#tarih
Osmanlı Hanedanı

Kadınlar saltanatında zirve: Kösem Sultan

1574’te Nurbanu Sultan’la başlayan, 1715’te Emetullah Gülnûş Sultan’ın ölümüyle sonuçlanan 141 yıllık valide sultanlar veya “gelin-kaynana iktidarları” döneminin en parlak yıldızı Mahpeyker Kösem Sultan’dı. Erkek tarihçilerin sevmediği Kösem, imparatorluğun en karışık, karanlık, cinayetlerle dolu 40 yılında, dul bir saraylı olarak siyasal meselelerin ortasında son karar ve sorumluluğu yüklemişti.

Padişah ailelerine en uzun süre mekânlık eden Topkapı Sarayı’nın kadınlara özel dairelerini kapsayan Harem-i Has (kadınlar sarayı) 1570’lerden başlayarak ana saraya çarpık, oransız katlar, odacıklar, dehlizler sokuşturularak eklenmiş; bu kaotik yapılaşmaya muhteşem bir ad verilmiş: Harem-i hümayun-ı ismet makrun! Bu ortamda yer yer duvar ve kapı yazıları görülse de mekân tanımlamaları çoklukla yanlış, yaşantıyı gözlemlememiş geç dönem saray görevlilerinin uydurmalarıdır.

Konu, 16. yüzyıl sonu-19. yüzyıl başı arasında Harem labirentlerinden gelip geçen kadınların yaşamlarını ayıklamaya, hatta gün ışığına çıkarmaya gelince, durum daha karanlıktır. Yangın, yıkma yenileme ekleme, son evrede de restorasyonlarla belgesel uydurmaları eklenince Harem büsbütün “mahrem” olmuştur.

Şayet Harem’deki yaşam, dizilerde belgesellerde sergilendiği gibi dehliz ve taşlıklarda, hatta hünkâr dairelerinde cariyelerin, hasekilerin, harem ağalarının, aşçıların, baltacıların, içoğlanlarının… gece gündüz fink attığı bir ortam olsaydı, vay halimize! Bugün, o Harem’de doğan padişahlara, şehzadelere, sultanefendilere
kimbilir daha neler yakıştırılır, Harem dehlizlerinde gurfelerde, türlü çeşitli, korkulu buluşma-sevişme-baskın sahneleri canlandırılırdı? Şimdilik bu boyuttan yoksunuz. Bunun yerine cinayet, gizem, kıskançlık, saltanat hırsı, rekabet, rüşvet, dalavere, tek tük de aşk uydurmaları, sır vermez Harem kapalılığının malzemeleri oluyor.


Valide Sultanın katli Turhan Sultan, Yeniçeriler sarayı basmadan Kösem Sultan’ı öldürtmüştü. Bu Batı kaynaklı çizimde ise, Kösem Sultan özel odasında uyurken katledilmiş şekilde tasvir edilmiş.

Şu sıralarda Hurrem ve Kösem, hiç ifşa edilemeyen Osmanoğulları hareminin biri başta, öteki ortada veya sonda iki odağı. Bu iki muhteşem kadın arasında, ölüm tarihleri dikkate alındığında (1558 ve 1651) 93 yıl var. Bu süreçse saraydaki kadın varlığı ve nüfuzunun, yaygın deyimiyle kadınlar saltanatının dik doruğudur. Yalnız, Kösem’in karakteri ve misyonu ile karşılaştırıldığında Hurrem eksiklidir. Çünkü Hurrem, sevgisine bend ettiği Sultan Süleyman’ın saltanatına parlaklık katmış harikulade bir ecedir. Oysa Kösem, en karışık, karanlık, cinayetlerle dolu bir 40 yılın çalkantılarında dul bir saraylı olarak siyasal meselelerin ortasında son karar sorumluluğunu yüklenmişti.

Daha ileri gidilerek denebilir ki, tarih kitaplarında, “Sokollu Mehmed Paşa ve Yükselme Devrinin Sonu”, “Lâle Devri” birer başlıksa “Kösem Sultan’ın Naibeliği” de Osmanlı tarihi için önemli bir ayraç veya başlık olmalıdır. Doğal ki “erkek” tarih yazarları, cevaz vermeyerek saray kadınlarını suçlamak için odağa oturttukları Kösem’le “Kadınlar Saltanatı” kurgulamışlardır.

