Osmanlı Devleti’ni Sarsan 3 Ay

Yazıldı fermanlar/ ‘hal’edildi’ sultanlar/ katledildi Bakanlar

Mehmed Hamdi Efendi’nin “İnşa’-i Dağarcık” adını verdiği günlüğü (mecmua), payitahtta yaşanan en krizli döneme (30 Mayıs-31 Ağustos 1876) ışık tutan ayrıntılı bilgiler içeriyor. Gerileme dönemindeki Osmanlı Devleti dışarıda büyük problemler yaşarken, önce Sultan Abdülaziz sonra Sultan 5. Murat “delirdikleri” gerekçesiyle tahttan indirilmiş; bunu da onların bizzat göreve getirdikleri nazır, komutan ve şeyhülislamlar gerçekleştirmişti! Çerkes Hasan namında bir subay-kabadayı ise Bakanlar Kurulu’nu basarak birçok paşa ve görevliyi öldürmüştü.

Manşette bir idam Çerkes Hasan vakasını kapağına taşıyan Le Journal İllustre, öldürülen Hüseyin Avni Paşa (solda), Raşid Paşa (sağda) ve Çerkes Hasan’ın (ortada) portrelerine yer vermiş. Ayrıca Çerkes Hasan’ın idamını da tasvir etmiş.

Mecmua sahibi özenle ciltlettiği defterini, Bâbıâli ‘rika’sıyla anılar, resmî-özel yazı örnekleri,  Rus Harbi belgeleri, notlar, hesaplar, derlemeler, manzumeler güfteler, müzik notaları, marşlar, ilaç tertipleri…  ile doldurmuş. Bu derli toplu, iyi korunmuş elyazması, bize yüzelli yıl önceki dünyamızdan haber ve bilgiler ulaştıran bir kaynak değerinde. 

İşlek yazısıyla bu mecmuayı derleyip toplayan (tedvin eden) Mehmed Hamdi hakkında bilgi bulamadık. Sultan Abdülaziz ve 2. Abdülhamid dönemlerinde kalem denen sekreterliklerde metinler kuran, yöneticilere yakın bir kalem şefi olmalı. Elyazması mecmuasının ilk yaprağında “İnşa-ı Dağarcık” (örnek seçkiler dağarcığı)adı, sayfanın altına da imzası okunuyor.

Mecmuanın içeriği, türlere ve konulara göre düzenlenmemiş. Örneğin, sadrazama yazılan bir bayram tebrikinin altına recüliyeti (erkeklik gücünü)artırıcı, bademli-fındıklı-fıstıklı bir “tertip” yazmakta sakınca görmemiş Mehmed Hamdi. “İstanbul’da Yedikule dahilinde kâin, mutasarrıfı olduğu Ayasofya-ı kübra vakfına merbut (bağlı)dükkan”a ait beratın Rumi 1290’da (1874) yenilendiğini ise mecmuanın 2. yaprağında açıklamış. Bu kayda bakarak köklü bir İstanbullu imiş diyebiliriz. 

Büyük hakaret 30 Mayıs 1876’da tahttan indirilen Abdülaziz, Çırağan Sarayı’na götürülmeden önce iki gün kaldığı Topkapı Sarayı’nda, kendisini “efendi” kıyafetine sokan iki mabeyincinin arasında…

İzleyen yapraklarda, mektup ve belge örnekleri yani “inşa”lar var. Bu özgün metinlerden Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerini işaret eden, örneğin “Seraskerden Sadaret-i ‘uzmâya 12 Eylül 87 (25 Eylül 1871)tarihli tezkire veya Koca Mustafa Paşa Camii şerifinin “Ğunude-i refref-i zemin olan” yani çayır-çimen altında ölüm uykusuna çekilen Sünbül Sinan soyundan imamın yerine bir aday önermesi; kendisinin Bağdat vilayetine atanmasına aracılık eden kişiye yazdığı teşekkürname de saygın bir kişi olduğuna kanıt. Başka yapraklarda, Ramazan, bayram, sene-i cedide (yeni yıl) tebrikleri de var. 

