#tarih
Kapak Konusu

Fatih’in bedduası ve İstanbul’daki vakıf malları

Ayasofya’nın cami olması kararı, Fatih Sultan Mehmet’in bedduasına dayandırıldı, ama tüm vakıfnamelerde bulunan bu beddualardan kurtulmak için Ayasofya’yı camiye çevirmek yeterli değil. Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden kalıp yöneticisi olmadığı için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredilen başka vakıf malları da var ve pek çoğu da amacına uygun kullanılmıyor.

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, (…), camilikten çıkarırlarsa (…) Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın”.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayasofya’nın cami haline getirileceği kararını açıklarken kullandığı “Bugün alınan karar, Fatih’in bu ağır bedduasından kurtulmamızı sağlamıştır” cümlesi üzerine çeşitli gazeteler ve internet siteleri, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde 5,5 asırdır muhafaza edilen Ayasofya Vakfiyesi’nin olarak yukarıdaki metni dolaşıma soktular. Alıntının altındaki Fatih Sultan Mehmet imzası bile tek başına bu metnin gerçek olmadığından şüphelenmeye yeterdi aslında. Çünkü 2. Mehmet’in vefatından çok sonra “Fatih” unvanıyla anılmaya başladığı, çıkardığı fermanları “Kayser-i Rum” unvanıyla imzalamayı tercih ettiği yaygın olarak bilinen bir durum.

5,5 asırlık Fatih Vakıfnamesi Tapu ve Kadastro Müdürlüğü’nde saklanıyor.

Vakıfnâmeyi incelediğimizde, 2. Mehmet’in hayrat olarak kiliseden tahvil edilerek tamir ve ihya edilen Ayasofya Camii, Mevlânâ Molla Zeyrek Camii, Eski İmaret Mescidi, Kalenderhane Mescidi, Galata (Molla Arap) Camii, Silivri Camii ile yeniden inşa edilen Şeyh Vefa Mahallesi Camii (Şeyh Vefa Camii), Rumeli Hisarı Camii, Yeni Camii Mahallesi Camii (Fatih Camii), Sahn-ı Seman Medreseleri, Tetimme Medreseleri, Fatih Camii civarında imarethane ve ziyafethane ile darüşşifa vakfettiğini anlıyoruz. Ayasofya Cami başta olmak üzere diğer hayrat eserlerin bakım, onarım, görevli giderleri için Fatih Sultan Mehmed Han İstanbul ve Trakya bölgesinde 35 köy, mezraa ve meranın yanısıra binlerce dükkan, onlarca çarşı, menzil, bostan ve bahçeyi vakfeylemişti. Vakfedilen akarlar sayesinde tarihî süreçte hayrat eserlerin yaşatılması temin edilmişti.

Söz konusu vakfiyenin sonunda ise, benzer pek çok vakfiye metninde olduğu gibi gerçekten bir beddua vardı. Ancak bu beddua, bu vakıf varlıklarına ait bütün şartları, gelir ve giderleri de kapsıyordu. Ayasofya’nın cami olmaktan çıkarılmasına yönelik özel bir bölüm yoktu. Daha da önemlisi, bu iddiaya sarılanlar, bu ve benzeri vakfiyelerin içinde yer alan binlerce diğer varlıkta yapılan değişiklikler nedeniyle maruz kaldığımız bedduaları gözardı etmeyi tercih etmişti. Bugün Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden günümüze intikal etmiş ancak yöneticisi kalmadığı için Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temsil ve idare edilen vakıf sayısı yaklaşık 52 bin. Bunlardan pek azı şartlarına uygun kullanılıyor. Yalnızca birkaç örnek vermek gerekirse:

