Kuşaktan kuşağa aktarılan kimi atasözleri ve deyişlerimiz, kadınlar konusunda ayrımcı yaklaşımlarıyla dikkati çeker. Bugün giderek artan kadın cinayetlerinin toplumsal sorumlusu şüphesiz atasözleri değil; ancak dildeki “erkek”lik, ikincilleştirme ve değersizleştirme, “sorumlu” ve “sorunlu” olarak hep kadınları işaret ediyor. Atalar “sırtından sopayı, karnından sıpayı” deyince, torunlar da “gereğini” yapıyor. 

Kültürel, sosyolojik, idari, hukuki, ahlaki çok yüzeyli bir prizma olan kadına ayrımcılık meselesinin tarihsel şifreleri, bugün dilimizde yaşamaya devam ediyor. 

Diller sadece günlük iletişim paketlerinden ibaret değil. Çocuk, anne-babasıyla karşılıklı çıkarttıkları sesler aracılığıyla anlaşmayı öğrenirken, onların kişisel deneyimleri hakkında olduğu kadar, içinde yaşadığı topluma dair “hayat bilgisi” dersleri de alır. Dilbilimci Ronald Kaplan’a göre dil “ortak ve sürekli inançların içine sindiği ve milyonlarca insanın binlerce yıl denediği hakikatlerin deposu”dur. Çocuk büyüdükçe dil sayesinde zamana ve mekana özgü ahlaki, kültürel, teknolojik ve ideolojik normlarla tanışır, inançları ve aidiyetleri öğrenir. Cinsel kimlik ve o kimliğe biçilen rollere uygun davranışlar da bunlar arasındadır. Yani dil aynı zamanda bize kendi cinsiyetimize uygun biçimde nasıl düşünüp davranacağımızı, karşı cinse ne gözle bakıp ne şekilde muamele edeceğimizi de öğretir. 

Atasözleri ise dillerin en damıtılmış ifadeleridir. Bir toplumun uzun yıllara dayanan tecrübelerini barındırırken, o toplumun üyelerince hayatı düzenleyen kurallar olarak ortak kabul görürler. Başka bir deyişle, bir insan topluluğunda hakim olan zihniyetin aynasıdır atasözleri. 

Günümüzün “erkek egemen” toplumlarında, erkek zihniyetinin ürünü deyim, deyiş ve atasözleri, dillerin hemen hepsinde var. Kaba ve doğrudan tabirler ya da ince ve dolaylı mecazlar yoluyla erkek yüceltilirken, kadını küçümseyen atasözleri yaygın. Kadına övgü bile çoğunlukla erkekler üzerinden. Kadının gücünü, zekasını, cesaretini, becerisini, yetkinliğini, güvenirliğini ifade etmek için kullanılan “erkek gibi kadın” deyimi sadece güzel Türkçemizin dağarcığında yer almaz. Dilimizde “.aşaklı kadın” gibi çok daha ‘teklifsiz’ versiyonları da bulunan bu deyim, birçok dünya lisanında ortak. 

Bugün dilimizde yer etmiş bulunan atasözlerinin Türklerin yerleşik hayat düzenine geçmesinden ve İslâmiyet’i benimsemesinden sonra kurdukları medeniyetlerin mirası olduğunu kabul etmek çok da yanlış değildir. Türkçedeki atasözleri, kadına her şeyden önce aile kurumunu varetme ve sürekli kılma görevini yükler. “Yuvayı dişi kuş yapar”, “Kadınsız ev olmaz”, “Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet”tir. Kadın ne kadar varlıklı olursa olsun geçimi kocası tarafından sağlanmalıdır. “Avrat malı kapı mandalı”, “Karı malı hamam tokmağı” gibi atasözleri, kadının baba evinden getireceği çeyizi önemsizleştirir, erkeğin evdeki finansal hükümranlığını sağlama alır. 

Atasözlerimiz ebeveyn rollerinden kadına düşen anneliğe, erkeğe düşen babalıktan çok daha ayrıntılı bir ilgi gösterir. Anne rolünü benimseyen kadının bu seçimi “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”, “Ana hakkı, Tanrı hakkı”, “Ağlarsa anam ağlar” gibi atasözleriyle yüreklendirilir. Genellikle baba erkek çocuğun, anne ise kız çocuğun rol modelidir ama kadının terbiye ve yetiştirme sorumluluğu daha büyüktür; çünkü “Çocuğa iyi-kötü huy anneden gelir”. Kız çocuğun eğitiminde annenin sorumluluğu daha da ağırlaşır. Anaya bakılır, kız alınır. Kızın erkek egemen dünyanın beklentilerine uygun bir şekilde yetiştirilmesi için her yol mübahtır. Erkeğin tekelinde bulunan şiddet kullanma yetkisinin kadına devredildiği bu istisnai durumda “Anasının teptiği buzağının canı yanmaz” ya da “Anasının bastığı yavru incinmez”dir. 

