#tarih
Avrupa Tarihi

Barbarlığa karşı direnişin destanı

İkinci Dünya Savaşı’nı engelleyebilecek son büyük devrimin 1937’de İspanya’da yenilgiye uğraması, 20. yüzyıl tarihini de kökten değiştirdi. Cumhuriyetçi hükümetin ve SSCB güdümündeki sol hareketin sosyal devrimi ezmesiyle, Franco liderliğindeki askerler ve faşist hareket ülkeye hâkim oldu. Şerefli bir mağlubiyetin hazin ve dramatik hikayesi…

Seksen yıl önce İspanya’da yalnızca bu ülkenin kade­rini değil 20. yüzyılı bir bütün olarak şekillendirecek en dramatik hadise cereyan ediyordu. 2. Dünya Savaşı’nın askerî tekniklerinin ve silah­larının denendiği 1936’daki bu tarihî kapışma, siyasi anlamda da bu büyük savaşa gidişi en­gelleyebilecek son şanstı.

1930’larda İspanya, monar­şi ile yönetilen 24 milyonluk yoksul ve azgelişmiş bir ülkey­di. Katolik kilisesinin toplum üzerindeki nüfuzu neredeyse mutlaktı. 2 milyon okuma-yaz­ma bilmeyenin bulunduğu ül­kede, eğitim ve kültür adeta çökmüştü. Ülkede 5 bin ma­nastır, 80 bin keşiş ve rahibe ve 35 bin rahip bulunmaktaydı. Ruhban sınıfının gücünü anla­mak için, bunun geniş toprak­lara, taşınmazlara, bankalar ve madenlere sahip olduğu da eklenmeli. Ülkenin en büyük toprak sahibi ve kapitalisti ki­liseydi. “Para kesin Katoliktir” diyordu halk.

Kadın ve erkek Cumhuriyetçi milisler içsavaşın başlangıcında, Temmuz 1936

Ulusal gelirin yarısı, ihra­catın 2/3’ü tarımdan geliyordu. 6 milyon köylünün 2 milyonu küçük mülk sahibi, 4 milyonu işçiydi. Toprakların üçte ikisi mülk sahiplerinin yüzde ikisi­ne; ülkenin ekilebilir toprakla­rının yarısı 20 bin büyük top­rak sahibine aitti. Ücretlerdeki düşüklükten dolayı, yüzyılın ilk otuz yılında 2.5 milyon İspan­yol ülkelerini terketmek zorun­da kalmıştı. 8 milyon yoksulun ve 2 milyon topraksız köylü­nün varlığı ise sefaletin boyut­larını açıklıyordu.


Karanlıkta kar yağıyor,
Sen Madrid kapısındasın.
Karşında en güzel şeylerimizi
Ümidi, hasreti, hürriyeti
Ve çocukları öldüren bir ordu

Nâzım Hikmet
“Karanlıkta Kar Yağıyor” şiirinden, 1937

109 bin ere 15 bin subayın, 100 ere bir generalin düştüğü ordu, teçhizat açısından yeter­siz ve ancak bir içsavaşta kulla­nılabilecek güçteydi. Burjuva­zinin zayıflığından dolayı, ülke­yi fiilen Katolik ruhban sınıfı, subay kastı ve büyük toprak sahipleri yönetmekteydi. Bu yönetici kastın dünya görüşü­nün feodalite ile henüz bağları­nı koparmamış dinsel yobazlık, sömürgecilikten arta kalan bir ırkçılık, milliyetçilik olduğunu söylemek bile gereksiz.

Tarih hızlanıyor

Bu geriliğin yanısıra İspan­ya’da, özellikle 1. Dünya Sava­şı’nda İngiliz ve Fransız serma­yesinin önayak olduğu modern sanayi sektörlerinde çalışan, Katalonya, Bask ülkesi, Madrid ve Asturias gibi büyük sana­yi merkezlerinde yoğunlaşmış, güçlü sendikalarda örgütlen­miş bir işçi sınıfı bulunmak­taydı. Ezcümle krala yakın bir generalin sözleriyle İspanya “tıpası patlamak üzere olan bir şişe şampanya” gibiydi.

