Napoléon’un generali Kléber’i öldüren Kubatoğlu Süleyman nasıl katledildi?

Halepli Kubatoğlu Süleyman, tam 219 sene önce yine bir Haziran ayında, Mısır’daki Fransız kuvvetlerinin komutanı Jean-Babtiste Kléber’i bıçaklayarak öldürmüştü. Yakalanan Süleyman, korkunç işkencelerle katledildi ve bedeni sergilendi. Bu hadiseden sonra yazılanlar, hem geriye hem bugüne doğru uzanan “Haşhaşi efsaneleri”ni oluşturdu. Süleyman’ın, Fransızların iddia ettiği gibi bir Osmanlı ajanı olup olmadığı netlik kazanmadı. Belgeler konuşuyor…

1789 yılında 3. Selim’in Osmanlı tahtına geçmesinden az sonra gerçekleşen Fransız Devrimi, Kanuni ile başlayan Osmanlı-Fransız dostluğuna zarar vermemişti. Buna rağmen Fransızlar 14. Lois zamanından beri, İngilizlerin dünya ticareti ve sömürgecilik sahasındaki liderliğini engellemek adına, Mısır’ı ele geçirmeyi planlıyorlardı.

Devrimin güçlü generali Napoléon, İmparatorluk geçmişinden gelen bu yayılmacı politikayı kuvveden fiile çıkardı. 19 Mayıs 1798’de, rivayetlerin çeşitliliğine göre elli savaş gemisi, üç yüz ila beş yüz parça nakliye gemisinden ibaret Fransız donanması, on bin denizci, otuz beş bin piyade ve süvari ile Tulon deniz üssünden yola çıktı. Doğu Ordusu olarak adlandırılan ordu 1 Temmuz’da Mısır kıyılarına ulaştı. Kölemenleri bozguna uğratarak adım adım Mısır’ı işgal ettiler. Başlangıçta Mısır’ın yerlileriyle iyi geçinmeye çalıştılar. Napoléon, İslamiyet ve Hz. Muhammed övgüsüyle halkın karşısına çıktı. Kurdukları matbaada basıp dağıttıkları yüzlerce bildiri ile aslında Osmanlı Devleti’nin dostu olduklarını, Mısırlıları ezen, İstanbul’daki padişaha itaat etmeyen Kölemen beyleriyle hesaplaşmaya geldiklerini ilan ettiler.

Mısır’ın istilası Napoléon Bonaparte Fransa’nın ticari çıkarlarını genişletmek ve İngiltere’nin gücünü kırmak için 1798’de Mısır’a yelken açtı. “Bonaparte Sfenksin Önünde”, Jean-Léon Gérôme, 1868.

Fransızların başlangıçta Kölemen beylerine karşı olan sözleri halk üzerinde etkili olduysa da ordunun şiddetli para sıkıntısı çekmesiyle ahali üzerine tevzi ettikleri ağır vergilerden ve yağmalardan bunalan halk, bilhassa Ezher Medresesi ulemasının önderliğinde birkaç kez ayaklandı. İşgal esnasında adım adım gerçekleştirmeyi tasarladıkları silah, mühimmat fabrikalarını, baruthane ve dökümhaneleri işletmeye açamadılar. Sadece Fransa’dan getirdikleri askere maaş olarak dört milyon Frank borçlanmalarına rağmen halktan dört milyon Frank vergi tahsil edebildiler. Nil’in taşmasının gecikmesiyle üründe kıtlık olduğu, savaş dolayısıyla ticaret hacmi de daraldığı için Mısır halkından daha fazla gelir elde etmenin imkânı yoktu. Toplam borçları on bir milyon Frank’a yaklaşmıştı (BOA. HAT.144/6041). Üstelik kolayca üstesinden geldikleri Kölemen askerlerinin yerine savaş tecrübesi olan Anadolu ve Rumeli askeriyle, Osmanlıyla ittifaka giren İngiliz ve Rus kuvvetleri de cephelere yerleşmeye başlamıştı. Osmanlılar kayıplarını kolaylıkla takviye ettikleri halde Fransızlar yerini dolduramadıkları güzide askerlerini kaybetmekle kalıyordu. Savaşa dayanabilecek sadece on bin kadar askerleri kalmıştı. Parasızlık, hastalık, susuzluk, takviye alamamak gibi sıkıntılarla karşı karşıya kaldıkları bir sırada Napoléon iki veya üç ufak gemi ile Mısır’dan firar edip Eylül 1799’da Fransa’ya döndü. Yerine bıraktığı General Kléber ile işgalin yeni bir dönemi başladı.

