#6 Abuzer Batı

Abuzer, şirin ruh ve sinir hastanemizin eski sakinlerinden biriydi. Hakkındaki teşhis veyahut gördüğü tedavi hakkında malumatım yoktu. Yalnız bir keresinde benimle görüşmek istemiş, odama gelip beş dakika kadar sessizce oturduktan sonra hiçbir şey söylemeden çekip gitmişti. Belki konuşmaya cesaret edememiş, belki de beni gözü tutmamıştı, bilemiyorum. Amma velâkin, altı ay kadar sonra bir gece yarısı tekrar ziyaretime geldi. Epey farklı göründüğü dikkatimden kaçmamıştı. “Hoşgeldiniz,” dedim geçip oturmasını işaret ederken. “Zayıflamışsınız.”

“Yirmi sekiz kilo,” dedi. “Dört ayda yirmi sekiz kilo vermişim.”

“Bir intaniyeciye göründünü mü?”

“Sıhhatim yerinde,” dedi, kendisine ikram ettiğim ve hastane koşullarında epey lüks bir tüketim malzemesi sayılabilecek bisküvilere dokunmadan. “Benim derdim başka. Tamamen iyileştim ama doktoru ikna edemiyorum. Buradan çıkmama yardım etmelisin.”

“Ben de sizin gibi bir hastayım,” dedim. “Doktor benim sözümü neden dinlesin ki?”

“Onu ikna etmen gerekmiyor,” diye karşılık verdi. “Kim olduğunu biliyorum. Bir şekilde halledersin sen.”

“Daha önce içinize sindirememiştiniz yardımımı istemeyi. Şimdi ne değişti?”

“Çarem kalmadı,” dedi kapkara gözlerini benimkilere dikerek. “Bazen belayı def etmek için başka bir belaya ihtiyaç duyuyor insan.”

“Bela?”

Asabi hareketlerle yüzünü ovuşturduktan sonra, “Bir cin,” dedi. “Karıma bir cin musallat oldu. Gidip onu kurtarmam lazım.”

“Nereden biliyorsunuz bunu? Eşiniz mi söyledi?”

Başını hayır anlamında iki yana salladı. “Bazen beni de ziyarete geliyor namussuz. Açıkça bir şey söylemiyor ama bakışlarından, tavırlarından anlıyorum. Karıma tecavüz ediyor… Onu görünce ölü gibi kaskatı kesiliyorum, korkudan sesim çıkmıyor, nöbet geçiriyorum. Mazhar Hoca o sebeple bırakmıyor beni, hâlimi hastalığıma yoruyor. ”

“Nasıl bir şey bu cin?”

Düşünmeksizin, bir çırpıda cevapladı sorumu Abuzer: “Ufak tefek, maymun boyunda, uzun kulaklı, kafasında şapkası var, aşırı kıllı ve gözleri dikine… Adı Gaffur.”

“Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz dışarı çıkınca?”

“Karımı o şeytandan koruyacağım,” dedikten sonra hafifçe boğazını temizledi. “Sen kusura bakma, sözüm meclisten dışarı.”

Gayri ihtiyari gülümsedim. “Eşiniz nerede şu an?”

“Babamgillerle kalıyor.”

“Onlar yardımcı olamaz mı?”

“Yok. Benim gitmem şart.”

“İsteğini yerine getirirsem karşılığında ruhunuzun sonsuza kadar bana ait olacağını biliyorsunuz, değil mi? Bir çıkış izni için çok büyük bir bedel.”

“Bırak orasını ben düşüneyim.”

“Hay hay,” deyip imzalayacağı evrağı uzattım önüne.

Abuzer çok geçmeden taburcu edildiyse de hürriyeti maalesef çok uzun sürmeyecekti. Karısına musallat olduğu gerekçesiyle yirmi yerinden şişleyerek katlettiği kişi, Abuzer’e göre Gaffur isimli bir cin, gazetelerin yazdığını göre de öz babası Cafer Batı’ydı. Şüphesiz, iki görüş de gerçeği yansıtmaktaydı.