Barcelona barikatlarında savaşan asker ve sivil Cumhuriyetçiler…

İspanya İçsavaşı bir dizi ev­reden geçen çok radikal dönü­şümlerin ürünü olarak belir­di. Çağdaşı Mussolini tarzı bir yönetimle, 10 yıllık kanlı bir rejimden sonra diktatör gene­ral Primo de Rivera, ülkeyi de­rinden sarsan dünya krizi kar­şısında bir çözüm yolu bula­mayınca, Kral XIII. Alfonso’ya istifasını verdi. 1931’de ülkenin tanıdığı göreli olarak ilk de­mokratik seçimden sonra kral tahttan feragat etti ve Cum­huriyet ilan edildi. Yeni ana­yasada “İspanya her sınıftan çalışanların Cumhuriyetidir” deniyordu. Kadın-erkek eşit­liğini ve kadınlara oy hakkını tanıyan anayasa, laik eğitimi, boşanma hakkını ve yalnızca resmî nikahı kabul ediyordu. Ancak toprak meselesi için bir şey söylemiyordu.

Buenaventura Durruti Dumange (1896-1936) İspanyol anarşizminin ve devriminin efsanevi siması. İçsavaş sırasında faili meçhul cinayete kurban gitti. Barcelona’daki cenazesine 250 bin kişi katıldı. İki önemli biyografisi Türkçeye çevrilmiştir.

Diktatörlük yıllarında ezi­len halk takabakaları grev ve diğer yollarla hak aramaya baş­lamışlardı. Eski rejimin imti­yazlıları monarşinin devrilme­sinden de ortalıktaki “düzen­sizlik”ten de hoşnutsuzdular. 1934’te aşırı sağ parti CEDA bir takım ayakoyunlarıyla hü­kümete girdi ve 1931’de elde edilen kazanımları geriletme­ye yöneldi. Kısa bir süre için savaş bakanı olan CEDA’nın lideri Gil Robles, ilerde askerî ayaklanmanın iki önemli sima­sı olacak olan Franco’yu genel­kurmay başkanlığına, General Mola’yı da Fas askerî komutan­lığına getirdi ve liberal subay­ları temizledi.

Durumdan mennun olan toprak sahipleri “Aç mısınız? O halde Cumhuriyeti yiyin!” diye dalga geçiyorlardı. Aşırı sağ durumdan istifade ederek güçleniyordu.

1933’te Hitler’in iktida­ra gelmesi, 1934 Avusturya ve Fransa’da aşırı sağın yükselişi, benzer bir akıbetle karşı karşı­ya kalmamak için iktidardaki İspanya Sosyalist İşçi Parti­si’nin (PSOE) sol kanadını ha­reketlendirdi.

Ekim 1934’te CEDA’nın hü­kümete girmesine büyük tep­ki gösterildi ve kitlesel grev­ler başladı. Esas olarak maden bölgesi olan Asturias’da solun çeşitli renklerinden işçiler yö­netimi ele geçirdiler (Asturias Komünü). Ancak ülkenin diğer bölgelerinden ses gelmeyince, birkaç yıl sonra Cumhuriyet’i ezecek olan Franco’nun Fas birlikleri ve İspanyol yaban­cı lejyonu tarafından 15 gün sonra acımasızca bastırıldılar. Bilanço çok ağırdı: 3 bin ölü, 7 bin yaralı ve 40 bin tutuklu! Bu ayaklanma yine de iki yıl son­raki gerçek halk ayaklanması­nın bir provası oldu.

Aralık 1935’te patlak veren ikinci bir kriz üzerine ülkede tekrar seçime gidildi.

