. Saat 05.35’te 10 dakika süren tahrip ve arkasından im­ha ateşine geçildi. Tahrip ate­şinin başlamasıyla birlikte tüm cephede piyadeler ilerlemeye başladı. 05.30’da Yunan top­çusu da karşı ateş açtı. Yunan atış tanzim ve gözetleme istinat noktaları, cephenin hayli ileri­sinde olmalarından dolayı Türk birliklerinin ilk tahrip ve imha ateşlerinde neredeyse tamamı savaşdışı kalmışlardı. Dolayı­sıyla sonraki saatlerde etkili bir topçu ateşi sürdüremediler. Türk piyadesi hücum kolları, topçunun açmış olduğu gedik­lerden tahkimli Yunan birinci hat mevzilerine girmeye baş­ladı. 5. Kafkas Tümeni (Yarbay Halit) Küçük Kalecik Sivrisi’ni, 11. Tümen (Yarbay Ahmet Der­viş) bunun batısındaki mevzi­leri, 23. Tümen (Yarbay Ömer Halis) Belentepe’yi, 15. Tümen (Yarbay Naci) Tınaztepe’yi, 14. Tümen (Yarbay Ethem Necdet) Kılıçarslan Gediği’ni ele geçir­diler.

    En güçlü tahkimatlardan bi­rinin bulunduğu 1.310 rakımlı Erkmentepe, Çiğiltepe (Çe­kiltepe) ve Toklusivrisi’ndeki Yunan birlikleri mukavemete devam ediyorlardı. Yunanlılar, ihtiyat kolordusundan aldıkları takviyelerle peyderpey karşı ta­arruzlara başladı. Tınaztepe ve Kılıçarslan Gediği’ni geri aldı­lar. 1. Ordu’nun karşı taarruzla­rı sürerken, 5. Süvari Kolordu­su da Ahır Dağları’nın yamaçla­rındaki dar geçitlerden geçerek sabaha doğru Sincanlı Ovası’n­da, Çayhisar batısında toplan­maya başladı. Bir yanda, Yunan demiryolu müfrezelerine saldı­rıp demiryolunu tahrip etmeye çalışırlarken bir yandan da 1. Ordu taarruzunu desteklemek için batıdan Yunan mevzilerine (Çiğiltepe gerisi) saldırdılar.

    Bu sırada 41. Tümen (Albay Alaattin), Seyyid Gazi doğusun­da düşmana taarruz ediyordu. Aynı kolordunun 61. Tümeni (Yarbay Salih) sabah erkenden Kazuçuran tepesini saldırarak almış, güçlü Yunan ihtiyatları bölgeye gelince geri çekilmek zorunda kalmıştı. 2. Ordu’ya bağlı 6. Kolordu’nun tümenleri de Dedesivrisi ve Gazlıgöl mev­zilerine taarruz edip düşman kuvvetlerini yerinde tutuyor­lardı. İlk gün Çiğiltepe, Erkmen­tepe ve Tınaztepe’nin büyük bir kısmı düşman elinde kaldı. 27 Ağustos sabahı erkenden başlayan taarruzların sonun­da Erkmentepe ve Tınaztepe öğle sularında ele geçirildi. Sa­at 14.00 civarında da Çiğiltepe zaptedildi. Bu tepeyi zaptet­mekle görevli 57. Tümen komu­tanı (Albay Reşat), tepeyi söz verdiği zamanda ele geçireme­miş olmanın veriği üzüntü ile tepe alınmadan kısa süre önce intihar etti.

    Öğleden sonra cephe artık yarılmış, bütün mevziler de ele geçirilmişti. 8. Piyade Tü­meni (Albay Kâzım) 17.30’da Afyon’a girdi. Bu sırada 5. Sü­vari Kolordusu da batıya çeki­len düşman kuvvetlerini atlı hücumlarla ve ateşle durdur­maya çalışıyordu. 61. Tümen, Kazuçuran tepesini ele geçir­di ve batıya doğru ilerlemeye başlandı.

    Mürettep Süvari Tümeni (Albay Hacı Arif ) Döğer isti­kametinde Afyon-Kütahya-Es­kişehir yolunu kesmek üzere muharebe ederek ilerliyordu. 1. Ordu karşısındaki Yunan birlikleri saat 15.00’ten itiba­ren batı-kuzeybatı istikame­tinde çekilmeye başladılar.

    Yunan 1. ve 2. kolorduları Resulbaba-Küçükköy Dum­lupınar güzergahından ge­çen üçüncü savunma hattın­da toplanmaya çalışıyorlar­dı. Batı Cephesi Komutanlığı, Başkomutanlık’la uyum içinde gelişen duruma uygun yeni emirler verdi. 2. Ordu çekilen Yunan kuvvetlerini kuzeyden kavrayarak Kütahya’ya çekil­melerine engel olacaktı. 1. Or­du da düşmanı batıdan kav­rayarak İzmir istikametinde çekilmesine engel olacaktı. Sü­vari kolordusu düşmanın yan ve gerilerinde taarruza devam edecekti. 28 Ağustos’ta müret­tep süvari tümeni Döğer’i ele geçirdi ve Altıntaş yönünde ilerlemeye başladı. 1. Ordu’nun 2. Kolordusu da 12. Yunan Tü­meni’ne taarruz ederek kuzeye attı. 1. Kolordu’ya bağlı iki tü­men de Balmahmut civarında yakaladığı iki Yunan tümenini taarruzla dağıtıp ağırlıklarını terkettirip geriye attı.

