#tarih
Kapak Dosyası

Gerçeği eğip büktüler insanları ‘hasta’ ettiler

80’lerin sonunda görece masum yöntemlerle ortaya çıkan troller, “eşek şakalarını” zaman içinde geliştirdiler. 200’ler troller yüzünden gerçekleşen intiharlar, patlayan skandallarla sanal dünyanın gerçek hayattaki etkilerinin tartışılmasına sahne oldu. Bugünse hükümetlerin kullandığı dijital propaganda ordularına dönüşen, ‘alternatif sağ’ görüşleriyle ciddi kitlelere ulaşan gruplar istemli bir şekilde yarattıkları kakafoni içerisinde hakikati duymayı imkansız hale getiriyor.

Atalarımız “Galat-ı meşhur lügat-ı fasîhten evlâdır” (Yanlış da olsa halkın yaygınlıkla kullandığı bir kelime, doğrusuna tercih edilir) demiş. Özellikle sosyal medyada biraz olsun vakit geçirenlerin dahi her gün duyduğu trol (troll) kelimesi, bu atasözümüzün güncel bir örneği. Anlamı, ilk defa kullanılmaya başlandığı 1980’lerden beri evrim geçire geçire, sonunda “internette hoşa gitmeyen her şey”i kapsayacak şekilde genişledi.

Troller zaman içinde “çevrimiçi eşek şakaları” yapan, bazen eleştirel amaçlarla, bazen yalnızca insanların saflığını göze sokup bundan kötücül bir mutluluk duymak için hareket eden çok daha bağımsız birey ve dağınık gruplardan hükümetlerin iç ve dış ilişkilerdeki algılara müdahale etmek için kullandığı organize ve ücretli dijital ordulara dönüştüler. Bugün trol kelimesi dezenformasyon, provokasyon, manipülasyon, siyasi ikbal, istihbarat, insan hakları karşıtlığı, ırkçılık, cinsiyetçilik, kabalık, linç, zorbalık ve hatta Nazizm gibi pek çok kavramla dönüşümlü olarak kullanılabiliyor. Ve zaman zaman gerçekten bu anlamları karşılayabiliyor da…

Yine de olayların gelişimini kavrayabilmek bakımından, trollüğün doğduğu modern döneme kısa bir yolculuk yapıp, orijinal haliyle nereden çıktığını hatırlayalım.

Jason Fortuny, yaptığı “sosyal deneyler”le bilgisayarının başından yüzlerce insanın işini kaybetmesine, evliliğinin bitmesine neden oldu.

Trol kelimesinin internet kullanıcıları arasında “çevrimiçi gruplardaki tartışmaları kasıtlı olarak sabote eden kişi” anlamıyla yaygınlaşması 1980’lerin sonuna rastlıyor. İlk trolleme örnekleri, en eski çevrimiçi forumlardan biri olan Usenet grupları içinde görülüyor. Bu troller, “sahte bir saflık” havası yaratarak, özellikle yeni gelen kullanıcılara saçma sorular soruyorlar ve kimin “oltaya geleceğini” test ediyorlar. Testin sonuçlarını belirlemek için ise tek bir .l.üt kullanılıyor: “LULZ” yani “sesli gülmek”… Bir anlamda Almancadaki “schadenfreude” kelimesinin kısa ve öz ifade ettiği gibi “başkasının başına gelen felaketten mutluluk duymak”.

İnterneti bu aşamada ortaokul erkek soyunma odası gibi kullanan bu çocuklara karşı trollere olumlu ya da olumsuz reaksiyon vermemek) gibi taktikler çoğunlukla yeterli olmuş gibi g.rünüyor. Şakalar sinir bozucu olsa da dozu halen az-çok birlikte gülünebilir düzeyde.

Trol kelimesi, o kadar farklı kavramlar için kullanıldı ki artık orijinal anlamı tamamen karmaşıklaştı.