Şubat 1936 seçimleri için solun başlıca güçleri PSOE, PCE, UGT ve POUM bir Halk Cephesi oluşturdular. Bu cep­he sol cumhuriyetçi ve bur­juva partilerini de içeriyor­du. Buna karşı sağ ve aşırı sağ da kralcıları, CEDA ve Falanj’ı (Falange Española) içeren bir “Ulusal Cephe” kurdu.

1 milyondan fazla işçi ve köylü üyesi olan en önemli anarşist örgüt CNT seçimle­re katılmadı ama oy vermeme çağrısında da bulunmadı. Bur­juva partilerinin katılımından dolayı Halk Cephesi’nin prog­ramı ne toprağın ne bankala­rın millileştirilmesini içeri­yordu. Sömürgelerin özgürlü­ğü gibi, Katalonya ve Bask’ın özerkliği gibi meseleler de görmezden gelinmişti.

Kuzey İspanya’da (Huesca), faşistlerin bir makineli tüfek yuvası aksiyon halinde.

16 Şubat seçimlerini Halk Cephesi az bir farkla kazandıy­sa da seçim sisteminden ötürü sandalye dağılımında büyük fark ortaya çıktı. 473 sandalye­lik mecliste Halk Cephesi (99’u PSOE, 87’si Partido Republica­no Radical, 39’u Union Repub­licana, 36’sı Esquerra Repub­licana de Catalunya’dan, 17’si PCE ve biri de de POUM’dan) 286 milletvekili kazandı. Sa­ğın 88’i CEDA’dan olmak üze­re 132 (Falanj 40 bin oy almış ve temsilci çıkaramamıştı), merkezin de 42 sandalyesi bu­lunmaktaydı.

Seçim sonuçlarından yü­reklenen geniş kitleler, Halk Cephesi’nin ılımlı programının kendi değişim özlemlerine kar­şılık düşmediği kanısındaydılar. Bunun bir göstergesi olarak 1934’ün siyasal mahpuslarına af çıkarılmasını beklemeden, hapishanelere giderek kapıla­rı açtılar. Ücret artışı ve daha iyi çalışma koşulları için grev­ler patlak verdi. Binlerce köylü, büyük toprak sahiplerinin top­raklarını işgal etmeye başladı.

Andreu Nin (1892-1937) Annesi köylü, babası ayakkabı tamircisi. 1935’te İşçi Köylü Bloku ile birleşerek POUM’u kurdu. 1937 olaylarından sonra siyasi polis tarafından yakalanıp önce Valencia’ya sonra Madrid’e gönderildi. Rus generali Orlov’un emriyle işkenceye uğradı ve öldürüldü. Açılan arşivler, Stalin’in Orlov’a bu emri bizzat verdiğini kanıtladı.

Ülkenin her yanında ruh­ban sınıfının baskısının sim­gesi olan kilise ve manastırlar basılıp yakılmaya başlandı. Se­çimlerin hemen sonrasında sağ ve aşırı sağ güçler de yeniden örgütlenmeye başladı. Sol mili­tanlar öldürülmeye başlandı.

Orduda neredeyse açıkça Cumhuriyet’in şiddetle yıkıl­ması için hazırlıklar başladı. Generaller kendilerine siyasal ve maddi destek vermeyi vaa­deden Portekiz diktatörü Sala­zar, Hitler ve Mussolini ile bağ­lantıya geçtiler. Muzaffer bir devrim, sözü edilen ülkelerde ve bütün Avrupa’da olağanüs­tü sonuçlar doğurabilirdi. Bu askerî hazırlıklardan haberdar olan hükümet ise kendini sa­vunmak için bile herhangi bir önlem almadı.

