2. Mahmud tarafından 1830’da mühendishane hocalığına tayin edilen Yahudi asıllı İshak Efendi, Türkiye’nin geleneksel medrese eğitiminden modern bilime geçişinin köşe taşı olur. Gerek yazdığı ve çevirdiği kitaplar gerekse eğitim-öğretim yöntemleriyle büyük bir dönüşümün mimarı olan Başhoca İshak Efendi, Mason olduğu yolundaki iddialar sonucu görevinden ve İstanbul’dan uzaklaştırılacak, İskenderiye’de vefat edecektir.

Osmanlı toplumunun Batı dünyasına açık ve bağlantılı olan zümresi, Avrupa’nın ilerlemeye, hatta Osmanlı dünyasını oldukça geride bırakmaya başladığını farkettikleri zamanlardan itibaren modernleşmeye karar verdi. Karar alma ve uygulama süreçlerinde çok sert itirazlarla karşılaşılmasına ve modernleşme hamlelerine sıklıkla sekte vurulmasına rağmen, atılan adımların iyi sonuçlar ortaya koyması yenilik taraftarlarını yüreklendirdi.

Her ne kadar devlet “Seyfiye, İlmiye, Kalemiye” kadrolarının ortaklaşa yönetiminde olsa da Osmanlı dünyasının temeli her zaman ordu olmuştur. Osmanlı hayatını yönlendiren klasik medrese kurumu, ilerleyen dünyanın diplomasi, fen ve teknoloji alanlarındaki gelişmesi karşısında kendini, orduyu ve bürokrasiyi yenileyememişti. Ortaya çıkan bu boşluk, Avrupalı, bilhassa Fransız asker ve biliminsanları tarafından doldurulmuştu. 3. Ahmed devrinde başlayan ıslahat çalışmalarında Osmanlı topraklarına gelen ecnebiler önemli roller oynadılar. Eski adını bilemediğimiz Macar İbrahim Müteferrika ile Humbaracı Ahmed Paşa (Claude Alexandre, Comte de Bonneval) bir anlamda Batılılara yol açtı. 

1. Mahmud devrinde (1730-1754) İslâm dinine ve Osmanlı uyruğuna geçmeden Osmanlı topraklarında görev almasına izin verilmeyen ecnebi uzmanların yararı anlaşıldıkça, 3. Mustafa’nın saltanatından itibaren (1754-1774) bunların kendi kimlik ve uyruklarıyla da görev almalarına izin verildi. Bu dönemlerde donanmada ve ordunun topçu, humbaracı sınıflarında önemli gelişmeler kaydedildi. Medrese düzeninin kendini geliştiremeyeceği ve Avrupa’da olduğu gibi akademik bilim kurumlarının Osmanlı dünyasında da bir an önce faaliyete geçmesinden başka çare olmadığı iyice anlaşıldı.

Denize sıfır okul Tersane kızak ve tesislerinin yer aldığı Haliç’te Mühendishane’nin bulunduğu kıyı kesimi.

3. Mustafa zamanında Osmanlı ordusunun modernizasyonu çalışmalarını yürüten Baron de Tott’un 1772’de kurduğu Topçu Mektebi ilk adımdır. Yürütülen çalışmaları beğenen Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın 1775’de Baron de Tott’dan Tersane’de kurulmasını istediği Hendesehane ile de Türkiye’de modern bilimin temeli atıldı. Okulda görevlendirilen Fransız Çavuş Kermovan ile İskoç Campbel Mustafa Ağa’nın Baron de Tott’un nezareti altında sürdürdükleri eğitimle atılan temel, çok meşakkatli olsa da gelişerek büyüdü. 3. Selim’in Nizam-ı Cedîd ıslahatları sırasında çok önem verilen mühendishane yeni baştan düzenlendi. Askerî ihtiyaçlar için kurulan Kara ve Deniz Mühendishaneleri, zamanla sivil mühendislik okulu Hendese-i Mülkiye ile gelişimini sürdürerek günümüzün köklü üniversitesi İstanbul Teknik Üniversitesi haline geldi.