Mısır’da Kléber devri

Jean-Babtiste Kléber 1753’te, o zamanlar Fransa’ya ait Strasbourg’da doğmuştu. Çocukluğunda inşaat ustası olan babasının sanatını öğrendi. Askerî okula gidip kraliyet ordusuna katıldıysa da buradan ayrılıp mimarlığa başladı (O dönemde inşa ettiği binaların birkaçı günümüzde de ayaktadır). Fransız Devrimi’nde devrimciler safında gönüllü olarak savaştı. Askerî eğitim gördüğü için devrim sonrası kraliyet taraftarlarıyla olan mücadelede birliklere komuta etti. Kraliyet yanlılarına karşı acımasız yöntemlerle mücadele etmesiyle öne çıktı. 1796’da istifa ettiyse de Napoléon’un Mısır Seferi’ne katılmak üzere yeniden orduya iltihak etti. Bu kararda, babası ve kendisinin meslekleri gereği Mason olmasının etkisinden sözedilir. Masonluğun Mısır piramitlerini inşa edenlerden kaynaklandığı rivayetlerini doğrularcasına, Mısır’daki ilk Mason locası olan İsis Locası’nı kurdu.

Kléber, Mısır seferinin kötüye gitmesiyle Napoléon’un Fransa’ya firar ettiğini ve yerine kendisini vekil bıraktığını üç gün sonra öğrendi. Duruma sitem etse de vatanseverlik duygusuyla buna katlandığı, Direktuvar Meclisi’ne yazdığı ama Osmanlı istihbaratının ele geçirdiği mektuplarından anlaşılıyor (BOA.HAT.144/6041). Kléber en zor zamanda ordunun iaşe ve ikmal işlerini yoluna koydu. Askerler kendisinden memnundu. Napoléon’un aksine Mısır halkını hoş tutmaya çalışmadığı gibi düşmanca eylemlere girişti. Ezher Medresesi’ni kapattı. Ezher ulemasına uyguladığı baskılarla onların büyük nefretini kazandı.

Kléber Mısır’daki vaziyeti ümitsiz gördüğünden bir an önce ülkeyi tahliye etmenin çaresini arıyordu. 24 Ocak 1800’de Osmanlılarla imzaladıkları El-Ariş Sözleşmesi’yle Mısır’ın tahliyesinin ilk adımı atıldı. Öncelikle işgal ettikleri yerlerin bir kısmını, üç ay içinde de ülkeyi tamamen terk edeceklerdi. Ne var ki İngilizler anlaşmayı kabul etmeyip Fransızların tutuklanarak hapsedilmelerini ve İngiltere’ye gönderilmelerini isteyince Kléber direndi ve savaş yeniden başladı. Elindeki az sayıda kuvvetle, Sadrazam Yusuf Ziya Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunu Heliopolis’te bozguna uğrattı. Terkettiği yerleri yeniden işgal ederek durumunu sağlamlaştırdı. Bu sırada bir suikast sonucu öldürüldü ve Mısır’da dengeler tamamen değişti.

Generalin katli Bonaparte zamanla durumun ümitsiz olduğunu görünce 1799’da Mısır’dan firar etti. Giderken idareyi general Jean-Baptiste Kléber’e bıraktı. Kléber ise bir suikaste kurban gidecekti. “Kléber Suikasti”, Antoine-Jean Gros, 1820, Strasbourg Tarih Müzesi.

Kléber’in öldürülmesi

14 Haziran 1800, Kléber’in Mısır Başkadısı tayin ettiği Ahmed Arîşî’nin mahkemeye tören alayıyla gönderildiği gündü. Dikkatlerin burada toplandığı sırada, Kléber de Kahire’de ikamet ettiği Özbekiyye meydanındaki Elfî Bey Konağı’nın yenileme çalışmalarını, refakatindeki ordu mimarı Protain ile inceliyordu.