16 Temmuz’da Fas’taki ge­neral Franco’nun esas olarak Müslüman Faslılardan oluşan birlikleri Cumhuriyet’e başkal­dırdı ve kuzeye doğru yürüyüşe geçti (kendi tabirleriyle “Glo­rioso Movimiento”). Bu işareti alan yarımadanın bütün kış­lalarındaki askerler ertesi gün harekete geçti. Birkaç gün için­de Portekiz sınırındaki Galicia başta olmak üzere batıda ve güneyde önemli mevkiler elde edildi. Hükümet halka herhan­gi bir çağrıda bulunmak yerine, isyancı generallerle müzakere etmenin yolunu aradı ama bir sonuç alamadı. Cesares Quiro­ga hükümeti “yeni bir ayaklan­ma girişimi başarısızlığa uğra­dı” bile diyebildi.

18 Temmuz’da PSOE lideri Largio Caballero hükümetten işçilerin silahlandırılmasını ta­lep ettiyse de bir öncekinde ol­duğu gibi reddedildi. Hükümet istifa etti. PSOE’nin sağ kana­dından Prieto generallerle bir uzlaşma sağlamak için Marti­nez Barrio’nun hükümeti kur­masını önerdi.

Toplumsal devrimi bastır­mak için başlatılan askerî dar­be, tarihin tanık olduğu en bü­yük halk seferberliğini tetikle­di. İnsanlar sokaklara döküldü. UGT ve CNT genel grev çağrısı yaptı. Yeni hükümet ilan edilir edilmez, işçiler silah talep et­mek üzere sokağa çıktılar. İşçi grupları silah depolarını ele geçirerek silahlandılar ve kış­laları kuşatarak darbeci asker­leri etkisiz hale getirdiler. Dar­be başarısız olmuştu. Ülkenin büyük bir kısmında, özellikle başlıca sanayi kentlerinde as­kerler yenildi. İspanya cumhu­riyetçiler kısmında 14 milyon, ayaklanmacılar kısmında 10.5 milyon insan olarak bölünmüş durumdaydı.

İçsavaşın sembollerinden biri de, Cumhuriyet saflarında yer alan Uluslararası Tugay’dı. İngiliz gönüllüler, 1937.

Madrid’de kışlalar harekete geçmeden emekçiler sokakla­ra çıktılar ve kenti denetimleri altına aldılar. Barselona’da as­kerlerin yenilgisi çok ağır oldu. Ülkenin ikinci büyük kenti si­lahlı işçilerin eline geçmişti.

İsyancı silahlı kuvvetler­le, silahlanmış halk arasında hükümet buharlaştı. Gelenek­sel kurumlar şeklen duruyordu ama, onların yerini işçi ve köy­lü komiteleri almıştı. Bu komi­teler Franco ve diğer ayakla­nan generallerin birliklerinin karşısına çıkacak olan milisle­ri oluşturmaya başladılar. Her örgütün kendi milisi vardı. 100 bin milis (%50 CNT, % 30 UGT, %10 PC, %5 POUM), 200 de su­bay bulunuyordu. Bu birlikler­de asker selamı yoktu, subay­lar milisler tarafından seçili­yordu ve askerî operasyonlar herkes tarafından tartışılıyor, karara bağlanıyordu. Kadınlar da milislerde önemli görevler ediniyorlardı (İspanyol Devri­mine kadınların katılımı o güne kadar görülen bütün olaylarda­kinden kat be kat fazlaydı).

Komiteler işçilerin üretimi yönettikleri işyerlerinde (kısa zamanda Katalonya’daki işlet­melerin %70’inde özyönetim olacaktı) denetimi sağlıyorlar, kamu hizmetlerini sürdürü­yorlar ve adalet hizmeti veri­yorlardı. İşsizlik ve yoksulluğa karşı radikal eşitlikçi önlemler alınıyordu. Barselona’da bütün dilenciler sendikal örgütlen­melerde işe alındılar, her yerde kooperatifler kuruldu.

Francisco Largo Caballero (1869-1946) Mermer işçisi. Yeni Cumhuriyet’in Çalışma Bakanı. 1936’da Başbakan ve Savaş Bakanı. Cumhuriyet’in yıkılmasından sonra gittiği Fransa’da Nazi işgalinde tutuklanıp toplama kampına gönderildi. Kızıl Ordu tarafından kurtarıldı, Paris’te sürgünde öldü. Naaşı 1978’de 500 bin kişinin katıldığı bir törenle Madrid’e nakledildi.

