Baudelaire’in imgesi “insansız evren”. Sanat tarihçisi Thomas Schlesser, 19. yüzyıldan günümüze, görsel sanatlar üzerinden işliyor konuyu. Kitaplardan filmlere, videolara uzanan kapsamlı eseri, senaryodan gerçeğe, “kıyamet”i  ele alıyor. 2020 ilkyazında in cin top oynayan büyük kent meydanlarında yaşanan belki de bir provadır.

İnsanlar çekilince, canlı organizmalar olarak bakılabilecek kentler de rahatladı. San Marco meydanından Rialto’ya uzanan ve yoluna hiçbir insanın çıkmadığı kamera gösteriyor: Venedik’te cinler dolaşıyor bir tek. Apartman-gemilerin binlerce gezmeni içine hışımla boşalttığı o güzelim şehir batayazıyordu az daha, yakın geçmişte.

Trafalgar’ı, Concorde’u, Vatikan’ı, Times Square’i ve benzerlerini önümüze getiren panoramik çekimler, bana Thomas Schlesser’in devasa kitabı İnsansız Evren’i (L’Univers sans l’Homme, 2016) düşündürdü; başlangıçta abartılı girişim saymıştım, Hartung-Bergman vakfının yöneticisi genç sanat tarihçisinin çalışmasını; Covid-19 ne denli yanıldığımı gösteriyor işte.

Baudelaire’in imgesi “insansız evren”. Schlesser, 19. yüzyıldan günümüze, görsel sanatlar üzerinden işliyor konuyu. Doğayı, insanı devreden çıkararak temsil eden premodern sanatçıların yapıtlarında, “eldeğmemiş”e açık-örtük bir yüceltme (Courbet’de, Monet’nin “Nilüferler”inde), bir köklü tedirginlik (Caspar David Friedrich, Carus, Thomas Moran gibi örneklerde), bir tür hınç duygusu (Alfred Kubin’de) ağır basıyor.

Kıyamet tasası ve tasarımları Thomas Schlesser, İnsansız Evren kitabında 19. yüzyıldan günümüze görsel sanatlar üzerinden kıyamet tasası ve tasarımlarına odaklanmış.

Modernlerle birlikte, non-figuratif eğilimin arttığı, insanın da soyutlamadan payını aldığı biliniyor. “Land Art”ın kendiliğinden insansız evreninde, sözgelimi Long’un ya da Goldsworthy’nin işlerinde mesafenin büyüdüğünü görüyoruz.

Schlesser, canalıcı bir anadamara yüklenmiş çalışmasında: Kıyamet tasasına ve tasarımlarına. Romantiklerde, özellikle de konunun pîri John “Mad” Martin’in yapıtında sorun “Tanrı’nın gazabı” izleğine bağlanır. Sodom ve Gomorra’nın yıkımından Tate’deki “Gazabının Taştığı Gün Geldi” tablosuna apokaliptik son düşüncesi öndeki yerini korur.

Modernler, buna karşılık, kıyametin insan elinden çıkageleceğini gösteren gelişmelerden hareketle yapıtlarında bu temayı işlediler: Andy Warhol’un, Jean Tinguely’nin nükleer felaket imgesi ile haşırneşir olmaları boşuna değildi. Günther Anders’ten 1956 tarihli bir paragraf seçilmiş İnsansız Evren’de; ayrıksı düşünür “insanlık nasıl varlığını sürdürecek sorusunun yerini ‘sürdürmeli mi’ sorusu almış durumda” diyor ve kıyamet karşısında körleştiğini vurguluyor. O gün bugün yaşanan çevre duyarsızlığı, ufukta beliren iklim felaketi bağlamındaki vurdumduymazlıkla birleşerek katmerlenmedi mi? Covid-19 belki de bir “ön” işaretten ibaret.

İnsanın ardından Thomas Schlesser, İnsansız Evren sinema ve video kültüründeki kıyamet senaryolarına da yer vermiş.

Thomas Schlesser, kitabının son bölümünde aslan payını haklı olarak sinemada ve video kültüründe yeri belirgin kıyamet senaryolarına ayırmış. Her şey, Pierre Boulle’un Maymunlar Cehennemi’nin(1963) sinemaya uyarlanmasıyla (1968) başlamıştır, denilebilir — ‘son sahne’ bir bakıma, izleyen filmler için “sol anahtarı” işlevi görmüştü. 2004 yapımı “Yarından Sonraki Gün”, 2008 yapımı “Akıbet/The Aftermath” ve sonrasında aynı yönetmenin “2012”si, Lars von Trier’in “Melancholia” filmi insanın yerküreden siliniş fikrine oldukça gerçekçi yaklaşımlar getiren filmler.

Kameranın ıssız megapolislerin, terkedilmiş görkemli yıkıntıların ortasından ilerleyişiyle karşılaştırıldığında, 2020 ilkyazında in cin top oynayan büyük kent meydanlarında yaşanan belki de bir provadır:

“Bütün bir şehir, hattâ bir başkent ya da bütün bir ülke işin sahnesi ve dekoru olmalı. Bizzat devlet temsil tarihini dörtbir yanda duyurmalı. Günü ve saatı geldiğinde, herkes tam o an evine girip anahtarını iki kez kilitte döndürmeli, dışarıda iki saat boyunca kul kalmamalı. Sokaklarda hiç kimse, devlet dairelerinde hiç kimse, kamusal alanlarda kimse olmamalı; kırsal kesimlerde de her yer kapalı kalmalı, herkes evinde bulunmalı, oradan kıpırdamamalı. Saha, Uzay’ın gözlerine benzemeli, iki saat boyunca, bütün yaşayanlardan boşaltılmalı”.

“The Last of Us” adlı oyunda kıyamet sonrası Berlin’de bir tren istasyonu.

Schlesser, üç yıl önce yayımladığı kitabında Yves Klein’ın 27 Kasım 1960 tarihinde gerçekleştirdiği “Boşluğa Atlayış” eylemine eşlik etsin diye bastırdığı 4 sayfalık Pazar Gazetesi’ne yer vermiş, ama sözkonusu nüshanın ikinci sayfasındaki kısa, yukarıda Türkçesini verdiğim “Boşluğu Yakalamak” metninde sanatçının yansıttığı dileğin Covid-19 günlerinde zorunlu olarak gerçekleşeceğini öngöremediği için, ondan sözetmemiş -başka bir bağlamda üzerinde durduğum için ayrıntılarını tanıdığım bir sanat eylemiydi “Boşluğa Atlayış” (Uzantı bilgiler için, Yves Klein/Chelsea Otel Manifestosu”na bakılmalı, Norgunk, 2002, çev. Deniz Artun-Alpagut Gültekin).

“İnsansız Dünya” bir zaman nasıl olsa gerçekleşecek. Bütün göstergeler insanoğlunun bunun kendiliğinden başına gelmesini beklemeyeceğini gösteriyor. Covid-19’u peyledi mi, peydahladı mı, ortaya çıkmasına yol verdi mi henüz bilmiyoruz; yerküreden böyle mi kazınacağız, onu da. Jean Tinguely, 1962’de kurmuş cümleyi:

“Dünyanın sonunun bizim kafamızda kurduğumuz biçimde geleceğini bekleyemeyiz herhalde”.