Bu ay gösterime giren Kırımlı, hikayeyi 1920’lerde başlatıp 2. Dünya Savaşı yıllarına götürüyor. Film sadece, Kırım Tatarlarının acılı geçmişini değil, tarihsel olgularla şekillenen Kırım Tatar kimliğini de sürükleyici bir dille anlatıyor.

Kırımlı, Kırım Tatarlarının önde gelen yazarlarından Cengiz Dağcı’nın 1956’da basılan Korkunç Yıllar romanından esinlenilerek çekilmiş bir film. Filmdeki hikâye, aslında romanı tam anlamıyla yansıtmasa da oldukça sürükleyici.

Film, Bolşeviklerin 1921’de kurdukları Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde, o dönemde izlenen Sovyet Milliyetler Politikası sayesinde mümkün olan görece özgürlükçü ortamın sona erişini ve Kırım Tatar kültürüne yönelik saldırıları, camilerin yıkılması ve alfabenin zorla değiştirilmesini anlatarak başlıyor. Ardın- dan, 2. Dünya Savaşı yıllarına geliyoruz. Sovyet ordusunda savaşırken Almanlara esir düşen milyonlarca askerin –ki bunların bir kısmını Kırım Tatarları ve diğer Türk dilli Müslüman halklar oluşturmakta– tutuldukları kamplardaki insanlık dışı koşullar ve millî lejyonların kurulması anlatılıyor.

O dönemde Nazilerin Sovyetler Birliği’ne karşı Doğu halklarından oluşan birçok lejyon kurduğu tarihsel bir gerçek. Filmin arka planını da, çok açık işlenmemekle birlikte “Mavi Alay” oluşturuyor. 2. Dünya Savaşı’nın unut(tur)ulmaya yüz tutmuş trajik olaylarından biri Mavi Alay. Çok farklı nedenlerle, hem Kırım Tatarlarının hem İngiltere’nin hem de Türkiye’nin anımsamak istemediği acı bir olay. Mavi Alay, Türkiye’nin de teşvikiyle, Almanların yanında yer almanın Kırım’ı özgürleştireceğini, Kırım Tatarlarını Stalin’in zulmünden kurtaracağını düşünen ve Nazi ordularında Sovyetler Birliği’ne karşı savaşan yaklaşık yedi bin Kırım Tatarından oluşan bir birlik. Ancak Kızıl Ordu’nun Nisan 1944’te Kırım’a girmesi Mavi Alay’ın sonunu hazırlıyor. Ruslardan kaçan Mavi Alay mensupları ve aileleri, çekilmeye başlayan Alman birlikleriyle birlikte Avrupa’ya göç ediyor, İtalya ve Avusturya’da kamplarda yaşamak zorunda kalıyor, ardından İngilizlere esir düşüyor. Türkiye’ye göç etme ümidini besleyen Kırım Tatarları, İngilizler tarafından Ruslara teslim ediliyor. Bir kısmı Ruslara teslim edilmeden önce Drau Nehri’ne, bir kısmı da Sovyet askerlerinin gözetimindeki tren Türkiye sınırlarını terk etmeden önce Kızıl Çakçak Baraj Gölü’ne atlayarak intihar ediyor. Kalanlarsa Sovyetler Birliği topraklarına girildiğinde kurşuna diziliyor.

Hem bir savaş hem de bir aşk filmi olarak değerlendirilebilecek Kırımlı’nın arka planında, ne Kırım Tatarlarının ne İngiltere’nin ne de Türkiye’nin hatırlamak istediği acı bir sayfa olan “Mavi Alay” hadisesi yatıyor.

Kırımlı filmi, aslında Kırım Tatarlarının hikâyesini ve onların bakış açılarını, 1943’te Berlin’in kuzeyinde bir tren istasyonunda yolları kesişen ve Polonya’ya kadar birlikte seyahat eden Maria ve Sadık’ın yaşadıklarını birbirlerine anlatmaya başlamalarıyla izleyiciye aktarıyor. Maria, evlerinde Yahudileri sakladıkları için tüm ailesi Naziler tarafından öldürülmüş genç bir Polonyalı kadın. Alman ordusunda savaşma kararı almış bir Kırım Tatarı olan Sadık’ın Maria’nın sorularını yanıtlaması, Kırım Tatarlarının duygu ve düşüncelerini aktarmasını mümkün kılıyor. Maria ve Sadık’ın diyalogu, bize, Kırım Tatarlarının ilk bakışta önce Ruslar, ardından da Almanlar için savaşıyor görünmekle birlikte, hangi ülke ordusunun üniformasını giyerlerse giysinler aslında Kırım için savaştıklarını büyük bir incelikle anlatıyor. Vatan savunmasının savaş için tek meşru sebep olduğu, dolayısıyla Kırım Tatarlarını giydikleri üniformayla özdeşleştirmenin mümkün olmadığını vurguluyor.

Ayrıca film, stratejik ittifakların kurulmasını gerekli kılan tarihsel koşulları, Kırımlıların Rusya ve Almanya arasında nasıl sıkıştıklarını ve bu nedenle yaşanan çelişkileri başarıyla anlatıyor. Bu bağlamda, Kırım Tatarları için vatan Kırım’ın önemi; Kırım’ın, Kırım Tatar kimliğinin en temel unsuru olması, vatandan uzakta olmanın ya da vatanın işgal edilmiş olmasının vatana bağlılık duygusunu yok edemeyeceği, film boyunca büyük bir incelikle işleniyor. İnsanların kim olduklarını hatırladıkları sürece var olacakları; vatanın, uğruna ölünmeye değer olduğu, uğruna ölünen şeyin büyüklüğünün insanı özgürleştirdiği ve ölümsüzleştirdiği, Sadık’ın ağzından dile getiriliyor.

Şüphesiz, tarihsel olayları ele alan bir sinema filminin bu olayları tüm boyutlarıyla ele almasını, tarihsel ‘gerçekliği’ bir belgeselmişçesine irdelemesini beklemek büyük bir yanlış. Ancak, Kırım Tatarları ve başka birçok Türk dilli Müslüman halkın yaşadığı ayrımcılık, sürgün ve zorunlu göçlerin neden olduğu acıları ele alan filmlerin azlığı, bu topluluklar hakkındaki filmlerden beklentilerin artmasına, bazen de haksız eleştirilere maruz kalmalarına neden olabilmekte.

Kırımlı, iyi çekilmiş, başarılı bir oyunculuğun sergilendiği, 2. Dünya Savaşı döneminde geçen sürükleyici bir savaş ve aşk filmi. Diğer bir açıdan ise, Kırım Tatarlarının tarihlerinde yaşadıkları acılı dönemlerden kısa bir kesiti anlatan, tarihsel olgulara sığ şekilde bakmadan önemli bazı duygu, düşünce ve olayları titizlikle işleyen bir film. Türkiye kamuoyunda Kırım Tatarlarının yakın tarihi konusundaki farkındalığı arttıracak ve bu sayede Şubat-Mart 2014’te Rusya’nın Kırım’ı işgalinin ve onu izleyen gelişmelerin farklı bir gözle değerlendirilmesine katkı yapacak bir film.