19. yüzyıl başlarında, birkaç kuşaktır köklü ve etkili bir ailenin paşa kızı olan Şerife Zübeyde Hanım, saraya bir dilekçe gönderir. Acıdığı için yanlarına aldıkları Züleyha isimli kadın, 15 yaşındaki oğlu Şefik Bey’i “büyülemiştir”. Hemen kadını yollamak ister ama, Züleyha öyle etkilidir ki, oğlu “eğer o giderse kendimi öldürürüm” demiş, hatta intihar girişiminde bulunmuştur. Sadrazam Ahmed Paşa, Zübeyde Hanım’ın söylediklerinin doğruluğu-yanlışlığı araştırılmadan, Züleyha Hanım’ın Limni adasına sürgün edilmesini buyurur.

Osmanlı Devleti’ne dededen toruna hizmet etmiş, üst düzey görevlerde bulunmuş etkili ailelerden birine mensup bir kadının arzuhalinde önemli ayrıntılar göze çarpmaktadır. Yenişehirli Mustafa Paşa kızı Şerife Zübeyde Hanım’ın Haziran 1811’de Sadrazam Ahmed Paşa’ya yazdığı arzuhalin içeriği, Osmanlı devrinde köklü ve etkili bir ailenin içyüzüne ait ilginç bir hikayeyi barındırmaktadır.

3. Selim devrinde bir ara Sadaret Kaymakamlığı’na getirilen Yenişehirli Mustafa Paşa, daha sonra çeşitli valiliklerde bulunmasına rağmen belgelerde daha çok “Esbak Kaymakam” lakabıyla geçer. Mustafa Paşa’nın babası İsmail Paşa da çeşitli valiliklerde bulunmuş ve 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusçuk seraskeri olmuş bir paşaydı.

Mustafa Paşa’nın kızı Şerife Zübeyde Hanım’ın bu arzuhali, şimdilik kimliğini tespit edemediğimiz kocasından gizli mi yoksa onun bilgisi dahilinde mi yazdığı belirsizdir. Şerife Zübeyde Hanım, bazı dostları aracılığıyla tanıdığı Züleyha isimli bir kadının, fakirliğini öne sürerek “hanenizdeki diğer cariyeler gibi hizmetinizde olayım” ricası üzerine evlerine alındığını anlatarak arzuhaline başlar. Aslında hür bir kadın olan Züleyha Hanım’ın yaşı, kimliği hakkında ayrıntılı bilgiler vermez. Züleyha’nın eskiden beri devamlı “büyücülükle” uğraştığını iddia eder ama bunu ne zaman anladığını da söylemez. Onun evlerine gelip kalmaya başladıktan bir müddet sonra, 15 yaşına yeni girmiş oğlu “Müderris” Şefik Bey’i sihriyle kendine bağlayıp her zaman istediğini yaptırdığını ve oğlunun mecnun gibi hareketlere başladığını görmüştür.

Şikayet ve anında hareket


Şerife Zübeyde Hanım’ın dilekçesiyle sadaret makamı hemen harekete geçer. O tarihteki Sadrazam Ahmed Paşa’nın emriyle “büyücü” kadın hemen Limni’ye sürülür. Yukardaki dilekçenin üst bölümündeki yazı budur: “Derûn-ı arzuhâlde ismi mezkûr Züleyha nâm mekkâre ve sehhârenin mürtekib olduğu harekât-ı nâ-hemvâresine binâen Limni cezîresine nefy u iclâsıyla tedîb ve sâirinin terhîb kılınması lâzime-i hâl ve muktezâ-yı adâletden olmağla merkûmenin cezîre-i mezkûrede menfiyen ikâmet ve bilâ- emr-i âlî ıtlâk ve firârından mücânebet olunmak üzere çavuş mübâşeretiyle irsâli içün hüküm buyruldu”.