Dünyaya getirdiği çocuğun cinsiyeti de kadının başlıca ailevi mesuliyetleri arasındadır. Erkek çocuk doğurması anneyi imtiyazlı kılarken, kız çocuk doğurması onun sosyal itibarını sarsar. Kız çocukların iffet ve namusunun, bekaretinin evlendirilinceye kadar korunup kollanması zahmetli bir iştir. Öyle ya, kendi haline bırakılan kızlar ya davulcuya varırlar ya zurnacıya. Ayrıca “Kadının kız, tarlanın düz alınması” gerek değil midir? Erkek çocuk gibi geleceğin ekonomik güvencesi olmayan, soyun devamını sağlamayan kız çocuğun gelişi, muhabbet dolu tezahüratla karşılanmaz. Bu nedenle “Oğlan doğuran ana övünürken, kız doğuran dövünür”, “Kız doğuran tez kocar” ve “Kızı olanın sızısı olur”. 

Atasözlerinin kadını aile ilişkileri dışında ele alışı da sorunludur. “Eksik etek”. “Erkeğin elinin kiri” değil midir kadın? “Kadının bir, erkeğin dokuz aklı” yok mudur? Kadın kısmının saçı uzundur uzun olmasına ama “aklı kısalığına” ne demelidir? Kadın zekası yeterli olmadığından erkeği ancak hile ve desise ile altedebilir! “Kadının fendi erkeği yendi” atasözü tam da bu durumu ifade eder. 

Kadının erkeğe karşı kurnazlık dışında bir kozu daha vardır: Şeytan. Kadın erkeği dize getirmek için Şeytan’la işbirliği yapmalıdır. “Kadının şerri, şeytanın şerrinden üstün”dür, “Kadının sofusu, şeytanın maskarası”dır. Şeytan’la böylesi yakın bir ilişkisi olan kadın, biçare (!) erkeğin yoldan çıkmasının da baş müsebbibidir. “Dişi köpek kuyruğunu sallamayınca, erkek köpek peşine düşmez”, “Dişi yalanmazsa, erkek dolanmaz” buyurmuştur atalarımız. 

(#tarih dergisinin Mart 2015 sayısından kısaltılarak düzenlenmiştir).

SİYASETÇİLERDEN ERKEKÇE(!) SÖZLER

‘Bayanlara evdeki işler yetmiyor mu?’

Bülent Arınç: Kadın iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak (Cumhuriyet, 28 Temmuz 2014). 

Recep Tayyip Erdoğan: Ben zaten kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum (Cumhuriyet, 20 Temmuz 2010). 

Erhan Ekmekçi (AK Parti Genel Meclis Üyesi): Evet, kızlarımız okuyor ama bu sefer de erkeklerimizi evlendirecek kız bulamıyoruz (Cumhuriyet, 4 Şubat 2012). 

Kemal Kılıçdaroğlu (CHP Genel Başkanı): Erkek işsizse, eve yeteri kadar para gelmiyorsa, akşam tencere kaynamıyorsa bu erkek de gelir hıncını karısından alır (Akşam, 21 Kasım 2017). 

Mehmet Müezzinoğlu (Eski Sağlık Bakanı): Annelerin, annelik kariyerinin dışında bir başka kariyeri merkeze almamaları gerekir. (Milliyet, 1 Ocak 2015) 

Veysel Eroğlu (Eski Orman ve Su İşleri Bakanı): Bayanlara evdeki işler yetmiyor mu? (Vatan, 13 Mart 2019). 

Ayhan Sefer Üstün (Eski TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı): Anne karnında o bebekler öldürülseydi, tecavüzcülerin yaptığından çok daha büyük bir dram, suç ortaya çıkacaktı (Akşam, 31 Mayıs 2012). 

Recep Akdağ (Eski Sağlık Bakanı): “Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?” vesaire gibi şeyler söyleniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar (Radikal, 31 Mayıs 2012).