Buraya onun “İnşa-i Dağarcık”ından, 1876’daki taht değişikliklerine dair alıntıladığı iki hal’ fetvası ile “Çerkes Hasan Vak’ası” anlatısını aldık. 

Tek kişilik ordu Çerkes Hasan tek başına bir vezir konağını basarak toplantı halindeki kabineden iki paşayı, ayrıca bir subayla iki ağayı öldürmüştü.

Hal’ ve cülus oyunları, fetva darbeleri

Tanzimat’ın saraya yakın genç vezirlerinden Mahmud Celaleddin Paşa (öl. 1899) Mir’at-ı Hakikat adlı anılarında, “Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi için yazılan fetvadaki gerekçe, şuurunun bozuk olmasıydı” der. Yerine geçen yeğeni 5. Murad’ın üç aylık saltanattan düşürülmesindeki fetvada da gerekçe cünunluk (delilik-cinnet) olduğundan, “Tanrı birine kuyu kazanı aynı kuyuya düşürür” hikmetini anımsatır. Paşa, bu fetva oyunlarının arkasındaki ihtirası da Midhat Paşa’nın yorumuyla saltanat naipliği (diktatörlük) taslayan Serasker Hüseyin Avni Paşa’ya yükler: “Onu da Çerkes Hasan öldürdü” der. 

Mehmed Hamdi, “İnşa-i Dağarcık”ta anılan fetvalara yer vermiş. 1876’nın Mayıs-Haziran ve Ağustos aylarında yaşanan iki hal’ (tahttan indirme), iki cülus ve Çerkes Hasan suikastına tanıklık ettiği veya yakından izlediği, yazdıklarından anlaşılıyor. Hal’lerin ilkinde Sultan Abdülaziz, ikincisinde yeğeni ve ardılı 5. Murad “deli” denilerek tahttan indirilmiş, 2. Abdülhamid’in bahtı gülmüştü. Bir başka deyişle 1876’nın üç ayında Osmanlı hanedanı deli denen iki padişahın hal’i, ayrıca birinin gizemli ölümü ve iki de cülus yaşadı. Bunları gerçekleştiren “hal ve akd erkânı” veya “erkân-ı erbaa” (dört yetkin) denen kadro da, Sadrazam Mütercim Rüşdî, Şurayı Devlet Reisi Midhat, Serasker Hüseyin Avni Paşa ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi olmuştur. İşin ilginç tarafı, bu fetva darbelerine karşın bu kişileri nazırlık, komutanlık, şeyhülislamlık makamlarında tutanlar da, yine bu kişilerin deli ilan ettikleri aynı padişahlar ve “vehimli” dedikleri 2. Abdülhamid olmuştur. Sürecin ilk günlerinde devrik Abdülaziz’in gizemli ölümüne koşut, Çerkes Hasan suikastında da Rüşdî ve Midhat Paşalar kurtulurken, dörtlünün güçlüsü Hüseyin Avni Paşa öldürülmüştü. 

1876’nın 30 Mayıs-31 Ağustos arasında bu tragedya dizisi yaşanırken, Meşrutiyet’i ilan edelim-etmeyelim tartışmaları, uluslararası baskılar, talebe-i ulum kıyamı, Sırbistan ve Karadağ isyanları, eli kulağında 93 Harbi (1877-78 Savaşı), seferberlik telaşı ve daha nice başka sorun Osmanlı dünyasını buhrana boğmuştu. Bu ortamda tahtan indirmelerin sağlık raporlarına gerek duyulmaksızın şeyhülislâmın iki satırlık “delilik” fetvası ile yapılması aymazlıktı. Usul gereği fetvalarda kişilerin özel adları yazılmamış, Abdülaziz ve 5. Murad “herhangi kişi” anlamında “zeyd” denilerek aşağılanmıştı! Sonraki 2. Meşrutiyet döneminde de şeyhülislamdan fetva alındıktan sonra Meclis-i Millî’deki oylamayla 2. Abdülhamid tahttan indirilecektir (1909).

