#tarih
Hafıza-i Beşer

Zamanında Sezar’a da diktatör dediler!

Efendim ben de farkındayım, dünya tarihi, dünya tarihi diyorum ama dönüp dolaşıp dünyanın hep belli bir yerinden, Roma Cumhuriyeti’nden ve İmparatorluğu’ndan bahsedip duruyorum. Yani ne yalan söyleyeyim, ya benim aklımda hep bunlar kalmış ya da nasıl ki Romalıların Avrupa’ya ördüğü bütün yollar eninde sonunda Roma’ya çıkıyorsa, benim Dünya Tarihi bilgim de dön dolaş Roma’ya çıkıyor. Eh, Roma tarihinin de bilinen en ünlü ismi Sezar.

Sezar aklımda yanlış kalmadıysa aslında öyle aman aman bir general, çok da büyük başarılar kazanmış bir asker değil ama kaleminin kuvvetli olması gibi bir avantajı var ve Galya’ya yaptığı seferi öyle bir allaya pullaya anlatıyor ki, sanırsın ki abi sadece bin atlıyla akınlarda çocuklar gibi şenmiş de karşısındaki koskoca bir orduyu yenmiş. Hâlbuki beyefendinin yendiği, Roma’nın üstün askerî teknolojisinin yanında pek bir küçümen kalan, kendi halinde bir takım kabilelerden ibaret, ki o kabilelerin en ağababasını yıllarca Asterix’te neşeyle okuduk. Elbette bu Asterix’in kabilesi türünden Galyalılar Romalılara geçmişte zorluk da çıkartmamış değildi ama aklımda kaldığı kadarıyla Galya cenahında Sezar’ın elindeki lejyonlara denk güçte bir oluşum yoktu.

Ha, peki Sezar bu Galyalılarla niye savaştı? İşte orası biraz karışık. Her ne kadar Sezar Galyalıların, Roma için bir tehdit oluşturduğunu, Galyalılar özünde iyi insanlar olsalar da kuzeyden bastıran Cermen kavimlerinin yarattığı sıkışmanın Galya’da istikrarsızlık yarattığını, yok efendim Galyalıların kitle imha silahları bulunduğunu falan iddia etse de, eğer aklımda yanlış kalmadıysa asıl neden, Sezar’ın gırtlağına kadar borçlu olması ve bu borçları ödemek için ganimet peşinde koşması. Tabii bununla beraber, hele hele Romalılara ballandıra ballandıra anlatılacak bir zaferin, Sezar’ın siyasî hayatında da çok işine yarayacağı bir gerçek.

Galya’da kazandığı zaferlerle dosta güven düşmana korku veren ve muhtemelen borçlarını da kapatan Sezar haliyle Roma’daki siyasi rakiplerinin de canını sıkıyor ve Senato Sezar’ı Roma’ya geri çağırıyor. Ancak Sezar bu çağrıya lejyonlarından birini alıp ünlü Rubikon ırmağını geçerek, yani askeri birliğiyle beraber Roma’ya girerek yanıt veriyor ve Roma Cumhuriyeti’nin üçüncü ve son askerî darbesini gerçekleştirmiş oluyor. Ha, elbette günümüzde durduk yere benzetme yaparken son anda “Ne diyorum lan ben,” diyerek Sezar’ın iktidarı ele geçirmesinin askerî darbe olmadığını falan ileri sürenler çıkabilir ama valla benim aklımda Sezar’ın hareketi bir askerî darbe olarak kalmış.

Ve yine günümüzde benzetme yapacağım diye “Sezar’a da diktatör dediler,” diyenler de olabilir, işte orada durmak lâzım, zira diktatör Roma Cumhuriyeti’nde bir hakaret falan değil. Diktatörlük, Senato tarafından olağanüstü durumlarda bir kişiye verilen yasama ve yürütme erkini (o da sadece altı aylığına) tek başına elinde tutma hakkı ve yasal bir pozisyon. Roma Cumhuriyeti tarihinde de altı ay bittikten sonra “Yok arkadaş ben diktatör olmaya devam edeceğim,” diyen olmamış. Ha, Sezar Rubikon’u geçip darbe yaptıktan sonra devasa anayasa değişikliklerine gitmiş; yasama ve yürütmeye ek olarak yargıyı da diktatörlüğe bağlamış ve önce belirsiz bir süre için, iki yıl sonra da on yıllığına kendini diktatör ilan ettirmiş. Hadi on yıl yine iyi, abiyi on yıl da kesmemiş, kendisini ömür boyu diktatör ilan edivermiş ki bu da Roma Cumhuriyeti’nin sonunu getirip cumhuriyeti imparatorluğa çeviren sürecin başlangıcı olmuş.

Exit mobile version