Katar krizi ve Ortadoğu’da güç oyunları

Geçen Haziran başında, Suudi Arabistan öncülüğünde ve ABD desteğiyle başlayan Katar’ı tecrit hamlesi, ay sonuna doğru bir dizi gelişme sonucu tavsadı. Krizin tarihsel ve aktüel nedenleri, aynı zamanda Ortadoğu’daki güç mücadelesinin de koordinatlarını çiziyor.

5 Haziran’da Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır (birkaç saat sonra Bahreyn, Yemen, Maldivler, Moritanya ve Libya muhalif -İhvancı- hükümeti), aralarında El Kaide, Müslüman Kardeşler gibi terörist ve mezhebi örgütlerle ve İran’la girdiği ilişkilerden ötürü Katar ile bağlarını kestiklerini ilan ettiler.

Riyad’ın terörist örgütler olarak kabul ettiği Müslüman Kardeşler ve Hizbullah açıkça hedef alınmıştı. El Cezire kanalı başta olmak üzere Katar medyası, Katar ile ilişkilerini kesen ülkelerde yasaklanmış bulunuyordu.

Birkaç gün sonra Suudi Arabistan ve müttefikleri, Doha tarafından desteklendiğini iddia ettikleri bir terörist listesi yayınladılar. Filistindeki Hamas’ın ve Müslüman Kardeşler’in sınırdışı edilmeleri, banka hesaplarının dondurulması ve İran’la diplomatik ilişkilerin kesilmesi talep ediliyordu.

Katar’ın tecrit edilmesi hamlesi karşısında İran ve Türkiye gıda ürünleri yığınağına giriştiler. Türkiye emirlikteki asker sayısını artırmaya başladı.

Katar’ın genç Emiri Doğalgaz zengini Katar’ın 1980 Doha doğumlu yeni Emiri Şeyh Tamim Bin Hamad Al Tani. Genç emir, babasının rızası ile 2013’te yönetimin başına geçti.

Başlangıçta Trump, Suudi Arabistan’ın tutumunu desteklemiş olsa da, kriz Katar’da müttefiklerle birlikte 11 bin kişilik, Ortadoğu’daki en büyük hava üssüne sahip olan ABD dahil olmak üzere bir dizi ülkeyi sıkıntıya soktu. Bu üs Suriye ve Irak’taki İslâm Devleti’ne karşı ABD’nin öncülüğündeki uluslararası güç icin hayati öneme sahipti. Bu durumda Washington, Paris ve Kuveyt, Körfez’deki krize diplomatik bir çözüm arayışına girdiler. Bu arada Katar tarafından ABD’den 12 milyar dolarlık savaş uçağı alımı da gerçekleşti!

Son olarak ABD Dışişleri sözcüsü krizin patlak vermesinden iki hafta sonra Katar’a terörle ilgili ithamların ayrıntılandırılmadığını belirterek şöyle dedi: “Bu aşamada basit bir soruyla karşı karşıyayız: Atılan adımlar gerçekten Katar’ın terörizmi desteklediği yönündeki iddiaların sonucu muydu, yoksa Körfez ülkeleri arasında uzun zamandan beri var olan sorunlarla mı ilgiliydi?”

Uzun zamanlı sorunlar

Arap Yarımadası’nın İran Körfezi’ne bakan yakasında bir küçük yarımada olan Katar, kısmen petrol ama özellikle doğalgaz kaynakları ile dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alıyor. Siyasal olarak mutlak monarşi ile yönetilen Sünni bir ülke olarak coğrafi konumu gereği İran ile iyi ilişkiler sürdürürken, İslâmi hareketlerle ilişkisinde “bölgenin büyük abisi” gibi davranan Suudi Arabistan’ı rahatsız eden bir pozisiyona sahip. Örneğin; Birinci Körfez Savaşı döneminde (1991) ABD’nin şu an 11 bin askerinin bulunduğu ve Ortadoğu’daki operasyonlar için hayati önemi olan Ebu Ubeyd Üssü’nü İran’a karşı kullanılmaması koşuluyla inşa etti. Suudiler ise o tarihten birkaç yıl önce İran-Irak savaşı sırasında Saddam’ı desteklemişlerdi. İran İslâm Cumhuriyeti’nin kuruluşundan (1979) bugüne Suudiler bir şekilde (elbette ABD ve İsrail’in katkısıyla) İran’a diz çöktürmenin yollarını aramakta.

