Asya’dan Afrika’ya ülkeleri fethettirdi, 7 yüzyılın en güçlü imparatorluğunu kurdu. Bir halife gibi değil, sade bir Müslüman olarak yaşadı. Deveye kölesiyle nöbetleşe binen, yamalı elbisesiyle hutbeye çıkan, adaletin, eşitliğin, bilgeliğin sembolü Ömer; pazar yerinde yine bir köle tarafından hançerlenmiş; cinayetin arkasında müşriklikten dönme Mekkeli soyluların olduğu iddia edilmişti.

Hulefâ-i Raşidîn diye anılan ilk dört İslâm halifesinden Hz. Ebubekir’den sonra gelen, Hattab oğlu Hz Ömer’dir (Mekke584?-Medine 23Kasım 644 /Halifeliği 23 Temmuz 634- 23Kasım 644).

Başlangıçta unvanı “Halifet Halifeti’r-Resulullah”(Resulullahın Halifesi Ebubekir’in Halifesi) iken, fetihler başlayıp sınırlar genişleyince “Emirü’l- mü’minîn”(Müminlerin başı) unvanını alarak hükümdarı olmuştu. İslâm tarihinde bu unvanı alan halifelerin ilki Ömer’dir. Buyruğu altına aldığı Asya’dan Afrika’ya uzanan ülkelere bakınca emiril-müminin unvanını, imparatora, şehinşah veya sultana eşit saymak gerekir. Diğer yandan İslâm ordusunun başkomutanı konumunda olmasına karşın istila ve fetihlerde komutanlık etmeyerek bu görevi arkadaşlarına bırakmıştı.

Günümüze kadar İslâm ülkelerinde adaletin, insanlar arasında eşitliği gözetmenin, bilge yöneticiliğin simgesi sayılagelen Hz. Ömer; Mekkeli Medineli mücahitlerden gazâ bölüklerinin öncülüğünde mevâli denen paralı askerle kölelerden ateşli orduları sevk ederek Asya’dan Afrika’ya ülkeleri fethettirmiş, o dönemin en güçlü imparatorluğunu kurmuştu. Oysa kendisi yamalı giysileriyle hutbeye çıkacak, cami toplumuna bir zamanlar deve çobanlığı yaptığını anlatacak, devesine kölesiyle nöbetleşe binecek kadar hakkaniyet gözetirdi. Kendisi, hükümdarlık belirtilerinden uzak, servet ve mülk yoksunu sıradan bir Arap gibi yaşamayı seçmişti.

Ömer ilk Müslüman olanların 40’ıncısı, sağlığında cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşerei mübeşşere) idi. Ebubekir gibi Ömer’in de bir kızı Hz. Muhammed’le evliydi. Şahsiyetini, ahlak ve erdemini, başarılarını veren, hikmetli söz ve anekdotlarını içeren kitaplar çoktur. Gençliğinde, müşriklerden korkarak ibadetlerini gizli yapan ilk Müslümanları cesaretlendirerek Kâbe’nin avlusunda alenen namaz kılmalarına öncülük ve koruyuculuk etmişti. Bireyleri kabileler arası anlaşmazlıkları çözen bir aileye mensuptu. Haklıyla haksızı ayırmadaki şaşmaz bilgeliği nedeniyle “Fâruk” (ayırt eden, Ömerü’l-Fâruk) lakabıyla ünlenmişti. Hıristiyanlarsa onu “Müslümanların Pavlus’u” diye överlerdi. Halifelik dönemi için, “kurt-la koyunun arkadaşlık ettiği yıllar” denmiştir. Gazve denen Müslüman-müşrik savaşlarının hemen hepsine katılmıştı.

Hz. Ömer’in ‘imzası’ Hazreti Ömer’in Ayasofya’daki hüsn-ü hattı: Ömer el Faruk

İslâmiyete kısa zamanda uçsuz bucaksız ülkeler kazandıran, devlet yapısını kurarak kurumları örgütleyen Hz.Ömer’dir. Paralı askerlerden orduyu, kamu hazinesi Beytülmâl’i, İslâm vergi hukukunu ve mahkemesini, kadılık kurumunu ve divanı kuran, İslâm devletinin ahalisini Arap, mevali reaya sınıflarına ayırarak vergilendiren odur.

Arap kabilelerini, orduyu ve eyalet bürokrasisini örgütlerken Müslümanlığı seçmeyip kendi dinlerinde kalanlara “ehl-i zimme” adıyla yaşama ve ticaret güvencesi sağlarken bunları haraç ve cizyeye bağlamıştı. Arap yarımadasını salt Arap vatanı yapmak amacıyla Yahudi, Hıristiyan ve Mecusilerin bu sınırın dışına çıkmalarına izin verirken, bir yandan da bunların göçeceği ve ticareti geliştireceği yarı askerî kentler kurdurmuştu. Basra, Kufe, Fustat (Kahire) bunlardandır.