Çerkes Hasan Vakası

Çerkes Hasan’ı suikaste yönelten nedenler: Bağdat’a sürülmesi, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilip dört gün sonra ölmesi-öldürülmesi, bundan bir hafta sonra Abdülaziz’in eşlerinden ve aynı zamanda Hasan’ın kızkardeşi Neş’erek’in de ölmesi olmuştur. Bu olanlardan -başta Hüseyin Avni- adı geçen paşaları sorumlu tutan Çerkes Hasan, öldürülmeyi göze alarak bu katliamı gerçekleştirecektir. Suikaste kadar olayların sırası şöyledir: 30 Mayıs’ta Abdülaziz tahttan indirilir; 4 Haziran’da intihar eder veya öldürülür; 12 Haziran’da hasta Neş’erek Kadınefendi gördüğü hakaretlerin de etkisiyle vefat eder; 15 Haziran akşamı Çerkes Hasan, Mithad Paşa’nın konağını basarak cinayetleri gerçekleştirir. 

“İnşâ’-ı Dağarcık”ınyazarı Mehmed Hamdi, 15/16 Haziran gecesi, Beyazıt’ta Midhat Paşa Konağı’ndaki Meclis-i Vükelâ toplantısını basan Çerkes Hasan’ın katliamının olasılıkla bir göz tanığıdır. Olayı her ne kadar 3. şahıs cümleleri kurarak yazmış olsa da, değindiği ayrıntılar “gözlemciydi” dedirtmektedir. Özellikle “Ben, arkamdan gelip tuttuğu için…” cümlesi de Mehmed Hamdi’nin hadiseler sırasında bizzat orada bulunduğunu gösterir. Kendisi o facianın içindedir ve Meclis-i Vükelâ’nın veya nazırlardan birinin memurlardandır. 

Öldürülen paşalar Dönemin diktatör esintili seraskeri (Savaş Bakanı) Hüseyin Avni Paşa askerî kıyafetleriyle görülüyor (üstte). Sadrazam Mütercim Rüşdi Paşa ise sivil kıyafetleriyle fotoğraflanmış (altta).

Osmanlı tarihinde bir benzeri olmayan, tek kişinin gerçekleştirdiği bu cinayetin buradaki anlatımı, kaynaklara farklı bilgiler katacaktır:

“4 Haziran 92 (15/16 Haziran 1876-Perşembe) gece vuku bulan vak’a-i fec’iyenin tafsilâtıdır:

Asakir- Şahane kolağalarından (önyüzbaşı) Çerkes Hasan nam câni tebdil-i saltanat-ı seniyeden akdem (taht değişikliğinden önce) Yusuf İzzeddin Efendi’nin yâver-i harb hizmetinde istihdam olunmağla tebdil-i saltanat vukuunda (saltanat değişince) bittabi Çerkes Hasan dahi hizmetten infisal etmesi hasebiyle (açıkta kaldığından) Bağdat canibine memur olur ve mahall-i memuriyetine  gitmekten imtinâ eylemesi cihetiyle bâ-emr-i Seraskerîce (Savaş Bakanlığınca) habse ilka olunur (tutuklanır). Mah-ı Haziranın 2. günü merkum mahall-i memuriyetine gideceğini ifade eylemesi üzerine sebebiyle tahliye kılınır. 

