Avrupa sinemasının yaşayan tarihiydi…

60’lı yılların en gözde sinema ve tiyatro oyuncularından Jeanne Moreau, uzun kariyeri boyunca canlandırdığı karakterlerle unutulmaz bir iz bıraktı. Büyük filmlerin büyük starı Moreau, ölmeden kısa süre önce yapılan bir röportajda “Ne için özlem? Özlem, eğer her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsanız hissedeceğiniz bir duygudur. Aynı yerde kalakalan o kadar çok insan tanıyorum ki. Ve düşünüyorum, Tanrım, şunlara bakın! Ölmeden önce ölmüşler! Bu korkunç bir tehlike. Yaşamak bir risktir”.

Temmuz ayının son günü 89 yaşında ölen Fransız oyuncu Jeanne Moreau, 60’lı yılların en gözde sinema ve tiyatro oyuncularından biri; adı Ingrid Bergman, Sophia Loren ve Brigitte Bardot gibileriyle anılan büyük Avrupalı yıldız kuşağının üyesiydi. Dünya çapında onlar kadar tanınmamasının tek nedeni, Hollywood’a pek itibar etmemiş olmasıydı; her zaman Avrupa sinemasının bir ismi olmuştu.

Gece/La Notte Jeanne Moreau, Antonioni’nin 1961 tarihli Gece (La Notte) filminde başrolleri Marcello Mastroianni ve Monica Vitti ile paylaşmıştı.

Kuru ve boğuk, taklit edilemez sesi, koyu renkli etkileyici gözleri ve sanki surat asıyormuş izlenimi veren ağzıyla, tamamen kendine özgüydü. Karmaşık, esrarengiz ve tehlikeli kadın tipinin simgesiydi. Yetmiş yıl boyunca sürdürdüğü oyunculuk mesleğinde ekrana veya sahneye çıktığında, son yıllarındaki yardımcı roller dahil, seyircilerin dikkatini mıknatıs gibi çekmediği hiçbir oyun ya da film olmadı.

Oyunculuğu hiç bırakmayan, bunu bir “kariyer” değil bir “hayat” olarak tanımlayan Jeanne Moreau, 150 sinema ve TV filminde, sayısız tiyatro oyununda oynadı. 20. yüzyılın en büyük film yönetmenleriyle çalıştı. Hepsi de onu överek göklere çıkaran bu yönetmenler sayıldığında, bir sinema müzesine girmiş gibi oluruz. Aralarında Luis Buñuel, Elia Kazan, Orson Welles, Louis Malle, Michelangelo Antonioni, Jecques Demy, Tony Richardson, François Truffaut, Rainer Werner Fassbinder, Theodoros Angelopulos, Luc Besson ve François Ozon vardı. Bu saydığımız yönetmenlerin ilkiyle sonuncusu arasındaki yaş farkının 67 olduğu düşünülecek olursa, Jeanne Moreau’nun oyunculuk hayatının ne kadar uzun sürdüğü anlaşılabilir.

Oyuncu, 23 Ocak 1928’de Paris’te sorunlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İngiliz olan annesi, Folies Bergère’de dansetmek üzere Paris’e gelmiş bir dansçıydı, babası ise bir kafe işletiyordu. Ama bu uzun sürmedi, işini kaybeden baba sık sık öfke krizlerine kapılan bir adam olup çıktı. Bir ara ailece o kadar yoksullaştılar ki, bir genelevin üstündeki tek odaya sığınmak zorunda kaldılar.

