Dünyamız koronavirüs salgınıyla sarsılırken, geçen Ekim ayında Latin Amerika’da sessiz sedasız bir devrim gerçekleşti. Yapılan seçimlerde Kasım 2019’da askerî darbeyle devrilen Evo Morales’in partisi Movimiento al Socialismo’nun (MAS) adayı Luis Arce, tabandan gelen toplumsal hareketlerin de desteğiyle ezici bir zafer kazandı.

Bolivya’da Ekim sonunda gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri, en iyimser tahminlerin bile ötesinde bir sonuçla noktalandı: Kasım 2019’da askerî darbeyle devrilen Evo Morales’in partisi Movimiento al Socialismo’nun (MAS-Sosyalizme Hareket Partisi) adayı Luis Arce, Comunidad Ciudadana’nın adayı Carlos Mesa ve Creemos adayı Luis Fernando Camacho karşısında ezici bir zafer kazandı. Mesa, liberal sağın 2003-2005 arasındaki başkanı ve 2019’daki başkan adayıydı. Kendisi gaz savaşları sırasındaki katliamlarıyla da tarihe geçmişti.

“Otoriter popülizm” çağında bu kavrama katkısı büyük olan Latin Amerika’da görülmedik bir biçimde, bir “caudillo” (siyasi/askerî lider) değil de ekonomi bakanlığı yapmış bir teknokrat olarak halkın belleğine yerleşen Luis Arce, iktidarı elinde bulunduran azınlığa ve elbette arkalarındaki uluslararası desteğe rağmen kazandı bu zaferi. Arce, darbeyi desteklemiş güvenlik güçlerine yönelik herhangi bir kovuşturmada bulunmayacağını önceden belirterek, zorlu bir dönemde geçmişi tekrar ederek değil, MAS’ın hatalarından da ders çıkararak hareket edeceğini açıkça bildirdi.

Teknokrattan başkanlığa
Evo Morales’in ekonomi bakanlığını da yapmış olan MAS adayı Luis Arce, seçim zaferinin ardından destekçilerini selamlıyor.

Bir başka siyaset: MAS

Latin Amerika’nın en yoksul ülkesi olan ve nüfusunun üçte ikisini yerli halkların oluşturduğu Bolivya, 1825’de bağımsızlığını elde etmesinin ardından, siyasetin beyazların tekelinde olduğu 2 yüz yıl geçirdi. 20. yüzyılın son yıllarından başlayarak parçalı ancak geniş halk kitlelerinin içinden çıkan bir dizi yatay örgütlenmenin yaygınlaşmasıyla neoliberalizmin yarattığı tahribata karşı bir siyasal güç olarak öne çıkan MAS ve onun sözcüsü Evo Morales iktidara geldi. Bu gruplar arasında başta yerliler olmak üzere “cocaleros” (koka yaprağı yetiştiricileri), madenciler, bütün emekçilerin merkezi örgütü COB, kadın hareketi, suyun özelleştirilmesine karşı koordinasyon gibi hareketler de vardı. 1829-39’dan sonra ilk kez bir yerli başkan olmuştu. Üstelik Latin Amerika’da esen yeni ilerici dalganın bir parçası olarak… Egemenlik koşullarındaki en önemli dönüşüm, madun kesimlerin kendi siyasal-seçimsel ifadelerinin aracı olarak MAS’ı oluşturmalarıydı. MAS’ın kuruluşundan itibaren artık geleneksel seçkinlerin ’90 model sağ popülizmle çoğunluğu sağlaması mümkün değildi.