Hz. Muhammed, Ömer  ve diğer halifeler: Hz. Muhammed (ortada yüzü nikaplı, başında peygamberlik nûru), çevresinde dört halife. Soldan itibaren Ebubekir, Ömer, Ali, Osman. Hz Muhammed’in üstündeki kişi, dedesi Abdülmuttalip. Subhatu’l-Ahbar’dan

Hz. Ömer suikastı

610- 632 arasındaki Hz. Muhammed’in peygamberliği ve Gazavat-ı Nebevî evresiyle Hz.Ebubekir’in iki yıllık halifeliğindeki savaşlarda ölenler-öldürülenler, 661 Kerbela olayına kadar Dört Halife döneminde yaşanan vakalar, fütuhat kitaplarının uzun öyküleridir. Ama asıl ibretlik dönem 644-661 arasındaki on yedi yılı temsil eden öncül-ardıl üç halifenin (Hz Ömer, Osman, Ali) hançer ve kılıçla öldürülmeleridir. Bu suikastlar, daha ilk yüzyılda “İslâm barış dinidir” söyleminin boşlukta kaldığını gösteriyor. İslâm dininin yüzyıllardan beri toplumlara barış götürdüğünü ileri sürmek içinse teviller (söz çevirme) yapılır.

3 kıtada İslâm: İslâmiyetin, Hz. Muhammed, Dört Halife, Emevî, Abbasîve Endülüs Emevîleri dönemlerindeki (620-720) fetih ve istilalarla üç kıtada ulaştığı sınırlar: Pembe alan Hz. Muhammed, turuncu alan Hz. Ömer, yeşil alanlar Emevîler ve Endülüs Emevileri dönemlerini gösteriyor (Ahmed Refik, Büyük Tarih-i Umumi, C.5, İstanbul 1912).

Zengin efendisinin vergisini indirmediği için tarihin en âdil buyrukçusu Hz Ömer’in karnına çift dilli hançerini defalarca saplayan kölenin bu eylemi, İslâm tarihi kronolojisine kaydedilmiş dehşet uyandıran ilk cinayettir. Adaleti ve eşitliği önce kendi nefsinde uygulayan Halife Ömer’in hedef alınması ise anlamlıdır.

Şeceredeki isimler: En üstte Hz. Muhammed’in dedesi Abdülmuttalip, hemen altında Hz. Muhammed ve çevresinde halifeler. Hz. Ömer’in sol üstünde görülen kişi için “Kurtulmuş” denilmiş. Silsilenâme’den.

Olay, İslâm tarihlerinde yalınkat, ayrıntıları çelişkili cümlelerle geçiştirilmiştir, Öyle ki suikast yeri, halifenin olaydan ne kadar sonra öldüğü bile açık değildir. Kaynaklarda: Mugirebin Şu’be’nin kölesi olan suikastçı Ebu Lû’lû Firuz’un, Medine çarşısında rastladığı Hz.Ömer’e, efendisinden fazla vergi alındığını öne sürerek şikayet ettiği, halifenin de şer’i hukuktan ödün verilmeyeceğini uyardığı, Lû’lû’nun, ertesi sabah Mescid-i Nebevî’de-cemaate imamlık ederken- halifeyi yaraladığı veya halife sabah namazı için evinden çıkıp mescide gitmek üzere Medine çarşısından geçerken yolunu kesen Lû’lu’nun saldırısına uğradığı, başka bir anlatıda Halife çarşıda dolaşırken kölenin hedefi olduğu; o gün, ertesi gün veya dört gün sonra öldüğü…gibi farklı bilgiler vardır.

Sözlü aktarımlara dayanan bu anlatılar, İslâm tarih geleneği olan rivayetlerin, “öyle ya da şöyle, fark etmez” anlayışıyla aktarıla geldiğine de bir örnektir. Olayı öyküsel ekleme, uydurma ve destansı abartmalarla zenginleştiren anlatılar da yok değildir.

İslâm kaynakları Hz. Ömer suikast tarihini “Hicrî 23 yılı Zilhicce ayının âhiri” verir. Buayın âhiri -son 10 günü- Miladi14- 23 Kasım 644’ü karşılar.