Katil konağa gelir

Hasan, Perşembe günü Galata canibine geçip altı adet rövelver ile bir hayli fişenk ve bir adet kama dahi mübaya ve iştira edip (satın alır) yevm-i mezkûrun akşamı doğru Serasker Hüseyin Avni Paşa hazretlerinin Üsküdar’da Paşa Limanında kâin sahilhanelerine gidip müşarileyhi (adı geçeni)  sual eder. ‘a’vanı (uşaklar) dahi müşarileyh burada olmayub bu gece Midhat Paşanın konağında meclis var, oradadırlar cevabı verildikde merkum câni Hasan oradan bir kayığa süvar olup gece saat dört raddelerinde maiyetinde iki şahıs ile beraber Şurayı Devlet reisi übbehetlü Devletlü (eski sadrazam) Midhat Paşa hazretlerinin devlethanelerine (konağına) gelip yanında bulunan avaneleri içeriye duhul etmeyip (girmeyip) câni Hasan yalnızca konağa dahil olur. Ve yukarı sofaya çıkıp Midhat Paşa hazretlerinin a’vanından Yusuf Ağayı bulur. 

Bir yalan uydurur

Seraskeri görmek istediğini ve işin gayet ehemmiyetli olduğunu ve Tahir Paşa tarafından bir telgraf getirdiğini söyledikte Yusuf Ağa dahi merkum Hasan’a içeri girmek mümkün olmadığını söyleyerek bir oda gösterip meclis tatili zamanına kadar orada oturmasını teklif etmiş ise de merkum Hasan hayır oturmaktan yorgunluk gelmiştir deyip sofada gezinmeğe başlar ve ara sıra meclis odasının cam kapı(sın)dan eğilip içeriye baktığını Yusuf Ağa görünce bu veçhile olan harekât-ı bî-edebânesini (saygısız davranışını) gayet çirkin gördüğünden tekrar odaya girip oturmasını teklif etmiş ise de câni-yi merkum yine gezinmekte devam ettiğini görünce bari serasker paşanın ağası paşaya malumat verip onun üzerine sizi içeriye götürsün diyerek merkum Yusuf Ağa, serasker Paşanın ağasına haber vermek üzere aşağı inmesiyle beraber merkum (Hasan) ber-takrip (aracıkta) orada bulunan Sâlim Ağanın gözünü boyayarak camlı kapıyı açıp Salim Ağa der-akap (hemen) arkasından yetişmek üzere arkasından serigdirmiş (seğirtmiş) ise de zaten meclis hava almak üzere kapı açık bulunduğu için alel-fütur (çekinmeden) içeri girdikte…

Çerkes Hasan’ın Mithat Paşa köşküne giderek burada Sadrazam’ın başkanlığında toplantı halindeki Bakanlar Kurulu’nu basmasını anlatan 18 Haziran 1876 ve 20 Haziran 1876 tarihli İstikbal gazetesinde çıkan haberler.
Çerkes Hasan’ın Midhat Paşa köşkünde Bakanlar Kurulunu basarak Serasker Hüseyin Avni Paşa ile Hariciye Nazırı Raşid Paşa’yı öldürmesi ve Bahrite Nazın Ahmed Paşa’yı yaralaması hadisesi, İstikbal gazetesinde ayrıntılı olarak verilmişti. Baskın olayının gerçekleştiği Beyazid’deki Midhat Paşa köşkünde hadisenin vuku bulduğu odanın bulunduğu kat planı verilmiş, bu katta bulunan odalar ile toplantı odasında mevcut olan kişilerin yerlerini işaretleyerek, tabir-i caizse bir olay yeri fotoğrafı çıkarılmıştır.

Avni Paşa’yı vurur

…üç adım atar atmaz -Davranma serasker diyerek elindeki rövelveri ateş etmesiyle hemen Hüseyin Avni Paşayı vurur ve Midhat Paşa ve onu müteakiben amedci (dışişleri sekreteri) ve müsteşar ve mektubî-i sadrıpenâhî (sadrazam yazıcısı) beyefendiler, bir baskın zannıyla iki taraflı kapılardan çıkıp merdivenden aşağıya inerler ve Midhat Paşa dahi harem dairesine gidip silah tedarik eder. O esnada Kaptan Paşa merkuma hücum edip arkasından yakalar. Merkum dahi elindeki kama ile müşarileyhi (Kayserili Ahmed Paşayı) birkaç yerinden yaralar. Bu esnada Hüseyin Avni Paşa dahi çarpılarak sofaya çıkar. Cani-i merkum hain, Kaptan paşayı yaralayıp elinden kurtulur. Serasker Paşanın arkasından sergirdip sofada tekrar ateş eder. Ol vakit müşarileyh yere düşer ve cani-i merkum elindeki kamasıyla rast geldiği yerine sebt ederek vurur, öldürür.

