Dünyadaki insan tarihinin karanlık dönemlerinden birine tanıklık ediyoruz. 90’lı yıllardan itibaren bölgesel krizlerden biri olarak ortaya çıkan Ukrayna krizi; 2022 Şubat’ında başlayan Rus askerî müdahalesi ile global bir savaşa doğru evriliyor. Uluslararası kapitalist sistemin baş rollerdeki aktörleri, yeni bir iktisadi kurulum içerisinde siyasi iktidar alanlarını genişletmek, sağlamlaştırmak istiyor. “Acı” ve “gerçek”, kelimelere döküldüğünde kifayetsiz kalıyor; fotoğraflarda, görüntülerde ve sosyal medyada dezenformasyona kurban ediliyor. 

Artık şu veya bu tarafı destekleyenler ve karşılarındakiler, modern zamanlarda yaşandığı gibi belli bir fikrin, ideolojinin, hatta politikanın insanları değil. “Tamamen duygusal nedenler”le harekete geçirilen sosyal medya askerleri, gerçek kurşun ve bombalardan daha fazla insanı imha ediyor. Bu tahribatın taraftarı olmaktan utanmayan-sıkılmayanlar; Moskova’da konser vermek ve “Batılı” şer odaklarına laf yetiştirmekle, Tarkovski’yi, Dostoyevski’yi yasaklamak arasındaki kaygan yollarda dolanıyor. Kan ve gözyaşı, daha önce benzeri pek görülmemiş şekilde sahtekarlık için kullanılıyor. Tüm bunlar olup devam ederken önce gerçek sonra kadınlar ve çocuklar ölüyor, öldürülüyor. 

Bu neredeyse herşeyin birbirine karıştığı savaş enflasyonu ortamında, gazetecilikle uzun süre önce ilgisini kesen Türk medyası da yaşananları Türkiye’deki iç politika aktörlerinin patetik yaklaşımlarına göre okuyor, yansıtıyor. Bırakınız meslek ahlakını, en genel ve insani anlamda dahi ahlaki kriterlerini yitirmiş bu kesim -daha önce çok defa yazdığımız gibi- Oğuz Atay’ın meşhur cümlesini bizlere hatırlatıyor: “Üçkağıtçılık ve sahtekarlıkla ne devrim olur ne ümmet-i Muhammed kurtulur”. 

Bu negatif, hatta korkunç atmosferde Türkiye’de yaşayan insanların en azından yakın tarihimiz açısından olumlu sonuçlar çıkarabilmesi ihtimali, geleceğimiz çocuklar için bir parça da olsa umut oluşturuyor. Lozan Antlaşması’nın, Montrö Sözleşmesi’nin önemini; Moskova’nın Doğu vilayetlerimizde hak iddia etmesi, NATO’ya girişimiz ve Kore’ye asker yollamamızla gelişen süreci; Kıbrıs hadiseleri ve harekatını; Amerikan üsleri, askerî darbeler dönemi, Güneydoğu’daki terör hareketlerini; artık şuncu-buncu değil de hakiki bir yurtsever gözüyle okumanın, öğrenmenin ve “tutum” almak yerine hakiki bir “birlik” için buluşmanın zamanı değil mi? 

Şunu unutmayalım: Bu kriz/savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, dünya ve ülkemiz Şubat 2022 öncesinden epey farklı olacak. Hazır durmamız ve çok çalışmamız lazım. 

Türkiye coğrafyasının oturucuları -özellikle gençler-, hem dedelerinin günahlarıyla hesaplaşabilecek hem de onların canları pahasına yeniden kurdukları bu ülkeyi savunabilecek yüreklilikte.