Onlar bahçede dolaşırken arzuhal sunmak isteğiyle yanlarına yaklaşan Türk kıyafetli biri aniden Kleber’i göğsünden dört defa bıçakladı. Müdahale eden Mimar Protain elindeki sopayla suikastçinin başına birkaç kere vurduysa da o da yaralanmaktan kurtulamadı. Kléber kısa sürede can verdi. Katil savuşup ortadan kayboldu. Şaşkınlık geçince takibe başlayan askerler, suikastçının yakındaki bir bahçede gizlendiğini gören Mısırlı yaşlı bir kadının ihbarıyla üstü başı kan içindeki saldırganı yakaladılar. Olayda kullanılan kanlı hançeri de toprağa gömülmüş halde buldular.

Canice infaz edildi Fransız komutan General Kléber’i katleden Kubatoğlu Süleyman ağır işkencelerle öldürüldü.
Önce eli bileğine kadar yakıldı; sonra kazığa oturtularak cesedi günlerce teşhir edildi.

Suikastçı, Kléber’in yerine getirilen General Abdullah Jacques Menou’nun (Yerli bir kadınla evlenip Abdullah adını alan bu general Mısır’a geldikten sonra Müslüman olmuştu. Cevdet Paşa din değiştirmesinin sahte olduğunu söyler) emriyle oluşturulan askerî heyet tarafından sorgulandığında adının Süleyman, doğum yerinin Halep, yaşının 24 ve mesleğinin de Arapça kâtipliği olduğunu söyledi. Cami-i Ezher’de üç yıl ilim tahsil etmiş, Mekke ve Medine’de üç yıl yaşamıştı. General Menou ilk iş olarak Halepli Süleyman’ı yargılamaya ve suç ortaklarını ortaya çıkarmaya çalıştı.

Süleyman’ın sorgusu ve işkenceler

Süleyman’ın ilk sorgusundan itibaren Sadrazam Yusuf Ziya Paşa veya Halep’teki Yeniçeri Ağası Yasin Ağa tarafından görevlendirilip görevlendirilmediği, Ezher hocalarıyla, öğrencileriyle bağlantısının olup olmadığı öğrenilmeye çalışıldı. Paris’teki barış müzakerelerinde de en önemli konu irtibatların araştırılması olmuştur. Fransa Dışişleri Bakanı Talleyran’ın suikastçının Osmanlı Devleti tarafından görevlendirildiği iddialarına, Osmanlı Sefiri Seyyid Ali Efendi “Devlet-i Aliyye’nin böyle bir âdeti yoktur” diyerek itiraz etmiştir.

Süleyman ilk anda kastedilen kişilerle bir bağının olduğunu inkâr etse de, işkence altındaki sorgusunda Mısır’dan ricat edip Şam’a yerleşen Osmanlı ordusundaki Yeniçeri ağasının talimatıyla Gazze’ye geldiğini, orada bir süre kaldıktan sonra Ezher müderrislerinden Seyyid Mehmed Kudsî, Seyyid Ahmed Vâlî, Şeyh Abdullah Gazzî ile Şeyh Abdülkadir Gazzî adlı dört zata suikast niyetini söylediğini itiraf etti. Gerçi onlar kendisini vazgeçirmek için nasihat etmişlerdir ama, o dinlemeyip tasarladığını icra etmekten çekinmemiştir. Bu itiraf üzerine Ezher müderrisleri, firar eden Şeyh Abdülkadir Gazzî hariç hemen tutuklandılar. Sorgularında Süleyman’ın kendilerine dair söylediklerini inkâr ettilerse de, sonraki günlerde yüzleşme esnasında onu tanıdıklarını kabul ettiler.

Süleyman’ın suikast sırasında kullandığı hançer bugün Fransa’daki Carcassonne Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergileniyor.