Katar, İran’la yumuşak ilişkilerinin yanısıra bölgesel ittifaklarda da Suudi Krallığı’na ters düşmekte. Filistin’de Suudiler El Fetih’i, Katar Hizbullah’ı; Lübnan’da Suudiler Hariri ailesini, Katar Hizbullah’ı; Mısır’da Katar Mursi’yi, Suudiler Sisi’yi destekledi. Katar’ın Hamas’ı himaye ederken İsrail ile de diplomatik ilişkilerini sürdürebilmesi kayda değer. Katar’ın bölge politikasının en önemli ayırdedici hususu, Suudiler’in terörist saydığı Hamas ve Müslüman Kardeşler gibi örgütleri bölgenin meşru güçleri olarak görmesi ve hatta onlara evsahipliği yapması. Katar, Müslüman Kardeşleri Arap dünyasının siyasal yelpazesinin başlıca bileşenlerinden biri olarak gördü. Buna karşılık Müslüman Kardeşler’in kendi ülkesinde örgütlenmesine kesinlikle karşı çıktı. 1999’de yapılan bir anlaşmayla İhvan, Katar’da kendini fesh etti. Suudi Arabistan ve çevre monarşileri ise Müslüman Kardeşler hareketinin rejimlerine son vereceğinden çekindikleri için sert tedbirler aldılar. Mısır’da Mursi’nin darbeyle devrilmesinden sonra Mısır’a yardım etmelerinin nedenlerinden bir de, Müslüman Kardeşler’e olan düşmanlıklarıydı.

Marketlere akın ettiler Gıda ihtiyacının %60’ını Suudi Arabistan’dan karşılayan Katar’da yayılan ambargo söylentisi Katarlıları marketlere hücum ettirdi.

Katar ve bölge politikası

Katar uzun zamandır kendi politikasını yürütmekteydi. Şeyh Hamed bin Halife el-Sâni 1995’deki bir hükümet darbesiyle daha da güçlenmiş ve Suudiler’in canını sıkan bir tutum sergilemekteydi. Katar 1996’da kurulan El Cezire TV kanalı ve mâli imkanlarıyla aktif bir diplomasi yürütme, Suudiler karşısında güçlenme ve bölgesinde jeopolitik bir aktör olma çabasındaydı. El Cezire bölge monarşilerini öylesine tedirgin etti ki, Suudi Arabistan da El Cezire’ye karşı El Arrabiyah diye kendi TV kanalını kurdu. 2002’de El Cezire, Suudi Arabistan krallığının kurucusu El Suud’a dair pek de hoşa gitmeyen bir belgesel gösterdiğinde Doha’daki elçi geri çekilmiş ve 2008’e kadar yeni elçi gönderilmemişti.

Özellikle 2010 yılı sonu ve 2011 başında  Arap dünyasında başgösteren olaylarda (Arap Devrimleri, Arap Baharı) Suudi Arabistan ve müttefiği BAE ile Katar ayrı tellerden çalıyorlardı.

Suudi Arabistan ve müttefikleri, İran ile ittifakları nedeniyle Suriye ve Libya hariç genel olarak her türlü itiraza karşı eski rejimleri desteklediler (bu iki ülkede ise muhalefetin en gerici kesimlerini desteklediler). Buna karşılık Katar, diğer Körfez ülke monarşileri gibi mevcut rejimi desteklediği Bahreyn hariç, Müslüman Kardeşler ve cihatçı hareketleri destekledi.