Yabancı asker ve uzmanların mühendislik eğitimine olan katkıları vazgeçilemez olsa da, 2. Mahmud’un reformist kişiliği Osmanlılarda mühendislik ve tıp eğitiminin yaygınlaşıp gelişmesi için yerli hocaların yetiştirilmesini daha çok önemsiyordu. Öğrenci yetiştirilmesini, hocaların liyakatlilerin arasından seçilmesini ısrarla tekrarladığı hatt-ı hümayunları vardır. Bu ısrarlar ve organize çalışmalar sonucu hatırısayılır bir öğretici kadrosu yetiştirilmiş, Mühendishane’nin müfredatındaki yabancı dil eğitiminin yanısıra, Avrupa’nın en önemli mühendislik ders kitapları kısa sürede tercüme edilerek öğrencilere sunulmuştur. Mühendishane’nin yöneticisi olup “başhoca” unvanını alan Abdurrahman Efendi ve Hüseyin Rıfkı Tamanî Efendi de eğitici olabilecek yetenekli öğrenciler üzerinde önemle durmuşlardır. Bunlardan İshak Efendi de daha sonra “başhoca” unvanını alarak Mühendishane’nin yöneticisi olacak ve çalışmalarıyla Türkiye’de modern bilimlerin yerleşmesinde en büyük katkı sahiplerinden biri olarak anılacaktır.

“Ressam Ahmet Ziya’nın, Hoca İshak’ı eserlerini hazırlarken tiryakisi olduğu çubuk ile tasvir ettiği tablosu. Aslı Kandilli Rasathanesi’ndedir.(İTÜ ve Mühendislik Tarihimiz kitabından)

Hoca İshak Efendi hakkında çok sayıda çalışma vardır. Ekmeleddin İhsanoğlu tarafından yazılan biyografisi (Başhoca İshak Efendi) ile Kemal Beydilli’nin Mühendishane, Burak Barutçu, Aras Neftçi, Mustafa Kaçar ve arkadaşlarının İTÜ ve Mühendislik Tarihimiz adlı eserlerinde arşiv belgeleri ve literatürdeki eserler kritik edilerek hayatı ve çalışmaları ortaya konulmuştur. 

Günümüzde Yunanistan’da kalan Yanya şehrinin Narda kasabasında 18. yüzyılın son çeyreğinde doğan Hoca İshak Efendi aslen Yahudi bir aileye mensuptur. Fuat Köprülü ve Bursalı Mehmed Tahir’in onun Yahudi kökten geldiğine itiraz edip Türk olduğunu iddia etmeleri mesnetsiz bulunup kabul görmemiştir. 1831-1832’deki İstanbul gezisini Sketches of Turkey in 1831 and 1832 (1831-1832 Türkiye’sinden Görünümler, ODTÜ Yayınları-2009) adıyla kitaplaştırıp 1833’te New York’ta yayımlayan James Ellsworth de Kay, bizzat mühendishaneyi ziyaretinde konuştuğu Hoca İshak’ın Musevi asıllı olduğunu söyler. Kardeşi Esad Efendi ile birlikte çok genç yaşta ihtida etmiş olmalılar ki ikisi de İstanbul’a gelip eğitim görmüşler ve Esad Efendi Rumeli Ordusu Defterdarlığı’na kadar yükselirken Hoca İshak da bilimde yolunu çizmiştir.

Reddedilen tasarım

Başhoca İshak Efendi, kendisine verilmesi düşünülen nişanı kendi tasarlamıştı. Ancak Mason simgesi sayılan pergel, problem yaratacaktı.

İshak, 1806-1815 arası Mühendishane’de öğrencidir. Zekasıyla hocası Tamanî’nin dikkatini çeker ve henüz öğrenciyken hocasının isteği üzerine Medine’deki kutsal yapıların onarımı için görevlendirilir. O sıralarda unvanı mühendistir. Hocası 1817’de vefat edince İshak’ın onun yerine geçmesi tavsiyesine kulak tıkayan 2. Mahmud bir başka mühendisi görevlendirir. İshak yine yardımcı olarak kalır. 2. Mahmud’un İshak hakkında gözü kapalı karar alamadığını, epeyce tereddütlü olduğunu Ekmeleddin İhsanoğlu isabetle tespit etmiştir. Hissedilen tereddüdün arka planında öncelikle İshak’la yıldızı barışmayan Reisülküttap Pertev Efendi ve Mühendishane çevresindeki rakiplerinin 2. Mahmud′u açgözlülük ve irtikâp isnadıyla yönlendirmeleri göze çarpar ama bu ithamın somut delillerine bugün için sahip değiliz.

İshak Efendi, Medine’deki görevini tamamlayıp İstanbul’a döndükten sonra 1823-24’te mühendishanenin son sınıfında şakirtliğine devam eder. Bu sırada Divan-ı Hümayun tercümanlığına getirilse de hakkındaki tereddütler giderilemediğinden devlet sırrı içeren belgelerin tercümesinden uzak tutulur. Bir anlamda İstanbul’dan da uzaklaştırılmak için bazı istihkâmların teknik hususlarda denetlenmesi bahanesiyle Balkanlar’a gönderilir. 1830’da görevinden dönüşünde, Serasker Hüsrev Paşa, 2. Mahmud’un şüphelerini izale edecek bir hami olarak ortaya çıkar. Padişaha yazdığı uzun bir rapor ile disiplinsiz ve liyakatsiz olarak nitelendirdiği Mühendishane hocası Seyyid Ali Bey’in yerine İshak Efendi’nin hocalığa tayinini önerir.

