Afyon Savaşları: Uyuştur ve yönet, sınırsız kâr et

19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu sömürgesi Hindistan’da ürettiği afyonu Çin’e satarak, bu ülkeye karşı çay, porselen ve ipek ithalatıyla verdiği dev dış ticaret açığını kapatmak istiyordu. Afyon alışverişini serbest bıraktırmak için çareyi önce tehditle yıldırma taktiklerinde arayan İngilizler sonunda silaha sarılacak, Uzak Asya 19. yüzyıl ortasında Afyon Savaşları’yla karışacaktı… Fransız yazar ve şair Victor Hugo “Bir gün iki eşkıya Yazlık Saray’a girdi. Biri yağmaladı, öbürü yaktı… Tarih önünde iki eşkıyadan birinin adı Fransa, diğerinin adı İngiltere’dir” diyecekti.

Şöyle bir senaryo düşünün: Kolombiya’daki Medellín kokain karteli, ABD’ye karşı başarılı bir saldırıya girişiyor, sonra ABD’yi kokaini yasallaştırmaya, uyuşturucunun beş Amerikan kentine, vergi ve denetimden muaf olarak girişine izin vermeye zorluyor. Amerikan hükümeti ayrıca savaş tazminatı olarak Kolombiya’ya 100 milyar dolar ödüyor…

İşte Amerikalı gazeteci Frank Sanello ve sömürgecilik tarihi uzmanı W. Traves Hanes, Afyon Savaşları’nı anlattıkları kitaba böyle bir senaryoyla giriş yapıyor. Bu senaryo saçma gözükse de, 1839-1842 ve 18561860 arasında İngilizleri ve daha sonra Fransızları Çin’le karşı karşıya getiren Afyon Savaşları’nı anlamamızı sağlayan basit bir çerçeve.

Bu tuhaf savaşı anlatmak için önce Hindistan’a gidelim. İngilizler Bengal bölgesini (bugün Bengladeş, Hindistan’a bağlı Batı Bengal ve Bihar’ı kapsayan geniş alan) 1757’de ele geçirdiler. Burada afyon çiçeği üretimi yaygındı. Baş kısmından afyon, tohumlarından haşhaş yağı çıkarılan bu bitkinin olağanüstü bir gücü vardı. Bıçakla çizilmesi sonucu akan süte benzeyen sıvı kurutuluyor, esmerleşiyor; içeriğindeki morfin, kodein, narkotin gibi maddeler sayesinde güçlü bir uyuşturucu, ağrı kesici bir ilaç veya zehir haline dönüşüyordu. Dünyanın başka yörelerinde de (örneğin Anadolu) yetişiyordu ama, Bengal’deki, özellikle Patna’daki afyon en kalitelilerinden biriydi. Hint yarımadasını sömürgeleştirerek buradaki ticareti tekellerine alan İngiliz Doğu Hindistan Şirketi bunun değerini anladı ve 1793’te Bengal’deki afyon üretimine tekel koydu.

Çin’e geçersek, dünyanın en kalabalık ülkesi olan ve dünya ticaretinin yüzde 30’unu gerçekleştiren bu büyük imparatorluk, Batı ile alışverişini sadece güney kıyısındaki Kanton (bugün Guangzhou/ Guangjo) limanından sürdürüyordu. Yabancı tüccarlar kentin hemen dışında kendilerine ayrılmış bölgede kurulu “13 fabrika” denilen mahallede yaşıyor, ithalat ve ihracatı buradan yürütüyorlardı. 19. yüzyıldan itibaren, Çin-İngiltere ticaretinde, bugün Çin-ABD ticaretine benzer bir sorun doğdu: Çinliler lehine, Batılılar aleyhine bir açık ortaya çıktı. İngilizler Çin’e ne satarlarsa satsınlar, kendi pazarlarının deli gibi talep ettiği Çin çayı, porseleni ve ipeğini karşılayabilecek büyüklükte bir ihracat kalemi bulamıyorlardı. Sonunda çözümü Hindistan’da üretilen afyonda buldular. Afyon, Çin’de yaygın kullanılan, hatta (Patna’dakiyle aynı kalitede olmasa bile) üretilen bir maddeydi. Bütün dünyada olduğu gibi ağrıyı ve ishali kesmek için birebir, çok önemli bir ilaçtı. Ancak aynı zamanda bağımlılık yaratan keyif verici bir madde olduğunun da herkes farkındaydı.

Her şeyin başladığı yer Kanton limanı ve “13 Fabrika” diye de isimlendirilen yabancılar mahallesinde Batılı ülke bayrakları, 1800 başları.

