“Ölünün sandığında onbeş kişiydik, yo-ho-ho ve bir şişe rom!” dizeleriyle 1883’te Define Adası’na konu olan ‘rumbullion’ 18. yüzyılda Afrika’nın köle sahilinde altından daha fazla kabul görüyordu.

Cordoba’yı 1. yüzyılda uygarlığın merkezi yapan Arapların dünyaya, astronomi, matematik, tıp ve felsefenin yanı sıra, bir armağanları daha olmuştu: damıtma tekniği. Bu teknik bir dizi yeni içkinin üretimini mümkün kıldı. Damıtılmış içkilerin zuhur edişi yeni deniz rotalarının keşfiyle aynı zaman dilimine denk gelir. Kaşiflerin amacı, Arap tekelinde bulunan baharat ticareti için yeni deniz yolları bulmaktı. Atlas Okyanusu’ndaki adalar o zamanın çok değerli bir başka ürünü olan şeker kamışı için uygun bir ortam sunuyordu. Yetiştirilmesi su ve yoğun işgücü gerektiren bu bitki için Portekizliler çok geçmeden ürün takası ile Afrika’dan köle satın almaya başladılar. 1500’lere gelindiğinde Madeira dünyanın en büyük şeker ihracatçısı konumuna gelmişti. Christoforo Colombo’nun Yeni Dünya’yı keşfiyle şeker üretiminde köle kullanımı dramatik bir artışa geçti.

HMS Royal Sovereign , 1896. Güvertede romlar kayıtlara işlendikten sonra, her bir denizciye birer maşrapa (yaklaşık 70 ml) pay edilirdi. Rom etiketlerine kölelerin neşeli(!) hayatlarını yansıtmak dönemin modasıydı (altta).

Afrikalı köle tacirleri alışverişte kumaş, deniz kabukları, metal kaseler, sürahiler ve bakır levhalar kabul ediyordu. Ama bunlardan daha çok talep edilen mal sert alkollü içeceklerdi. Önceleri sert Portekiz şaraplarını, daha sonra da konyağı keşfettiler. Tacirler arasında sert içkilere sahip olmak bir prestij unsuru haline gelmişti. Yerel dilde buna “dashee” ya da “bizy” deniyor ve pazarlığa başlarken hediye olarak sunulması gerekiyordu.

Derken 1647’de İngiliz denizci Richard Ligon, Batı Hint Adaları’nda Barbados’a ayak bastı ve şeker kamışı ekti. Şeker pekmezi olan ‘melas’tan kuvvetli bir içecek yapımı da ilk defa burada geliştirildi. Ligon ortaya çıkan içeceğe “şeytan-öldüren” lakabını uygun gördü. Tadı pek güzel değildi ama çok sertti. Üstelik çok ucuzdu, şeker üretim miktarını etkilemiyordu ve yolda bozulmuyordu. Güney İngiltere argosunda “it dalaşı” anlamına gelen ve körkütük sarhoş olanların gecenin sonunda yaşadıklarına gönderme yapan ‘rumbullion’, nam-ı diğer rom böyle doğdu.

Cephede rom Literatüre SRD olarak geçen İngiliz rom testileri, Çanakkale Savaşı da dahil, İngilizlerin katıldığı pek çok savaş cephesinde

Afrika’dan getirilerek Batı Hint Adaları’ndaki şeker plantasyonlarında çalıştırılan, satılan kölelere alıştırma sürecinin başında rom veriliyordu. Düzenli rom içmeye alıştırılan köleler zorluklara dayanıyor ve kötü kaderlerinin acısını unutmak için içiyorlardı. Rom toplumsal kontrolün etkili bir aracı oluvermişti. Fare yakalayan ya da pis işleri yapanlara fazladan rom veriliyordu. Kendini iyi hissetmeyen kölelere bir fincan rom verilince ilaç yerine bile geçiyordu. Denizciler arasında da tutulan rom, ilk önce Karayipler’deki Kraliyet Donanması’nda denizcilere verilen biranın yerini aldı. Bir yüzyıl içinde donanmanın en sevilen içkisi olmuştu. Gemilerde başıbozukluğa neden oluyor diye sulandırılarak verilmesi için bir karar çıkarıldı ama gemilerdeki bayat su içeceğin tadını bozuyordu. Bu nedenle kararı çıkartan Amiral Edward Vernon içkiye şeker ve limon suyu eklenmesini akıl etti. Bu ilkel kokteyl, amiralin hep giydiği su geçirmez, muşamba benzeri paltonun ismiyle anılır oldu: “Old Grog” ya da kısaca “grog”.

İngilizlerin 18. yüzyılda denizlerdeki üstünlüklerinde grog’un rolü büyük oldu. O zamanlar denizciler arasında en büyük ölüm nedeni, C vitamini eksikliğine bağlı iskorbit hastalığı idi. 1795’te roma katılması zorunlu hale gelen limon suyu sayesinde İngiliz denizciler, kendilerine şarap verilen Fransız ve İspanyol rakiplerine göre çok daha sağlıklı durumdaydılar. 1805’teki Trafalgar Deniz Savaşı’nı kazanmalarında, “limoni”ler (“limeys”) olarak anılan İngiliz denizcilerinin performansının rol oynadığı söylenir.

Peki ne oldu da sömürge döneminin ve Amerikan Devrimi’nin baş içkisi rom giderek gözden düştü? Amerika kıtasının içlerine doğru yol alan yerleşimciler tahıldan damıtma yolu ile içki yapmayı biliyorlardı. Dahası melas ticareti savaş süresince sekteye uğramıştı ve denizi seven romun iç bölgelere taşınması fiyatını yükseltiyordu. Viskiyse basit bir düzenekle her yerde her zaman yapılabiliyordu. Yazıya başlarken Arapların damıtma tekniği için “dünyaya armağanları” demiştik ama silahın, ateşli hastalıkların ve sert içkilerin Yeni Dünya düzeni kurulurken milyonlarca insanın köleleştirilmesinde, yer değiştirmesinde rol oynadığını unutmamak gerekiyor. Rom, küreselleşmenin başlangıcının sıvı halini temsil eden bir içecek olarak, keşifler çağının ve köle ticaretinin simgesi, “acıların içeceği” olmuştur desek yalan olmaz herhalde.

Mojito: Romun yazlık hali

10 taze nane yaprağı

2 tatlı kaşığı esmer şeker

1 misket limonu

5/6 cl rom Soda

Limonu altı parçaya bölün. İçkiyi sunacağınız bardağın içinde, nane ve şekerle birlikte, bir tokmakla hafifçe ezin. Üzerini buz kırığı ile doldurup romu ekleyin. En son sodayı koyun. İyice karıştırın. Afiyet olsun.