İTÜ Kütüphanesi Nadir Eserler No. 1102’de bulunan Etienne Bézout’nun Cours de Mathématiques adlı eserin giriş kapağındaki Hoca İshak’a atfedilen nişan eskizleri.

Bu raporu dikkate alan 2. Mahmud tarafından 1830’da tayin edildiği mühendishane hocalığı, onunla birlikte tüm Türkiye’nin kaderini etkilemiştir. Mükemmel Arapça, Farsça yanında Fransızca, İbranice, Yunanca, Latinceyi de çok iyi bilmesiyle o zamana kadar mühendishanede eksikliği giderilemeyen Fransızca ders kitaplarının tercümelerini kısa sürede tamamlar. Mecmua-i Ulûm-ı Riyaziye adlı dört ciltlik eserinin Mühendishane Matbaası’nda basımı tamamlanan her cildi Takvim-i Vekayi ile duyurulur. 2. Mahmud tarafından övgüyle karşılanan bu eserler, Hoca İshak’a çil çil altınların bahşedilmesine sebep olur. Teşvik ve takdirle önü açılan Hoca İshak, 1826-1834 arasında birbiri ardına çevirdiği toplam 13 ciltlik 10 ayrı bilimsel kitap ile Türkiye’nin geleneksel medrese eğitiminden modern bilime geçişinin köşe taşı olur. 

Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin kendinden önce başladığı bilimsel terimlere Türkçe karşılıklar bulma çabasına ayak uyduran Hoca İshak, o sıralarda Batı’da yeni keşfedilmiş kimyasal ürünlere Türkçe karşılıklar türetme faaliyetlerine girişir. Türetilen kelimeler Arapça olmakla birlikte Arapçada bilimsel karşılığı bulunmayan özgün terimlerdir. Mühendishane öğrencilerinin geleneksel şekilde yerde oturarak eğitim görme şeklinin dışında, sandalye ve masalar ile donatılıp kara tahtanın kullanıldığı sınıflar oluşturulur. 

Mühendishaneydi askerlik şubesi oldu Mühendishane-i Berr-i Hümâyun’un (Kara Mühendishanesi) 1845’te yenilenen Halıcıoğlu’ndaki binası… Günümüzde bu bina Halıcıoğlu Askerlik Şubesi olarak kullanılıyor.

Hoca İshak Efendi bu hizmetlerine rağmen rakiplerinin acımasızca ithamlarından etkilenen 2. Mahmud tarafından “başhocalık” unvanı üzerinde bırakılsa da mühendishanenin başından alınarak Medine’de kutsal yapıların onarımıyla görevlendirilir. Medine’den dönüşte 1836’da İskenderiye’de vefat ederek oraya gömülür. Mezarının nerede olduğu belli değildir. Yıllarca okuduğu, okuttuğu, günümüzde Halıcıoğlu Askerlik Şubesi olarak kullanılan Hasköy’deki mühendishane binası civarında anısına dikilen mezartaşı da kaybolmuştur. 

Osmanlılar klasik dönemlerinde madalya, nişan vermezler; hilat ve kürk ile ödüllendirirlerdi. Sonraları tuğ, sorguç ve çelenk denilen mücevherli hediyeler verilir oldu. 2. Mahmud’un reformlarıyla eski adetler terkedilerek nişan ve madalya uygulaması başladı. İşte bu sıralarda diğer memurlara verildiği gibi Hoca İshak’a da İftihar Madalyası verilmesi için, hâmîsi Serasker Hüsrev Paşa tarafından 2. Mahmud’a tarihsiz bir tezkire gönderilir. İlginçtir; verilmesi istenilen nişanın tasarımı bizzat Hoca İshak tarafından yapılmıştır. İTÜ ve Mühendislik Tarihimiz kitabında Burak Barutçu’nun tespitine göre İshak Efendi’nin çevirdiği ve günümüzde İTÜ Kütüphanesi Nadir Eserler No. 1102’de bulunan Etienne Bézout’nun Cours de Mathématiques adlı eserin giriş kapağına da bu şeklin eskizleri çizilidir. Belki de madalya ve nişanlarda standart bir şeklin henüz oluşturulmadığı zaman diliminde, kişinin tercihine yönelik nişan verilebiliyordu. Gerçi Hüsrev Paşa istenilen nişanın gösterişli ve özentili olduğunu belirtse de Darphane’de üretilmesinin mümkün olduğunu söylemiştir. Sadrazam da seraskerin yazısına itiraz etmeden padişaha sunarken aynı çekinceyi belirtmiştir.