Resmen yasak fiilen serbest

Afyonun yasaklanması, Çin’in afyon ithalatını durdurmuş değildi. Kaçakçılık, Hong Kong adasıyla Kanton arasındaki Lintin adında küçük bir ada aracılığıyla yapılıyordu. Çin’den gelen uzun ince kaçakçı tekneleri (bunlara Çinliler “yüzayak” “hızlı yengeç” veya “çırpınan ejderha” gibi adlar takmışlardı) adaya yanaşıyor, Kanton’daki yabancı acentalardan gelen alım emirlerini karşılayacak afyonu yüklüyorlardı. Uyuşturucu madde kumaşların altında, sandıklarda gizlenerek Kanton’a ulaşıyordu. Yabancı tüccarlar bu afyon karşılığında aldıkları gümüşü Kanton’da çay, porselen, ipek alıp İngiltere’ye yollamak için kullanıyordu.

İngiliz gözüyle Afyon müptelaları Çin’de afyon salgını 1960’lara kadar sürecekti. Şangay’daki İngiliz konsolosunun eşi Eleanor Moore Robertson’ın “Afyon İçenler” adlı tablosu, 1935.

Kaçakçılığın etrafında karmaşık bir bankacılık ağı da kurulmuştu. Örneğin Hindistan’daki bir İngiliz’in ülkesine para yollamak istediğini düşünelim. Önce afyon alıp Kanton’a yolluyor, Kanton’daki banka benzeri kurumlardan aldığı senedi Londra’ya gönderiyor, orada senet paraya çevriliyordu. Elbette bu kaçakçılık her aşamada Çinli devlet görevlilerine ödenen rüşvetlerle yürüyordu.

19. yüzyıl başında Çin’de afyon kullanımı gittikçe artarken, bu maddenin ne kadar zararlı olduğuyla ilgili tartışmalar da yoğunlaştı. Kanton’daki yerel yönetimin 1836’da yayınladığı bir risaleye göre, “afyon içimi ölümcül bir zehirdi”. Amerikalı misyonerlerin Kanton’da yayınladığı Chinese Repository adlı gazete de aynı fikirdeydi: “Afyonun kurbanına bağladığı zincirden daha güçlü bir kölelik dünyada yoktur”. 1805-1839 arasında Çin’e yapılan afyon ithalatının 3 bin 159 sandıktan 40 bin 200 sandığa çıktığı tahmin ediliyordu. Afyon ülkenin her yerinde, hatta kuzeyinde bile yaygınlaştı, büyük bir gümüş ve bakır sıkıntısı oluştu. Aynı dönemde en büyük gümüş üreticileri orta ve güney Amerika ülkelerinin bağımsızlıklarını ilan etmesiyle gümüş üretimi düşmüştü. Büyük çaplı ticaretin gümüşle, perakende ticaretin ise bakır sikkelerle yapıldığı Çin’de başlayan gümüş sıkıntısı, imparatorluğun son yüzyılındaki ekonomik durgunluk, aşırı nüfus artışı, ordu ve kamu düzeninde genel standartların düşüşünün nedeni, afyon ise bu sürecin tetikleyicisi olarak görüldü.

Çin sarayındaki afyon karşıtı kesim, 1830’larda İmparator Daoguang’ı kendi tarafına çekti. 1832’de korkuyu artıran bir olay gerçekleşti: Binlerce askerden oluşan birlikler, Kanton’un da bulunduğu Guandong bölgesindeki dağlarda asiler tarafından büyük bir yenilgiye uğratıldı. Olayı incelemeye gönderilen müfettiş, “asileri bastırmaya gönderilen kıyı garnizonlarındaki birliklerin çoğunun afyon içtiğini, onlardan ciddi bir direniş beklenemeyeceğini” bildirdi. Bu raporla sarsılan İmparator Daoguang, 24 Temmuz 1832’de Yasak Şehir’deki Cennet (Gök) tapınağına giderek semavi güçlere neyi yanlış yaptığını sordu. Bu ibadetten sonra kararını açıkladı: Yozlaşmanın esmer ve yapışkan simgesine, afyona karşı savaş başlatılacaktı.

Çinliler alemde 1860’larda çekilen fotoğrafta bir grup Çinli erkeğin, zamanın modasına uygun olarak afyon içtikleri görülüyor.

Ancak birkaç yıl sonra afyonun yasallaştırılmasını savunan kesim yeniden sesini yükseltti. Onlara göre afyona karşı mücadele etmek mümkün olmadığından, en iyisi bunu vergilendirerek serbest bırakmaktı. Çok geçmedi, afyon karşıtı lobi çok güçlü bir önderle yeniden ön plana çıktı. “Yaz Arınması Çevresi” adlı bir grubun kurucusu olan yargıç Huang Jueci, imparatora yolladığı bir beyannamede şöyle diyordu: “Kırmızı saçlı Avrupalılar, savaşçı ve kanlı canlı Cava adası halkını afyonla baştan çıkardılar, boyun eğdirdiler, topraklarına el koydular. İngilizler de şimdi ülkemize afyonu sokarak imparatorluğu zayıf düşünmeyi planlıyor”. Bu beyanname ilginçti, çünkü Çin’de daha o zamanlar en azından bir bölüm insanın afyonu yabancıların komplosu olarak gördüğünü ortaya koyuyordu. Bunu ayna gibi yansıtan bir başka algı da İngiltere’de doğacaktı; bu görüşe göre İngilizler bu savaşa Çin’e afyon satmak için girişmemişti; maksat bu “geri” ülkeye “medeniyet” götürmekti.

