1. Dünya Savaşı’nın son yılında başgösteren İspanyol Gribi salgını, trajedi içinde trajediydi. Fransa’da bunun aslında gizli bir Alman saldırısı olduğuna inananların sayısı çoktu; hatta Fransız ordusu bile bu iddiaları araştırmıştı. Salgının adı da savaşa katılmamış olan İspanya’da askerî sansür olmaması, bu nedenle hastalıkla ilgili ilk haberlerin İspanya’dan gelmesiydi.

İnsanların korkunç bulaşıcı hastalıklara verdiği, güya hastalığın başladığı yeri belirten adlar, ilginç bir psikolojiyi yansıtır. Bu açıdan ABD Başkanı Donald Trump’ın “Çin virüsü” diye ısrar etmesinde şaşırtıcı bir yön yoktur. Örneğin frengiye “frengi” yani “Fransız hastalığı” adını veren İtalyanlardı; aynı terimi Almanlar ve İngilizler de paylaşmıştı (mala frantzosa). Buna karşılık Fransızlara göre bunun adı “Napoli Hastalığı”ydı (le mal de Naples).

1.Dünya Savaşı’nın son yılında başlayıp dünyayı kasıp kavuran büyük grip salgınının adı da başlangıçta “İspanyol” değildi; bu adı almasını İngiliz basını sağlamıştı. Bunun nedeni, savaşa katılmamış olan İspanya’da askerî sansür olmaması, bu nedenle hastalıkla ilgili ilk haberlerin İspanya’dan gelmesiydi. Her yerde gripten “İspanyol Hanım” diye söz edilirken, İspanyollar ise kendi aralarında o dönem popüler olan bir operetten esinlenerek hastalığa “Napoli Askeri” adını takmıştı.

Almanlar ise önce bu hastalığa siperlerde can verdikleri, savaşın en korkunç sahnelerinden birinin adını vermiş, “Flemenk Hastalığı” veya “Yıldırım Nezlesi” demişlerdi. Fransızlar, bir ara hastalığa Almanlarla esir değiş tokuşu yaptıkları İsviçre’nin adını da uygun gördüler ama sonunda “İspanyol” adı yapıştı.

Gelgelelim hemen kuşkular başladı: Le Petit Parisien gazetesi, 13 Temmuz 1918’de “İspanyol denilen grip, aynı zamanda Alman’a da benzemiyor mu?” diye sordu. Bu talihsiz bir kara mizah örneği değildi. Fransız askerî çevrelerinde bu işin Ren ötesindeki düşman Alman bakteriyologların bir işi olduğu kuşkusu daha 1918 ilkbaharında doğmuştu. Ardından Fransız basını “Almanya’dan gelen” bir hastalıktan sözetmeye başladı. Bununla kastedilen, ilk hastaların Alman olduğu değildi; zaten hastalık önce Çin ve ABD’de görülmüştü; asıl kastedilen, 1. Dünya Savaşı’nın korkulu kimyasal silahı gaz gibi bunun da yeni ve korkunç bir düşman (Alman) icadı olduğuydu.

Komplo teorisyenleri, savaşta tarafsız kalan İspanya ile Almanya arasında bir bağlantı kurmakta gecikmediler. Hatta bu komplo teorisi salgın bittikten sonra da devam etti. Yıllar sonra, 1930’larda eski bir Fransız casusu şöyle yazıyordu: “Bize Fransız cephesinden veya Alman cephesinden gelen o esrarengiz hastalığı hatırlıyor musunuz? İspanyol Gribi adı verildi ama aslında grip filan değil vebaydı. Bu mikropları dünyaya yaymak ne büyük bir oyundu! Üstelik kimse hastalığın kökenini bulamayacak, hatta şüphelenmeyecekti bile…”

ABD’de doğdu İspanyol oldu İspanyol gribiyle ilgili komplo teorisyenleri hastalığın kökenini düşman oldukları ülkelere atfederken, gribin ilk görüldüğü yer Çin ve ABD’ydi. Hastalığın anavatanı ABD’nin Seattle kentinde polis memurları kendilerini korumaya çalışıyorlar.