14 yıllık yönetimi sırasında Evo aşırı yoksulluğu %38’den %15’e indirdi. 2008 mali krizi ve 2014’teki emtia fiyatlarının düşüşü pek çok ülkeyi etkilerken, Bolivya’da devletin ekonomiye müdahalesi tüm bu çalkantılı dönem içinde dahi artmaya devam edebildi. Evo, iktidara gelir gelmez, 180 gün içinde, yeraltı zenginliklerinin millîleştirilmesi işine girişti. Buradan elde ettiği kaynaklarla eğitim, sosyal hizmetler ve sağlık harcamalarını ciddi bir biçimde artırdı. 2006’da millî gelirden yatırımlara ayrılan pay %14 iken 2016’da bu oran %21’e çıktı. 2006’dan 2017’ye kişi başı gelir %46 arttı. %4,7 büyüme ile 2018’de Bolivya bölgenin en dinamik ekonomilerinden biriydi. Millî gelir dört kat arttı (9 milyar dolardan 40 milyara), devlet bütçesi katlandı. Nadir bir değişim daha gerçekleşti; yerli kültürünün önemli bir parçası olan “Toprak Ana”nın Hakları Kanunu’yla doğanın tahribatına karşı yasal önlemler alındı.

Evo Morales, Latin Amerika’nın Ekvador, Venezuela gibi diğer “ilerici” yönetimlerinin aksine herhangi bir meşruiyet sorunu yaşamıyordu. Yeniden seçilmesini engelleyen 2016 Anayasa Referandumu’nu kaybetmesine rağmen Kasım 2019 seçimlerinde yeniden aday olup kazandığında seçime hile katıldığı gerekçesiyle gösteriler başladı. Bu gösterilerin ardından ABD’nin nüfuzu altındaki Amerika Devletler Örgütü’nün desteklediği doğu bölgelerindeki aşırı sağcı, beyaz ve zengin muhalefet, başkanlık sarayını bastı ve Morales yurtdışına çıkmak zorunda kaldı.

Kasım 2019 seçimlerinin ardından aşırı sağcı, beyaz ve zengin muhalefet, başkanlık sarayını basınca, Evo Morales yurtdışına çıkmak zorunda kaldı.

Kırsal kesimin seçim sonuçlarının geç ulaşmasından ötürü oy oranlarının kesintili bir şekilde açıklanması, kırsal kesimde çok daha güçlü olan Evo Morales’in ikinci turu geçmesini sağlayacak %10’u kıl payı aşmasını sağlamıştı. Bu durum “olmamışsa da olmuştur” diye durumdan vazife çıkaranlara seçimlerin hileli olduğu bahanesini uydurma imkan verdi.

Güvenlik güçleri, Kasım 2019’da Morales destekçilerinin gösterilerine oldukça sert müdahale etmişti.

de facto darbe

2016 referandumunda Morales karşısında bir alternatif oluşturmaya çalışan kentli, orta sınıfları temsil eden 21-F Hareketi, Carlos Mesa’nın tabanıydı. Seçim kampanyası başlayınca bu harekete Morales’e karşı olan yedi parti daha katıldı. Özellikle gençler arasında ırkçı şiddetle kaos yaratmaya yönelen aşırı sağın etkin olduğu kentler de Morales’e karşı örgütlenmişlerdi. Bu kesimler Morales döneminde nüfuzlarının azaldığını görerek radikal bir dönüşüm yaratmaya odaklanmışlardı. Özellikle devlet kademelerinde onların yerlerine yavaş yavaş yerli kökenlilerin gelmesi Bolivya tarihinde ilk defa yaşanıyordu.

Sol yumruk
Sömürgecilik kalıntılarına, ırkçılığa ve patriyarkaya karşı radikal dönüşümler gereken ülkenin ilk adımlarından biri “Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon Bakanlığı” kurmak oldu.
İlk “Kültürler, Dekolonizasyon ve Erkek Egemenliğin Ortadan Kaldırılması” Bakanı Sabina Orellana’nın yemin töreninde sol yumruk havada verdiği poz tarihe geçti.

Ülkenin doğusunda ve zengin-beyaz bölgede yer alan Santa Cruz’daki muhalefet lideri Camacho, bu hoşnutsuzluğun bir timsaliydi. Morales’in düşürülme operasyonu sırasında elinde İncil ve silahlarla başkanlık sarayını basıp “Dios vuelve al Palacio” (Tanrı başkanlık sarayına döndü) diyen Camacho (MAS’ın takdimiyle “faşo, maço, blanko”) seçimlerde en azından kendi bölgesinde %45 oy alarak alarm çanlarını çaldıracaktı.