Afyonu sat, çayı al Çin çayı, İngiltere’ye ihraç edilmek üzere Kanton’dan gemilere yükleniyor.

Denize dökülen uyuşturucu

Bu beyannameyi okuyan imparator, 9 Kasım 1838’de Lin Zexu (Lin Zeşu) adında bir üst rütbeli memuru saraya çağırarak “hastalığın kökünü kurutmak üzere güçlü ilaçlar kullanarak afyonun nasıl yok edileceğini” tartıştı. İmparator, görüşmenin sonunda olağanüstü yetkilerle donattığı Lin’i Kanton’a gönderdi. Nehir taşımacılığında yaptığı başarılı çalışmalarla tanınan bu özgüveni yüksek, çalışkan adam, sonradan Çin tarihinin kahramanlarından biri haline gelecekti. Lin, 10 Mart 1839’de Kanton’a varır varmaz bölge halkını “baojiya” denilen kefalet gruplarına böldü; buna göre her grupta beş kişi bulunacak, her biri diğer dördünün afyon kullanmadığına kefil olacaktı. Batılı tüccarlara (ve bazı tarihçilere) saçma gelen bu uygulama, örneğin Osmanlı İmparatorluğu’nda da kullanılmış bir hukuki yöntemdi. Vatandaşların birbirinin kefili olması, kolluk kuvvetlerinin ülkenin her yerine nüfuz etmediği büyük ve kalabalık bir ülkede pratik bir çareydi. Gelir gelmez 1600 kişiyi afyon suçu nedeniyle tutuklayan ve 14 ton afyon ve 43 bin afyon çubuğuna el koyan Lin, asıl sorunun yabancı tüccarlarla çalışma hakkına sahip “Hong” veya “Kohong” tüccarları denilen Çinli işadamları olduğunu biliyordu. Onları 17 Mart’ta huzuruna çağırarak bir nutuk attı: “Taşıma, depolama, satın alma, paketleme, yani ticaretin her aşaması kaçakçılık üzerine kurulu, siz buna göz yummakla kalmadınız, yardım ettiniz ve katıldınız. Yabancılara gizli bilgi verdiniz. Sizin adınıza utançtan yanıyorum” (Bunlar Lin’in tüccarlara yönelik yazılı emrinde yer alan sözlerdi). Lin toplantıda tüccarlara en önemli emrini de verdi: “Şimdi yabancı tüccarlara gidin, ellerindeki bütün afyonu teslim etsinler ve bir daha bu ürünü satmayacaklarına dair bir yemin imzalasınlar!” Olay sırasında Macao’da bulunan İngiltere’nin Kanton’daki temsilcisi donanma subayı Charles Elliot, hemen üniformasını kuşanarak Kanton’a yelken açtı; yabancılar mahallesinin limanına demir atarak bayrağını çekti.

Elliot’un yabancı mahallesindeki yaklaşık 350 kişiyi koruma altına alması üzerine Lin mahalleyi 1000 kişilik bir askerî kuvvetle kuşattı. Kuşatmanın üçüncü gününde Elliot Çinlilere İngiliz tüccarların elindeki 21 bini aşkın afyon sandığını teslim etti. Tüccarlar dehşete kapılmışlardı. Bunun üzerine Elliot onlara el koyulan malların tam sorumluluğunu İngiltere’nin üstlendiğini açıkladı. Böylece Elliot özel bir ekonomik çatışmayı bir devlet sorunu haline dönüştürmüş oldu. Altı ay sonra kuşatma haberi İngiltere’ye ulaştığında, İngiliz hükümeti, Çinlilere teslim edilen afyonun maliyetinin 2 milyon sterline ulaştığını öğrenince sarsıldı. Hükümetin sorumluluğunu üstlendiği bu para, “İngiliz milli hassasiyetini incitici hakaretlerle” ilgili Çin’den gelen şikâyetlerden daha ikna ediciydi. Yine de Çin’e filo gönderilmesi bir aydan fazla bir zaman aldı. O süre içinde Lin Zexu 19. yüzyıl Çin ulusal tarihine geçecek simgesel hareketini yapmış, İngilizlerden teslim aldığı afyonu, Çin kıyısındaki Humen kentinde denize dökmüştü!

