Kasım
sayımız çıktı

Emperyalizme adanmış 100 yıllık bir yaşam öyküsü

HENRY KISSINGER (1923-2023)

Nazi zulmünden kaçıp Amerika Birleşik Devletleri’ne sığındıktan sonra, özellikle Soğuk Savaş’ın son dönemine damgasını vuran politikalar geliştirdi. Henry Kissinger, ardında Uzakasya’dan Ortadoğu’ya kadar dünyanın her köşesinde ABD’nin emperyal çıkarları için yapılan katliamlar, işlenen cinayetler ve kanlı askerî darbeler bıraktı.

Birleşik Devletler’in Cumhuriyetçi iki başkanı döneminde Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Henry Kissinger, bugün ne­redeyse belleklerden silinmiş olan Nixon ve Ford’un aksine 20. yüzyıl tarihine adını yazdırdı. Beyaz Saray’da ister Demokrat ister Cumhuriyetçi kimi oturur­sa otursun, diğer ülkelerin ABD politikasına ayak uyduramadık­ları hâllerde hizaya getirilmeleri “Kissinger doktrini”nin temeliy­di; bunun sonucunda da kendisi Şili’den Doğu Timor’a oldukça geniş bir coğrafyada nefretle anılır olmuştu. Tabii bu nefret kişisel değil, onun resmî Ame­rikan dış politikasının vücut bulmuş hâli olmasındandı.

1923’te Almanya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Henry Alfred Kissinger, ailesiyle Nazi zulmünden kaçıp ABD’ye iltica etmiş, 1943’te yurttaşlığa geçmiş ve 2. Dünya Savaşı’nda Avrupa’da idari görevler almıştı. 1946’da Harvard’da siyasal bi­limler okumuş; 1954’te doktora­sını tamamlamıştı. Doktora tezi -sanki kendisinin gelecekteki misyonunu bildirircesine- 1815 Viyana Kongresi’nin mimarı ünlü Dışişleri Bakanı Metterni­ch üzerineydi (Metternich, güç ilişkileri üzerinden Avrupa’yı yeniden tasarladığına inanı­yordu. 1848 Devrimleri onun hayalinin dayandığı temelleri yıkacaktı). Kissinger’ın ikinci rol modeli ise Alman Birliği’nin mi­marı Bismarck’tı; özetle siyasete adım atmadan önce, kendini “dünyaya nizam verme”ye ha­zırlamıştı. Kissinger akademik kariyerinin yanısıra 1955’ten itibaren ulusal güvenlik danış­manlığı da yapmaya başladı. Cumhuriyetçi çevrelerle ilişki kurmadan önce, New York Valisi Nelson Rockefeller ile kurduğu ilişki üzerinden Eisenhower, Kennedy ve Johnson’a da danış­manlık verdi.

Ardindan_Kissinger_1
Henry Kissinger, 29 Kasım 2023’te 100 yaşındayken öldü.

Kissinger’ın tarih sahnesine çıkışı, önce Richard Nixon ve sonra Gerald Ford döneminde yani Soğuk Savaş’ın en sıcak olduğu 1968-1977 arasındadır. Önce ulusal güvenlik danış­manı, 1973’ten sonra Dışişleri Bakanı oldu.

Fransız, Japon sonra yine Fransız ve en son olarak da Amerikan sömürgeciliğine karşı Vietnam halkının verdiği mücadele 1973 Paris Antlaşma­sı’yla sona erdiğinde Kissinger’a da Nobel Barış Ödülü verildi! (Ancak Nobel komitesinden 2 kişi, kararı protesto ederek istifa etti). Kissinger sade­ce Vietnam’da değil, Laos ve Kamboçya’da da yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan savaş suçlarından sorumluydu. O dönemde bir yandan SSCB ile ABD arasında nükleer bomba sayısının sınırlandırılması için SALT 1 Antlaşması’nı müzakere ederken, diğer yandan 1970’ten itibaren başkan Mao ile ABD-Çin yakınlaşmasının hazırlıklarını yapıyordu.

Kissinger’ın Ortadoğu dosya­sı da oldukça kabarıktı. Bugün Gazze’de barbarlık hükmünü sürdürürken, hadiselerin bu noktaya taşınmasında Kissin­ger’ın siyonist çıkarlar doğrul­tusundaki inisiyatifleri belirle­yicidir. 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında başkan Nixon, Water­gate Skandalı nedeniyle Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık edemiyordu ve askerî-diplo­matik yönetim Kissinger’daydı. Başlangıçta dengeli bir politika yürütürken, savaşın ilk 4 gü­nünde İsrail 500 tank kaybedip zor duruma düşünce bir hava köprüsü kurdurdu. İsrail’in durumu düzeltmesinden sonra da “muteber” arabulucu rolünü üstlendi. 1974-75’te Ortadoğu’ya 11 seyahat yaparak Mısır, İsrail ve Suriye arasında müzakereleri yürüttü ve İsrail’e elverişli bir konum sundu; bu girişimleri 1978’de Mısır ve İsrail arasında­ki ünlü Camp David Antlaşma­sı’yla sonuçlanacaktı.