Süleyman’ın, sorgucuların ısrarla bağlantı kurmaya çalıştıkları Ezher Şeyhi Şerkavî ile bağlantısını inkâr ederken onun Şafiî ve kendinin Hanefî mezhebinden olduğunu, işbirliği yapamayacağını söylemesi ilginçtir. Kahire’de bir okulun idarecisi olan ve Halepli Süleyman’a hat dersleri veren 80 yaşlarındaki Hattat Bursalı Mustafa Efendi de sorgulanır ama Kléber cinayetinden haberi olduğuna dair delil bulunamadığından serbest kalır.

General Menou başkanlığında dokuz kişiden oluşturulan mahkemeden, yargılama sonunda çıkan kararlar korkunçtur. Halepli Kubatoğlu Süleyman’ın, bıçak kullandığı elinin bileğine kadar yakılmasına, kazığa oturtulup öldürüldükten sonra etlerini kuşlar yiyip bitirene kadar cesedinin kulede sergilenmesine, Ezher şeyhlerinin suikast planından haberleri olduğu halde Fransızları haberdar etmemesi suçundan başları kesilerek idamlarına karar verilir. Mahkeme aynı zamanda yargılama kararının ve belgelerinin 500 nüsha basılması ve Mısır’ın farklı illerinde bu amaç için belirlenmiş yerlere asılması için Türkçe ve Arapçaya çevrilmesini de hükme bağlar.

Ve infaz günü…

Ezher Medresesi’nin üç şeyhi başları kesilmek suretiyle idam edilir. Cesetleri ailelere teslim edilmeden yakılacakları yere götürülür. Süleyman’a izletilen bu idamlardan sonra, kaynamış katran dökülerek elinin kemikleriyle birlikte yanıp erimesi karşısında en ufak bir acı belirtisi göstermeden dayanması, olaya şahit olanları çok şaşırtmıştır. Daha da şaşırdıkları husus, bileğinden koluna doğru katranın sızmasıyla “cezasının sadece elinin yakılması, bileğinin bundan muaf olduğunu” haykırmasıdır. Eli yakıldıktan sonra cerrahi müdahaleyle anüsü açılarak kazığa oturtulmuş ve orada da en ufak bir acı belirtisi göstermeden dört saat sonunda can vermiştir. Cesedi rivayetlere göre 1 ay ile 5 ay arasında kuşların etleri kemiklerinden sıyırmasına kadar yüksek bir yere bırakılmıştır. Kafatası ile iskeleti daha sonra Doğu Ordusu doktoru Larrey tarafından alınmış ve sergilenmek- incelenmek üzere Paris’te Doğa Tarihi Müzesi’ne konulmuştur. Kléber’in cenazesi ise Fransa’ya getirildiğinde Napoléon’un emriyle geçici olarak gömüldüğü yerde 18 yıl kaldıktan sonra doğum yeri Strasbourg’a nakledilmiş ve adıyla anılan meydandaki anıt-mezara gömülmüştür.

Fransız ve Osmanlı kaynakları suikast olayını ana hatların benzerliğiyle aktarırlar. İstila zamanlarını yaşayan Mısırlı Abdurrahman Caberti’nin Tarih’i, Hekimbaşı Behçet Molla tarafından Tarih-i Mısır adıyla Nisan 1810’da Türkçeye çevrilmiştir. Mısır Seferi’nde Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’nın yanında bulunan Darendeli İzzet Hasan Efendi tarafından Ziyaname adlı eser yazılmıştır. Bunlar Kléber’in katledilmesinden bahseden ilk çalışmalardır. Cevdet Paşa Tarihi’ndeki anlatım daha derli toplu ve yorumludur. En kapsamlı kaynak ise “Correspondance officielle de l’armée d’Egypte” adlı Fransız ordusunun resmî bültenidir ki General Menou zamanında Mısır’daki tüm ordu yazışmalarını içerdiği gibi Halepli Süleyman’ın davasına ait tutanaklara da yer vermektedir.

