1870 Eylül’ü başında 3. Napoléon, Sedan Muharebesi’nde Prusya’ya tutsak düşmüştü. Fransa’da hemen ardından kurulan cumhuriyet (3. Cumhuriyet), bir yandan savaşı sürdürüyor diğer yandan da önemli endüstri kentlerindeki işçilerin ve halkın başlattığı ayaklanmalarla uğraşıyordu. Ülkeyi yöneten monarşi sempatizanı Adolphe Thiers ve daha muhafazakar cumhuriyetçilerin yeni yönetimde başı çekmesi, Prusya’ya verilen ödünler ve son olarak Montmartre’daki topların 18 Mart 1871’de Paris’ten çıkarılmak istenmesi zaten kaynayan kazanı patlattı. Devrimciler Paris’te yönetimi ele geçirdi ve 18 Mart’ta 10 haftalık komün dönemi başladı. 

1- Ayaklanmaların olduğu Paris başkent olma statüsünü kaybetmişti. 

Fransa’nın kısa kesintiler dışında yüzyıllar boyunca başkenti olan Paris, komünün ilan edilmesinden birkaç ay önce bu önemli siyasi özelliğini yitirmişti. 3. Napoléon’un Sedan Muharebesi’nde tutsak düşmesinin ardından Leon Gambetta, Millî Müdafaa Hükümeti’ni kurmuş, Paris’te ayaklanma çıkma olasılığına rağmen kuşatma altındaki kentten bir balonla Tours’a firar etmiş ve geçici hükümeti buradan idare etmişti. Ardından Tours’la arasında az bir saat mesafe olan Orléans yakınlarında Fransız ordusu tekrar mağlup olunca bu sefer başkent Bordeaux’ya çekildi. Thiers’in kurduğu hükümet ise Almanlarla yapılan bırakışmadan sonra yönetimi Paris yakınlarındaki Versailles’a taşıdı. 

2- Ne ilk komün, ne de tek komün girişimiydi. 

Paris, siyasi başkent olduğu kadar kültürün ve ekonominin (dolayısıyla sanayinin) başkentiydi; fakat kendi gibi işçi nüfusunun yoğun olduğu başka rakip endüstri kentleri de mevcuttu. Bunların arasında en önemlileri Marsilya ve Lyon idi ve ilk komün girişimi de yine Paris’ten önce Lyon’da olmuştu. Ünlü Rus anarşist Bakunin ve sosyalist Paul Clusaret’nin Sedan Muharebesi ertesinde (28 Eylül 1870) başlattığı ayaklanma cumhuriyetçi ulusal muhafızlar tarafından engellenmişti. Ancak Paris’te komünün ilanının ardından Lyon’da da başarılı bir komün girişimi gerçekleşmiş (22 Mart 1871) bu da 2 gün dayanabilmişti. Marsilya’da ise Ağustos 1870’de başarıya ulaşamayan girişimden sonra 22 Mart 1871’de yine Paris’ten ilhamla bir komün kurulmuş, bu da ancak 4 Nisan’a kadar sürebilmişti. Diğer kısa süreli komünler ise St. Etienne, Narbonne, Toulouse ve Le Creusot’da gerçekleşti. 

3- Blanquistler yönetimde, ünlü devrimci Blanqui hapiste. 

Paris’teki ayaklanmalarda en muhafazakar grup “radikal cumhuriyetçiler”, en soldaki grup ise Blanquistler’di. Seçim sonrası Komün Konseyi’nde de Jakobencilerle beraber yine Blanquistler en etkin fraksiyondu. Hatta dönemin en önemli devrimcilerinden Louis-Auguste Blanqui, hapishanaede olduğu halde yokluğunda komün başkanı seçilmişti. Blanqui, kendisinin teşkil ettiği tehlikenin farkında olan Adolphe Thiers tarafından 17 Mart’ta tutuklanarak komün sonuna kadar hapiste kalmış ve yönetime doğrudan katılamamıştı. Komün sonrası Blanqui, sağlık sorunları sebebiyle diğer 4500 komün taraftarı gibi Yeni Kaledonya’ya sürülmeyecek, cezasını hapishanede tamamlayacaktı. 

4- Komün imparatorluğa karşı değil cumhuriyete karşı ilan edildi. 

Daha önce 1. Enternasyonal’in öncülüğünü yaptığı, imparatorluğa karşı ayaklanmalar gerçekleşmişti. Gazeteci Victor Noir’ın imparatorun kuzeni prens Pierre Bonaparte tarafından öldürülmesinden sonra bir darbe girişimi olduysa da tüm bunlar Mayıs 1870’te 3. Napoléon’un yaptığı kendi lehine sonuçlanan plebisit ile bertaraf edilmişti. Dönemin radikalleri ve kurulu düzen karşıtları, başarılı bir ayaklanma için imparatorluğun çözülmesi ve yeni cumhuriyetin (3. Cumhuriyet) yetersizliğinden oluşan güç boşluğunu beklemek zorunda kalmıştı. 

Napoléon aşağı! İmparatorluk rejimi ve baskıcılığının simgesi olarak görülen 1. Napoléon’un heykelinin üzerinde durduğu Véndome Sütunu, komüncüler tarafından devrilmişti. 

5- Komün Konseyi: Proletarya için, fakat proletarya tarafından değil! 

Paris Komünü’nün ilan edilmesinin ardından gerçekleşen seçimlerde 92 üye seçildi. Bunlardan, burjuvazinin meskun olduğu “quartier”lerden seçilen 15’i, komünü protesto etmek adına yönetime katılmadı. Geriye kalan üyelerden ise sadece 33’ü işçi olmakla beraber hiçbiri vasıfsız işçi değildi. Komün konseyinde gerektiği kadarıyla temsil edilmeyen proletarya, ayaklanmalara da halkın ancak diğer kesimleri kadar katılabilmişti. Alt komitelerde nispeten işçi sınıfı temsil edilebildiyse de daha sonra Paris Komünü’ne yakıştırılan “proletarya diktatörlüğü” tanımı, tam da bu eşitlikçi olmaya gayret eden komün tanımını karşılamadı. 

6- “Quartier”ler arasında bir bütünlük komünün sonunda bile henüz oluşmamıştı. 

“Quartier”ler yalnızca siyasi olarak değil, savunma stratejisinde de bölünmüştü. Paris Komünü cumhuriyetin düzenli ordularına karşı tek bir yumruk olamamış, özellikle “Kanlı Hafta” denilen komünün son haftasında her mahalle yalnızca kendi bölgesini savunmaya çalışmıştı. Bu da zaten düzensiz ve bölük-pörçük olan komün birliklerini kentin savunmasında başarısızlığa uğrattı.