Ardindan_Kissinger_2
Henry Kissinger Kıbrıs Barış Harekatı’ndan 1 yıl sonra Başbakan Bülent Ecevit’le. Ankara, 1975.

Kissinger’ın Latin Amerika defteri Uzakdoğu kadar kanlı olmasa da, işlenen insanlık suçları bakımından sorumlu­luğu büyüktür. 1970’te Şili’de Sosyalist Allende’nin başkan seçilmesi karşısında “halkının sorumsuzluğu nedeniyle bir ülke komünist olduğunda ne diye sessiz kalacakmışız?” di­yordu. Latin Amerika’da “Con­dor” adı altında terör estiren örgütlenmenin ardında CIA’nin olduğu biliniyordu. Kissinger 2001’de Paris’te iken, Şili’de kaybolan 5 Fransızın akıbeti nedeniyle tanık olarak mah­kemeye çağrıldı ama gitmedi. 2002’de Şili’de bir mahkeme darbeye ilişkin soruları yanıt­lamasını talep etti. “Condor” Operasyonu için Arjantinli bir yargıç, Kissinger’ı gelecekteki cezai suçlamalar için potansiyel sanık veya şüphelilerden biri olarak niteledi. Söylentilerin yoğunlaşması üzerine Brezilya gezisini iptal edecekti (Chris­topher Hitchens’in Kissinger’in Yargılanması kitabı, ayrıntı­larıyla kendisinin bu karanlık sicilini anlatır).

Kissinger Amerikan impara­torluğunun kritik bir dönemin­de baş stratejistlerinden biri oldu. ABD’deki her iki partinin de dış politikasını belirledi. Emperyalizm onun için bir mis­yondu. Karanlık başarılarından oluşan bir miras bıraktı.

BİLAL ÇETİN (1958 – 2023)

Son usta gazetecilerindendi, objektif haberciliği gösterdi

Bilal Çetin, Türk basınının en çalışkan ve güvenilir isimlerinden biriydi. Onun mesleki kalitesi günümüzde pek rastlanmayan, tarihe gömülen bir gelenek adeta. Medyadaki kirlenmenin günümüzdeki çöküşe ulaşmadığı günlerde, “angaje” olmayan bir gazeteciliğinin mümkün olduğunu Türkiye’ye kanıtlamıştı.

Ardindan_Bilal_Cetin

Türk basını bir dönem, üs­telik yakın bir dönemde gerçekten “gazeteci” sıfa­tını haketmiş insanlar yetiştir­di. Bu kişilerin bir ortak özelliği, şimdi neredeyse “tarih olmuş” bir nitelikleri vardı: Çalışkan­lık. Bilal Çetin’i 80’li yılların ortasında, Cumhuriyet’teyken tanıdım; daha sonra Yeni Yüzyıl gazetesinde de birlikte çalıştık. Ankara’nın politik atmosferini, dolayısıyla Türkiye’nin iktidar alanlarını siyasetüstü bir anla­yışla, habercilik yaparak aktardı Bilal Çetin. Gazeteciliği ve yöne­ticiliğiyle, Türkiye’de de “angaje” olmayan bir basının mümkün olabileceğini gösterdi.

Bugün onun haberlerine, analizlerine baktığımızda, hep çok yönlü ve çok ihtimalli veriler sunduğunu; okurun merak etmesi muhtemel tüm tarafları yansıtmaya çalıştığını görürüz. Tabii böylesi bir kalite ve emek “pek bize göre değil”di. Safı­nı-tarafını-çizgisini belli etmiş ve onu “kahramanca” savunan karakterler; bugün her kesim­de gördüğümüz “denyo”lar; “tamamen duygusal nedenlerle” klavye oynatan meslektaşları­mız giderek “hakim tür” haline geldiler.

Ancak Bilal Çetin, hem yazı­ları hem kitaplarıyla bizlere bir fikr-i takip, bir araştırmacılık, bir kılı kırk yarmacılık olmadan kalıcı bir iş yapılamayacağını gösterdi.

Saat olmuş 15.00. Taşra baskısına taş çatlasa 3 saat var. Gazetenin manşeti boş. “Bilal Abi n’apıcaz ya?” diye ağlıyo­rum telefonda. “1-2 son detayı bekliyorum; yarım saate sende, merak etme” diyor. Sonunda ertesi sabah gündemi sarsacak bir röportaj ve haber geliyor. Sayfaya uyguluyoruz hızlıca.

Anılarda değil sadece; ar­şivlerde Bilal Çetin. Bu bakım­dan hiç ölmeyecek. Gününü gün eden, “parayı öbür tarafa götüren” ve hiç hatırlanmayacak olanlar düşünsün.