Kösem Sultan üzerine Reşat Ekrem Koçu’nun son yıllarında yazdığı 2 cilt Kösem Sultan (*) romanından kırk yıl sonra günümüzde de biri erkek diğeri kadın, iki yazar-araştırmacının Kösem Sultan konulu kapsamlı kitapları yayımlandı (**). Hayli emekli ve özenli bu çalışmalar, Kösem’in hakkını teslim eden birer yargı ilamı gibidir. Meğer Kösem bizim kuşaklara ne kadar öznel, yanlış, haris tanıtılmış. Artık onu tarihçi bakışıyla ve olabildiğince nesnel, kendi kuşaklarına doğru tanıtacak araştırmacılar yetişiyor. Kösem’i okul kitaplarındaki mesnetsiz anlatılardan belleklerine yerleştiren eski tarihseverlere ise “Ahmed Refik’in, Reşad Ekrem’in romanlarını zevkle okuyun ama yeni çalışmaları da gözardı etmeyin” demek gerekiyor.

Topkapı Sarayı’nda Kösem Sultan’ın naaşının konulduğu niş. “Maktel-i Valide Sultan” denilen bu yer, Haremin Kuşhane dehlizindedir.

Her kaynak ya da anlatı, Kösem’i başka vatan, başka milliyet ve başka rollerle karşımıza çıkarıyor. Örneğin Koçu’ya göre Kösem, henüz toprak üstüne çıkmamış Afrodit heykelinin bulunduğu Milo (Değirmenlik) adasında, kilise zangoçu Rum Andon Sudaru’nın evlatlığı, Afrodit’in ta kendisi denecek güzellikteki Afro kızdı. Nahid Sırrı (Örik) ise eski harfli mecmualardan Resimli Perşenbe’deki öykümsü yazısında Trabzon’un Rum mahallesinde, bir kilise hizmetlisinin kızı Sofia diye tanıtmış. Kösem’i kitaplaştıranlardan Özlem Kumrular, yabancı kaynaklardaki vaftiz adını Anastasia (veya kısaltılmışı Nassia), Rum kökenli, Bosnalı, bir yeniçerinin saraya getirdiği çerkes kızı, Romanyalı bir papazın kızı, Tinos Adalı… diye olasılıklar sıralaması yapmış. Demek ki Osmanlı dünyasında Kösem için memleket ve ana-baba belirlemek zordur! Cavid Baysun, İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı “Kösem Sultan” maddesinde yabancı yazarları dikkate alarak bir Rum papazının kızı veya Bosnalıydı diyor.

Bu olası köken bilgilerinin okuyucuya vereceği bir öngörü yoktur. Bilinmesi gereken, Kösem’in, I. Ahmed’den IV. Mehmed’e kadar Osmanlı Devleti’nin en çalkantılı, güvensiz, fetreti ortamında, dönemin ulemasına, kimileri cahil yetersiz vüzerasına, çocuk, deli padişahlarına kıyasla yetkin, kudretli, cesur bir kimlikle hanedana ve devlete orta direklik ettiğidir. “Rüşvet yedi, öz üvey şehzadeleri boğdurttu, oğlu IV. Murad’ı yeniçerilere öldürtecekti, oğlu İbrahim’i tahttan indirtip boğdurttu, torunu IV. Mehmed’i de boğdurtacaktı…” suçlamaları doğru veya iftira olabilir. Lâkin, Kösem’in Osmanlı hanedan yapısındaki yeri Avrupa ve Rusya’daki hükümdar kraliçelere denk bir üstünlüktür.

Mahpeyker Kösem’i (1589 – 3 Eylül 1651) bütün kadın sultanlardan ayrıcalıklı kılan, Topkapı Sarayı haremindeki varlığı ve etkinliğinin kocası I. Ahmed’den (1603-1617) torunu IV. Mehmed’e (1648- 1687) değin yarı asra yakın olması, iki oğluna ve torununa “Sâhibetü’l-makam Ümmü’l- mü’minîn” sanlarıyla haremde naibelik yapmasıdır. Haremden, ülkenin dört bir tarafına bu düzeyde hükmeden başka bir haremli yoktur! Adı ailesi, milliyeti, tutsaklığı, saraya kapılanışı, I. Ahmed’in hasekisi oluşu, söylencelere, elçi mektuplarına ve tahminlere dayalıdır. Örneğin gezgin Pietro della Vale, Voyages adlı eserinde Kösem adını, kocası Sultan Ahmed’in onu öteki hasekilerinin önünde sayarak koyunları götüren koça benzeterek verdiğini yazmıştır.