2000’lerle birlikte çocuklar büyümeye, internet kitleselleşmeye, trollerin yöntemleri de acımasızlaşmaya başlıyor. Artık dijital dünyanın etkileri gerçek hayatlara da sıçrıyor. 30 yaşında bir sistem mühendisi olan Jason Fortuny’nin 2006’daki “Craigslist Deneyi” gibi… Fortuny, ilan platformu Craigslist’e bir kadın fotoğrafıyla birlikte “kaslı ve dominant bir erkek” aradığını yazıyor; ardından da gelen 100’ün üzerinde cevabı isim, e-posta ve telefon bilgileriyle birlikte blog’unda yayımlıyor. Sonuç, işini kaybeden, evliliği yıkılan insanlar ve 75 bin dolarlık bir tazminat davası olsa da Fortuny uzunca bir süre internetin en ünlü trollerinden biri olarak kalıyor. Ta ki şöhreti ABD’nin Missouri eyaletinde yaşayan orta yaşlı bir anne, Lori Drew tarafından gölgede bırakılana dek…

Drew’ü Amerika’nın en çok nefret edilen insanlarından biri haline getiren haber; 2007 Kasım’ında 13 yaşındaki Megan Meier’in MySpace üzerinden flört ettiği 16 yaşında bir erkek arkadaşının zalimane mesajları yüzünden intihar etmesiyle gündeme taşındı. Olayı araştıran polisler, mesajları yazanın Meier’in yaşıtı bir arkadaşının annesi olduğunu ortaya çıkardı. Kadın daha sonra sahte profil kullanarak yazdığı mesajları, Meier’in kızıyla ilgili dedikodu yapıp yapmadığını öğrenmek için gönderdiğini söyleyecekti.

Hikaye burada bitmedi. Meier’le ilgili açılan bir blog, Megan’dan “Drama kraliçesi” diye bahsediyor ve MySpace’ten tanıştığı bir çocuk için kendini öldürdüğü ve “şişman olduğu” için onunla dalga geçiyordu. Blog’un yazarı üçüncü postunda Lori Drew olduğunu açıkladı. Halbuki klavyenin arkasında bir başka deneyin peşinde olan Jason Fortuny vardı. Bu iki olay, trollüğün korkutucu sonuçlarıyla birlikte, son derece normal gözüken insanların internetin sağladığı anonimlik maskesi arkasında neler yapmaya muktedir olduğunu gösterdiği için de büyük sansasyon yarattı.

Gerçekten de internet, daha doğrusu sosyal medya, davranışlarımızın gerçek hayatta yüzleşmek zorunda kalacağımız sonuçlarından bir kullanıcı ismi değişikliğiyle kurtulabildiğimiz haliyle, dev bir sosyal deneye dönüşmüştü. İfade özgürlüğünün, insanın .zünde iyi mi k.tü mü olduğunun tartışıldığı; gerçek dünyayla sanal dünyanın sınırlarının iç içe geçtiği; gerçek kabul ettiğimiz her şeyin çarpıtıldığı; hakikatın yarı-doğrular ve yalanlardan ayırt edilemez hale geldiği bir distopya…

Klavyenin arkasındakiler Sahte bir profil oluşturup yazıştığı 13 yaşındaki Megan Meier’in intiharına sebep olan Lori Drew, son derece sıradan gözüken insanların, klavyenin arkasına geçtiğinde yapabileceklerinin bir örneği.

Yine o dönemde 4chan (ya da Türkiye’deki muadili incisözlük) gibi platformlar üzerinden bir arada hareket etmeye alışan troller; Time dergisinin “En Etkili 100 Kişi” listesine sitenin kurucusu Christopher Poole’u eklemek gibi görece zararsız eylemlerle niceliksel ve organize bir çokluğun açabileceği kapılarla tanışmaya başladı.

2014’te planladıkları “Operasyon B/ikini Köprüsü”, eylemlerinin giderek daha karmaşık hale geldiğini ve etkisinin küresel çapa ulaşabildiğini gösteriyordu. Haber sitelerinden feminist gruplara neredeyse tüm dünyayı oltaya düşüren “şaka”, önce genç kızlar arasında yayılan “bikini köprüsü” diye bir trend olduğu sahte haberini yaygınlaştırmıştı. “Sırt üstü yatarak dinlenen bir kadının iki leğen kemiği arasında oluşan köprü”nün güzelliğini öven fotoğraflar internette yayıldıktan sonra, bu sefer yine sahte hesaplar bu sahte trendle ilgili bir öfke dalgası yaydı. Ta ki sağlıksız bir beden algısının kadınlar için oluşturduğu tehlikelerle ilgili gerçek bir öfke dalgası feministleri ayağa kaldırana dek… Bütün bu eforun amacı da buydu: Feministleri öfkelendirmek ve kaç kişinin sırf internet öyle diyor diye vücudunun bir parçasını değiştirmek için çabalamaya başlayacağını görmek… Amaç ne kadar sahte/ironik olursa olsun, bu tür “modalar”ın yeme bozukluğu, güvensizlik, depresyon gibi sonuçları çok gerçek ve yıkıcıydı.