Görüp inceleyebildiğimiz kaynaklarda Süleyman’ın babası hakkında Osmanlı Arşivi’nde bulduğumuz belgelere yansıyan bilgiler yoktur. Cevdet Paşa’nın geleneksel sözlü rivayetlerden derlediği bilgilere göre Süleyman Ağa, Halep şehrinde Müstedâm Bey mahallesinde sakin Osman Ağa adlı zatın oğlu imiş ve bunların ecdâdı Kilis kazasına tâbi Cum nahiyesindeki Kökân köyünde Kubad Bey hanedanına mensuplarmış. Büyükbabaları Halep’e gelip o vaktin nüfuzlularından Çelebi Efendi’ye hizmet etmişler. Kilis’in Cum nahiyesi ve Kökân köyü, günümüzde Suriye tarafında bugünkü Afrin bölgesinde kalmaktadır. Süleyman’ın babası Osmanlı Arşivi belgelerinde (bizzat kendi imzasına göre) Ömeriye Camii İmamı Hafız Mehmed Emin olarak geçer. Kudüs’te de Ömeriye Camii bulunmakla beraber yaşadığı yer olan Halep’teki Ömeriye Camii’nin imamı olmalıdır. Fransız tutanaklarında ismi aynıdır ama mesleğinin tereyağı tüccarı olduğu belirtilir. Cevdet Paşa, Süleyman’ın baba adını Osman olarak verir ki belgelere göre yanlıştır. Kardeşi Hüseyin ve babası Mehmed Emin’in ayrı ayrı arzuhallerinde annesinin hayatta olduğu kayıtlıdır. Oğlunun ölümünden iki yıl sonra yazılıp babası Mehmed Emin’in imzasını taşıyan ilk arzuhalde, Hacı Süleyman’ın cihad niyeti ve Allah rızası için istilacı Fransızların reisi “Kelbûn”u (Kléber yerine Arapça’da “köpekler” anlamına gelen “Kelbûn”denilmesi, işgale uğramış halkın o sıralarda yakıştırdığı isim olabilir) öldürdükten sonra canice şehit edildiği anlatılır. Kendilerine geçinecek bir miktarda yardım yapılması talebi üzerine, Halep Muhassıllığı gelirlerinden günde 15 akçe yevmiye tahsis edilir.

Bu belgeden iki yıl sonra Süleyman’ın kardeşi Hüseyin tarafından yazılan ikinci arzuhalden, Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’nın Kahire’ye geldiğinde Süleyman’ı sordurup akrabalarını araştırdığı, cesedinden geriye kalanları bir yere gömdürüp itibar gösterdiğini anlıyoruz. Sadrazam dönüşte Halep’e geldiğinde, Molla Emin’i huzuruna davet edip ihsanlarda bulunacağı sırada Halep Valisi İbrahim Paşa’nın mani olup “dünyalığı güzeldir, bir şeye ihtiyacı yoktur” demesi üzerine babasına on akçe ihsanda bulunulmuştur. Babasının arzuhalindeki 8 Mayıs 1802 tarihi, Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’nın Mısır dönüşünde orduyla birlikte Halep’te kaldığı 28 Nisan-13 Mayıs 1802 arasına tesadüf etmektedir. Buna göre babası arzuhalini Halep’te bizzat sadrazamın huzurunda vermiş olmalıdır.

Hüseyin’in anlattıklarının, tahsis edilen akçenin 15 yerine 10 akçe olması haricinde doğru olduğu anlaşılıyor. Belki de sadrazamın buyruldusuna rağmen defterdarlıkta bir şeyler değişti ve ödeme 10 akçeyle sınırlandırıldı. Böylelikle iki yıl sonra Hüseyin, bu paranın yetmediğini, aslında ailesini Süleyman’ın geçindirdiğini, anne ve babasına bakmaya kudretinin olmadığını ifade ettikten sonra kendine de 10 akçe tevcih edilmiştir.

Kilis ve Halep gibi Türkmen nüfusun en yoğun bulunduğu bölgenin bir ferdi olan Kubatoğlu Süleyman’ın menşei Osmanlı kaynaklarında belirtilmemiştir. Çeşitli Fransız kaynakları onun Türk, Kürt veya Arap olduğunu söylerler ama ittifak edememişlerdir. Türk kıyafeti taşımasına, Kléber’in ölümünden sonra General Menou tarafından Ezher Medresesi’ndeki Türklerin kovulmasına, sülale adının Kubatoğlu olmasına bakılırsa Türk olması ihtimali büyüktür.