Ona, tıpkı Hurrem gibi papaz kızı kimliği yakıştıranlar da olmuştur. Rüşvetten edindiği, Valide Hanındaki İren Kulesi’ne doldurduğu altın gümüş, mücevher hazineleri çok yazılmıştır ama, servetler harcayarak yaptırdığı hayırları pek anılmamıştır.

Kösem’in Haremde öldürülüşü ile üvey oğlu II. Osman’ın Yedikule’de öldürülüşü, kimi vezirlerin saray avlusunda ayaklanmacılarca öldürülmeleri, benzer siyasi cinayetlerdir ama bir kadın sultan suikastı olarak Kösem’inki Osmanlı tarihinde tektir. Boğulduğu Kuşhane Kapısı taşlığı ve ölüsünün konulduğu oturma sekisi, Harem kadınlarınca Valide Sultan Makteli denilerek kutsanmış, seki çırağmasında da saray hareminin kapanışına değin geceleri mum yakılmıştır.

Kösem’in yazısı
Kösem Sultan’ın veziriazama yazdığı, arz odasında oğlu IV. Murad ile birlikte olmak istediğini belirttiği mektubu.

Yerli yabancı tarih bilimi uzmanlarının Kösem konusunu ve Osmanlı tarihindeki yerini öne alan yeni çalışmalar, kimbilir nice doğruları ve yanlışları ortaya çıkartacaktır?

Harem mekânlarının dünü bugünü bir yana, hiç değilse günümüze ulaşan çoğu yerinin, “padişah ve ailesi buralarda mı oturmuş” dedirten kasvetli, bakımsız, soğuk, loş, dar, iğreti, hatta yoksul kesimleri, yer yer çinilerle bastırılmıştır. Odaların, sofaların, tarihleri kopuk, adları varsayımlara dayalı veya uydurma, tarih kitabeleri yok veya mekânla ilgisiz Harem, 19. yüzyılda yeni sarayların “eski sarayı”na dönüşüp dul hasta yaşlı saraylılara darülaceze olmuş.

Uzatmayalım. Bu fertut (yaşlı, göçkün) ortamdan gelip geçen kaynana gelin sıralamalı, Nûrubânu’dan Gülnuş’a “Kadınlar Saltanatı” deyimi bir yakıştırma olsa da 16. yüzyıl sonunda 18. yüzyıl başına uzanan (1574-1715) arasının en görkemlisi, ortada ve en doruktaki Kösem’di demekte yanlışlık yoktur. Onun da “Muhteşem Yüzyıl” konusu edilmesi –tarih gerçeklerinin tahrifi bir yana- yadırganmamalıdır.

Osmanlı Hanedan tarihinde ise sadece iki kez “büyük valide Sultan- Valide sultan” kimliklerinin aynı zaman dilimini paylaştıkları saptanıyor: İlki, Sultan Ahmed’in (1603-1617) babaannesi Safiye Sultan’la annesi Handan Sultan’ın 1603-1605 kısa aralığındaki harem beraberliğidir. İkincisi, Sultan IV. Mehmed’in babaannesi Mahpeyker (Kösem) Sultan’la annesi Hatice Turhan Sultan’ın 1648-1651 arasındaki üç yıl süren büyük valide-valide sultan çakışmasıdır. Mahpeyker Kösem Sultan aynı zamanda bir önceki ikiliden Handan Sultan’ında geliniydi. Şu halde Safiye Sultan’dan (öl. 1605) Hatice Turhan Sultan’a (öl 1683) 78 yılında
saray hareminde, çocuk meczup, hasta, ama yetkileri sonsuz padişahlarla onlara kalkan olan validelerin serüvenleri yaşanmıştı.

Her iki kaynana-gelin çakışmasına ise doğal bir durum diyemeyiz. Tersine, birinci ikilinin (Safiye-Handan) ölümleri 5 gün arayla iki mağlubu oynadıkları, gizemli- karanlık bir operasyonu düşündürmektedir.
İkinci ikili yani Kösem’le Turhan’a gelince; Kösem, Yeniçeri desteğini alarak, Turhan ise haremağalarının,
Baltacıların ve Hasodalıların gücüne güvenerek Harem ortamında bir muharebeyi göze almışlar; Turhan galibe, Kösem mağlube olmuştur.