1) Okmeydanı

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un kuşatması sırasında otağını Okmeydanı’na kurdurmuştu. Fetih’in ardından bu araziyi bedelinin iki katını ödeyerek satın almış, okçuluğu geliştirmek için bir talimgah ve dua meydanı olması için kendi adıyla kurduğu vakfın arazisi olarak bağışlamıştı. Vakfiyesinde, “(…) aslâ ve kat’a meydanı mezburda bağ ve bahçe ve mandıra ve bir türlü sair şeyler bina olunmayub ve kuyular hafr olunmayub ve koyun ve sığır ve şâir hayvanat ray olunmayub ve yehûd ve nasârâ ve müşrikini ayak bastırmayub mümkin olur ise meydan üzerinde kuş dahi uçurmayalar” deniyordu. Oğlu 2. Bayezid bu bölgeye Okçular Tekkesi’ni kurarak babasını onurlandırdı; ayrıca askerî tarihin en önemli altyapı merkezlerinden birini de oluşturmuş oldu. 1976’da Okmeydanı’nın tamamı tarihî sit alanı ilan edildi. Yasa gereği özel mülkiyete dönüştürülemeyeceği gibi üzerine bina da yapılamaması gerekiyordu. Ama zamanla “kuş bile uçurulmaması” gereken bu 1.400.000 metrekarelik arazide binalar yapıldı, tapular dağıtıldı, vakıflar mülkiyetinde olmasına rağmen imar affına dahil edildi. 2001’de ise Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait araziler, Hazine arazisiyle değiş-tokuş yapıldı. Ardından da 2010’da 14 parça koruma alanı haricinde kalan araziler Beyoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne intikal ettirildi.

Okmeydanı’ndaki Hacı Beşir Ağa Nişan Taşı: 1940’lar ve 2000’ler

2) Kadıköy – Zühdü Paşa Camii ve Mektebi

Kızıltoprak’ta Bağdat Caddesi’nin başlangıcında bulunan Zühdü Paşa Camii, 2. Abdülhamit dönemi (1876-1909) devlet adamlarından Ahmet Zühdü Paşa (1833-1902) tarafından, 1883-1884 tarihleri arasında yaptırılmış. Bitişiğindeki sıbyan mektebi ise 1889 tarihli. Zühdü Paşa cami ve mektebin masraflarının karşılanması için irat getiren mülkünü bunun için kurduğu vakfa bağışlamıştı. Mektepte 1888-1921 arasında eğitim verilmişti. İki katlı ahşap yapı, 1980’lerde restore edildikten sonra günümüzde Kadıköy Müftülüğü olarak kullanılıyor.

3) Şehzade Mehmet Medresesi

Kanûnî Sultan Süleyman’ın, 1543’te vefat eden oğlu Mehmed adına yaptırdığı Şehzadebaşı’ndaki Şehzade Külliyesi, Mimar Sinan’ın tasarladığı ilk selâtin külliyesi. İnşa kitâbesinden 1546’da tamamlandığı anlaşılan bir de medresesi var. 1950’lere dek kız yurdu vazifesi gören yapı, bir müddet sonra birçok tarihi eserin kaderiyle karşı karşıya kalmış. Boşaltıldıktan sonra cami ve çevresinde ne kadar moloz ve çöp varsa toplanıp, Sinan’ın büyük bir özenle yaptığı bu eşsiz güzellikteki eserin eyvanına boşaltılmış. Bir süre sonra restorasyon yapılmış, ama bu sefer de medrese, lokanta olarak kiraya verilmiş.

Şehzade Mehmet Medresesi

4) Kılıçali Paşa Medresesi

Mimar Sinan’ın bir başka şaheseri, 1580’de Kılıç Ali Paşa tarafından Tophane meydanında yaptırılan Kılıç Ali Paşa Külliyesi. Cami, hamam, medrese, türbe ve çeşmeden oluşan külliyenin medresesi, 1914’te Çocuk Esirgeme Kurumu’nun dispanseri olarak kullanılmış; bu dönemde yapının özgünlüğünü bozan değişiklikler yapılmış. 1995’e doğru bina tahliye edilmişse de içi yapılan değişikliklerle olduğu gibi bırakılmış. Bugün Çayeli Vakfı tarafından kullanılıyor.

Exit mobile version