Belgeyi okuyan ve şekli inceleyen 2. Mahmud’un İshak Hoca’ya dair tereddütü yeniden depreşir. Belgenin üzerine kendi eliyle yazdığı hatt-ı hümayunda “Hoca İshak’a mühendishanedeki gayretlerinden dolayı nişan verilmesi uygundur ama tüm gayretiyle çalışıyor mu yoksa yaptıkları bir gösterişten mi ibarettir” demekten geri kalmaz. Kesinlikle nişanı beğenmemiştir ve çizimdeki yerine Hoca İshak’ın rütbesine uygun bir başkasının yaptırılmasını emreder. 

Dün mühendishane, bugün askerlik şube Mühendishane-i Berr-i Hümâyun’un (Kara Mühendishanesi) 1845’te yenilenen Halıcıoğlu’ndaki binası… Günümüzde bu bina Halıcıoğlu Askerlik Şubesi olarak kullanılıyor.

2. Mahmud’un İshak Hoca’ya dair şüphelerinin kaynağını ve somut gerekçelerini bilemiyoruz. Belgelerden yansıdığı kadarıyla açgözlü, tamahkâr ve mürtekip suçlamaları rivayetlerden ibaret ve ispatlı olmamalı ki, bu ithamlara rağmen başlangıçta kendisini mühendishane başhocalığına tayin etmekten çekinmemiştir. Verilmesi istenilen nişanın resmini görünce acaba aklına neler gelmiştir? Bir mühendis sembolü olmak hasebiyle nişanda resmedilen yerküreyi kapsayan pergelin sıradanlığı tartışılamaz. Ancak bu figürün aynı şekliyle yaklaşık 300 yıldır Masonların sembolü olarak kullanıldığını düşünürsek; 2. Mahmud’un tereddütlerinin arka planında Hoca İshak’ın Yahudi kökenleri ve böyle bir sembolü kendine nişan olarak seçmesinin yattığı akla gelebilir. 

2. Mahmud’un ve devrindeki ricalin Masonluk hakkında epeyce olumsuz kanaatlere sahip olduğunu biliyoruz. 3. Selim devrinin vakanüvisi Mütercim Asım Efendi’nin bizzat 2. Mahmud’a takdim ettiği Tarih’inde Nizam-ı Cedîd ricalinin Fransız hayranlığı, Masonluğu ve “politika düşkünlükleri” nefret diliyle aktarılmıştır. 2. Mahmud da akla, bilime ve mühendishane çalışmalarına önem verdiği sırada, haklarında “mezhebi geniş, laubali” söylentileri çıkarılan ama bir yandan da Mason oldukları kulaklara fısıldanan Beşiktaş Cemiyet-i İlmiyyesi mensuplarını sürgüne gönderebiliyordu. 

1. Abdülhamid devrinden itibaren devlette kadrolaştıkları bilinen ve Masonluğun revaç bulmasına hizmet ettiği iddia edilen Sadrazam Halil Hamid Paşa’nın idamının arkasından yazılan şiirde de mason olduğu vurgulanmıştır. Masonların 3. Selim ve Nizam-ı Cedîd devrinde de gayet örgütlü bir şekilde mansıpları ele geçirdikleri sivil mektuplara da yansımıştır. Böyle bir ortamda 2. Mahmud’un imal ettirilmesi istenilen nişandaki sembollerden mi tedirgin olduğunu, yoksa gerçekten gösterişli bulduğu için mi nişanın imaline izin vermediğini şimdilik bilemiyoruz. 

PERGEL VETO YEDİ

2. Mahmud: Bu gösterilen nişan resmi uymaz!

Başhoca İshak Efendi’ye verilmesi düşünülen nişan, daha doğrusu nişanın tasarımı, devletin en üst kademesinde problem yaratır. Kendisine verilecek nişanın tasarımını bizzat yapan Hoca İshak, burada Masonluğun simgesi sayılan pergel figürünü de kullanır. Padişah 2. Mahmud kesinlikle bu tasarımı beğenmez ve bir başkasının yaptırılmasını emreder. 