(*) 2 cilt, İstanbul Kervan Yayınları 1972

(**) Özlem Kumrular, Kösem Sultan İktidar, Hırs, Entrika, Doğan Kitap, İstanbul 2015 Murat Kocaaslan, Kösem Sultan,Hayatı, Vakıfları, Hayır İşleri ve Üsküdar’daki Külliyesi, İstanbul, Okur Kitaplığı 2014

1530?-1583

Cecilia Venier-Baffo:
Valide Nûrbânu Sultan

Nurbanu Sultan (d. 1530? – öl. İstanbul 7 Aralık 1583) İstanbul’da Valide-i Atik/ Eski Valide adıyla ünlenmiştir. II. Selim’in hasekisi, III. Murad’ın annesi. “Mehd-i Ulya-i Saltanat / Valide Sultan” sanını alan ilk padişah annesi. Korfulu veya Venedikli soylu bir ailenin gayrimeşru kızı, adı da Cecilia Venier-Baffo imiş. “Yahudi veya Rumdu” da denir. Çeşitli entrikalar, rüşvet dolapları çevirdiği, yaygın söylencelerdir. Kızı Esmihan Sultan, Sokollu Mehmed Paşa’yla evlendiğinden yönetimde etkinmiş. Döneminin kaynaklarından Selânikî Tarihi’nde, yabancı elçilerin notlarında Nûrbânı için önemli biligiler vardır.

Son yıllarında kurduğu vakıf için servetinin bir bölümünü harcayarak Üsküdar’da, sonraları Atik Valide Külliyesi denen, cami, dârüşşifa, çifte hamam, şadırvan, medrese, mektep, kütüphane ve kervansaraydan oluşan yapılar topluluğunu, Çemberlitaş, Yeşildirekli, Langa Havuzlu hamamlarını yaptırmıştır. Yahya Kemal’in,“İftardan önce gittim Atik-Valde semtine” dizesiyle başlayan şiiri, Üsküdar Atik Valide semtini anlatır.

1550-1605

Sofia Bellicui Baffo:
Büyük Valide Safiye Sultan

Venedikli asıllı bir tutsak, asıl adı da Baffo olan Safiye, Sultan III. Murad’ın haremine şehzade ve Manisa’da sancak beyi iken girdi. Murad, 21 yıllık saltanatında (1574-1595) başka hasekiler, çok sayıda gözdeler edinse de Safiye 1563’ten 1595’e sevgili başhasekisiydi. Murad ölüp oğulları III. Mehmed (1595- 1603) tahta geçince Safiye, mehd-i ulyâ-yı saltanat, yani vâlide sultan, tarihçi Selânikî’nin tanımıyla “vâlide-i ismet-penâh” oldu. Mehmed’in vakitsiz ve beklenmedik ölümünde hayattaydı ve resmen verilmese de Sultan I. Ahmed’in babaannesi, yani büyük valide oldu. Torununun padişahlığını gören ilk saraylı Safiye’dir ve bu Osmanlı hanedan tarihinde bir ilktir.

Doğal ki Venedik asıllı olması nedeniyle ve çat kapı saray haremine gelip giden Este Kira aracılığında Venedik Balyosu (elçisi) ile temasta olduğu gibi gümrük, dirlik, mansıp, iltizam işlerinden rüşvetler sağladığı söylenir.

Safiye’nin şanssızlığı ya da ikbalinin sönüşü, torunu çocuk padişah I. Ahmed’in, kendisini 10 Ocak 1604’te Eski Saray’a göndermesiyle başladı, ondan 10 Kasım 1605’teki ölümü dışında, tarihlerin yazdığı herhangi bir haber yoktu. 1598’de yapımını başlattığı cami de (Yenicami) üsttemel seviyesinde yarım kaldı.

1574-1605

Rum asıllı “Helen”:
Valide Handan Sultan

III. Mehmed’in hasekisi, I. Ahmed’in annesi. Harem ortamında “Benli Haseki” diye ünlenen Handan’ın milliyeti, saraya gelişi, III. Mehmed’e hasekiliği, oğlu I.Ahmed’e valideliği konularında tarihler suskundur. Tek bilinen otuz-otuz iki yaşında iken ve kayınvalidesi Safiye’den iki gün sonra 12 Kasım’daki gizemli ölümüdür. Ölüm tarihini 26 Kasım veren Alderson, olasılıkla zehirlendiğini öldürüldüğünü yazar ki, eğer doğru ise Safiye, gibi zehirlenen Handan Sultan, iki gün fazla dayanmış olmalı. İlginç olan, bu iki suikastın sonucunu bekley I. Ahmed’in en, babaannesi Safiye’yi III. Murat’ın, annesi Handan’ı da babası III. Mehmed’in türbesine gömdürterek ertesi gün soğuğa fırtınaya aldırmadan Mudanya yoluyla Bursa’ya savuşmasıdır.