Afyonu sat, çayı al Çin çayı, İngiltere’ye ihraç edilmek üzere Kanton’dan gemilere yükleniyor.

İpler geriliyor

Ancak Çin-İngiliz ilişkileri böyle gergin yaşanırken, İngiliz afyon cemaati kendine yeni bir sığınak bulmuştu. Burası derin bir doğal liman olan, Kowloon (Kaulong) Yarımadası’na yakın Hong Kong adasıydı. Hong Kong o kadar kayalık bir adadıydı ki (o zamanlar!), birkaç balıkçı ve korsan köyünden başka bir şey yoktu. Çin yetkilileri İngilizlerin buraya yerleşmesine pek kulak asmadılar. Ancak 1839 yazında bazı İngiliz ve Amerikalı denizcilerin anakaraya çıkarak küçük bir köyde sarhoş olup bir köylüyü öldürmeleri, İngilizlerin suçluları Çinli yetkililere teslim etmeyi reddetmeleri, ilişkileri daha da gerginleştirdi.

Muhalefete rağmen savaş kararı

İngiliz tüccar kesiminin silahlı bir çatışma için şerefli bir neden bulmak üzere harcadığı çabalara rağmen savaş kararı dirençle karşılaştı; çünkü konu İngiltere’de iktidar-muhalefet çekişmesinin bir parçası haline gelmişti. Hükümet savaş kararını 9 oy farkla kazandı ve zaten Çin’e doğru yola çıkmış olan savaş gemileri geri çağrılmadı. Çin’deki ilk çatışmalar 1839’da başlamıştı. Ancak Hindistan’dan gönderilen 22 savaş, 27 nakliye gemisi ve 3600 piyadeden oluşan asıl İngiliz filosu Çin açıklarında 4 Temmuz 1840’ta belirdi ve Zhoushan (Joşan) yarımadasına geldi. İngilizler sadece 9 dakika kıyıyı bombaladıktan sonra, karaya çıktılar; iki saatte yarımadanın başlıca kenti Dinghai’ye (Dingay) girdiler. O akşam yaklaşık 1 milyon insan kentten kaçmış, vali küçük bir havuza atlayarak intihar etmişti ve İngiliz bayrağı kent surlarında dalgalanıyordu.

Çin ve İngiliz askerî gücü arasındaki bu çarpıcı farkı, savaş boyunca tekrar tekrar görmek mümkündü. Ne malzeme, ne örgütlenme ne de birliklerin niteliği açısından Çin askerî gücü eski düzeyinde değildi. Hatta Çin ordusu ateşli silahlara bile tam olarak geçememişti; bazı kesimleri hâlâ 17 ve 18. yüzyıllarda imparatorluğu neredeyse ikiye katlayan fetihler sırasında çok işe yarayan oklar, kılıçlar ve kalkanlarla donatılmıştı. Topları ve savaş gemileri İngilizlerinkiyle karşılaştırılamazdı. 1841’de çarpışmalar güneydeki Kanton’da yoğunlaştığında, İngiliz filosundaki Nemesis adlı buharlı savaş gemisi kıyıda büyük yıkımlara neden oldu

Adrese hiç ulaşmadı Afyonu yok etmek üzere Kanton’a gönderilen Lu Zexu’nun Kraliçe Victoria’ya yolladığı yerine ulaşamayan mektup, 1839.

İlk antlaşma: Afyon serbest değil

Önce 1841 başında iki tarafın temsilcileri, yani İngiliz Elliot ve güneydeki Çin kuvvetlerinin başındaki Qishan (Çişan) arasında Chuanbi (Çuanbi) Antlaşması imzalandı. Buna göre İngilizlere Hong Kong adası ve 6 milyon gümüş dolar tazminat verilecekti. Ancak iki hükümet de bu anlaşmayı reddedince çatışma yeniden başladı. Qishan, Hong Kong’u İngilizlere vermesinin bedelini zincirlenerek Pekin’e götürülüp yargılanmakla öderken, Elliot da görevden alındı. Mayıs 1842’de İngilizler Yangtze (Yangtzi) Nehri boyunca ilerlemeye devam etti. Artık çatışmalar da yoğunlaşmış, ölen Çinli asker ve intihar eden Çinli ailelerin sayısı gittikçe artmıştı ama İngilizler çok az kayıp veriyordu. Ağustos ayında İngilizler Çin’in eski başkenti Nanjing’in (eski adıyla Nankin) ünlü surlarına ulaştılar. İngiliz gemisi HMS Cornwallis’te 29 Ağustos’ta Nanjing Antlaşması imzalandı. Çin İngilizlere 22 milyon gümüş dolar tazminat ödeyecek, beş limanını dış ticarete açacak, eşit diplomatik ilişki kuracak, Hong Kong’u İngilizlere verecekti. İngilizler ticaret yapacakları beş limanda, yani Kanton, Xiamen (Şamen, eski adıyla Amoy), Fuzhou (Fuco), Ningbo ve Şangay’da konsolosluk da açabileceklerdi. Burada okurların dikkatinden kaçmayacak bir eksiklik vardı: afyon ticaretinin serbest bırakılmasından söz edilmiyordu!

