İstanbul’da 1937 senesinin ilkbahar aylarında başgösteren tifo salgını, kente ve sakinlerine ciddi bir darbe vurur. Dönemin en önemli halk sağlıkçılarından doktor, yazar ve muallim Hafız Cemal Lokman Hekim, kendi adıyla çıkardığı sağlık dergisinde hekim, gazeteci, yazar ve bürokratların görüşlerini yayımlar.

Salgın hastalıklar, yaşadığımız coğrafyada sıkça tekrarlanan bir hadisedir ve zengin bir literatüre sahiptir. İstanbul’da, Haziran 1937’de yaşanan küçük çaplı tifo salgını dolayısıyla yayımlanan Lokman Hekim dergisi de bu literatürün önemli bir parçasıdır.

Genç cumhuriyetin bu en büyük ve önemli kentinde sağlıksız ve altyapısız bir şehirleşmeden doğan salgın hastalık şüphesiz gazetelere de yansır. Başta Cumhuriyet gazetesi olmak üzere pek çok süreli yayında bu konu tartışılır, günümüzdeki korona salgını yorumlarına benzer beyanatlar yer alır.

Hafız Cemal Lokman Hekim ve Kendi Adıyla Çıkardığı Sağlık Dergileri.

24 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet’te “Tifoya karşı harb / Bu hastalığı kökünden yok etmek için ne yapmalıdır?” başlığıyla bir anket açıldığı ilan edilir. 29 Haziran 1937 tarihli aynı gazetede Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam “İstanbul’da tifo, geçen senelerde görülmiyen miktara çıkmıştır” diye beyanat verir. 11 Temmuz 1937 tarihli Cumhuriyet’in ilk sayfasındaki haber ise şöyledir: “Tifo salgını durdu. Sıhhiye Teftiş Heyeti Reisi “hastalık tevakkuf (durma) halindedir; bugünkü şeklile şehir için ciddi bir tehlike yoktur”. Bütün bu haberleri ve beyanatları, 1930’ların en önemli halk sağlıkçılarından doktor, yazar ve muallim Hafız Cemal Lokman Hekim, kendi adıyla çıkardığı sağlık dergisi Lokman Hekim’in Temmuz 1937 tarihli 13. sayısında etraflıca yayımlar. Salgın ve tifo üzerine yazılara yer veren Hafız Cemal Lokmanhekim, derginin başına ilginç sloganlarla süslü bir önsöz de yazar: 

(Tifo) aşısı yaptıran beladan kurtulur.

(Kara humma)ya tutlan sefadan kurtulur.

(Tifo)ya yakalanan haneden koğulur.

(Kara humma)ya uğrayan kalbinden vurulur!

 “Tehlikeli düşmana karşı buyrun, silah başına! Silah Başına!!” başlıklı yazısında Lokmanhekim fikirlerini şöyle ifade eder:

“İşte bu güzel İstanbulumuzu ve halkımızı saran hadsiz, hesapsız (tifo mikropları!) başımıza en belalı bir düşman gibi musallat olmuştur. İstanbulluları yıllardanberi için için kemiren, bir çok aileleri, nazik gençleri (ölüm döşeğine!) yatıran bu müthiş ve salgın hastalığı kökünden kazımak, yok etmek için büyük muharrir (Yunus Nadi)nin muteber (Cumhuriyet gazetesinde) neşrettiği başmakale pek iyi tesir bıraktı”.

Dergide yer alan ve gazeteci, biliminsanı, sağlık bürokratı gibi ünlü şahsiyetlerin görüşlerinin yer aldığı söyleşiler, bugün televizyon ve sosyal medyada izlediğimiz, dinlediğimiz görüşlerle uygunluk göstermektedir:

Yunus Nadi

İstanbul’da tifonun sürüp gitmesi Türklük için affolunmaz büyük bir ayıbdır. Sıhhat Vekaletinin, İstanbul Hükümet ve Belediyesini ve İstanbul halkını bu hastalığı bu memleketten söküp atacak bir mücadeleye davet ediyoruz ve bilmiyoruz kaçıncı defa olarak ileri sürdüğümüz bu davetin artık cevapsız kalmamasını ehemmiyetle bekliyoruz. Sesimizin yankısı çıkmazsa biz susmayacağız, daha kuvvetli bağıracağız. Bu kocaman ayıb zilleti altında daha fazla ezilmeğe tahammülümüz kalmamıştır.

