Arap şarkına ait olan 1001 Gece Masalları’nın Arap garbında da bir karşılığı var: 101 Gece Masalları! Ancak bu bir kısaltma değil, başlı başına Endülüs kökenli bir masallar silsilesi ve tarihte ilk olarak Kâtip Çelebi’nin bir Osmanlı-Arap bibliyografyası olan Keşfü’z-Zunûn adlı eserinde bahsediliyor. Claudia Ott’un özenli çalışması, Ayrıntı Yayınları’nın 30. yılı dolayısıyla okurlarla buluştu. 

Dünya edebiyatının başyapıtları arasında sayılan 1001 Gece Masalları, Arapça kaleme alınmışsa da Bizans ve Sasani imparatorlukları, Emevi ve Abbasi halifeliklerine uzanan bir zincirde bulunur. Anlatıda İran’ın yanı sıra Hindistan ve Çin’in de zikredildiği hatırlanırsa, “Doğu” topraklarında cereyan eden hikayeler yine de esas olarak Arap dünyasının ve elbette edebiyatının ürünüdür. 

Fâtımîlerin, Eyyubîlerin ve Memlûkluların önemli şahsiyetlerinin isimlerinin zikredildiği 1001 Gece Masalları, ilk elyazmalarına varıncaya kadar muhakkak ki sözlü edebiyatta zamanla zenginleşmiş ve bugün bildiğimiz metinlere gelinceye kadar değişik kaynaklardan beslenmiştir. Eserin kökeni ne olursa olsun, Arap edebiyatının dünyaya önemli bir katkısı olduğu gerçeğini değiştirmez. 

18. yüzyıl başlarında yapılan Fransızca bir çeviriyle Batı dünyasının haşır neşir olduğu 1001 Gece Masalları’nın fantastik dünyasından Marcel Proust, Edgar Alan Poe ve Borges gibi büyük edebiyatçılar; Ernest Lubitsch (Sumurun-1920) ve Passolini (1001 Gece-1974) gibi sinemacılar ve elbette Rimsky Korsakov (Şehrazad-1888) gibi kompozitörlerler etkilenmişler ve esinlenmişlerdir. 

Kâtip Çelebi’nin Keşfü’z- Zunûn adlı eseri, tarihte 101 Gece Masalları’na değinen ilk kaynak.

1001 Gece’den 101 Gece’ye 

Arap şarkına ait olan 1001 Gece Masalları’nın Arap garbında da bir karşılığı olduğunu Alman araştırmacı Claudia Ott’un Yüzbir Gece Masalları çalışmasıyla öğrenmiş bulunuyoruz. Ancak bu bir kısaltma değil, başlı başına bir masallar silsilesi. 2010’da Berlin’de Ağa Han Müzesindeki eserlerden düzenlenen bir sergide rastladığı 1234 tarihli Yüzbir Gece Hikâyesi Kitabı (Kitap fıhi hadıt mi’at layla ve layla) önceki elyazmalarından da yararlanarak tamamlamış ve böylece Endülüs kökenli, yani Arap batısına (Mağrip) özgü yeni bir eseri ortaya çıkarmış. 

Her ne kadar 1001 Gece Masalları ile belli ortaklıkları olsa da anlatılanlar tamamıyla kendine has. Elbette Arap dünyasının genişliğine uygun olarak bunda da örneğin Hint etkisi var. Ancak kullanılan dil “yöresel sözcük dağarcığından” yani Emevi kökeni itibarıyla (Kordoba Emirliği halifeliği yıkılan Şam Emevi Halifeliğinin ardılı sayılıyordu) Mağrip, Maşrık’tan izler taşısa da 101 Gece Masalları yerlidir. Artık kestirilemeyen bir zamandaki “Hindistan’da bir padişah” ve ona bitimsiz, heyecanlı hikayeler anlatan Şehrazad başrolde gözükse de, bu ortaklıklar Arap dünyası için Doğu’nun Hindistan sayılmasından kaynaklanıyor. “Uzak, yabancı, egzotik ve tam da bu yüzden özellikle ilgi çekici bir Doğu ülkesi”ni temsil ediyor Hindistan. 

101 Gece Masalları’ndaki Hindistan, Doğu’dan biraz Batı’ya doğru gelmiştir. 1001 Gece Masalları’nda Çin yakınken, bu kitapta İran’ın doğusu demek olan Horasan’da bir tüccar öne çıkar. Claudia Ott bu yönler arasındaki gidiş gelişleri şöyle özetler: “Doğu’nun batısının doğusuna”… 

Masalların tarihi Claudia Ott tarihi metinlerden hareketle, yapıtın 10. yüzyıl başında oluştuğunu ortaya koyuyor. 

1001 Gece Masalları’nın kimlik kartı 9. yüzyıldan 15. yüzyıla çeşitli kaynaklarla beslenirken, 101 Gece Masalları’na değinen tek kaynak Hacı Halife adıyla da bilinen Kâtip Çelebi’nin (1609-1657) bir Osmanlı-Arap bibliyografyası olan Keşfü’z-Zunûn adlı eseridir. Claudia Ott metinlerden hareket ederek yapıtın geç 9. veya erken 10. yüzyılda oluştuğunu, anlatılan hikayelerin başlangıç bölümünün 3. yüzyılda Sanskritçe’den Çince’ye çevrildiği sanılan birtakım meseller arasında bulunduğunu da belirtmekte. 

Claudia Ott’un Almanca metninin çevirisinin Arapça aslıyla da karşılaştırılmış olması 101 Gece Masalları’nın özenli sunuşuna katkıda bulunuyor. 

1000 yıl sonra “bu masalların ne anlamı var” diyeceklere ise Claudia Ott şunları söylüyor: “101 Gece Masalları bize yabancı ama aynı zamanda hem yakın, hem de senlibenli olduğumuz kültürden büyüleyici şeyler gösteriyor habire. Vicdansız spekülatörlerin dürüst tüccarları borç tuzağına düşürmeleri günümüzde her zamankinden daha güncel. Bazen bir mesel sanki bir Bollywood filminden alınmış: Romantik sahneler, ezgili şiirlerle adeta bir film müziği; insanı heyecanlandıran art niyetsiz olaylar, ‘en güzel’ ya da ‘en iyi sabah’ın arka planı oluşturduğu bir sahnede cereyan ediyor ve kahramanlarımız gün battıktan sonra değil ancak güneşin doğumundan sonra birbirlerinin üzerlerine at sürüyorlar. Heyecan dolu hikâyeler her gece kesiliyor ve de mutlu son her zaman garanti ediliyor. İnsan ister western türü popüler mitleri, ister Grimm Kardeşler’in masal izleklerini ya da klasik hayalet hikâyelerini, Jules Verne’in gelecekteki ütopyalarını, sarayların cengâver destanlarını, kahramanlık efsanelerini, fabl ya da fıkraları anımsasın; ‘ben bunu daha önce de görmüştüm’ duygusu, benzerlikleri sezinlemesi, aşikâr olanın ya da ancak ikinci bakışta görülebilenin yaşantısı… Bütün bunlar kaynaklarından bize gelene kadar yüzyılları aşmış ve yerkürenin yarısını kapsamış olan bir hikâye derlemesinin çekiciliğidir”.