    1. Kolordu, Dumlupınar yö­nünü kapamak üzere batıya döndü. 5. Süvari Kolordusu da çekilen düşman tümenlerine pervasızca saldırılar yaparak zayiat verdirmeye devam edi­yordu. Yunanlıların 1. ve 7. Tü­menleri hırpalanmış bir hâlde süratle kaçarak Dumlupınar güneyinde mevzilenmeye baş­ladılar.

    Toklusivrisi’ndeki mukave­met ise hâlâ devam ediyordu. 1. Kolordu’nun iki tümeni ve 6. Bağımsız Tümen’in müşterek taarruzu ile Toklusivrisi de ele geçirildi. Buradaki 2. Yunan Tümeni de güneydeki Dumlu­pınar mevzilerine güçlükle çe­kilebilmişti.

    Büyük Taarruz sırasında Yunanların bırakmak zorunda kaldıkları malzeme ve mühimmat.

    30 Ağustos 1922 sabahı başkomutan ve Batı Cephesi Komutanı Çalköyü’nde Zafer­tepe’deki 1. Ordu komutanının yanına geldiler. Beş Yunan tü­meni (4, 5, 9, 12 ve 13. tümen­ler) ve 1. ve 2. Yunan kolordu karargahları kuşatma torba­sı içine alınmışlardı. Kuşatı­lan tümenlere, 6. Kolordu’nun 16. tümeni Çalköy batısın­dan; 61. Tümen Çalköy’deki 16. Tümen’in sağından; 4. Ko­lordu’nun 11. Tümen’i Çalköy güneyinden; 5. Tümen ise 11. Tümen’in sol kanadından; 23. Tümen Aslıhanlar kuzeyinden; 3. Tümen de 23. Tümen’in sol kanadından taarruza başladı. Süvari Kolordusu da kuzeyba­tıdan kuşatılan Yunan tümen­lerinin çekilme yollarını kapa­mıştı.

    Öğleden sonra düşman, Adatepeler mıntıkasında her taraftan kuşatılmış bir hâl­de kesin neticeli bir muhare­be vermek zorunda bırakıldı. Kaçmaya çok uğraştı. Muhare­be güneş batana kadar sürdü. Yunan tümenleri, savaş mey­danında birçok ölü, yaralı, esir, top, otomobil, her türlü silah ve ağırlıklarını bırakıp imha edil­miş oldu. Trikopis ve diğer üst rütbeli Yunan subayları da Mu­rat Dağı yönünde Kızıltaş De­resi yönünden çekilmişlerse de 2 Eylül 1922’de esir edildiler. Takip sonucu 1 Eylül 1922’de Uşak, 9 Eylül 1922’de İzmir, 10 Eylül’de Bursa ve 16 Eylül’de de Bandırma kurtarıldı. Böylelikle bütün Anado­lu düşmandan temizlenmişti. Taarruz ve takip hareketlerin­de Türk kuvvetleri, başta Baş­komutan Mustafa Kemal Paşa olmak üzere her sınıftan subay ve erlerin kahramanlıkları, fe­dakârlıkları, feragatleri ve da­yanma güçleriyle yakın tarihi­mizin rotasını değiştirdiler.

    TÜRK TARAFI NEDEN VE NASIL KAZANDI?

    1. Birlikler düzenli, moral ve eğitimleri yüksekti. Askerî güç, Yunanlılarla aşağı yukarı aynı seviyeye getirilmişti.

    2. Harekat çok iyi planlandı. Mustafa Kemal, kuvvet­lerinin büyük kısmını kesin netice alınacak yerde yo­ğunlaştırarak yaptığı baskın tarzında yarma taarruzu ile Yunan kuvvetlerini dağıttı.

    3. Süvarilerin batıdan yaptığı sarma harekatı, Yunan­lıları paniğe sevketti.

    4. 2. Ordu’nun doğudan gerçekleştirdiği tespit taarruzu Yunan kuvvetlerinin asıl muharebe alanını desteklemesini önledi.

    5. Türk ordusunun takip hızı, Yunan kuvvetlerinin geri çekilme hızından fazlaydı.

    6. Başkomutan baştan itibaren sıcak muharebe hattında bulundu, doğrudan emirler verdi ve harekatı bizzat yönetti.

    YUNAN TARAFI NEDEN VE NASIL KAYBETTİ?

    1. Birlikler yorgun, moraller düşüktü. Komuta kade­mesi birlik içinde değildi.

    2. Yunan ordusu işgal planı yapmıştı ama meydan mu­harebesi ile sonuçlanacak bir savunma planı yoktu.

    3. Yunanlar kuzeyden güneye toplam 136 km’lik tüm cephe hattını savunmak istiyordu. Halbuki “her yeri korumak isteyen hiçbir yeri koruyamaz”dı.

    4. Başkomutan, muharebeleri İzmir’den sevk ve ida­reye çalışıyordu. Cephede olan bitene vâkıf değildi, yerinde kararlar veremedi, emirleri gecikti veya uygulanması mümkün olmayan emirler verdi.

    BEYLERBEYİ – KURTULUŞA KÜREK ÇEKENLER

    Büyük Taarruz İstanbul’da başladı

    Kurtuluş Savaşı’nın en az bilinen cephesi İstanbul. Boğaz’da ve Karadeniz’de canları pahasına görev yapan kahramanlar, 26 Ağustos 1922’de başlayan nihai taarruz için gereken silah ve mühimmatı Anadolu’ya ulaştırmışlardı. İşgal altındaki İstanbul’un yüksek gerilim hattı ise Beylerbeyi’nden geçiyordu. Kolağası Selahattin Bey’den Kurtuluş Savaşı’nda direniş örgütlerine ve Teşkilat-ı Mahsusa’ya uzanan zincir içerisinde görev yapan fedakar insanların hikayesini, Derya Tulga dergimizin 31. sayısında (Ağustos 2011) kaleme almıştı.