Çinli tarihçilerin deyişiyle bu “birinci eşitsiz antlaşma”dan sonra, beş limanda ve Hong Kong’da yoğun bir ticaret başladı, ancak yerli halkın yabancılara duyduğu öfke de arttı.

Hem dövüştüler, hem görüştüler Birinci Afyon Savaşı sırasında iki taraf sık sık diplomatik görüşmeler yapmak için bir araya gelmişti. İngiliz ve Çin delegasyonları bir görüşme sırasında.

Savaşa devam, afyona özgürlük(!)

Aslında İngilizlerin hoşnutsuzluğunun asıl nedeni ekonomikti. Nanjing Antlaşması’nın getirdiği serbestiden sonra, Çin’de İngiliz mallarının satışının beşe katlanacağı tahmin edilmişti. Ancak 1848’e gelindiğinde, Çin’e yapılan ihracatın 1843’deki rakamların bile altında kaldığı görüldü; üstelik İngiliz tüketicilerinin Çin çay ve ipeğine duyduğu istek azalacağına artmış, çay satışları 1842-1856 arasında ikiye katlanmış, Çin’in İngiltere’ye yaptığı ipek ihracatı ise 20 kat artmıştı. 1854’te Britanya’nın Çin’le ödemeler dengesi yine 8 milyon sterlin açık veriyordu; rakam 1857’de 9 milyon sterline çıktı. Belli ki, afyon İngiliz ödemeler dengesini kurtaracak tek maldı. İngiliz politikacıları ve tüccarları Serbest Ticaret’in medenileştirici misyonu üzerine neler anlatırsa anlatsın, Çin’deki afyon satışlarının Büyük Britanya imparatorluğu için büyük bir gelir kaynağı olduğu inkâr edilemezdi: Bu satışlar Hindistan’daki İngiliz yönetimini fonluyor (1856’da afyon geliri İngiliz Hindistanı’nın toplam gelirinin yüzde 22’sini oluşturmaktaydı), İngilizlerin Hint Okyanusu’ndaki ticareti için gerekli gümüşü sağlıyor ve Çin’den çay, ipek ve porselen alımını karşılıyordu. Bir anlamda dünya ticaretinin de hareketini sağlıyordu afyon; İngilizler Amerikan pamuğunu alınca, Amerikalı tüccarlar bu senetlerle Kanton’dan çay alıyor, Kantonlular da bunu hemen Hint afyonu almak için kullanıyordu!

Dehşet saçan savaş makinesi Nemesis’in korkunç savaş gücü Çinliler’i dehşete düşürmüştü. Geleneksel bir Çin resminde Nemesis’in saldırısı.

Kısacası ilk savaşın başaramadığını gerçekleştirmek, yani Çin’de afyon ticaretini serbest hale getirmek için ikinci bir savaş gerekiyordu. Savaş için gerekli bahaneyi bulmak, 1856’da Kanton’a konsolos olarak atanan Harry Parkes’a düştü. 8 Ekim 1856’da Kanton’daki eyalet valisi Ye Mingchen, Arrow adlı bir korsan gemisine el koyunca, istediği bahaneyi bulmuş oldu. Arrow, mürettebatı ve sahibi Çinli olan bir gemiydi ama Hong Kong’a kayıtlıydı ve İngiliz bayrağıyla yolculuk ediyordu. Konsolos Parkes, Ye’ye öfkeli bir mektup yollayarak hemen tazminat ödenmezse, Çin sularındaki İngiliz donanmasının harekete geçeceğini bildirdi. Hong Kong Valisi Sir John Bowring 16 Ekim’de Parkes’a yazdığı gizli mektupta asıl niyeti açıkça belirtiyordu: “Fırsattan yararlanabilir miyiz? Eğer öyleyse, bütün donanmayla gelirim”. Birkaç gün sonra İngiliz topları Kanton surlarını dövmeye başladı. “O kadar güçlüyüz ve haklıyız ki” diye yazdı Bowring sevinçle, “tarihimizde parlak bir sayfa yazmalıyız”.

