Çinggis Han’ın en büyük oğlu “Cuçi”, Altın Orda devletinin kurucusu olmasına rağmen kaynaklarda adı pek az geçen bir hükümdardır. Tarihte, “dokunulmazlıkları” olduğu düşünülen birinci el kaynakları yazanların, olayları siyasi iradelerin gölgesinde veya emrinde yazmış olduklarını unutmamak gerekir. 

İSENBİKE TOGAN

Birden fazla çocuğu olan ailelerde, büyüklere “sen ağabeysin, sen ablasın” diyerek söz hakkı, küçüklere de şımarma hakkı verilir. Ortancalar arada kaynar. Ama anlaşılan bu her zaman tarihte böyle olmamıştır. Örneğin Çinggis Han’ın iki ortanca oğlu ile ilgili, Çağatay ve Oktay (Ögedey) adlarını iyi biliriz. Herhalde anne-babalar bu isimleri çocuklara verirken Çinggis Han’ı düşünmezler; sanki bu iki ortanca evladın ismi diğer kardeşlerinkilere göre kulağa daha hoş gelir. 

Bütün bu evlatlar arasında adı en az duyulan, “Cuçi” olarak bilinen en büyük oğuldur. Bu oğulun annesinin Merkitler tarafından kaçırılmış olması dolayısıyla, babasının bir Merkit olabileceği kaynaklara yansımıştır. Reşideddin de bu adı kibarca “Moğolca konuk, misafir anlamına gelir” diye ile açıklamıştır (Reşideddin’in açıklamaları uzun süre gerçek gibi kabul edilmişti). 

Ancak aynı dönemlerde “Cuçi” adını taşıyan başkaları da vardır. Onların anneleri hakkında benzer kaçırılma hikâyeleri yoktur. Varislerinin hükümdar olduğu Altın Orda devletinin büyük bir alanı kapsamasında Cuçi Han’ın büyük rolü vardır ama, o dönem kaynaklarında adı seyrek olarak geçer, faaliyetleri azımsanır. Herkes sefer ve fetihlerle meşgulken o hep çok uzaklardadır. Erken yaşta, babasından önce ölmesi de onun bu uzak konumunu kuvvetlendirir. 

Altın Orda olarak bilinen bu ulusun babası “Cuçi Han”ın bu kadar arka planda kalması modern tarihçilerin dikkatini çekmeye başlayınca, ilginç çözümlemeler ortaya çıkmıştır. Bu konuda Orta Asya olaylarına güneyden, Hint tarafından bakan Minhac Cüzcani’nin eserinde “Cuçi”den “Tüşi” diye sözedilmesi bir başlangıç oluşturmuş ve “Tüşi” diye yazılan adın “Töşi” de okunabileceği ileri sürülmüştür. Sonuçta “Çinggis Han’ın en büyük oğlunun Türkçe adı” diye incelemeler yapılmış ve hatta Ankaralıların tatlıya “datlı” demeleri gibi “Töşi”nin de “Döşü” olabileceği düşünülmüştür. Hani sevdiklerimizden “canım-ciğerim” diye söz ederiz ya; burada da en büyük oğulun Çinggis Hanın “döşü” olduğu kanısına varılmıştır. Bu nedenlerle bir süredir bu ad artık “Cöçi” şeklinde yer almaya başlamıştır. 

“Cöçi” ile ilgili hikayelerin gerçek gibi kabul edilmesinde, en birincil kaynak olarak gördüğümüz Moğolların Gizli Tarihi’nde Çağatay’ın ağabeyinden “Merkit dölü” diye bahsetmesi de “gerçekleri” perçinleyici bir rol oynamıştır. Babalarının da bulunduğu bir mecliste, gelecekte kimin başa geçeceği konusu konuşulmakta idi. 

Öte yandan yine bir süredir, bizim Çinggis Han ve Moğol İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükselme devirleri için başvurduğumuz kaynakların çoğunun tarafsız bir şekilde kaleme alınmadığı konusu gündemdedir. En önemli kaynak olarak gördüğümüz eserler -Reşideddin’in Camiüttevarih’i de dahil olmak üzere- çoğunlukla en küçük kardeş Toluy Han evladından olan Kubilay Han, Gazan ve Ölceytü Han devirlerinde yazılmıştı. Yapılan inceleme ve karşılaştırmalar sonucu, Toluy evladının tarih kitaplarına geçen bilgileri kendi menfaatlerine yönlendirmiş oldukları anlaşılmıştır. Şimdiye kadar Ögedey Han döneminde yazıldığı düşünülen Gizli Tarih bu akımın dışında kalıyordu. Ancak yakın zamanda Christopher Atwood, Gizli Tarih’in de bunlardan farklı olmadığını gösteren ve eserin yazılışını Toluy oğlu Möngke Han (1251-1259) zamanına kaydıran bir makale yayınladı. 

Günümüzde bilgi kaynaklarının karşılaştırılıp incelenmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Ancak “dokunulmazlıkları” olduğu düşünülen birinci el kaynakları yazanların da olayları siyasi iradelerin gölgesinde veya emrinde yazmış olduklarını unutmamak gerekir. O açıdan eserleri kimin ne zaman, nerede yazdığı önem taşıdığı gibi; bunların kimin zamanında ve gelecekte nasıl algılanması gerektiği çerçevesinde yazılmış olduğu da dikkate alınmalıdır.