Güvenilir ve kalburüstü ekonomi muhabiri

“…Bilal’in Ankara gazeteciliğinde temayüz etmesi, uzun yıllar Ankara Temsilciliği görevinde bulunmasın­dan çok, önce ekonomi muhabirliği alanında ortaya koyduğu başarılı mesai ile olmuştu. 1980 ve 1990’lı yıl­larda Ankara’nın kalburüstü ekonomi muhabirlerinden biri olarak haklı bir şöhret yapmıştı Bilal; özellikle makro ekonomi ve finans alanlarına dönük haberciliğiyle. (…) Bilal’in muhabir olarak en önemli hasletlerinden biri, dürüstlüğü, objektifliği ve uzmanlı­ğıyla özellikle ekonomi bürokrasinin güvenini kazanmış olmasıydı. Eski Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez, dünkü sohbetimizde Bilal Çetin’i ‘Ko­nularına son derece hakimdi ve neyi soracağını çok iyi bilirdi. Bizler için her zaman güven duyduğumuz, dürüst bir gazeteciydi’ diye anlattı. Daha sonra Ankara Temsilciliği yaptığı yıllarda da aynı ölçüleriyle, siyasilerle mesafe­sini koruyabilmiş saygın bir gazeteci olarak kendisini gösterdi…”

Sedat Ergin; Hürriyet’teki köşesinden (22.12.2023)

YUNUS EMRE GÖÇER (1985 – 2023)

Motorkurye kazası ve skandal: ‘Biri’lerinin oğlu değildi…

Motokurye Yunus Emre Göçer, Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlunun kullandığı aracın çarpması sonucu hayatını kaybetti. Yetkililer önce, bir kaza değil “intihar” olduğunu söyleyecekti.

Ardindan_Yunus_Emre

Bazı kişiler ölümleriyle tarihe geçer. Bir trafik kazasıyla yaşamını yitiren motokurye Yunus Emre Göçer, geçen ayın en çok konuşulan isimlerindendi. Aslında İBB kameraları olmasaydı nere­deyse her gün yaşanan “iş kazaları”ndan biri olarak kayıtlara geçecekti. “Kaza”, 30 Kasım’da Yenikapı Sahilyolu’nda mey­dana geldi. Avraysya Tüneli çıkışında bir araç, Göçer’in kullandığı motosiklete arkadan çarptı. Ağır yaralanan genç kurye hastanede yaşamını yitirdi.

Olay kayıtlara ‘kaza’ olarak geçti. Bir süre sonra kazayı yapan kişinin Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu Şeyh Mahmud olduğu ortaya çıktı. Ortaya çıkan sadece bu değildi. Emniyet’ten bir yetkilinin, kazanın hemen ardından hastanede kuryenin arkadaşlarına “Göçer’in intihar ettiğini” söylediğini; Şeyh Mahmud’a daha önce siyasi sığınma hakkı verildiği­ni; sığınma hakkına rağmen diplomatik plakalı araç kullandığını; neredeyse her davada uygulanan adli kontrol uygu­laması bile yapılmadan karakoldan serbest bırakıldığını; serbest bırakılma­nın savcılığın bilgisi dahilinde olduğunu; kendisinin kazanın hemen ardından Dubai’ye gittiğini; kaza sonrası olay yeri incelemesi ve ilk kusur değerlendirmesi yapan polisler hakkında soruşturma açıldığını öğrenmiş olduk…

CAN GÜRZAP (1944 – 2023)

Sanat dünyasının önemli kaybı Türk tiyatrosunun Can Hoca’sı

Tiyatro-sinema-dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı, senarist, tiyatro eğitmeni Can Gürzap 79 yaşında hayatını kaybetti. Gürzap sanat camiasında üretkenliği, mütevazılığı ve efendiliğiyle tanınıyordu.

Ardindan_Can_Gurzap

Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun kurucu müdürü Can Gürzap, 26 Ma­yıs 1944’te İstanbul’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü bitirdikten sonra eğitimine Londra’daki Central School of Speech and Drama’da devam etti. Gürzap oyunculuğunun yanısıra seslendirme, konservatuvarda öğretmenlik, çevirmenlik ve senaryo yazarlığı da yaptı. Kurucusu olduğu Dialog’da güzel ve etkili konuşma eğitimi verdi.

Can Gürzap, Kemal Tahir’in ünlü eseri Yorgun Savaşçı’nın dizi hâline gelme­sindeki önemli isimlerden biriydi. Ünlü yönetmen Halit Refiğ ile dizinin senar­yosunu yazan Gürzap aynı zamanda Yüzbaşı Cemil karakterini canlandırmıştı. Gürzap son dönemlerinde de çok izlenen birçok televizyon dizisinde rol almıştı.

Atatürk Kültür Merkezi’nde anısında düzenlenen törende konuşan Işıl Yüce­soy, Can Gürzap için şunları söyledi: “Çok zarif bir adamdı, şık bir adamdı. Hoca­ların hocasıydı. Ben hayatımda konser­vatuvara ilk gittiğim zaman Can’dan öğrendim Brecht adını… Can üzerine düşen işleri o kadar tevazu içinde yaptı ki, o kadar kendinden ve doğasından yaptı ki… Hiçbir cilası olmadan aramızda yaşadı; şimdi de kalbimizde yaşayacak”.