Bu hadiseler Zübeyde Hanım’ın sosyal çevresinde, eşi-dostu arasında dedikodu konusu olunca, oğlunu Züleyha’dan ayırmaya çalışır. Ancak Züleyha Hanım’ın “çok kuvvetli büyüsüne maruz kalan” Şefik Bey, kendini ondan ayırmaya çalışan annesine ve cinsellik yaşadığı odalığına ağır küfürlerle hakaret eder. Annesi, Züleyha’yı zorla evden atmaya çalıştığında da “eğer gidecek olur ise kendimi telef ederim” diyerek çok miktarda cam tozunu yiyerek hastalanır. Birkaç hekimin tedavisiyle şifa bulduktan sonra “eğer Züleyha’yı kovacak olursanız İstanbul’daki evini öğrendiğimde kapısında bekçi olurum, bulamazsam kendimi helak ederim” deyince ana yüreği dayanamaz ve oğlunun öleceği endişesiyle o da yataklara düşüp hastalanır. Arzuhali yazdığında hekimlerin nezaretinde tedavisi sürmektedir ama, bu beladan kurtarılmazsa evinin dağılacağını, bir vezir ailesinden olmakla böyle bir rezaletten paşalık namusunun korunmasının sadarete ait olduğunu belirtir. Bu niyetle dualar eşliğinde yazdığı arzuhalinde oğlunun büyücü ve hilekar Züleyha’nın elinden kurtarıldıktan sonra, kadının evinden çıkarılıp, uzak bir beldeye sürülmesi için ferman talep eder.

Bu arzuhal, o tarihteki Sadrazam Ahmed Paşa’nın önüne gelir gelmez Zübeyde Hanım’ın söylediklerinin doğruluğu, yanlışlığı araştırılmaya gerek duyulmadan, sadece onun beyanıyla Züleyha Hanım’ın Limni adasına sürgün edilmesi ve ferman gönderilmeden serbest bırakılmaması buyrulur. Gerekçede de Züleyha’nın terbiye edilmesi ve onun gibilerin korkutulmasının adaletin gereği olduğu belirtilir ama ortada bir mahkeme kararı yoktur. Vezir ailesine mensup bir kadının ricasını kıramayan veya nüfuzunun etkisinde olan bir sadrazam portresi vardır.

21 aylık sürgün


Züleyha Hanım ile Şefik Bey’in akıbetleri hakkındaki bilgilerimiz sınırlı. Züleyha Hanım sadrazam buyrultusu üzerine hazırlanan hükümle sürüldüğü Limni adasında 21 ay kaldıktan sonra, 1813’ün Mart ayı ortasında affedilerek serbest kalmış. Şefik Bey ise 1848’de Şam mollası olduktan sonra vefat etmiş (Sicill-i Osmânî).

Genişçe özetlediğimiz bu belgede, ergenliğini henüz bitirmiş bir çocuğun gençlik içgüdüleriyle Züleyha Hanım’a vurulduğu, belki de âşık olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar sevdiği kadını annesi “büyücü ve hilekâr” olarak nitelendirse de büyüye ait somut hiçbir veri ortada yoktur ama belki de Züleyha Hanım güzelliği ve işvesi ile delikanlıyı “büyülemiştir”. Bugün için çok şaşırtıcı olsa da ergenlikten henüz çıkmış oğlunun cinsel hayatı olduğunu, evlerindeki odalık ile yatağını paylaştığını annesi kendi ağzından sadrazama çekinmeden söyleyebilmektedir. Osmanlılarda köklü vezir ve ulema ailelerinin çocuklarına yönelik “beşik uleması” geleneğine bu hadisede de rastlamak hiç şaşırtıcı değildir. Sair halk çocuklarının yıllarca medreselerde dirsek çürüttükleri halde nail olamadıkları “müderrislik” payesinin 15 yaşındaki bir gence bahşedilmesi de o devrin uygulamalarında sıradan bir olaydır.

Züleyha Hanım ile Şefik Bey’in akıbetleri hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır. 24 Haziran 1811’deki sadrazam buyrultusu üzerine hazırlanan hükümle sürüldüğü Limni adasında meşakkatli geçtiği kesin olan bir hayatı yaşadıktan sonra, 1813’ün Mart ayı ortasında affedilerek serbest kalacaktır [A.DVNSKLB.d. No.32, sf. 117-118]. Şefik Bey ise beşik uleması olarak aldığı “müderris” unvanıyla hayatını sürdürmüş, 1836’da Yenişehir, 1848’de Şam mollası olduktan sonra vefat etmiştir [Sicill-i Osmânî].

OĞLUNDAN ANNESİNE TEHDİT

Kendimi helak, sizi rezil ederim

Annesi Şerife Zübeyde Hanım, Züleyha’yı zorla evden atmaya çalıştığında “eğer gidecek olur ise kendimi telef ederim” diyen küçük Şefik, çok miktarda cam tozu yutar yiyerek hastalanır. “Eğer Züleyha’yı kovacak olursanız, …kendimi helak ederim” der. Dilekçesinde bu gelişmelerden bahseden Şerife Zübeyde, devletin bu işe el atmasını ister. Devlet de hemen duruma müdahale eder!