Çin savaşı tartışmasının İngiltere’de kamuoyunu nasıl ikiye böldüğünü, Kanton’un bombalanması haberi üzerine Manchester halkının Kraliçe’ye yolladığı ve “utanç duygularını” ifade eden mektuptan anlamak mümkündü. Elbette savaş çığırtkanlığı yapanlar da vardı. Bunların öne sürdüğü iddiaları Morning Post gazetesinde çıkan bir yazı çok iyi özetliyordu: “Son yıllarda öğrendiklerimize bakılırsa, Çin’in kalbine kılıçla ulaşmaktan başka bir yolumuz olmadığı anlaşılır” diye yazmıştı gazete. Ayrıca zaten Çin de “dış dünyaya zorla açılırsa çok şey kazanacak”tı. Britanya’nın tüccarları, misyonerleri ve seyyahları yanlarında “medeni ilerlemenin tohumlarını” bu ülkeye götürecekti; gazeteye göre bu tohumlar, buharlı makine, gaz, matbaa, okul, kilise, demiryolları ve Avam Kamarası’ydı. 1857 yazında İngiltere’de “Çin seçimi” adı takılan seçimlerde savaş partisi, ticaret lobisinin desteğiyle yeniden iktidara geldi. Bu defa İngilizler, yanlarına Fransızları da alarak diplomasi ipini sağlam kazığa bağladılar. İki ülkenin askerî güçleri Çin’e Kanton üzerinden saldırdı. 5 Ocak 1858’de The Times gazetesinin özel muhabiri George Wingrove Cooke’un deyişiyle “bâkir kent”e yani Kanton’a giren askerler şehri yağmaladı.

Mayıs ayında İngiliz-Fransız filosu nehir üzerinden kuzeye doğru yelken açtı, Pekin’e giden yolları kontrol eden kaleleri yıktı ve Temmuz 1858’de Tianjin Antlaşması’nı imzaladı. Antlaşmaya, savaşmadıkları halde Amerikalılar ve Ruslar da katılmıştı. Hıristiyan misyonerleri ülkede istedikleri gibi faaliyet gösterecek ve 11 ek liman daha yabancı gemilere açılacaktı. Çin yabancı ithal ürünlerden sadece sabit yüzde 5 vergi alacaktı; bu malların listesinde afyon da vardı. Böylece afyon herhangi bir başka mal gibi yasallaşmış oldu.

Emperyalizmin uyuşturucu zaferi Afyon Savaşları’nı nihayete erdiren Pekin Antlaşması’nın imza merasimini tasvir eden resim (1860).

Ertesi yıl İngiliz heyeti antlaşmaların onaylanmış suretlerini teati etmek için Çin’e dönerek Pekin’e doğru yola çıktı. Çin yönetiminde antlaşmadan memnun olmayan taraf atağa geçerek, nehir yoluyla Pekin’e doğru ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Dagu (Taku) kalelerinden ateş açılmasını emretti; Pekin’e giden İngiliz diplomasi heyeti tutuklandı. Bunun üzerine çok daha kalabalık bir kuvvetle Çin’e dönen İngiliz-Fransız kuvvetleri, Pekin’e doğru ilerleyerek 5 Ekim’de Yasak Şehir’e ulaştılar. İmparator Xianfeng (Şiyanfeng) ve saray halkı Yasak Şehir’i terkederek kaçtı, geride İngilizlerle anlaşmak için imparatorun genç erkek kardeşi Prens Gong kaldı. 13 Ekim’de Prens Gong kapıları açtırdı, ancak Lord Elgin yönetimindeki İngiliz kuvvetleri tutuklanan İngiliz heyetinden 19 kişinin öldürüldüğünü, hatta bazılarına işkence yapıldığını öğrenince, 18 ve 19 Ekim’de “yüce bir misilleme hareketi” olarak imparatorun yazlık sarayı Yuanmingyuan’a saldırdı. Yazlık saray önce Fransız askerleri tarafından yağmalandı, sonra İngiliz askerleri tarafından yıkıldı. Birkaç gün sonra 23 Ekim 1860’da, Çin hazinesi İngiliz ve Fransızlara savaş tazminatının tamamını ödedi; ertesi gün de Pekin Antlaşması Yasak Şehir’de imzalandı. Bu metinde Tianjin Anlaşması’na ekler yapılmış, bir liman şehrinin daha açılması ve Hong Kong adasının karşısındaki Kowloon Yarımadası’nın da İngilizlere bırakılması şart koşulmuştu.

Dört yıl sonra, Büyük Britanya’nın Çin’e sattığı mallar, fethedilmiş ülkenin ithalatının sekizde yedisini oluşturuyordu. Çin’in afyon ithalatı 1859’da 58 bin sandıktan 1879’da 105 bin sandığa çıkmıştı. Nihayet 1906’da hem Çin hükümeti hem de Hong Kong’daki İngiliz idaresi afyon ticaretini yasakladı. Ancak Çin’deki afyon bağımlılığı 1960’lara kadar devam etti.