Farklı anlatılar

Suikastı anlatan kaynaklarda şu ayrıntı ve farklılıklar dikkati çeker:

-Bir rivayete göre o yılki hac ayı zilhiccede başkanlık ettiği hacdan Medine’ye döndüğünde, köle (İranlı) Ebu Lû’lû’ (Levlev),çarşıda rastladığı Ömer’den, efendisi Kûfe valisi Mugıre bin Şu’be’nin ödeyeceği vergiyi azaltmasını talep edince, Ömer bu isteği reddeder. Ertesi gün sabah namazı için camiye gelen halifeye Lû’lû, iki uçlu hançerİni defalarca saplar. Ağır yaralı Ömer, elinden tuttuğu Abdurrahman bin Avf’ı imamlığa geçirdikten sonra evine götürülür. O gün, ertesi gün veya dört gün sonra vefat eder. Peygamberin Ravza-i mutahhara denen kabrinin ayakucunda, Hz. Ebubekir’in yanına gömülür.

-Adı kaynaklarda Ebu Lû’lû- Lülü, Ebu Levlev geçen köleyi, Yahudi Mecusi, hatta casus gösteren yazarlar vardır. Hz.Ömer’in: -Efendin Mugire’den alınan vergi fazla değildir! demesi üzerine aldığı emri yerine getiremediği için öfkelenerek cinayeti göze almış, iki uçlu veya iki ağızlı hançeriyle Ömer’den başka daha 13 kişiyi yaralamış, bunlardan yedi veya dokuzu ölmüş, Luû’lû da bıçağını göğsüne saplayarak intihar etmiştir.

– Köle, Hz. Ömer’in reddinin ertesi sabah Mescid-i Nebevî’ye giderek Halifeyi bekler. Halife cemaat saflarını kontrol ederek öne geçer ve namaza durur. Lû’lû, saftan çıkıp hançerini halifeye art arda saplar (Bu sahne, –

– Hz. Ali suikastındaki gibi namazda şahadetin daha değerli olduğunu düşünen bir yazıcı tarafından eklenmiş de olabilir).

– Ömer’i öldüren, karnına saplanan hamle olmuş. Köle başkalarını da yaralayarak kaçarsa da intiharı yakalanmaya tercih eder. Evine götürülen yaralı Ömer, katilinin bir Müslüman olmadığını öğrenince Allaha şükreder. Evine götürülüşü bundan sonradır.

– Olay sırasında mescitte bulunanlardan tanıklık edenlerden ikisi Abdullah bin Abbasile Amr bin Meymûn’dur. Yaralı Ömer, Abdullah’a: -kendisini öldürmeye kasdedeni öğrenmesini ister! Abdullah mescitten çıkıp bir saat sonra döner ve saldırganın Mugire’nin kölesi olduğunu bildirir. Ömer:-Ben onun için iyilik emretmiştim dedikten sonra, ölümü bir Müslüman elinden olmadığı için Allaha hamdeder.

– Çevresinde toplananlar durumun umutsuzluğundan korkuya kapılarak, o güne kadar bu derece korkunç bir olayın yaşanmadığını belirtirler. Şifa olur diye içirilen şerbet ve süt Ömer’in karnındaki yarıktan akar.

– Oğlu Abdullah’a borçlarının toplamını soran Halife, 86 bin dirhem olduğunu öğrenince, aile bunu ödeyemezse kabilesi Beni Adiyy’ye, onlarda ödeyemezse Kureyşilere tamamlatılmasını vasiyet eder. Sonra oğlunu Peygamberin evine – eşi Ayşe’ye göndererek, “Ömer, iki arkadaşının yanına gömülmek için izin istiyor” ricasında bulunmasını söyler.

– “Ey Emirilmüminin, vasiyette bulun ve yerine halife bırak” dendiğinde, “o görev şurânındır” anlamında altı kişiyi (Hz. Ali, Talha, Zübeyir, Abdurrahman, Sa’ad ve Osman) işaret eder. Bunlar cennetle müjdelenenlerden hayatta olanlardı. Başka vasiyetlerde de bulunur.

İslâm dini ve yeni imparatorluk için bir dönüm noktası sayılan Hz. Ömer suikastını, Arap tarihçilerden, onun köktenci yönetiminden bıkan, müşriklikten dönme Mekkeli soyluların düzenlettiğini ileri sürenler olmuştur. Ömer’in oğlu Abdullah’ın, intihar eden Lu’lu’ya destek verdikleri kanısıyla, katil saydığı kişileri yargılatmadan öldürtmesi de bunun kanıtı gösterilmiştir. Mekkeli aristokratların, Hz. Ömer’e ardıl olarak Hz. Osman’ın seçimini desteklemeleri de aynı gerekçeye bağlanır.

Yazma nüshadan Emirü’l-Mü’minîn

Hakkı bâtıldan ‘fark’ ettirdi, bunun için ona ‘Faruk’ dendi

Hüseyin Hezârfen’in Tenkîhü’t-Tevârih-î Mülûk adlı eserinde, 63 yaşında katledilen Hz. Ömer’in kısa hayat hikayesi de yer alıyor.