[Seraskerin yazısı]

Devletlü, İnâyetlü, Âtıfetlü, Übbehetlü, Re’fetlü, Veliyyü’n-Ni‘âm, Kesîrü’l-Lütf-i ve’l-Kerem Efendim Sultânım Hazretleri

Mühendishâne-i Âmire hâcesi İshak Efendi bendeleri Mühendishâne-i Âmire şâkirdânının fünûn-ı hendesede kesb-i mahâret eylemeleri husûsuna ikdâm ve gayret etmekde idüğine ve mühendisîn kulları asâkir-i muntazama-i hazret-i şâhâneden ma‘dûd olup eltâfü şâmileti′l-etrâf-ı cenâb-ı şehen-şâhî cümle hakkında mebzûl u şâyân ve bendegân-ı sadâkat-nişânın her biri birer sûretle mesrûr ve handân buyurula geldiğine binâ’en kendüsine dahi bir aded nişân-ı mefharet-unvân ihsânıyla şâdmân buyurulduğu sûretde hıdmet-i âcizânesinde bir kat daha tezâyüd-i şevkıni mûcib olacağından bahisle takdîm eylediği bir kıt‘a arzuhâliyle tersîm etmiş olduğu nişân-ı zîşânın resmi takdîm-i savb-ı âlîleri kılınmış olmağla vâkı‘â efendi-i mûmâileyh bendeleri erbâb-ı hüner ve ma‘rifetden olarak sâ‘ir bendegân-ı sadâkat-kârân haklarında icrâ buyurulduğu misillü mûmâileyh kullarına dahi bir aded Nişân-ı İftihâr′ın inâyet ve ihsân buyurulması münâsib olacağından ve resm-i mezkûr biraz tekellüflüce görünür ise de matbu‘ olarak i‘mâli mümkünâtdan bulunduğundan nezd-i âlîlerinde dahi tensîb buyurulur ise hâk-i pâ-yi mekârim-peymâ-yi hazret-i mülûkâneden istîzân buyurularak ol bâbda müsâ‘ade-i seniyye-i cenâb-ı şâhâne erzân buyurulduğu halde Darbhâne-i Âmire’den i‘mâl ve i‘tâsı içün fermân-ı âlîlerinin ısdârı bâbında emr u fermân hazret-i men lehü’l-emrindir.

[Sadrazamın yazısı]

Serasker paşa kullarının tezkiresidir. İş‘âr eylediği arzuhal ve resim ile beraber manzûr-ı hümâyûn-ı şâhâneleri buyurulmak içün arz u takdîm kılındı. Vâkı‘â efendi-i mûmâileyh kullarının ehliyet ve umûr-ı me‘mûresinde derkâr olan hüsn-i ikdâm ve gayreti ve kendüsinin dahi dâ’ire-i nizâm-ı celîlden ma‘dûd bulunması cihetiyle sâ’ir bendegân-ı sıdk-nişânları haklarında şâyân ve icrâ buyurulduğu misillü efendi-i mûmâileyh kullarına dahi medâr-ı şevk ve imtiyâz olmak üzere bir kıt‘a Nişân-ı İftihâr ihsân buyurulması münâsib görünmüş ve resm-i mezkûr fi′l-hakîka biraz tekellüflüce ise de iş‘âr-ı seraskerî vechile matbû‘ olarak i‘mâli mümkünâtdan bulunmuş olmağla bu sûretde rehîn-i müsâ‘ade-i inâyet-âde-i şehen-şâhîleri buyurulur ise Darbhâne-i Âmire′lerinde münâsibi vechile bir kıt‘a nişân-ı zîşân bi′l-i‘mâl i‘tâ etdirilerek muhât-ı ilm-i kâ’inât-şümûl-i şehriyârîleri buyuruldukda emr u fermân hazret-i veliyyü’l-emr efendimizindir.

[Sultan 2. Mahmud′un elyazısı]

Serasker paşanın işbu tezkiresiyle iş‘âr etmiş olduğu arzuhal ve resim manzûr ve ma‘lûm-ı hümâyûnum olmuşdur. Mûmâileyh İshak Efendi vâkı‘â Mühendishâne gibi bir maslahat-ı mukteziyyede bulunmuş olduğundan mûmâileyhe dahi Nişân-ı İftihâr’ın i‘tâsı münâsib olur. Ancak kendüsi dahi muktezâ-yı me’mûriyyeti üzere bu hendese maddesine vüs‘ı mertebe sa‘y u gayret ideyor mu yohsa şöylece gevşekçe davranarak bir gösterişden ibâret dimek mi oluyor? Bu gösterilen nişân resmi uymaz. Mûmâileyhin raddesine göre bir resmi yapdırılup ana göre Darbhâne-i Âmire′mde bi’l-i‘mâl i‘tâ olunsun.