“Yemek-içmek” diyoruz ama içtiğimiz sudan çok yemek kısmı ile ilgiliyiz. Oysa bir New York Times makalesi bardağımızdaki suyun güneş sisteminden bile yaşlı olabileceğini söylüyor. Tüm semavi dinler bu yaşamsal mucize üzerinde herkese eşit haklar tanımış. Şeriat sözcüğünün kökeni de “insanı bir su kaynağına götüren yol” anlamına geliyor.

Bugün içme suyu adam akıllı bir meta hali ne geldi. Bir şişe suya 20 dolar vermeye ne dersiniz? Peki ya 80? Dünyanın en garip meslekleri arasında sayılan “su tadımcıları”, aynı şarap somölyeleri gibi restoranlarda geniş bir su mönüsünden hangi yemekle hangi suyun iyi gideceği konusunda müşterilere önerilerde bulunmaya, otel ve kahve zincirlerinde, global meşrubat firmalarında iş bulmaya başladılar. Sayıları da giderek artmakta…

İçecek temiz su arayışı insanlık tarihi kadar eski aslında. Su arıtımı ile ilgili ilk belgeler Sanskritçe metinlerde ve Antik Mısır mezarlarında bulunmuş. MÖ 2000’den kalma Sus’ruta Samhita diye adlandırılan Sanskrit tıp metinlerinde, suyu ateşte veya güneşte kaynatma, kızgın demirle dağlama, çakıl ve kumdan geçirerek süzme, gomedaka denilen kızıl-sarı lal taşının ve strychnos potatorum tohumlarının kullanımı, sayılan yöntemler arasında. Strychnos potatorum tohumlarının antibakteriyel özellik taşıdığını modern tıp da onaylamış. Eski Mısır’da II. Amenophis ve II. Ramses’in mezarlarının duvarlarında ise MÖ 15. ve 13. yüzyıllara ait su arıtma cihazının resmi bulunuyor.

Mısır’dan Roma’ya antik su kemerleri Eski Mısırlılar su arıtımını binlerce sene önce gerçekleştirmişti. Roma’nın uzaklardan su taşıyan su kemerleri (aqueduct) ise bugün hâlâ ayakta durmaktadır.

İçme suyunun arıtımı ile ilgili bilgilere İncil’de de rastlıyoruz. Musa peygamber acı suyu tatlandırmak için, içine bir ağaç atar. Eriha kenti sakinleri suyun kirliliğinden şikayet edince de tuz katarak suyu arıttığı yazılır.

MÖ 9. yüzyılda Spartalı bir yönetici, sudaki çamurun çeperine yapışmasını sağladığı bir bardak icat etmiş. Sonraları Hipokrat’ın, Hipokrat Yen’i isimli kumaş bir torba ile kaynatılmış yağmur suyunu süzüp, ağız kokusu ve ses kısıklığına çare olacak bir içme suyu önerdiğini görüyoruz. Hem Antik Yunan hem de Romalıların ayrıntılı su arıtma sistemleri vardı. Suya parçalanmış defne odunu koymak veya dövülmüş arpa ve mercan kırıklarıyla dolu bir torbayı suya salmak gibi yöntemlerle suyu içilir hale getiriyorlardı. MÖ 8. yüzyılda Gerber isimli bir Arap kimyacı ise fitilli bir sifon ile suyu arıtma fikrini ortaya atmıştı.

Roma içme suyunun idaresi konusunda en etkili uygulamaları yapan imparatorluk olmuştur. Mezopotamya uygarlıklarının sarnıç sistemleri etkileyici mühendislik eserleri olsa da, Roma’nın uzaklardan su taşıyan su kemerleri bugün hâlâ ayakta durmaktadır. Roma’nın tanınmış çeşmeleri 2000 yıl önce şehir halkına içme suyu sağlayan yapılar olarak inşa edilmişlerdir. Roma aynı zamanda içme suyunun para ile satıldığı ilk şehir olmuştur.

Roma’da zenginler konutlarına doğrudan hat çekebiliyorlardı ve kente gelen suyun neredeyse yarısı bu ayrıcalıklı hanelere veriliyordu. Sürekli akan suyun eve verilen borunun çapına göre vergilendirilmesi ile elde edilen para da (vectigal) su yollarının inşası ve tamiri için kullanılıyordu. Yani özel kullanım, kamusal kullanıma kaynak yaratıyordu.

7. yüzyıla gelindiğinde Sir Francis Bacon deniz suyunu tuzdan arıtma üzerine kafa yormuştu. İtalyan doktor Lucas Antonius Portius çok katmanlı kum filtresi uygulamasına Askerin El Kitabı’nda yer vermişti.

İçme suyunun arıtımı ile ilgili ilk tesis 1804’te İskoçya’da kurulmuştu. Mıcır ve kum ile arıtılan su, at arabaları ile dağıtılmış. 1852’de Londra’da kolera vakalarının, suyun arıtılması ile azaldığı anlaşılınca, Su Arıtma Kanunu benimsenerek tüm içme sularının arıtılması kanun ile zorunlu hale getirilmişti.

Ortak kaptan su içme! ABD’de salgın hastalıklara karşı 1912’de ortak kaptan su içme yasağı konmuş, “bu adam az önce ortak kaptan su içti, beş dakika sonra ise şu bebek aynı kabı kullandı” gibi korkutucu kamu reklamları yapılmıştı.

Bu arada Osmanlılarda, çeşitli kaynaklardan şehirdeki çeşmelere kadar devlet eliyle getirilen su, Saka Loncası’nın üyeleri tarafından kösele kırbalara doldurulur, evleri çeşmeye uzak olanlara para karşılığı satılırdı. Ancak herkesin suyu çeşmeden almaya hakkı vardı. Evleri çeşmelere uzak olanlara ise Saka Loncası’na kayıtlı sakalar su taşırdı. Evliya Çelebi’ye göre 17. yüzyılın ortalarında İstanbul’da 9999 çeşme bulunuyor ve buralardan evlere atlı ve yaya sakalar tarafından su taşınıyordu. 1400 atlı saka ve 8000 civarında yaya çalışan saka vardı.

Sakadan sucuya Saka Loncası’nın üyeleri kösele kırbalara su doldurur, evi çeşmeye uzak olanlara taşırdı.
Kösele kırbası ile bir yaya saka

Şimdi günümüze gelelim. Eskiden hava ve su bedavaydı. Ne oldu da bedava su kaynakları 2020 yılında 280 milyar dolarlık bir pazar haline geldi? Neden dünyanın en fakir bölgelerinde dünyanın en pahalı suyu içilmek zorunda? Sadece ABD 2016 yılında 49 milyar litre şişelenmiş su tüketmiş. 2020’de dünya şişelenmiş su pazarının büyüklüğü 280 milyar dolar olarak öngörülüyor.

Şunu da bir kenara yazalım; 1 litre şişelenmiş su üretmek için, sanayi 5 litre su harcıyor. Şişelenmiş suyun ise musluk suyundan kalite ve sağlık açısından daha iyi olduğunun hiçbir garantisi yok. 2021’de satılacağı tahmin edilen yarım trilyon plastik şişenin boşunu ne yapacağız? “Sağlıklı kalayım, cildim taze kalsın” derken boş şişe denizlerinde mi boğulacak insanoğlu? Sudan sorular size…