1627?-1683

Rus asıllı Nadya:
Hadice Turhan Sultan

Sultan İbrahim’in başhasekisi, Kösem’in gelini, çocuk padişah IV. Mehmed’in annesidir. (Rusya? 1627? – Edirne 5 Temmuz 1683). Turhan’ı Ukraynalı, Romen, Ulah, Macar gösteren kaynaklar da vardır. Gezgin Tavernier’ye göre Çerkesti. 1640 -1683 arasında 8 yıl başhaseki, 35 yıl valide sultandı. Osmanlı hanedanının sonraki kuşakları, kocası Sultan İbrahim ile oğlu IV. Mehmed’den yürümüştür.

“Kadın padişah” Valide Hadice Turhan Sultan’ın modern bir yorumu.

İbrahim’in tahtan indirildiği (8 Ağustos 1648), boğulduğu (18 Ağustos) korkulu günlerine, hatta kayınvalide- gelin hesaplaşmasının yaşandığı 2 Eylül 1651 gecesine kadar, adı önde ve gündemde değildi. Haremdeki “paralel yapı” evresinde yeniçerilere dayanan Büyük Valide Kösem Sultan’a karşı, haremağalarından, Zülüflü Baltacılarla Hasodalılardan destek alan Valide Turhan Sultan, o gece atak davrandı. Yeniçeriler sarayı basmadan Kösem’i boğdurttu. Harem en meş’um gecesini yaşarken Osmanlı tarihinde Mahpeyker Büyük Valide devri kapandı. Turhan Sultan, 32 yıl sürecek valide sultanlığını, 1656’dan sonra Köprülülerin güçlü iktidarında huzurlu geçirdi ve 1683’te öldü.

Bir görüşmelerinde Sadrazam Gürcü Mehmed Paşa’nın “Ben sakalımı devlet hizmetinde ağarttım!” demesine Turhan Validenin: “-Ak sakal insana akıl vermez paşa!” çıkışı meşhurdur. Adına yapılan Eminönü’ndeki Yeni (Vâlide) Câminin iki minaresinin üçerden altı şerefesi, selâtin (padişahlara özel) câmi kimliğini vurgular. Valide sultanlığı bundan daha uzun süren valide sultan yoktur.

1642?-1715

Eugenia Voria:
Emetullah Gülnûş Sultan

Nûrbânu’nun Atik Valide şöhreti gibi, İstanbullular Emetullah Gülnûş Sultan’ı da (Girit- Resmo? 1642? – Edirne 6 Kasım 1715) “Valide-i Cedid” adıyla andılar. IV. Mehmed’in başkadını, II. Mustafa (1695-1703) ile III. Ahmed’in (1703-1730) anneleri valide sultan. Nûrbânu ile başlayan Medhd-i ulya-i saltanat (valide sultanlık) geleneğini, 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başında iki oğlunun saltanatlarında temsil etmiştir. Atik Valide Nûrbânu ile başlayan kaynanadan geline kesintisiz valide sultanlık geleneğinin altıncı halkasıdır. Kösem Mahpeyker gibi iki öz oğlunun saltanatını gören validelerin de ikincidir.

Büyük oğlu (II.) Mustafa’yı 1664’te Edirne’de, (III.) Ahmed’i ise eşi IV. Mehmed’in çıktığı seferlere
Harem halkıyla katıldığı 1673 kuzey seferinde, Hacıoğlupazarı’nda doğurdu. Kayınvalidesi Turhan Sultan’ın, tahttan indirilen eşi IV. Mehmed’in, kayınbiraderleri II. Süleyman’ın, II.Ahmed’in ölümlerinden sonra, oğulları II. Mustafa’nın (1695-1703) ve III. Ahmed’in (1703-1730) saltanatlarında valide sultandı. 1715’te öldü. Üsküdar iskele meydanında oğlu III. Ahmed’in yaptırdığı Cedid Valide Cami’nin kıble tarafındaki türbesi mütevazı ve açık kubbelidir.

Exit mobile version