Kırsal kesimde yerel komi­teler büyük toprak sahipleri­nin topraklarını gerçek bir ta­rım reformuyla dağıtıyorlardı. Gündelik hayatta da köklü bir değişme oluyor, özellikle anar­şist kadınların öncülüğünde feminizm gelişiyordu. Madrid, Asturias, Valensiya, Aragon ve Katalonya’da bu köklü dönü­şüm diğer bölgelerden daha derindi. Komiteler esas olarak sosyalist, anarşist ve POUM sendikacıları ve örgütsüz işçi­ler tarafından oluşturuluyordu.

1936 Temmuz’undan Ey­lül’e devlet kurumları ve bur­juvazi zayıflayıp istikrarsızla­şırken, o zamana kadar sömü­rülen sınıflar güçlenmiş, fiili iktidarı ele almıştı. Yani bir “ikili iktidar” durumu yaşan­maktaydı. Buna mukabil ku­rumsal güçlerin başında gelen polis ve ordu kitlesel olarak fa­şist cenaha geçmişti.

4 Eylül’de PSOE’nin sol ka­nadından ve UGT yöneticisi Caballero’nun başkanlığında yeni bir Halk Cephesi hüküme­ti kuruldu. Caballero hüküme­ti taban komitelerinin işlevini yavaş yavaş törpüleyerek ve so­nunda bunları iptal ederek ikili yapıya son verdi.

Yeni hükümeti oluşturan sosyalist, Stalinci komünist ve cumhuriyetçi burjuvalar toplumsal kazanımları parça­lamaya başladılar. Çıkarılan kararnameler ve yasalarla el konulan toprakların, fabrika­ların mülk sahiplerine iadesi­ne girişildi. 26 Eylül’de CNT ve POUM Katalan hükümetine (Generalitat) katıldı. 1 Ekim’de milislerin merkez komitesi da­ğıtıldı. Ocak 1937’de bir PSUC yöneticisi olan Comomera “da­ha az komite, daha çok ekmek” gibisinden bir formül dahi bul­muştu. Sağlık ve ekonomi ba­kanlığı anarşistlere verildi ve bu arada tarihte bir ilk gerçek­leşti: Bir CNT üyesi yani bir anarşist polis şefi oldu!

Bir yanda faşistlere karşı zaferin elde edilmesi için temel koşul olarak sosyal devrimi sa­vunan CNT ve POUM, öte yan­da devrimi erteleyerek faşizme karşı mücadele etmek isteyen PSOE ve PCE, iki farklı strate­jiyi temsil ediyorlardı. Burjuva­zinin ve Stalincilerin savundu­ğu ikinci tez galebe çalacaktı. Sonuç olarak bu görüş yalnızca devrimci umutları yok etmekle kalmayacak, askerî yenilgiye de yol açacaktı.

İçsavaşın başından itiba­ren her iki kamp da dış destek aradı. Franco’nun güçleri hızla faşist diktatörlüklerden (Por­tekiz, Almanya ve İtalya) silah ve hatta askerî yardım aldılarsa da Cumhuriyetçiler Batılı de­mokrasiler tarafından herhan­gi bir yardım görmediler. Ey­lül’de Avrupa’nın 25 ülkesi bir “müdahale etmeme” antlaşma­sı imzalayarak savaşta iki tara­fa hiçbir yardım yapılmaması­nı karara bağladı.

17 yaşındaki komünist militan Marina Ginestà içsavaş sırasında Barcelona’da. Ginestà savaştan sağ çıkmış, uzun yıllar yaşamış ve yetmiş sene sonra kendi fotoğrafıyla poz vermişti.

