Mayerling faciası: Avrupa’yı sarsan çifte intihar hadisesi

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tacının veliaht prensi Arşidük Rudolf ile sevgilisi Maria Vetsera’nın Viyana dışındaki Mayerling av köşkünde intihar etmeleri, Habsburg hanedanının prestijine ağır darbe vurmuştu. Gazetecilerin öğrendiklerine göre çift aralarında intihar antlaşması yapmış, Arşidük önce Maria’yı sonra kendisini vurmuştu. Trajik olayın öncesi, sonrası ve Avrupa’daki etkileri… 

Tarihte tekil bir olayla başlayan öyle kırılmalar vardır ki, bunlar adeta bir domino taşı gibi ilerleyerek hiç beklenmedik daha büyük olaylara evrilmiştir. İşte Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tacının veliaht prensi Arşidük Rudolf ve sevgilisi Maria Vetsera’nın intiharı da böyle bir hadisedir. 

Maria Vetsera’nın son mektubu Veliaht Prens Rudolf’ün ölüme götürdüğü 17 yaşındaki sevgilisi Maria Vetsera’nın yazdığı üç intihar mektubu 2015’te günyüzüne çıktı. 

Arşidük Rudolf, İmparator 1. Franz Joseph ile eşi Bavyera Krallığı’nı yöneten hanedandan (Wittelsbach) Elisabeth’in ya da bilinen ismiyle “Sissi”nin tek oğlu, dolayısıyla tahtın varisiydi. Rudolf’ün yaşamı büyük ölçüde annesinin bencilce ilgisizliği ile babasının muhafazakar yönde dayatmalarıyla şekillenecek ve son bulacaktı. Aslında hem annesini hem babasını derinden etkileyen, 1848 Avrupa Baharı ayaklanmaları ve devrimleriydi. Franz Joseph zaten 1848’de başgösteren olaylar sonrası amcasının tahttan çekilmesi, babasının ise feragat etmesiyle genç yaşta tahta çıkmıştı. Köhnemiş Habsburg yönetimine yeni bir soluk kazandırmak için tacı devraldıysa da reaksiyoner/muhafazakar politikaların odağı olmuştu. 

Döneminin güzellik ve moda anlayışını şekillendirecek olan imparatoriçe ise hayatı boyunca monarşinin ve aristokrasinin devrileceği endişesiyle yaşamış, hatta Habsburg hanedanının devrilerek Avusturya-Macaristan tacını kaybetmesi korkusuyla İsviçre’de bir hesap açmış, zamanının önemli bir kısmını da burada geçirmişti (yine burada 1898’de bir suikaste kurban gidecekti). Rudolf annesiyle az zaman geçirmiş olsa da birçok açıdan ona benzemekteydi; duygusal açıdan kırılgan, hassas, nüktedan ve intihara yatkındı. Belki de babasının gelenekselci tavırlarına tepki olarak ya da annesinin tuttuğu yenilikçi eğilimleri olan özel hocalar nedeniyle, güçlü liberal görüşlere sahip bir hanedan üyesi olarak büyüdü. Genç yaşlarından itibaren liberal görüşlü siyasetçilerin ve aydınların umudu oldu. Babasının onun mesleğinin askerlik olması gerektiği telkinlerine karşın her zaman doğa bilimlerine ilgi duyduysa da, kendisine verilen askerî görevleri de yapmak zorundaydı. Bu onu hem ruhsal hem de fiziksel olarak çok zorlayacaktı. 

Duygusal bir ruh Arşidük Rudolf zor bir çocukluk geçirmişti. Annesinin ilgisizliği, babasının koyu muhafazakarlığı ve yakalandığı belsoğukluğu intihar eğilimini güçlendirmişti. 