‘Büyük oyun’u bozan Taylor Swift: Taylor Swift 2012’de çevrimiçi bir oylama yapıp, bir sonraki konserini hangi okulda düzenleyeceğini halka sordu. 4chan trolleri örgütlenip anketten olmadık bir sonuç çıkarttılar: İşitme Engellileri Okulu. Fakat cevap da beklenmedikti. Taylor Swift’in başlattığı kampanyayla okula onbinlerce dolar bağış toplandı.

2016’daki ABD seçimlerine gelene dek, bu tür eylemlere “trolleri beslemeyerek” cevap vermek en iyi yöntem kabul edildi. Türkiye de dahil olmak üzere internet platformlarını sabote eden trollerden rahatsızlık duyuluyor ama bunlar “bir avuç ergen” olarak kabul edilip pek de ciddiye alınmıyorlardı.

4chan’in altın çağı Troller, toplu hareket etmeye alıştıkça eylemleri de değişmeye başladı. 2009’da Time dergisinin “En etkili 100 kişi” listesine 4chan’in kurucusu Christopher Poole’u eklemeleri görece zararsız eylemlerindendi.

Ancak “alt right” (alternatif sağ) adıyla anılan ve Kasım 2016’da Washington’daki bir toplantıda verdikleri Nazi selamıyla Twitter gündemine oturanlar; Rusya’daki trol çiftliklerinde ya da siyasi partilerin “dijital medya ofisleri”nde istihdam edilip hem ülke hem dünya gündemini değiştiren, seçimlere etki eden, dezenformasyon yayanlar, “trol işte” diye küçümsenecek noktayı geçmişlerdi. Bulanık sulardan ve yarı-doğrulardan beslenen trollerin yöntemleri, onları tanımlayıp mücadele etmeyi zorlaştırıyordu; zira birçok insan yalnızca trol olduklarını, bunun “samimi” bir propaganda olmadığını düşünüyordu.

Troller gerçekte savunduklarının bir taklidiymiş gibi yaparak yarattıkları kafa karışıklığından çok etkin bir şekilde faydalandı. Bu sırada “alternatif sağ”ın meşhur websitesi Breitbart, 2016 başında 8 milyon, seçimlerin ardından ise 18 milyon takipçiye ulaştı. İnsanlar dört sene önce ABD’de Trump’ın başkan seçilme şansının yüksek olduğunu, Alternatif Sağ’ın ulaştığı gücü, Rusya’dan yayılan sahte sosyal medya haberlerine kaç kişinin inanabileceğini ancak iş işten geçtikten sonra idrak etti. Trol olarak kabul edilip ciddiye alınmamaları, büyük bir avantaj sağlamıştı; aslında ironi kisvesi altında, gerçekten de ırkçı, yabancı düşmanı, cinsiyetçi, ayrımcı, homofobiktiler.

Bugün Rusya ve Çin gibi ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de dağınık, kaotik, özerk gruplar olarak ortaya çıkan trol gruplarının siyasi otoritelerin çatısı ve koruması altında organize edilmesi; maaşa bağlanması; hedefe uygun dijital ordular olarak kullanılması ciddi bir durum olarak karşımızda duruyor. Mecra sanal olsa da, başka ülkelerdeki seçimlerin etkilenmesinden, muhaliflerin susturulmasına uzanan sonuçlar son derece gerçek. Bütün bunlara “trolleme” diyorsak bile, trollüğün en başındaki halinden bambaşka bir anlama büründüğünü ve görmezden gelmenin artık işe yaramadığını akılda tutmak gerek.

Trol derken ‘Nazi’ çıktılar “Alternatif Sağ”a bir avuç trol gözüyle bakılırken, 2016’da Washington’da düzenledikleri bir toplantıda “Heil Trump!” nidaları arasında “Nazi selamı” vermeleri tartışma yarattı.
Doğru bilgiye ulaşmanın zorluğu: Troller, A Haber’in sağdaki haberinin görüntüsünü montajlayıp “Türk lirasından tarihî rekor” başlığıyla dolaşıma sokunca, haber kanalı olayı gerçek zanneden insanların tepkisini çekti.
Exit mobile version