Fransız tıp tarihçisi Pierre Darmon’un gazete arşivlerinden hastane arşivlerine kadar uzanan geniş çalışmasına göre, o sırada Fransa’da en yaygın komplo teorisi şuydu: Hastalık İspanya’dan gelen konservelerden yayılmıştı; Alman ajanlar bunların içine patojenik basiller koymuştu. Bu dedikodu öyle yaygındı ki, Paris Emniyet Müdürlüğü’nün bir müfettişi şöyle bir rapor yazmıştı: “Askerî hekimlere göre, ‘İspanyol’ denilen grip salgınının kökeni İspanya’dan gelen, içlerine basil atılmış konservelerin tüketimiyle başladı. Bu konserve fabrikalarının çoğunun Almanlara ait olduğu söyleniyor. İspanya’dan gelen portakallara da aynı basilin aşılandığı anlaşılıyor…” Bu dedikoduların hastalıktan en az Alman bombaları kadar korkan Fransız askerleri arasında da yayıldığı anlaşılıyordu. Örneğin ordu, Toulon’daki bir askerin ailesine yolladığı mektubu tamamen sansürlemişti. Bu asker, “salgın bize Almanların yaydığı zehirli bir aşıyla başladı” diye yazmıştı.

Askerî tarihçi Olivier Lahaie’nin Fransız ordu arşivlerinde yaptığı araştırmaya göre, gerçekten Fransız gizli servisleri salgının bir Alman saldırısı olup olmadığını anlamak için hummalı bir çabaya girişmiş, ama bu çabalar doğal olarak başarısız kalmıştı. Ancak basın ısrarla olayın üzerine gidiyordu. 27 Ekim 1918’de Le Petit Journal gazetesinin bir muhabiri Pasteur Enstitüsü’nde görevli araştırmacılardan Dr. Roux ile yaptığı mülakatta ona istediği cevabı söyletmek için şunları sormuştu: “Hekimler ve devlet görevlileri bu salgınla ilgili şüpheleri olduğunu belirttiler. Bunun grip olmadığı, esrarengiz bir hastalık olduğunu söyleyenler bile oldu. Size göre bu salgın nedir doktor?” Biliminsanı bu kışkırtmalara kulak asmayarak salgının, 1889 ve 1910’da görülenler gibi bir grip olduğunu söylemişti.

Savaş ve salgının yarattığı korku ve nefret iklimi, birbiriyle çelişen teorilerin aynı anda ortaya atılmasına da neden oluyordu. Fransa’da gribi Almanlara bağlayanlar çoğunlukta olduğu halde, Almanya’nın da salgından aynı derecede etkilendiğini görmemeleri mümkün değildi. Büyük Savaş sırasında Alman orduları başkomutanı olan Ludendorff, sonradan yayınladığı savaş anılarında Haziran 1918 için şunları söylüyordu: “Grip hemen hemen her yere yayıldı; Kronprinz Rupprecht Orduları Grubu özellikle etkilendi. Her sabah komutanların ağzından grip vakaları sayısının nasıl arttığını, birliklerin ne kadar zayıf durumda olduklarını, İngilizler saldırmaya karar verirse bunun ne kadar büyük bir sorun olacağını dinlemek kolay değildi”.

Salgını Almanlara bağlayan Fransızlar, bir yandan da Almanların bundan etkilendiğini farkettikçe sevinmekten kendilerini alamıyorlardı. 6 Temmuz 1918’de Le Matin gazetesi, Fransa’nın grip sayesinde yeni bir müttefik bulduğunu neredeyse müjdeliyordu: “Fransa sağlıklı; özellikle birliklerimiz harika bir şekilde bu hastalığa dayanıyor. Ama cephenin öte yanında Almanlar çok etkilendi. Ne olursa olsun, grip Almanya’yı sarsıyor…”

Komplocular konuşurken… Komplo teorisyenleri virüsün kimden çıktığını bulmaya çalışırken hastaneler dolup taşıyor; insanlar ardı ardına hayatlarını kaybediyor; sağlık personeli canları pahasına hastalıkla mücadele ediyordu.