17.yüzyıldan yazma nüsha Hezârfen Hüseyin Ayvansarayî’nin Tenkihü’t-Tevârih (Hicri 1119 – Miladi 1670) adlı eserinin yazma nüshası. “Zikr-i Hılâfet-i Ömer Emirü’l- Müminîn” başlıklı kısmın Hz. Ömer’i anlatan 18-19. sayfaları.

Kureyşlidir. (Soyca) Hz.Resulullah’la (ortak ataları Mere b Kâ’b’da) buluşur. Hulefa-i Râşidin’de iptida emirilmüminîn buna denildi. Uzun boylu, beyaz tenli, dişleri ak ve parlaktı. Başının tepesinde ve önünde saçı yoktu. Şeci’, âdil, güzel menıkıbeleri, ahlakı ve övülmeye değer davranışları, zühdü, haramdan sakınması ile müstesna idi. Ömer el-Faruk denirdi. Çünkü Müslümanlar Dini Muhammedî’yi açığa vurmada müşriklerden korkarlardı. Ne zaman ki Ömer Müslüman oldu, İslâm dinini izhar ederek hakkı bâtıldan “fark” ettirmişti. Bundan dolayı “Faruk” dediler. Ümm-i veled (köleden doğan) cariyelerin de köle olarak satılamayacağı bunun içtihadıdır. Ramazanda teravihi halkın toplanıp imamla kılmaları da Ömer’in fermanıdır. İptida Hicret tarihini zapt ettirip defterlere kitaplara emirlere yazdırmak, (kamu) işleri için divan da bunun emriyledir.

Hazret-i Ömer zamanında pek çok fetihler olmuştur. Evvelâ Hicret’in on dördüncü senesinde (M636) Ebu Übeyd Mes’ud Sakafî’yi Şam-ı şerife gönderip sulh ile feth ettirdi. Baalbek’i, Hama’yı, Humus’u da aldı. O sene Basra şehri kuruldu. On beşinci de Antakya, Seremin, Gazaz, Maraş, Kayseriye Nablus alındı. Sonra kendi varıp Beyt-i mukaddes’i (Kudüs) (sulhen) fethetti. Daha sonra Sa’ad bin Ebi Vakkas hazretlerini Acem (İran) cengine gönderip Rüstem ile cenk ve kendisini helâk ederek mallarını aldı. Sa’ad Medâyin’e varıp kisranın tac ve hazinesini aldı. Tekrit, Musul ve Kûfe şehirlerini kurdurdu. Tekrit’le Musul’u fethinden sonra karargâh eyledi.

Hicretin on altıncı senesinde Faruk hacca varıp Mescid-i Haram’ı tevsi eyledi. On yedinci senede Basra emiri olan Ebu Musâ, Ahvaz’ı Tester’i Hürmüz’ü feth etti. Kisra’nın serdarı olan Hürmüz’ü tutup İslâma gelmesiyle kurtuldu. Hicretin yirminci senesinde Mısır, İskenderiye ve cümle Mısır diyarı Amr ibn Âs tarafından feth edilerek Fustat (Kahire) kuruldu. Yirmi birinci senede Numân bin Markan ve Talha ibn Abdullah’ı serasker edip Acem’e (İran) gönderdi. Acem beylerbeyisi Firûzân yüz eli bin askerle Hemedan önünde İslâm askeriyle cenk edip Huda’nın hikmetiyle kılıçtan geçti. Firûzân kaçıp dağa çıktı. Orada Kat’anî adlı kimseyle arkadaş olup defaten tepelendi. Serasker olan Nu’man ve Talha şehit oldular. Sonra Hemedan, İsfahan, Azerbaycan Râz, Cürcân, Kazvin, Zencâre, Taberistân, Mağrib’de Berka, Trablus Nûbe-i Berber feth oldu. Ahnef bin Kays Horasan’a varıp Yezdcerd’le cenk eyleyip Türkistan’a kaçırdı. Herat Mervez’i feth ve Belh’e kadar gitti. Ekseri Şark ve Garp Ömer’in zamanında alındı. Hatta derler ki feth olunan yerlerde on bin minber dikildi (câmi yapıldı)

Hilâfeti Hicret’in on üçünde başladı. Müddeti on yıl altı ay sekiz gündür, (sonu) Hicret’in yirmi üçündedir. Ömrü altmış üçe vardıkta Zilhicce ayının 24’ünde sabah namazına imamlık edip dururken Mugire bin Şa’be’nin Levleve (lû’lû) adlı kâfir kölesi Ömer’e incinip iki başlı hançerle altı yerinden vurup üç günden sonra âhirete ulaştı.