Tiyatro, Jeanne Moreau için yoksulluktan ve evdeki kargaşadan kaçış yolu oldu. Sık sık okuldan kaçarak tiyatroya gidiyordu. Yıllar sonra biyografisini yazan Marianne Gray’e oyunculuk hayatının başlangıcını, 16 yaşındayken 1944’te gördüğü Jean Anouilh’in Antigone oyununa borçlu olduğunu anlattı: “Hayret içinde kalmıştım çünkü Antigone’daki kız isyan ediyordu. Otoriteye direniyordu. Zamandan korkmuyordu. Onun gibi olmak istedim”. Konservatuara giren Jeanne Moreau, 1948’de, saygın tiyatro topluluğu Comédie-Française’in tarihindeki en genç oyunculardan biri oldu. Bir yandan da gangster filmlerinde oynamaya başlamıştı. Onu sahnede gören Louis Malle (ünlü yönetmen, o sıralarda tanınmamış bir belgeselciydi), Jeanne Moreau’yu ilk uzun metrajlı kurgulu filmi olan “İdam Sehpası”nda (Ascenseur Pour L’échafaud, 1958) ve aynı yıl “Âşıklar” (“Les Amants”, 1958) adlı ikinci filminde başrolde oynattı. Jeanne Moreau, film yıldızı olarak ilk şöhretini bunlara borçluydu; birkaç yıl sonra bu defa İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni’nin “Gece” (La Notte, 1961) filmiyle ününü pekiştirdi.

Ancak Moreau’nun yıldızının en çok parladığı yıl, 1962 olacaktı. Arka arkaya üç büyük yönetmen ve üç önemli filmde oynadı. Çoğu sinemaseverin onun ismi söylendiğinde ilk hatırladığı film olan “Jules ve Jim”deki oyunuyla sansasyon yarattı. Fransız yönetmen François Truffaut’nun en önemli filmlerinden olan “Jules ve Jim”de, bir aşk üçgeninin kadın tarafı olarak büyüleyici bir oyun çıkaran Jeanne Moreau, aynı yıl İngiliz yönetmen Joseph Losey’nin “Eva” ve Amerikalı oyuncu-yönetmen Orson Welles’in Kafka’dan uyarladığı “Dava” filmlerinde de boy gösterdi.

55 yıllık kült film Moreau, Joseph Losey’nin yönettiği 1962 tarihli Eva filminde başrol karakteri Eva Olivier’yi canlandırmıştı.

Ünlü yönetmenlerle daha sonra da çalışacaktı; en çok hatırlanılan rollerinden biri de, yine François Truffaut’nun yönettiği “Siyah Gelinlik”teki (La Mariée Était en Noire, 1968) düğün günü kocasını öldürenlerden soğukkanlılıkla intikam alan kara dul rolüydü. 60’lı yıllarda çevirdiği hemen hemen her film, sinema klasikleri arasına girdi. Bunlar arasında İspanyol yönetmen Luis Buñuel’in Octave Mirbeau’nun romanından beyazperdeye uyarladığı “Bir Oda Hizmetçisinin Hatıra Defteri” (Le Journal d’une Femme de Chambre, 1964), İngiliz yönetmen Tony Richardson’ın “Mademoiselle” (1966), Hollywood filmi “Sarı Otomobil” de (The Yellow Rolls-Royce, 1964) vardı.

Jeanne Moreau, Jean Cocteau, Jean Genêt, Marguerite Duras gibi döneminin önemli entelektüelleriyle arkadaştı. Sadece Jean-Paul Sartre’a tahammül edemediğini söylemişti: “Sartre, cehennem başkalarıdır diyor. Bana kalırsa, cehennem benim”.

Louis Malle’a göre bir oyuncu olarak büyüklüğü “birkaç saniye içinde yüzünden ruh halinin nasıl değiştiğini yansıtabilme” becerisiydi. Orson Welles’e göre ise “tanıdığı en büyük oyuncu”ydu.
Bir insan olarak nasıl olduğunu, ölmeden kısa bir süre önce yapılan bir röportajda, “Fransız sinemasındaki Yeni Dalga akımına ve 1960’lara özlem duyuyor musunuz?” sorusuna verdiği cevap anlatıyordu: “Ne için özlem? Özlem, eğer her şeyin olduğu gibi kalmasını istiyorsanız hissedeceğiniz bir duygudur. Aynı yerde kalakalan o kadar çok insan tanıyorum ki. Ve düşünüyorum, Tanrım, şunlara bakın! Ölmeden önce ölmüşler! Bu korkunç bir tehlike. Yaşamak bir risktir”.