Morales’in artık haksız olduğu kanıtlanan “düşürülme operasyonu”ndan sonra meşruiyeti oldukça tartışmalı bir durum ortaya çıktı. Başkan olmadığında onun yerini senato başkanının doldurması gerekirken MAS üyesi senato başkanının çekilmesiyle %4’lük oy oranına sahip olan bir partinin üyesi olan senarist Jeanine Anez kendini başkan ilan etti. MAS hem mecliste hem de senatoda çoğunlukta olmasına rağmen ordunun, ABD’nin ve ülkenin doğusundaki zengin, beyaz, ırkçı kesimlerin desteğini alan Jeanine Anez ülkeyi yönetmeye başladı.

Sağcı senatör Anez’in döneminde Bolivya pandemiye çok hazırlıksız yakalandı. Nüfusuna oranla verdiği kayıplarda dünyanın üçüncü ülkesi oldu. Bunun önemli bir nedeni de darbecilerin ilk iş, Bolivya’daki 700 Kübalı hekimi sınırdışı etmesiydi. Darbeci hükümetin ikinci “başarısı” ise 17 yıl sonra ilk kez IMF’den 327 milyon borç almaları olmuştu. Morales’in düşürüldüğü Kasım 2019’da polis ve ordu iki kentteki gösterileri bastırmak için 21 kişiyi öldürmüş ve 70 kişiyi de yaralamıştı. Uluslararası Af Örgütü 20 Ağustos 2019’da yayımladığı raporda, seçim sonrasında insan hakları ihlallerinin cezasız kaldığını belirtiyordu.

Uruguay ve Meksika yönetimleri olayı açıkça darbe olarak tanımlarken Brezilya gibi ABD’nin yörüngesindeki ülkeler yeni yönetimi desteklediler. MAS bir an önce seçimlerin yapılması için bastırıyordu, fakat pandemi bahanesiyle iktidarını uzatmaya niyetlenen Jeanine Anez ertelemeye başvurdu. Ağustos’tan beri madenciler, köylüler ve yerliler kitlesel yürüyüşlerle seçimlerin düzenlenmesi için baskı yapıyorlardı. Özellikle COB’un (Bolivya İşçi Sendikaları), yerli örgütlerinin ve parlamentoda çoğunluk olan MAS milletvekillerinin baskısı nihayet sonuç verdi. İki ertelemenin ardından hükümet Ekim ayında seçime gitti.

Irkçılığa ve faşizme karşı haysiyetin zaferi

18 Ekim 2020’de yapılan seçimlerde MAS’ın başkan adayı, uzun yıllar Evo Morales’in ekonomi bakanlığını yapan Luis Arce’ydi. Eski Dışişleri Bakanı David Choquehuanca da yardımcısı olmak için adaydı. Bu ikili, Morales’in geçen seçimlerde aldığı oyun 8 puan üzerine çıkarak %55 ile seçimleri kazanırken iki muhalif aday ancak %28,8 ve %14 oy alabildi. Başkent La Paz’da üçte iki çoğunluğu elde eden MAS, muhalefetin kalesi Santa Cruz’da da oyların üçte birini aldı.

MAS’ın bu başarısı karşısında Jeanine Anez de sonucu kabullenmek zorunda kaldı. Katılım oranı geçen seçimde olduğu gibi %88 iken MAS’ın oylarını 500 bin artırmasını, seçmenin Evosuz bir MAS’ı daha fazla tercih ettiği ya da geçen yıl şartları zorlayarak aday olmasını onaylamadığı şeklinde yorumlamak da mümkün. Orta sınıfın bir kesiminin belirsizliğe değil Morales yönetimi boyunca ekonomiyi yöneten adaya oy vermesinde, pandemi süresince darbeci yönetimin gösterdiği başarısızlığın, Sağlık Bakanlığı’nda açığa çıkan yolsuzlukların da payı büyük. Ayrıca MAS, Morales’in iktidarını ebedileştirmesine sahip çıkmayarak muhalefetin üzerine gittiği konuyu da boşa çıkardı.