Rudolf’un bu liberal görüşleri, ailenin/hanedanın ve sarayın onu dışlamasını getirdi. Ayrıca 1883’te Belçika Kralı II. Leopold’un kızı Stephanie ile yaptığı mantık evliliği de kendisini mutsuz etmekteydi. Arşidükün, ailesinin onaylamadığı aristokrat olmayan bir çevresi vardı ve zamanının çoğunu onlarla geçirmekteydi. Tanıdıklarından yayıncı Moritz Szeps’in gazetesi Neues Wiener Tagblatt’ta liberal görüşlerini dile getirdiği imzasız yazılar yazmaya başladı. Zaten daha 20’li yaşlarında bu görüşleri savunan broşürler bastırtmaktaydı ve bunların bir kısmı da saray çevrelerinde bilinmekteydi. Daha o yaşta bir soyluya kendisi için en iyi pozisyonun “bir cumhurbaşkanı olmak” olduğunu belirtmişti. Bu düşüncelerle kendine sarayda birçok düşman edinmişti. 

Arşidük Rudolf’ü intihara sürükleyen bir başka neden de, 1886’da ortaya çıkan belsoğukluğu ve bu hastalığa karşı yapılan cıva ve morfin tedavisiydi. Bu onu hem fiziksel hem ruhsal olarak zayıflattı. Babasıyla katıldığı askerî tatbikatlarda dayanıksızlığı yüzünden yaptığı hatalar düşmanları tarafından kullanılıyordu. Hastalıktan dolayı çektiği acılar, hayatı ona yaşanılmaz kılıyordu. İşte bu dönemde intihar fikri aklında iyiden iyiye şekillendi. Aynı dönemde annesinin de hem yazdığı şiirlerde hem yakınlarıyla konuşmalarında intiharı dile getirmesi, esasında bu iki karakterin birbirine nasıl benzediğini gösteriyordu. “Sissi” 1886’da kuzeni Bavyera Kralı 2. Ludwig’in ölümünden sonra bunalıma girmiş, 1888’deki başka bir ölüm de oğlu Rudolf’u karamsarlığa sürüklemişti: Ölen kişi, liberallerin umudu olan Alman İmparatoru 3. Friedrich’ti. Tahta geçtiği yıl kanserden ölen 3. Friedrich’in yerine, gerici, muhafazakar görüşleri çok iyi bilinen ve Rudolf’ten hiç hoşlanmayan 2. Wilhelm Alman İmparatoru oldu. 2. Wilhelm o yıl (1888) Viyana’ya yaptığı ziyarette antipatisini göstermiş ve Rudolf’ün Silahlı Kuvvetler’de çok yüksek bir rütbe olan ve savaş zamanında komuta yetkisi veren “genel müfettişlik”ten (generalinspector) alınmasını istemişti. Bunun üzerine Rudolf de karşılık olarak, 2. Wilhelm’in özel hayatıyla ilgili sırları Fransız Le Figaro gazetesine sızdıracaktı. 

Kısacası 2. Wilhelm’in Alman tahtına çıkışı, Avusturya-Macaristan veliahtının 3. Friedrich ile birlikte Avrupa’nın ortasında liberal politikaları yürürlüğe koyma hayallerini suya düşürmüştü. 

Tüm bunlar zaten aşırı kırılgan olan Rudolf’ü sona doğru sürüklüyordu. Eşiyle mutlu olamayan arşidükün başka kadınlarla ilişkileri sır değildi. Bunun en bilineni ise Mizzi Kaspar ile olanıydı. Kaspar, dönemin Viyana’sında “soubrette” adı verilen, genellikle soylularla ilişkisi olan bir hayat kadınıydı. Veliaht prensle ilişkisi yıllardır sürmekte ve onun kendisine verdiği ev, mücevher gibi pahalı hediyeleri kabul etmekteydi. Rudolf önce ona birlikte intihar etmeyi önerdi. O zaman henüz 24 yaşındaki Kaspar bunu reddederek arşidükün teklifini polislere iletti. Polis hiçbir şey yapmadığı gibi bilgiyi hanedana da iletmedi; zira polisin bağlı olduğu İçişleri Bakanı ve onun bağlı olduğu Başbakan Kont Taafe sıkı bir muhafazakardı ve veliahta karşı olduğu çok iyi biliniyordu. Taafe için Rudolf’un intihar ihtimali, önüne geçilmesi şöyle dursun kaçırılmaz bir fırsattı. 