Raşid Paşa’yı vurur

O esnada Midhat Paşa Hazretleri, elinde iki süngülü tüfenk ile daire-i haremden gelir. Salona çıkacağı vakit, ağası paşa-yı müşarileyhi taşra çıkartır ve sadrıazamı ve Halet Paşa ve Rıza ve Şerif Hüseyin ve Kaptan Paşalar, meclis odasının yanındaki küçük odaya kaçıp kapıyı seddederler (kapatırlar) ve Cevdet Paşa dahi merdivenden aşağı inip kaçar. Bu aralık cebehane almak için Yusuf Ağa câmeşuy (çamaşır) odasına girmek üzere salona çıkacağı hengâmda (sırada) merkum hain ise Hüseyin Avni Paşanın yanında olduğundan ağa-yı mumaileyhi (adıgeçen ağayı) görür görmez hemen elindeki tabancayı üzerine doğrultur. Ağa-yı mumaileyh kapıyı çekip kaçar. Hain-i merkum tekrar meclis odasına duhul eder (girer). Yalnız sandalye üzerinde taş gibi olmuş olduğu halde oturmakta olan Hariciye Nazırı Raşid Paşayı görmesi üzerine ona dahi bir ateş edip telef eder.

Ahmet Ağa ölür

Badehu (sonra) meclis odasının yanındaki küçük odanın kapısını kapalı gördüğünden sairlerinin orada olduğunu anlamasıyla gelip kapıya dayanır ve ben, arkamdan gelip tuttuğu için -Kaptan Paşayı öldüreceğim, size ziyanım yoktur diyerek kapının açılmasına ıkdam (?) ederse kapı açılır mı? O aralık merkum salona çıkar. Merdivenden baş gösterene hemen ateş eder bir kimse yukarıya çıkamaz. Badehu Midhat Paşanın ağası arkasından gelip elindeki bıçak ile kafasına iki defa vurup cerh ederse de (yaralarsa) başındaki fes ziyade cerhine mani olduğundan ve Ahmed Ağa arkasından dahi bıçaklamış ise de merkum Hasan elindeki rövelver ile ateş edip mumaileyh Ahmed Ağanın gözüne isabet eylemesiyle müte’essiren vefat eder. Binaenaleyh o aralık merkum yine bir zaman merdiven başını zabt etmesi üzerine Asakir-i Şahane (askerler) yetişir. 

Son durak Beyazıt Çerkes Hasan olaydan iki gün sonra Beyazıt Meydanı’ndaki dut ağacına asıldı. Hadiseyi tasvir eden çizim, Le Monde Illustre’de kullanılmış

Askere de ateş eder

Halbuki hain, yine mahall-i mezkûrda (orada) olduğundan askere dahi ateş eder. Yüzbaşı askere kumanda etmesiyle Asker-i Şahâne merdivenden yukarıya hücum eder. Merkumun ateş etmesi hasebiyle bir nefer şehit eyler bir nefer mecruh olur. Merkum oradan meclis odasına kaçar kapıyı seddeder (kapatır) ve kapının aralığından salona, askerin üzerine  ateş etmeğe başlar ve meclis odasında dahi avizeleri söndürüp ve aralık buldukça perdelere dahi ateş etmekte bir yangın zuhur ettirecek de kendisi halâs olacak! Kapıyı aralayup dışarıya ateş etmekde yüzbaşı dahi içeriye ateş etmekte. Bu minval üzerine haylice uğraşdıkdan sonra mumaileyh yüzbaşı asakir ile beraber kapıya dayanıp içeriye duhul ederler ve süngü ile birkaç yerinden yaralarlar ve merkumu süngü içine alıp salona çıkarırlar. 

