Ağlamak ve gülmek, İslâmi kültürlerde ölçülü yaşanması öğütlenmiş iki tezat duygu. İkisi de Osmanlı dünyası için alçaltıcı durumlardı; gözyaşı yalnızca ilahi aşkla ve gizlice dökülmeli, gülmek tebessümü aşmamalıydı. Ancak kadim gelenekler ve 18. yüzyıldaki kültürel değişim, tavsiye edilenin dışında istisnai durumlar yaratmıştı ve bunlardan bazıları Osmanlı görsel tarihine nakşolundu.