Afyon Savaşları’nın bir başka önemli sonucu, Çin’in bir yarı sömürgeye dönüşmesiydi. İngiltere, Şangay’la birlikte Yangtze Nehri havzasını, Fransa güney Çin’deki Kızıl Nehir havzasını, Almanya Shandong (Şandong) eyaletini nüfuz alanları olarak aralarında paylaştı. Çinlilerin vaktiyle düşük kaliteli bulduğu Manchester kumaşları ülkeyi kapladı. Modernleşme çabalarına rağmen Çin Japonya’ya yenildi ve 20. yüzyılın ilk yarısını savaşlar, işgaller, katliamlarla geçirdi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin ideolojik bir yakıştırması olsa bile, gerçekten “aşağılanma yüzyılı”ndan söz edilebilirdi. Bunun anısının Çin’in günümüzde ABD ile giriştiği ticaret savaşlarını etkilemesi hiç de şaşırtıcı değildir.

Dünkü Afyon Savaşı’ndan bugünkü ABD-Çin gerginliğine

Bu Ağustos’tan beri gökyüzünde bir ticaret savaşı bulutu dolaşıyor. ABD’nin Çin’in ihraç ettiği toplam 250 milyar dolarlık ürüne yüksek gümrük vergisi koyması; Çin’in buna 110 milyar dolarlık Amerikan malına gümrük vergisi koyarak karşılık vermesi; Çin’in ABD’yi Dünya Ticaret Örgütü’ne şikâyet etmesi; ABD’nin Çin’i Amerikan seçimlerine karışmakla suçlaması gittikçe artan bir küresel gerilime yol açtı. Çin Başkanı Xi Jinping’in 2049’da ülkesini büyük bir global güce dönüştürecek yeni İpek Yolu atılımına, Trump’ın “Çin bize tecavüz ediyor” diye serzenişlerine bakarak, iki güç arasında yükselen rekabetle sonucu belirsiz bir yola girdiğimizi öne sürenlerin sayısı arttı.

Bu sırada geçmişin kötü anıları da canlandı: 1839-1860 arasındaki Afyon Savaşları, bugüne benzer şekilde, Çin ile Avrupa arasındaki ticaret dengesinde Batı aleyhine oluşan açığı kapatmak için başlamıştı. Açığı kapatacak tek yolun, sömürgeleri Hindistan’da ürettikleri afyonu Çin’e satmak olduğuna inanan İngilizler, dünyanın en kalabalık ülkesini dev bir uyuşturucu pazarına dönüştürmek için silaha sarılmış ve başarılı olmuşlardı. Böylece Çin resmî tarihine göre, 1949’da kadar uzanacak bir “Aşağılanma Yüzyılı” başlamıştı. 19. yüzyıl sömürgeciliğinin hangi boyutlara vardığını ve tarihin ikide bir neden hortladığını anlamak için Afyon Savaşları’nı inceledik.

Savaşı savaştan insan manzaraları-1

Çin ve İngiliz tarafında uyuşturucu kralları

Kanton kentinin hemen dışında, İnci Nehri kıyısında “13 Fabrika” denilen -aslında bildiğimiz fabrikayla ilgisi olmayan- yabancılar mahallesinde Batılı tüccarların “faktörleri”, yani acentaları hem yaşıyor hem iş yapıyordu. Bunlar, yabancılarla çalışma tekeline sahip, sayısı 20’yi geçmeyen Çinli işadamlarıyla ticareti sürdürüyordu. Bu Çinlilere “Kohong” veya “Hong” tüccarı deniliyordu. Hong tüccarlarının en ünlüsü Howqua’nın (Hokua, 1769-1843) servetinin, o sırada İngiltere’nin en zengin adamı olarak bilinen Rotschild ailesinden banker Nathan Rotschild’den 10 kat fazla olduğu söyleniyordu.

İngiltere tarafında ise en ünlü afyon tüccarları, küçük bir toprak sahibinin oğlu Sir James Matheson ile hekim ve tüccar William Jardine’di. Bu ikili, en büyük afyon ticarethanesi Jardine-Matheson’ın kurucusuydular. Bugün merkezi vergi cenneti Bermuda’da bulunan Jardine-Matheson şirketinin web sitesinde, şirketin 19. yüzyıl başında Hindistan’dan Çin’e afyon kaçakçılığı yaparak nasıl kurulduğu, bu ikilinin Afyon Savaşları’nı başlatmak için İngiliz hükümeti nezdinde nasıl lobi faaliyeti yaptığı anlatılıyor.

Savaşa insan manzaraları-2

‘Düşman madde’yi denize döken kahraman

İmparator Duaguang’un af yonla mücadele için Kanton’a yolladığı müfettiş Lin Zexu, şehirdeki yabancı mahallesinin kuşatarak ellerindeki afyonu vermelerini istedi. Sonunda 21.306 sandık yani yaklaşık 1.500 ton afyon kendisine teslim edildi. Bu afyon, Haziran 1839’da 23 gün içinde Çuanbi yakınlarında Humen adlı küçük bir kentte yokedildi. 500 işçi üç büyük siper kazdı ve deniz suyuyla doldurdu, tuz ve kireç eklendi. Afyon bu siperlerde pis kokulu dumanlar çıkararak yok oldu. Sonra bu “çamur” denize döküldü.