İntihar evi Veliaht Prens, Mayerling Av Köşkü’nde sevgilisiyle birlikte intihar etti. 1889’da manastıra dönüştürülen köşk, 2014’te müze olarak ziyarete açıldı. 

Mizzi’ye yaptığı bu tekliften birkaç ay sonra aynı teklifi bu sefer kısa bir süredir ilişkisi olduğu Maria Vetsera’ya yaptı. Maria Vetsera, ailesi 1870’te baronluğa yükseltilmiş yeni soylu bir aileydi. Annesi, Osmanlı kökenli zengin Baltazzi ailesinden gelmekle beraber, tüm çocuklarını yüksek derecede soylularla evlendirmeye gayret eden hırslı bir kadındı; hatta Maria’yı o çevrelere sokmak için hiçbir at yarışını kaçırmadığından, kızın adı “çimlerin meleği”’ne çıkmıştı. Arşidük Rudolf evli olsa da hem 17 yaşındaki Maria hem de annesi için olabilecek en yüksek hedefti. 

Maria, Rudolf’e karşı derin bir tutku duyuyordu. Onunla ilgili gazete haberlerini okuyor, resimlerini kesip topluyordu. Mizzi’nin aksine onun her dediğini yapmaya hazırdı. Rudolf, Mizzi ile görüşmesinden birkaç gün sonra Maria’yı Viyana dışındaki ormanlarda bulunan Mayerling av köşküne davet etti. Bu köşk arşidükün insanlardan ve saray ortamından kaçmak için satın aldığı bir yerdi. Burası onun gözlerden uzakta intihar-cinayetinin de mekânı olacaktı. 

29 Ocak 1889’da Arşidük ve Maria ava çıkma bahanesiyle buraya gitti. Ertesi sabah ise köşkün kahyası Ferdinand Loschek ikisini de ölü olarak buldu. Ne olduğunu tam anlayamadan ölüm haberini bir şekilde Viyana’ya, İmparator Franz Joseph ve İmparatoriçe Elisabeth’e ulaştırdı. Ancak bu ölümlerin Viyana’dan uzakta nasıl gerçekleştiği hakkındaki karmaşa, olayın önemini, yani veliahtın ölümünü gölgede bıraktı. 

Devlete ait olan Wiener Zeitung ertesi gün Rudolf’ün kalp krizi geçirerek öldüğünü bildirdi ama, bu dedikoduları engellemeye yetmedi. İlk başta sadece hanedanın yakın çevresinin bildiği Rudolf’ün intihar ederken yalnız olmadığı bilgisi, daha sonra halk tarafından da duyulmaya başladı. Yabancı muhabirlerin Mayerling’e gelerek olayı öğrenmeleriyle, Maria Vetsera’nın da Rudolf ile birlikte olduğu yazılmaya başlandı. Gazetecilerin öğrendiklerine göre çift aralarında intihar anlaşması yapmış, Arşidük önce Maria’yı sonra kendisini vurmuştu. 

Olayla ilgili söylentilerin artışında çelişkili ifadeler veren Loschek’in payı büyüktü. Ayrıca imparatorun polis soruşturmasını durdurması da söylentilerin çoğalmasında pay sahibiydi. Rudolf’ün siyasi bir cinayete kurban gittiği en yaygın dedikoduydu. Bu iddiaya göre, liberal görüşlere sahip veliahtın ileride tahta geçecek olmasını engellemek isteyen reaksiyoner çevreler, hatta imparatorun kendisi, bu cinayeti planlamıştı. Bir diğeri ise Masonların ya da ünlü Fransız siyasetçi Clémenceau’nun, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun istikrarını bozmak üzere bunu gerçekleştirdiğiydi. Bu özellikle son Avusturya-Macaristan İmparatoru 1. Karl’ın karısı Zita’nın en sevdiği iddiaydı; bunu sayısız kereler dillendirmişti. 