Suikast sonrası Mısır

Fransızlar Kléber’in ölümünden sonra Mısır’da olağanüstü güvenlik önlemleri aldılar. Üst düzey subaylar neredeyse evlerinden dışarıya çıkamadı. Askerleri ise katliam ve yağmalara daha fazla yüz buldular. Kléber’in katlinin önemli bir sonucu da Haçlı Seferleri sırasında Hasan Sabbah’ın suikastçı Haşhaşi müritlerine Batı dillerinde verilen ad olan Assassin tabirinin araştırılmasının önünün açılmasıdır. Düşmanlarını Kléber’in katlinde olduğu gibi hançerle katleden Haşhaşilere yönelik ilgi, olay anında bizzat Mısır’da bulunan Sylvestre de Sacy gibi önemli bir oryantalistten başlayarak, Hammer’den Bernard Lewis’e kadar önde gelen oryantalistlerin eser vermelerine sebep olmuştur.

General Kléber
Kléber’in ardından General Kléber’in öldürülmesinden sonra Strasbourg’da heykeli yapılmış, naaşı da burada toprağa verilmişti.
Kléber’in ölümü tiyatro oyunlarına da konu olmuştu.

Süleyman’ın ölümüne ve ölümünden sonraki durumlarına dair babası ve kardeşinin kendilerine bir gelir temini maksadıyla Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’ya yazdıkları arzuhalleri bugüne kadar yayımlanmamıştır. İlk kez yayımladığımız bu belgelere göre Kubatoğlu Süleyman eylemini bilinçli bir şekilde gerçekleştirmiştir. Hakkında böylelikle malumat sahibi olduğumuz Kubatoğlu Süleyman Ağa, Osmanlı topraklarını işgale kalkan emperyalizme bıçak çeken ilk şehittir.

Fransızca-Arapça hüküm (ferman) Kléber’in öldürülmesinden sonra Mısır’da Fransız baskısı iyice artmış, yeni komutan Jacques Menou tüm kente asılan Arapça ve Fransızca afişlerde Müslüman halka gözdağı vermişti: “Muzaffer başkomutan ve âkil yönetici, General Abdullah Jak Mönu’dan Allah’ın ebediyete kadar Fransız Cumhuriyeti’ne bahşettiği Mısır’ın bütün livalarındaki köy şeyhlerinin hepsine hükümdür ki, bundan böyle şeyhlik sıfatını taşıyabilmek ve köylerinde yöneticilik yapabilmek için bütün şeyhlerin ellerinde gereken işlemlere göre tanzim edilmiş bir ferman bulunması mecburidir”.

8 Mayıs 1802:

Baba Mehmed Emin, Kléber yerine ‘kelbûn’ (köpekler) dedi

[Kubatoğlu Süleyman’ın babası Hafız Mehmed Emin’in Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’ya arzuhali. BOA.A.RSK 3909/73]

Oğlunun ölümünden iki yıl sonra sadrazama bir dilekçe yazan Halepli Kubatoğlu Süleyman’ın babası Mehmed Emin, Fransız komutan için “kefere-i dalâlin re’îsi Kelbûn (köpekler) demişti. Babaya günde 15 akçe yevmiye tahsis edildi.

Devletlü inayetlü kâffe-i enâma [merhametlü] —– ma‘denü′l-cûd ve′l-kerem efendim Sultanım dâme mâdâme′l-âlem hazretleri sağ olsun