2014’te Doha’nın bölgesel güvenliği tehdit ettiği iddiasıyla Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, Katar’daki elçiliklerini geri çekmişlerdi. Kriz, ülkeler arasındaki bir anlaşmayla çözülmüş gibi gözükse de Katar, Suriye ve Libya’daki Müslüman Kardeşler ve diğer cihatçı hareketlere yardım etmeme sözünde durmamıştı. Bu nedenle Suudi Arabistan ve müttefikleri 2014’teki ilk krizdeki vaatlerin yerine getirilmesini istemekteydi. Ocak 2015’te Abdullah’ın yerine geçen Kral Selman Müslüman Kardeşler’e daha az düşman gibi gözükse de durumda bir değişiklik olmadı.

KATAR (DEVLET-ÜL KATAR)
RESMÎ DİLİ: Arapça
KURULUŞ: 3 Eylül 1971
YÖNETİM BİÇİMİ: Anayasal mutlak monarşi
EMİR: Şeyh Hamid Bin Halife Es-Sani
BAŞKENT: Doha
NÜFUSU: 2.545.000 (2016)
YÜZÖLÇÜMÜ: 11.586 km2
PARA BİRİMİ: Katar Riyali

Şii kampı, Sünni kampı

İran önderliğindeki “Şii kampı”na karşı “Sünni kampı” birliği adına Riyad, Doha, Abu Dabi ve Kahire arasındaki çatışmalarda hakem rolü oynarken, Katar da Yemen’deki bastırma hareketinde Suudi koalisyonuna katılmıştı. Ancak Temmuz 2013’te Mısır’da Sisi’nin darbesinin Suudiler ve müttefikleri tarafından olumlu karşılanmasına karşın Katar’ın bunu bir darbe olarak nitelemesi ve karşı çıkması ilişkilerin iyice bozulmasına neden oldu. 2014’te Suddi Arabistan, BAE ve Bahreyn Doha’daki elçilerini geri çekerken, Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi de ciddi bir krize girdi. Kuveyt’in araya girmesiyle ilişkiler düzelir gibi olduysa da krize sadece bir ara verilmişti. 2015’te ABD ile İran arasında nükleer antlaşmanın imzalanması da Suudi Arabistan ve Bahreyn’i rahatsız ederken Katar bundan hoşnutluk duydu. Suudi Arabistan bu noktadan sonra sonra Katar’ı ikili oynamakla, Körfez ülkeleri mutabakatına uymamakla eleştirdi. Suudi Arabistan’daki Şiileri ve hatta başkenti ele geçirerrek başkanı kovan Yemen’deki Husiler’i desteklemekle itham etti.

ABD Başkanı Trump’ın 360 milyar dolarlık silah siparişleri başta olmak üzere yüklü sözleşmelerle döndüğü Suudi Arabistan ziyareti (ilk dış ziyareti) böyle bir ortamda gerçekleşti. Trump’ın Suudi kralının İran karşıtı pozisiyonunu destekleyen açıklamaları Suudileri memnun etse de, Katar bölgenin iki büyük ülkesi arasındaki kutuplaşmanın artmasından kendi istikrarı açısından elbette hoşnut olmadı. Ancak gerilime ABD’nin müdahalesiyle (daha doğrusu Trump’ın sözleriyle) değişik bir boyut eklendi ve Katar cezalandırıldı. Diplomatik ilişkiler kesilmekle kalmadı “yarımadanın yarımadası” konumundaki Katar’ın hava, kara ve denizden ulaşım yolları kapatıldı. Tek kara yolu bağlantısı Suudi Arabistan olan Katar, böylece tecrit oldu, tam bir kuşatmaya uğradı.


Şeyh Tamim’e futbolculardan destek Uluslararası Olimpiyat Komitesi üyesi olması ve Mısır basını tarafından “dünyanın en iyi spor kişiliği” gösterilmesiyle spora olan ilgisi tescillenen Şeyh Tamim’i, kriz günlerinde futbolcular desteksiz bırakmadı.