Aslında Avrupa ülkeleri İs­panya’da muzaffer bir sosyalist devrimden çekiniyorlardı. Böy­lesi bir devrimin başta Fransa olmak üzere komşular üzerin­de doğrudan etkisi olabilirdi.

Faşist ülkeler de bu anlaş­mayı imzalamakla birlikte, mil­liyetçilere yardımdan kaçın­madılar. Antifaşist İspanya’ya yalnızca iki devlet yardım etti: Kısıtlı imkanlarla Meksika ve SSCB. Ancak SSCB’ninki pek karşılıksız sayılmazdı. Ekim 1936’da sağlanan silahlar, İs­panya bankasının altın rezerv­lerinin tamamına karşılık ola­rak gönderilmişti! Üstelik bu bir şartlı yardımdı: bütün dev­rimci yönelimlere bir son veril­meliydi! Stalin’in kendisi de İs­panya’da devrim istemiyordu!

Stalin, merkezi hükümet başkanı Largo Caballéro’ya “Özel mülkiyeti korumak ge­rekir!” diye yazıyordu. Alman­ya’nın yükselişine karşı, Batı­lı demokrasilerin dostluğunu kazanmak istiyordu. Stalinci politikaların yürütülmesinde­ki en önemli araç PCE’ydi. Sa­vaşın başlangıcında çok zayıf olan bu parti, kendisine askerî güç ve prestij kazandıracak olan Sovyet yardımı geldikçe nüfuz kazanacaktı. Zira Rus silahları yalnızca Stalin’in po­litikasına uygun davrananlara veriliyordu. PCE, Sovyet yardı­mı ve politik tutumu sayesinde iktidarda önemli mevkiler elde ediyor ve buradaki gücünü de kendi dışındaki solu bastırmak için kullanıyordu.

Dolores Ibárruri Gómez (1895-1989) ‘Passionaria’ adıyla ünlendi. 1920’den itibaren Komünist Partisi’nin oluşumuna katıldı. 1936’da milletvekili seçildi. İçsavaşta ‘No pasaran!’ sloganıyla ünlendi. İçsavaş bitiminde SSCB’ye gitti. Franco’nun ölümünden sonra 1975’te İspanya’ya döndü. 1977’de milletvekili seçildi. Katolikliğe döndükten sonra 93 yaşında vefat etti.

Temmuz 36’dan Mayıs 37’ye bir yanda halkın milisler­le, komitelerle kendiliğinden oluşturduğu iktidarla; neredey­se tamamen yıkılmış olan, an­cak yavaş yavaş Halk Cephesi tarafından yeniden inşa edilen devlet aygıtı birarada yaşaması mümkün olmayan iki güç ola­rak belirmişti. Bu noktada güç ilişkileri değişmeye başladı.

17 Mayıs’ta Negrin hükü­meti kuruldu. 16 Haziran’da POUM’un bütün yöneticile­ri Moskova mahkemelerine paralel bir biçimde “ihanet ve casusluk” ithamıyla tutuklan­dı, Andreu Nin işkenceyle öl­dürüldü.

Temmuz 36’da başlayan devrimci süreç, Ekim 1936 ile Mayıs 1937 döneminde ke­sin olarak sonlandırıldı. Ekim 36’da Cumhuriyetçi kanadın kurduğu düzenli ordu, Mayıs 1937’de polis teşkilatı ile bir­likte tamamen Stalincilerin kontrolüne geçti. Geriye 1937 başlarında gençlik örgütle­ri birleşen POUM ve CNT’nin tasfiyesi kalıyordu.

Temmuz 1936’dan beri anarşist işçilerin elinde bu­lunan Barselona’daki telefon merkezine saldırı, provokasyon sürecini başlattı. İşçiler ayak­landı, anarşist ve POUM’cu mi­lislerle sokak savaşı patlak ver­di. Hükümet sarayı barikatlar­la çevrildi. Anarşist bakanlar, merkezî hükümetin taşındığı Valencia’dan gelerek işçileri si­lahlarını teslim etmeye çağırdı ama işçiler bunu reddetti. 5 bin kişilik ulusal muhafız Barcelo­na’ya doğru yola çıkıp, komite­leri dağıtarak, milisleri silah­sızlandırarak ve hatta hapsedip öldürerek şehre vardı. 7 Ma­yıs’ta barikatlar çözüldü.

