#tarih
Gastro Tarih

Ekmek arası tarihin yolculuğu

İlk sandviçin ne zaman yapıldığını bilmek pek olası değil ancak ekmek arası lezzetler antik dönemlerden beri yiyeceğini yanında taşıması gerekenlerce benimsenmiş bir yöntemdi.

Hikâyesi eğlenceli ve kolay hatırlanır ol­duğundan olsa gerek, sandvicin keşfi 1762 yılında, 24 saatlik bir kumar maratonu nedeniyle akşam yemeğini ma­sadan kalkmadan halletmek isteyen 4. Sandwich Earl’ü Jo­hn Montagu’ye atfedilir. Halkın içinden yükselmiş bir politi­kacı olan Montagu zaten kibar ortamlarda bile elleriyle yemek yermiş. Bu nedenle elleriyle “soğuk et ve ekmeğe” girişmesi çevresindeki asilzadeler tara­fından pek de ayıp karşılanma­mış. Dahası kulüpte geç vakit­lere kadar kumar oynayan di­ğer müdavimler de bu yiyeceği hemen benimseyerek “Bana da Sandwich’inkinden,” diyerek ekmek arası yiyeceklerin adını “sandviç” koymuşlar.

Biraz daha geçmişe göz atarsak, MÖ. 1. yüzyılda Hillel isimli bir hahamın Pesah Bay­ramı boyunca hamursuz kra­kerleri arasına, çölde çektikle­ri acıları simgeleyen acımtrak otları koyarak yediği bilgisi­ne rastlıyoruz. Bu uygulama­ya onun adı verilmiş ve “Hillel Sandviçi” denilmiş.

Sandviçe adını veren John Montagu, Earl of Sandwich (1718-1792

6 ile 16. yüzyıl arasında Or­taçağ boyunca tabak yerine her yerde kalın ve bayat ekmek blokları kullanılır, etler ve di­ğer yiyecekler ekmeğin üzerine dökülür ve elle yenirdi. Bu ba­yat ekmekler yağı, yemek sula­rını ve sosları emerdi. Yemeğin sonunda şayet karın doyduysa ekmek fakirlere veya köpekle­re atılırdı. Bu kalın tabak yeri­ne geçen ekmek dilimleri açık sandviçlerin atası sayılır. As­lında sandviçe bu isim takıl­madan önce malzemesine gö­re “et-ekmek” (bizdeki “pey­nir-ekmek” gibi) deniliyordu. 16 ve 17. yüzyıl İngilteresi’nde kaleme alınmış piyeslerde bu terimlere rastlanmaktadır.

Sandvicin mucidi elbette Montagu değildi. O sadece bu pratik yiyecek türünü İngilte­re’nin kibar çevrelerine kabul ettirmişti. Sandviç önceleri sadece gece geç vakitte içkili partilerde erkekler tarafından tüketilen bir yiyecekti. 1762’de ilk kez Edward Gibbons isimli bir İngiliz yazar, gazetede ül­kenin en zengin ve asil 20-30 şahsiyetini The Cocoa Tree isimli oyun klübünde sandviç yiyip, üzerine de panç içerken gördüğünü yazar. Bu, sözcüğün yazılı olarak ilk kayda geçen kullanımıdır.

Sandviç tüketimi kısa süre­de topluma yayıldı; giderek beş çaylarının, pikniklerin vazge­çilmezi, tavernaların en tercih edilen yiyeceği haline geldi. Demiryollarının ilk zamanla­rında istasyonlarda da satıla­bildiği için sandviçler en ideal ‘hızlı yiyecek’ haline geldi.

Önce İngiltere’de yaygınla­şan sandviçin Yeni Dünya’da benimsenmesi biraz zaman aldı. Bu, o yıllarda Amerikalı şeflerin İngiliz modaları ile aralarında mesafe bırak­ma isteğinden kaynakla­nıyordu. Sandviç Ame­rikan yemek kitapla­rında ilk defa 1816’da yer aldı. Artık içine konanlar salt so­ğuk et ile kısıtlı da değildi. Tariflerde peynir, meyva, de­niz ürünleri ve man­tar kullanılıyordu. Amerikan İç Savaşı’nı takip eden yıllarda tü­ketim oldukça artmıştı. 1920’lerde Gustav Papen­dick dilimlenmiş, ambalajlı ekmek yapmanın yolunu keş­fedince sandviç annelerle okul çocukları, işçiler ve çalışanlar için kolay hazırlanan, taşına­bilir bir yiyecek olarak iyice popüler hale geldi.

Meşhur Basri Sandviçi
1930’larda doğan çizgi
kahraman Basri’nin
(Dagwood Bumstead)
kat üstüne kat çıktığı
sandviçleri, “Basri sandviçi”nin (Dagwood
sandwich) ortaya çıkmasına
neden oldu.

Yola çıktığımız İngiltere’ye geri dönersek, en pahalı sand­viç Selfridges’da şef Scott Mac­Donald tarafından yaratılan bir sandviçmiş. Wagyu bifteği, taze kaz ciğeri, siyah trüflü ma­yonez, brie peyniri gibi pahalı malzemelere yüklendiği için tanesi 85 pound’a satılan Mac­Donald, ucuzluğu ve tekdüze­liği ile dünyanın her köşesinde damak tadının canına okuma­ya yemin etmiş zincir sandviç markalarından çok farklı elbet­te. Buna Okyanus’un öbür ya­nından bir yanıt gelmiş: Bildi­ğin kaşarlı tost 214 dolar desek, “Ne yani, altın mı kaplamış­lar?” diye sormaz mısınız? So­run bakalım… Bildiğimiz kaşar­lı tostun kenarlarını yenilebilir altın varakla kaplayıp yanına da domatesli ıstakozlu bisque’i Baccarat kristali bir bardakta sunup faturaya 214 dolar yaz­mışlar. Üstelik peyniri de, şefin iddiasına göre, pek ‘nadir’ bu­lunan kaşkavalmış.

Bırakalım onları kendi ara­larında yarışmaya devam et­sinler, bizim ellerin de “yeme de yanında yat” sandviçleri çoktur doğrusu… Dilli-kaşar­lısı, karışık kumrusu, Ayvalık tostu, eskiden vapurlarda satı­lan beyaz peynir-domates-ye­şil biberlisi… Sonra, dönerli po­fuduk pideler, arnavut ciğerli uzun sandviçler, yarım ekmek içi kokoreçten tutun da söğü­şüydü, çiğ köfteli dürümüydü, ıslak hamburgeriydi derken ne yaratıcı, ne lezzetli sandviç­lerimiz var. Kıymetini bilelim derim.

Exit mobile version