Ancak Kuveyt ve Umman gibi arabulucu ülkelerin yanısıra, bölgede büyük çıkarları olan ABD ve Avrupa ülkeleri de krizden hızla bir çıkış yolu bulma arayışına girdiler. Aksi takdirde Katar tek çıkış yolu olarak İran’a mecbur kalacak ve böylece bölgede İran’ı tecrit etmek isterken tam bir Pirus zaferi elde edecekti. Ancak Katar ve İran’a karşı Riyad ve Mısır ekseni, ilkinin ekonomik zorluklarla karşı karşıya bulunması, ikincisinin Yemen’deki savaşta tıkanmış olması bakımından, ABD olmadan bölgede İran’a karşı “istikarı” sağlama imkanına sahip değil.

Öte yandan ABD yönetimiyle çok iyi ilişkileri olan Katar’ın ABD’nin rızası dışında bu kadar karmaşık ilişkiler geliştirmesi mümkün değil. Örneğin İran ve İsrail ile girilen ilişkilerin Obama dönemindeki politikayla son derece uyumlu olduğu söylenebilir. Müslüman Kardeşler ile ilişkiler meselesinde ise, kendisinin doğrudan ilişki içine giremediği kesimlerle bir denetim imkanını elinde tuttuğu belirtilebilir. Trump’ın Riyad’ı ziyaretinde söyledikleriyle son olarak ABD Dışişleri sözcüsünün söyledikleri yan yana getirildiğinde Katar’ın hizaya getirilmesi hamlesinin yumuşak bir geçişe bağlanacağı söylenebilir.

Katar’ın kısa tarihi

Kabileden Emirliğe

Katar 1971’de bağımsızlığını ilan etti ve komşu emirliklerden farklı olarak BAE’ye üye olmadığı gibi Suudi Arabistan’a da bağlanmadı. Dört yüzyıl Osmanlı egemenliğinde kaldığı dönemde de kabileler arasında zorlu çatışmalar olmuş, İngiltere-Hindistan yolu üzerindeki bölge stratejik bir mevki olarak önemsenmiş ve yüzyıl önce petrol ve doğalgazın bulunmasıyla daha da önemli hale gelmişti.

Bahreyn ve Katar arasındaki çekişmelere müdahale eden İngiltere, Doha’da yerleşik Muhammed Bin Sâni’yi muhatap almış ve bugüne kadar bu aileden (hanedan) gelenler ülkede hüküm sürmüştür.

Katar, uzun yıllar bölge aşiret beylerinin emri altında yönetildi. 19. yüzyılda bölgenin idaresi bugünkü emirin büyük dedesi olan Muhammed el-Sâni’ye geçti. 1947’de Hindistan’ın bağımsızlığını elde etmesiyle İngiltere bölgeden yavaş yavaş geri çekilmeye başladı; 1961’de Kuveyt bağımsızlığını kazandı. Katar, Bahreyn ve yedi emirlik bir federasyon oluşturmuşsa da Katar ayrı durmuş ve 1971’de bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmıştır.

1995’den 2013’e ülkeyi, babası Halife bin Hamed El-Sâni’yi devirerek yönetimi ele alan emir Hamed bin Halife El-Sâni idare etti. Bu dönemde, kadın hakları başta olmak üzere toplumsal-siyasal refomlar ve hatta bir anayasa yapıldı. “CNN Arap” diye de anılan El Cezire kanalı bu dönemde kuruldu. 2013’ten itibaren ise yönetimi, Halife El-Sâni’nin oğlu, 33 yaşındaki Temim bin Hamad El-Sâni ele aldı. Böylece Arap dünyasının o güne kadarki en genç yöneticisi oldu (Rekoru iki hafta önce 31 yaşında Suudi tahtına oturan Muhammed bin Selman’a kaptırdı).

Katar, mutlak monarşi ile idare edilmekte. Ülkede siyasal parti yok. Nüfuzlu kişilerden oluşan bir istişari konsey bulunmakta. 1999’da kadınlar dahil bütün yetişkinlerin katıldığı bir belediye meclisi seçimi yapıldı. 2003’te ise yazımı dört yıl süren bir anayasa yapıldı. Bu anayasada esas yenilik, 45 üyesi genel oyla seçilen, 15’i emirin atadığı kişilerden oluşan“Meclis el Şura”nın kuruluşuydu. 2004’te ilk meclis seçildi.