Bir Fransız zeplininden çekilmiş fotoğraf, kaynaklarda “İstanbul’un havadan çekilen ilk fotoğrafı” olarak geçiyor (Ali Serim, Bahattin Öztuncay). Yayımlanma tarihi: 15 Nisan 1922, The Times. 1900’lerden itibaren balon veya uçaktan çekilmiş olan fotoğraflar hem bu yükseklikte hem de bu kalitede hem de bu panoramik genişlikte değil (Ali Serim). Ancak fotoğrafın tam olarak ne zaman çekildiği bilinmiyor, Kasım 1918 olduğu tahmin ediliyor. 1918’de, kentin eşsiz siluetini oluşturan yapılar arasından yükselen modern yapılar dikkati çekiyor. 15. yüzyıldan beri devletin idari merkezi olan Topkapı Sarayı terkedilmiş, geniş bahçelerinde Gülhane Askerî Hastanesi, Fişek Depoları (askeri depolar), Demirkapı Kışlası, Arkeoloji Müzeleri, Takvimhane gibi büyük binalar inşa edilmiş. Ayasofya yakınlarında, Sultan Abdülmecid devrinde İtalyan mimar Fossati tarafından inşa edilen bina üniversite/ darülfünun, meclis gibi fonksiyonları da üstlenip en son Adliye olarak kullanılmış. 

Hemen önünde Sultanahmet Cinayet Tevkifhanesi görülmekte. Adliye bir yangınla ortadan kalkarken cezaevi uzun süre yaşamış, birçok edebiyatçı, sanatçı, siyasetçiyi de misafir eden mekan, günümüzde beş yıldızlı bir otel (Ama kapısında hâlâ sülüs hatla yazıldığı için pek okunamayan “Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi” şeklindeki ürkütücü kitabe durmakta). Adliye binasının yangın yeri uzun süre boş kaldıktan sonra, son yıllarda kentin en zengin arkeolojik kalıntılarının ortaya çıktığı bir kazı alanı oldu. Bunların etrafında ise İshakpaşa yangınında yanan ve henüz imar edilememiş mahalleler ve aynı yangında harap olan Sultanahmet Külliyesinin meşhur arastası da görülüyor. Arasta altında ise Tunuslu Mahmud Paşa Konağı var; Baytar Mektebi ya da Aygır Deposu olarak da biliniyor. Bir yangınla yok olan konak ve çevresi son yıllarda bir rekonstrüksiyon projesi ile ayağı kaldırıldı. Kentin çoğu küçük ahşap evlerden oluşan sokak dokusu, yer yer konaklarla ve anıt eserlerle bölünmüş. Ancak yarımadanın güneyinde bu dokuyu boydan boya kesen demiryolu hattı çok belirgin. Surlar hâlâ Marmara Denizi kıyısında yükseliyor. 1950 yılı dolaylarında inşa edilen Sahil Yolu (Kennedy Caddesi) ve zamanla onun önünde gelişen parklar bu etkileyici manzarayı tamamen değiştirdi. Eski İstanbulluların ancak denizden gördüğü surlar artık ziyaret edilebiliyor.