George Orwell’ın anıların­dan oluşan Katalonya’ya Selam kitabında anlattığı ve Ken Loa­ch’ın Ülke ve Özgürlük filmin­de sahnelediği bu olay, içsava­şın en dramatik dönüm nokta­sını oluşturur.

Franco’nun zafer anı Madrid’in düşmesinden sonra İspanya’da Cumhuriyet rejimi yıkıldı (Mart, 1939). Franco Madrid’de muzaffer askerleri selamlıyor.

1937 yazı, bir “iç hesaplaş­ma” adı altında kanlı bir teröre sahne olacaktır. GPU’nun da aktif olarak katıldığı Troçkist­ler, POUM’cular, sol sosyalist­ler ve anarşistler, hükümet ta­rafından “temizlenirler”.

Devrim, Franco tarafın­dan değil, bizzat Cumhuriyet­çiler tarafından çökertilmiştir. Hükümet, uluslararası tugayın savaşçılarını geri çeker. Ancak bu, İtalyanların Mart 1938’de 1200 kişinin ölümüne neden olan Barcelona bombardıma­nını engellemez. Şehir 25 Ocak 1939’da Franco birliklerince savaşmadan ele geçirilir. 27 Mart’ta Madrid’e giren Franco yanlıları, 31 Mart’ta bütün ül­keyi kesin olarak ele geçirirler.

İtalya ve Almanya’dan son­ra İspanya da faşizme teslim olmuştur ve artık 2. Dünya Sa­vaşı’nı kimse engelleyemeye­cektir.

KRONOLOJİ

Cumhuriyet, devrim ve karşı devrim

1930 Ocak: Diktatör Primo de Rivera’nın istifası.

1931 Nisan: Cumhuriyet’in ilanı.
Haziran: Solun çoğunluğu kazandığı kurucu meclis seçimi.
Aralık: Katalonya’ya özerklik statüsünün onaylanması.

1932 Ağustos: General Sanjurjo’nun başarısız darbesi.

1933 Ocak: Almanya’da Hitler iktidarı.
Eylül: Oğul Rivera’nın Falanj teşkilatını kurması.
Kasım: Merkez sağın seçim zaferi.

1934 Ocak: Alejandro Lerroux hükümeti.
Ekim: Asturias Komünü ve hareketin kanlı şekilde bastırılması. Katalonya’nın özerkliğinin kaldırılması.

1935 Eylül: POUM’un kuruluşu.
Aralık: Cumhuriyetçilerle PSOE’nin ittifakı; Caballero’nun istifası.

1936 Şubat: Halk Cephesi’nin seçim zaferi.
Temmuz: Askerlerin ayaklanması ve PSUC’un kuruluşu.
Ekim: Cumhuriyetçi düzenli ordunun kuruluşu. Rus silah ve danışmanlarının gelişi.
Kasım: Uluslarası Tugay’ın Madrid’e varışı.
Ekim: Madrid muharebesi
Aralık: POUM’un hükümetten atılması.

1937 Şubat: Malaga’nın düşüşü.
Mart: İtalyan birliklerine karşı Cumhuriyetçilerin Guadalajara zaferi.
Nisan: Alman hava kuvvetlerinin Guernica’yı bombalaması.
Haziran: Bilbao’nun ve Bask ülkesinin düşüşü. POUM’un yasadışı ilan edilmesi
Eylül: Bask ordusunun teslim oluşu.
Ekim: Vatikan’ın yeni faşist rejimi resmen tanıması.
Aralık: Teruel muharebesinin başlaması ve Cumhuriyetçilerin başarısı.