Arzuhâl-i kulları[dır ki] bundan akdem Mısr-ı Kâhire′ye Francelü keferesi müstevlî iken oğlum El-Hâc Süleyman Efendi kulları [—] aliyye talebiyle niyyet-i cihâd ve taleb-i rızâ-i Rabbi′l-Alemîn ki “İnnallâhe′şterâ mine′l-mü’minîne emvâlehüm ve enfüsehüm bi-enne-lehümü’l-cenneh” [Arzuhalde “emvâlehüm ve enfüsehüm” sırasıyla hatalı yazılan Tevbe Suresi 111. ayetin doğrusu “enfüsehüm ve emvâlehüm” şeklinde olup “Şüphesiz Allah müminlerden canlarını ve mallarını kendilerine vereceği cennet karşılığı satın almıştır.” anlamındadır.] âyet-i şerîfinin mezâyâsına ittibâ‘en fîsebilillâh ticâret-i uhreviyye içün bey‘ ve Mısır′da müctemî‘ olan kefere-i dalâlin re’îsi Kelbûn’u ve rufekâsını katl eyledikden sonra kendüyi ol tâ’ife-i dalâl envâ‘-ı ta‘zîb ile şehîd eyledikleri veliyyü′n-ni‘am efendimin sâmi‘a-i devletleri olmağla bu kulları ve vâlidesi âteş-firâk-ı veled ile mahrûk ve câr-ı[?] mihnet-i gâm ile âzürde olup ancak efendimizin enzâr-ı rahîmânelerine eşedd-i ihtiyâc ile muhtâc olduğumuzdan nâşî lutfen ve rahmen bu kullarını inâyet-i müşîrâneleri ile işmâl buyurulmak niyâziyle işbu arzuhâle cesâret olundu. Bâkî lutf u ihsân hazret-i men-lehü′l-emrindir.

Bende

Hâfız Mehmed Emîn

İmâm-ı Câmi‘i Ömerî

Radiyallahu Te‘ala anhü

6 Ağustos 1804

Süleyman’ın kardeşi: ‘Perişan haldeyim… Bir yevmiye ya da maaş’

[Kubatoğlu Süleyman’ın kardeşi Hüseyin’in Sadrazam Yusuf Ziya Paşa’ya arzuhali. BOA.C.HR.41/2015]

Halepli Kubatoğlu Süleyman’ın kardeşi Hüseyin de babasından iki yıl sonra sadrazama bir arzuhal yazmıştı. Ana-babasına bakmaya kudretinin olmadığını ifade eden Hüseyin’e de günde 10 akçe verilmesi emredilmişti.

Devletlü, inayetlü ve amme-i zuafaya sıyanet ve merhametlü efendim sultanım hazretleri devlet ü iclal-i ebediyle sağ olsun.

Arzuhal-i kullarıdır ki; Mısır hengâmında Haleb-i Şehbâ sakinlerinden karındaşım el-Hâc Süleyman kulları Fransız adüvvî-i bed-kârın başbuğlarını katl eyledikde Fransız keferesi karındaşım kullarını şehîd olup imrâr-ı vakt devletlü inâyetlü efendimiz Mısr-ı Kâhire’ye teşrîflerinde müteveffâ karındaşım kullarının hal-i keyfiyetini manzûr-ı inâyetleri buyuruldukda bir mahalle defn ve itibar-ı lutfiyyetleri buyurulup akrabasından hayatda kimi vardır deyü tecessüs emr u fermân buyuruldukda Haleb-i Şehbâ’ya teşrîf ve pederim Molla Emin kulunuzu Devlet-i hâk-i pâye getirdüp nazar-ı devletleri buyuruldukda hadden mütecaviz kerem ihsânınız inâyet buyurılacak iken İbrahim Paşa pederimin hakkında cihet-i dünyeviyyesi güzel olup bir şeye ihtiyacı yokdur deyü cevab eylediklerinde pederim kullarına on akçe ihsân inayetleri buyurulmağla ancak pederimi ve validemi ve bâ-husûs bu kulunuzu idare eden müteveffa kulları iken bi-emrillahi teâlâ kaderullaha bir dürlü çare bulunmayıp gayyûr sahib-i adalet gazi vezir-i alişan olup bu fakr u halim ile validemi ve pederimi idareye kudretim olmayıp evvelen Cenâb-ı Allah sâniyen devletlü inâyetlü merhametlü efendimiz hazretlerine perişan halimi ifade edip yevmiye yahud bir maaş kerem inayet buyurulmak itasıyla yüzüm hâke sürüp arzuhale cesaret olundu. Merahim-i aliyyelerinden mercudur ki manzur-ı devletleri buyuruldukda fakir ve han köşelerinde sefil sergerdân bir pareye muhtaç kulunuzu mesrûr handân buyurulmak babında emr u fermân devletlü inayetlü merhametlü efendim sultanım hazretlerinindir.

Bende

Hüseyin kulları