Halbuki işin aslı hiç de öyle değildi. Depresif ve intihara yatkın Rudolf, başından beri kendine ölümünde bir eşlikçi aramaktaydı. Çok sonra frengiden ölen Mizzi’ye de aynı teklifi yaptığının ortaya çıkması, bunu ortaya koyan gelişmelerden birisi oldu. Bir diğer gelişme ise Maria’nın ölmeden önce ailesine yazdığı, 2015’te Avusturya’da bir bankada ortaya çıkan (1926’da kasaya konmuştu) üç veda mektubuydu. Zaten Rudolf eşi Stephanie’ye de bir veda mektubu yazmıştı. 

Liberal prens Veliaht Prens Rudolf’un liberal fikirlerini ifade ettiği muhalif gazete Neues Wiener Tagblatt (solda). Veliaht Prens’in intiharını manşete taşıyan başka bir Avusturya gazetesi (sağda). 

Rudolf’ün ölümünün intihar değil de cinayet olduğu, kanıtlara rağmen hâlâ sevilen bir tartışma konusudur. Franz Joseph, intihar eden oğlunun Viyana’da Kapusen Kilisesi’nin altındaki Habsburg hanedan mezarlığına gömülebilmesi için, onun akıl sağlığındaki bozukluğu bahane ederek Vatikan’dan özel izin almak zorunda kalmıştır (intihar eden bir kişi Hıristiyan mezarlığına gömülemezdi). Ölümün nasıl gerçekleştiğiyle ilgili belirsizlik, Avrupa’da bir skandallar dizisine dönüşmüştür. 

Rudolf’un ölümü Habsburg hanedanının prestijine ağır bir darbe vurdu. İmparatorun başka oğlu olmadığı için önce kardeşi Karl Ludwig veliaht olmuştur. O da ölünce unvan oğlu Franz Ferdinand’a geçmiştir. İçinde farklı milletleri barındıran Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda çözülme başlamak üzereyken, bu son veliahtın da bir suikast sonucu ölmesi 1. Dünya Savaşı’nı tetiklemiştir. Franz Joseph’in uzun saltanatının (1848- 1916) ardından, tahta kardeşinin torunu, Franz Ferdinand’ın da yeğeni olan son imparator 1. Karl geçmiştir. 

‘Mayerling Faciası’ filmi

Başrollerde Ömer Şerif ve Catherine Deneuve

Terence Young’ın yönettiği Mayerling Faciası filmi, 15 milyon dolar hasılat yapmıştı. 

Terence Young’ın yönetmen koltuğunda olduğu 1968 tarihli “Mayerling” (Mayerling Faciası) filmi, Avusturya-Macaristan veliaht prensi Arşidük Rudolf ile sevgilisi Maria Vetsera’nın trajik ölümlerini odağına alarak, seyirciyi dönemin sosyal atmosferine ve bireysel ilişkilerine götüren önemli bir dönem filmiydi. Young’ın filmi, Habsburg hanedanlığı ile kapalı saray kapıları ardında yapılan görüşmeleri etraflıca senaryolaştırmıştı. Claude Anet’nin Mayerling ve Michel Arnold’ın L’Archiduc romanlarına dayanılarak yazılan senaryoda veliaht prens ile sevgilisini Ömer Şerif ve Catherine Deneuve canlandırmıştı. 15 milyon dolara yakın hasılat yaparak büyük bir başarıya ulaşan film, bugün kült sinema eserlerden biri olarak kabul görmektedir.