Sorunu kökten halletmek üzere özel olarak görevlendirilen Lin Zexu, denize dökmeden önce afyonu çamurla bulamaç haline getirmek için çukur kazdırıyor.

Olaydan hemen önce Lin, Güney Denizi’nin ruhuna dualar etti ve özür diledi, su yaratıklarına bir süre bölgeden uzaklaşmaları için çağrıda bulundu. Humen’de afyonun denize atıldığı siperlerin yerinde bugün Lin’in adını taşıyan bir park ve heykel var. Levhada şöyle yazıyor: “İngiliz sömürgeciler afyon kaçakçılığında ellerinden gelen her numaraya başvurdu. Bu lanetli hastalık kutsal topraklarımızın ekonomisini mahvederek üretimi etkiledi ve orduyu zayıf düşürdü”. Çin’in pek çok yerinde, ayrıca New York’taki Chinatown’da Lin’in heykelinin bulunduğunu ekleyelim.

Savaştan insan manzaraları-3

Katliamı ‘güzel’ bulan fotoğrafçı

İtalyan asıllı İngiliz fotoğrafçı Felix (Felice) Beato (18321909) adını Asya’da çektiği fotoğraflarla duyurdu. Önce Hint isyanındaki ölüm tarlalarını fotoğrafladıktan sonra, savaşın başladığı Çin’e geçti. 14 Ağustos 1860’da İngiliz kuvvetleri Tianjin’de Çin istihkâmlarını süpürüp toplam 1500 Çin askerinin tamamını öldürdüğünde oradaydı. Beato can çekişen askerlerin oluşturduğu manzaranın “çok güzel” olduğunu söyleyerek kendisi fotoğraf çekene kadar ölülerin kaldırılmamasını istedi.
Çektiği görüntülerden birkaçı, savaş alanında ölüleri gösteren ilk fotoğraflardan biri olarak günümüze kaldı.

Savaştan insan manzaraları-4

Tapınak yağmacısı baba, saray yağmacısı oğul

Çinli afyon zengini Hong tüccarı Howqua (Hokua).

Dünya kültür tarihine yağmacı olarak geçmiş bir başka baba-oğul herhalde yoktur. Bunlardan ilki, 1799-1803 arasında İngiltere’nin İstanbul elçisi 7. Elgin Kontu’dur. Adı, Atina’daki Parthenon Tapınağı’ndan sökerek İngiltere’ye götürdüğü mermer heykeller nedeniyle ün kazandı. Bugün British Museum’daki bu frizler “Elgin Mermerleri” olarak biliniyor. Onun oğlu 8. Elgin Kontu ise, afyon savaşlarında parladı. İkinci afyon savaşında İngiltere’nin tam yetkili temsilcisiydi. 1860’da cezalandırma yöntemi olarak Pekin yakınındaki Yazlık Saray’a (Yuanmingyuan, Eski Yazlık Saray) yağma iznini/emrini veren oydu. Önce Fransız, sonra İngiliz askerlerinin yağmaladığı yeşim taşından süsler, tunç, altın ve gümüş heykel, vazo ve çömlekler, sedef kakmalı kutular, ipek ruloları, kürkler, kitaplar Londra’daki Christie’s müzayede salonlarını şenlendirdi, British Museum’a girdi, Fransız İmparatoriçesi Eugénie’nin bir “Çin Odası” döşemesini sağladı.

Lord Elgin günlüğüne “Yazık oldu; 1 milyon sterlinlik malvarlığından yalnız 50 bin sterlin elimize kalabildi. Ben de çok şey almak isterdim ama hırsız değilim” diye yazdı. Ardından yağmalanmış sarayın yıkılmasını emretti. İngiliz subayı Charles Gordon (sonradan Afrika’da Mehdi isyanında meşhur olan Gordon Paşa), annesiyle kız kardeşine şöyle yazdı: “Yağmaladıktan sonra sarayı yaktık, dört milyona bile yeniden kurulamayacak yeri vandallar gibi yıktık… Yaktığımız yerlerin güzelliğini ve ihtişamını hayal bile edemezsiniz. Ama o kadar acele ediyorduk ki yeterince yağmalayamadık”.

Fransız yazar ve şair Victor Hugo ise haberi alınca duyduğu dehşeti şöyle özetleyecekti: “Bir gün iki eşkıya Yazlık Saray’a girdi. Biri yağmaladı, öbürü yaktı… Tarih önünde iki eşkıyadan birinin adı Fransa, diğerinin adı İngiltere’dir”.