Şükri Bey de ölür

O aralık sadrıazam (Rüşdi Paşa) hazretlerinin yâver-i harb-i bahriye (deniz savaş yaveri) kolağalarından Şükri Bey dahi salona gelip merkumun böyle büyüklere bulunan hainliği cinayet ve habasetine cüret (?) etmesi cihetiyle belindeki kılıcı çekip merkuma vurmak istedikte hainin ise vurulmuş elinden tabancası alınmış olduğundan hemen-dem merkuma ateş etmesiyle mumaileyh Şükri Beyi dahi vurup telef eder. Merkumu oradan Bab-ı Seraskerîye (Harbiye Nezaretine) götürüp oradan dahi nizâmen silk-i askeriyeden tard olunup (askerlikten çıkartılıp) Bab-ı Zabtiyeye (Polis müdürlüğüne) gönderirler. Cuma ertesi günü alessabah Sultan Bayezid Meydanındaki dut ağacına salb eder (asar), ertesi Pazar günü akşam ezanına kadar durup oradan kaldırılıp bir mahalle tıkarlar. Hain-i din ve millet sonu azizim. 

İnşa’-i Dağarcık ve Çerkes Hasan vakasının anlatıldığı sayfaları…

‘İMAMLIĞI DÜŞER Mİ? ALLAHÜ ALEM OLUR’

Abdülaziz ve 5. Murat’ı tahttan indiren fetvalar

Mehmed Hamdi’nin “İnşa’i Dağarcık”a aynen yazdığı, 30 Mayıs 1876 tarihli Sultan Abdülaziz’in hal’ fetvası:

“Hakan-ı esbak (eski hakan) Sultan Abdülaziz’in hakkında verilen fetva-yı şerifenin suret-i celilesidir: Emirü’l- mü’minîn (halife) olan Zeyd, muhtelü’ş-şu’ur (delirmiş) ve umûr-ı siyasiyeden bi-behre (yönetim işlerinden uzak) olub emvâl-i mîrîyeyi (kamu varlıklarını)  mülk ve milletin takat ve tahammül edemeyeceği mertebe (düzeyde) masarıf-ı hututat-ı nefsâniyesine sarf (sınırsız kişisel isteklerine harcamış) ve umûr-ı diniye ve dünyeviyeyi ihlâl ve teşviş (din ve dünya işlerini karıştırmış) ve mülk ve milleti tahrib edüb bekası (varlığı) mülk ve millet hakkında muzır (zararlı) olsa hal’i (indirilmesi) lâzım olur mu? El-cevab olur. Ketebe’l-fakir (yazan) Hasan Hayrullah afi anhû (Tanrı bağışlasın) 18 Mayıs 292” (30 Mayıs 1876). 

 “Dağarcık”ın aynı sayfasında 31 Ağustos 1876 tarihli aynı şeyhülislamın yazdığı 5. Murad’ın tahtan indirilmesini bildiren fetva: 

“Hakan-ı Sabık Sultan Murad Hân-ı Hamis (5.) Hazretlerinin mübtelâ oldukları illet-i ma’lûmeden nâşi (bilinen hastalığından) taht-ı saltanat ve Hilâfetden (tahttan ve halifelikten)  şer’an münhâl’ olduklarına (boşta sayıldıkları) taraf-ı şer’i-şerîfden verilen fetvâ-i şeri inşa-i Dağarcık’a fenin suret-i celilesidir (yüce içeriğidir): İmâmü’l-Müslimîn (halife) cünun-ı mutbık ile mecnun (iyileşmez deli) olmağla imâmetden maksud fevt olsa (halifelikten amaç yokolsa) uhdesinden ‘akd-ı imâmet münhâl  olur mu? (imamlığı düşer mi?) El-cevab beyân buyrula. Allahü alem olur. Ketebe’l-fakir (yazan) Hasan Hayrullah afi anhû (Tanrı bağışlasın) 11Şa’ban 293 (31 Ağustos 1876).