Kırsal kesimde, plato ve vadilerdeki yerliler arasında başkan yardımcısı adayı David Choquehuanca isminin önemli bir etkisi olmuştu. David Choquehuanca, MAS’ın son kongresinde bu kesimlerden gelenlerin başkan adayı idi. İlk görev döneminden sonra düzen güçleriyle ilişkilerini geliştiren, sosyal hareketlerle arasında bir mesafe oluşmaya başlayan Evo Morales ve yardımcısı Alvaro Garcia Linera ile toplumsal örgütlenmeleri pasifize etmeleri ve devlete bağımlı kılmaları nedeniyle ayrı düşmüştü. 2017’de Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılmak zorunda kalması “yerlilerin temsilcisinin” ayrımcılığa uğradığına inanan yerli örgütlerini MAS’tan soğutmuştu. 2011’de Morales’in yerlilerin topraklarından ve ulusal parktan geçecek bir otoyol yapmaya kalkması da iplerin gerilmesine neden olmuştu.

Kıtanın en fazla kadın cinayeti işlenen ülkesinde, Mujeres Creando gibi kadın örgütleri kadına yönelik şiddete karşı bir seferberlik başlatmışlardı. Hükümetin maden şirketlerine verdiği yetkiler, gazın uluslararası şirketlere peşkeş çekilmesine karşı olan kesimleri yeniden harekete geçirmişti. Toplumsal hareketlerin temel eleştirisi, MAS döneminde bir yolsuzluk kültürünün sonucunda devlet bürokrasisine bağlı, devletle sözleşmeler yapan, ticarette, kaçakçılıkta, maden kooperatiflerinde ve uyuşturucu kaçakçılığına bağlı koka yaprağı üretiminde “yeni bir burjuvazinin” palazlandığı yönündeydi. Taleplerinin karşılık bulmaması karşısında hükümetten bağımsız hareket etmeye başlayan bu gruplar, Morales’e oy vermiş olsalar da darbe karşısında darbeden sonra gösterdikleri direnci göstermediler. Bu örgütlerin devlet aygıtına bağlanması, onların bürokratikleşmesine ve dinamizmlerini büyük ölçüde kaybetmelerine yolaçmıştı. MAS’ın bu taban örgütlerle arasına giren soğukluğu gidermek, 2020 seçim kampanyasının temelini oluşturdu.

Yerlilerin ve kadınların zaferi
Latin Amerika’nın en fazla kadın cinayeti işlenen, nüfusunun üçte ikisini yerli halkların oluşturduğu Bolivya’da Arce aldığı oyu büyük oranda bu gruplara borçlu.

2009 Anayasası’yla bir dizi yerli dilinin resmî dil olarak kabul edilmesi, yerlilerin devlet kademelerinde daha fazla görev alması gibi önemli adımlar atılmış olsa da ırkçılık, son darbede de görüldüğü üzere toplumun önemli bir kesiminde halen yaygın. 2005’te Evo Morales’i başkanlığa götüren büyük toplumsal hareketliliği de bu ırkçılık nedeniyle anlamaktan aciz olan seçkinler, Kasım 2019’daki yenilgisine rağmen MAS’ın yeniden böylesi bir toplumsal hareketliliğe dayanarak zafer kazanmasını beklemiyorlardı. Aşırı sağın paramiliter örgütlenmelere de sahip olduğu düşünülürse toplumsal örgütlenmeler, hükümet ve aşırı sağ arasındaki gerilim kısa zamanda çözülecek gibi görünmüyor. Sömürgecilik kalıntılarına, ırkçılığa, patriyarkaya karşı eğitimden ekonomiye radikal dönüşümler gerekmesi bir yanda, büyük toprak sahiplerinin ve oligarkların orduyu da yanlarına alarak ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışması öbür yanda, işaretler Bolivya için önümüzdeki dönemin hiç de kolay olmayacağını gösteriyor.