1938 Şubat: Teruel’in düşüşü ve Franco’cuların zaferi.
Temmuz: Ebre’de Cumhuriyetçilerin son büyük saldırısı.
Kasım: Ebre’de ricat. Uluslararası Tugay’ın ülkeyi terketmesi.

1939 Ocak: Faşist birliklerin Barcelona’ya girmesi.
Şubat: Katalonya’nın düşüşü. İngiltere ve Fransa’nın Franco hükümetini tanıması.
Mart: Madrid’in işgali ve Cumhuriyet’in sonu.
Nisan: ABD’nin yeni rejimi tanıması.
Ağustos: Nazi Almanyası ile SSCB arasında antlaşma

İÇSAVAŞIN PARTİ VE ÖRGÜTLERİ

Dağınık solun karşısında birleşik sağ

PSOE: (Partido Socialista Obrero Español-İspanya Sosyalist İşçi Partisi) 1879’da kuruldu. Sağ cumhuriyetçi (Prieto ve Besterio) ve tabanının çok geniş kesimlerinin radikalleşmesini yönlendirmeye çalışan bir sol (Largo Caballero) arasında parçalanmıştı. 1936’dan içsavaşın sonuna kadar iktidarda kaldı.

CNT: (Confederación Nacional del Trabajo- Ulusal Emek Konfederasyonu) İşçi hareketinde çoğunluk olan, tarihî anarko-sendikalist merkez. 1936’daki kongresinde, İspanya’da acilen bir liberter komünist rejimin kuruluşunu talep etti.

UGT: (Union General de Trabajadores-Genel Emekçiler Birliği) Sosyalist Parti’nin etkisindeki ikinci büyük işçi konfederasyonu. 1879’da kuruldu.

JSU: (Birleşik Sosyalist Gençlik) Sosyalist Gençlik ile Komünist Gençlik’in birleşmesi sonucu 1936’da kuruldu.

POUM: (Partido Obrero de Unificaciòn Marxista-Marksist Birleşik İşçi Partisi) PCE’den ayrılan Joaquin Maurin yönetimindeki İşçi ve Köylü Bloku (BOC) ve Andres (Andreu) Nin önderliğindeki İspanyol Komünist Sol (Izquierda Comunista Espanõla) gruplarının Asturias ayaklanmasından sonra birleşmesiyle 1935’de kurulan komünist parti.

FAI: (Federación anarchista iberica-İberya Anarşist Federasyonu) Portekizli anarşistlerle işbirliği içinde militan anarşist grupların 1927’de kurduğu federasyon. CNT denetimi altındaydı. Sağ kanatta Garcia Olivier, sol kanatta Buenaventura Durutti tarafından yönetiliyordu.

PSUC: (Partido Socialista Unificado de Catalunya-Katalonya Birleşik Sosyalist Partisi) Sosyal demokratlar, sosyalistler, milliyetçiler ve komünist partisinin Katalonya seksiyonunun oluşturduğu parti.

Falange: (Falanj) Özellikle İtalyan modeline göre José Primo de Rivera tarafından kurulan faşist örgüt.

Brigadas Internacionales (Uluslararası Tugaylar): Cumhuriyeti savunmak için İspanya’ya gelen anti-faşist militanların oluşturduğu askerî birlikler. Toplam olarak 40 bin gönüllüyü topluyordu (10-15 bin Fransız; 5 bin Alman ve Avusturyalı; 3350 İtalyan, 2800 Amerikalı; 2 bin Britanyalı; biner Kanadalı, Belçikalı, Yugoslav, Macar ve İskandinavyalı ve değişik milliyetlerden 5 bin kişi).

CEDA: (Confederación Española de Derechas Autónomas) İspanyol Özerk Sağcılar Konfederasyonu) Cumhuriyet karşıtı ve anti-demokratik muhafazakar oluşum. Gençlik örgütü 1936’da tümüyle Falanj’a katıldı.

Exit mobile version