2 C. sene [1]226 /[24 Haziran 1811] Devletlü, inâyetlü, merhametlü, efendim, sultanım hazretleri devlet-i ikbâl ile sağ olsun Arzuhâl-i câriyeleridir ki bu evânda ahibbâlarımızdan bazı kimesneler münâsebetleriyle ülfetemiz olan Züleyha nâm hatun fakriyyet îrâdıyla hânenizde sâʽir cevârîler misillü hizmet-i duʻânızda âsûde olayım deyu niyâz u istirhâmına rahmen sâkine olmasına ruhsat verilmiş ise de bir müddet ikâmetiyle âdet-i müstemirre-i kadîmesi olan sehhâreliğini icrâ kasdıyla bu câriyelerinden mütevellide henüz on beş yaşına bâliğ olmuş müderrisîn-i kirâmdan oğlum Şefik Bey dâʽîlerini sihriyle kendüye bend u teshîr ile zabt edip dâʽimü’l-evkât rızâsına rabt ile cünûn misillü vazʻ u hareketi meczûme-i câriyeleri oldukda bu makûle hâletin vukûʻunu istimâʻ akrânelerimiz nefs-i âcizâneme revâ görülmediğinden mezbûre hanımdan ihrâca her ne kadar ihtimâm etdim ise de oğlum kullarının dûçâr olduğu kuvve-i sihrin muktezâsı bu câriyelerine ve hâlâ firâşında olan odalığı câriyelerine gün-be-gün itâle-i lisân ve şetm u galîza ile teshîr-i cünûn eylediği zâhir ve âşikâr olup bu cihetle sehhâre-i merkûmenin evzâʻ ve etvârına adem-i tahammül ile hânemden tard u tebʻîdine ikdâm edecek olduğumda oğlum kulları bir türlü cevâz göstermeyüp eğer gidecek olur ise kendimi telef ederim deyü hattâ vâfir cam tozu sahkıyla ekl ve inhirâfü’l-mizâclığı vâkîʻ ve çend nefer hekimler taʻyîniyle ifâkatine tîmâr ve hayât buldukdan sonra mukaddeme-i alâmet-i teshîrine takviyet içün merkûme gidecek olup ve Asitâne’de ikâmeti maʻlûmum oldukda kapusunda pasbân ve olmazsa rezâletle kendimi helâk ederim deyu ısrârı hasebiyle derûn-ı câriyelerine küdûrât-ı küllî hâsıl evlâd hakkında muhabbet-i mâderân hezâr tecrübe ile muhat-ı ilm-i âlî şâmil olan mevâddan olup binâʽen aleyh evlâdım telef olur endişesi ve vâkîʻ olan ve olacak rezâletin efkârı bu câriyelerini dahi sâhibe-i firâş ve el-yevm hekimler yedlerinde tîmâr olunmakda olduğum  ve maʻâzallah işbu beliyyeden tahlîsime müsâʻade buyurulmaz ise hâne-berdûş ve dâʽiremin ıtlâkıyla gün-be-gün rezâlete dûçâr olacağım ve benim gibi ırz-ı vüzerâyı bu makûle beliye ve rezâletden himâyet ve sıyânet şân u sütûdâneleri olduğuna istinâden ve bâb-ı hâcetrevâ-yı âsafânelerinden gayri hâlim ifâde edecek kimesnem olmadığı maʻlûm-ı devletleri buyuruldukta merâhim-i aliyyelerinden mercûdur ki aman efendim hazret-i Allah ve’r-Resûl aşkına hâl-i âcizânem ve ırz-ı nâcizânemi sıyânete rahmen sehhâre-i mekkârenin dest-i şerr u mazarratından oğlum kullarını bu câriyelerini ve sâʽir fakîrelerini tahlîs içün hânemden ihrâc ve bilâd-ı baʻîdeye nefyine fermân-ı âlîleri sudûr ve cümleten ihyâ ve mesrûr ve duʻâlarımıza mazhar olmaları bâbında emr u fermân devletlü inâyetlü merhametlü efendim sultanım hazretlerinindir.

Bende

Şerife Zübeyde

Kerime-i Kaymakam-ı esbak Yenişehirli Mustafa Paşa