Profesör Dr. Neşet Ömer (İrdelp)

Tifo hastalığı asırlardan beri büyük şehirlerde yaz mevsimlerinde çok görülen bir hastalıktır. Hususile hıfzıssıha kaidelerine uygun olmayan içilecek su ile kanalizasyon meselesi halledilememiş halkı kesif şehirlerde daha ziyade tezahür eder. Tifo hastalığı mikrobu içilecek ve yenecek şeylerle hazım yollarından, yani barsaklardan uzviyete saldırır ve birkaç haftada insan vücudunda kalarak tedricen idrar ve ifrağatla harice çıkar. Toprakta ve bilhassa temiz sularda uzun müddet yaşar. Sıcağa ve soğuğa çok tahammülü vardır. Hatta dondurmada ve buz parçalarının içinde bile yaşar ve yukarda da dediğim gibi ağız yolu ile barsaklara indirilen gıdai maddelerle vücude girer.

Dr. General Besim Ömer (Akalın)

Tifo hakikaten tehlikeli bir hastalıktır. Ve son zamanlarda şehrimizde biraz sık tezahür etmektedir. Fakat şunu hemen ilave edeyim ki bu hastalık yalnız bizim memlekete mahsus değildir. Avrupa’da da çoktur. Mesela ben Avrupa’da üç defa tifo hastalığı geçirdim. Birincisi Alasonya’da, ikincisi Fransanın Vişi şehrinde, üçüncüsü ikinci hastalığın nüks etmesi yüzünden Paris’te. Yani demek istediğim şey, bu hastalığın yalnız bize ve bilhassa İstanbul’a münhasır bir hastalık olmadığıdır. Meslektaşlarım bu hususta her şeyi söylediler. Bunlara ilave olmak üzere Fransa’da ve Avrupa’nın muhtelif yerlerinde kullanılan verdunisation ve osonisation yani klor ve ozon vasıtasile suların mikroblardan tathirini (temizlenmesi) tavsiye edebilirim. Tatbik edilmekte olan aşının da bittabi faydası büyüktür.

Dr. Ürolog Behçet Sabit (Erduran)

Gazetenizin tifoya karşı açtığı harp çok yerinde bir harptir. Bence bir memlekette çıkan bir ihtilalle, meydana gelen salgın hastalık biribiriyle eşittir. Nasıl o ayaklanmayı bastırmak için genelkurmay heyeti teşkil edilir, icabında bütün millet seferber olursa, tifoyu da hudutlarımız dışına atmak için aynı şekilde mütehassıslardan oluşan bir heyetin teşkil ve halkın seferber edilmesi lazımdır. Bu işe uygun bir program dahilinde ve sebatla çalışmak lazımdır. Aksi halde bütün yapılan şeyler buz üstüne yazı yazmak kabilinden tesirsiz ve beyhude olur.

İstanbul Sıhhat Müdürü Dr. Ali Rıza (Baysun)

Emrazı sariye (Salgın hastalık) mücadelesile bizzat Sıhhiye Vekaleti meşgul olmaktadır. Vekalet bizden aldığı raporlara göre icab eden tedbirleri derhal alır. Şunu da kaydedeyim ki bir şehirde modern kanalizasyon ve su tevziatı yapılmadıkça o şehirde tifonun önüne yüzde yüz olarak geçmek imkan haricindedir. Diğer taraftan tifo salgınından dolayı bütün kabahati belediyeye yüklemek de büyük haksızlıktır. Ayrıca aşı memurlarımız da faaliyete geçmişlerdir. Bunlar yer yer halka aşı tatbik etmektedir.

Dr. General Tevfik Sağlam (Paşa)

Tifonun kaldırılması için muhtelif tedbirler almak lazımdır. Bu tedbirlerin en acili aşı tatbikatıdır. Biz bunu Umumi Harb esnasında tecrübe ettik ve muvaffak olduk. Her türlü kötü şartlara rağmen büyük tifo salgınının önünü almak imkanı hasıl oldu. Mesela bütün harbin devamı müddetince merkezi İstanbul’da olan 1. Ordu kıtaatında dört sene zarfında ancak 380 tifo hadisesi kaydedilmiştir. Fakat aşı, dediğim gibi fevkalade zamanlarda başvurulabilecek bir çaredir. Tifo aşısının muafiyeti azami iki senedir. Asıl tifoyu kaldırmak için şehrin sıhhileştirilmesi lazımdır.

Doktor Süreyya Hidayet

Biz Büyük Harb’te aşının çok faydasını gördük. 1313 Yunan Harbi’nde tifo yüzünden müthiş zayiat verdiğimiz halde Umumi Harb’te bu yüzden kaybımız hiç derecesindedir. Binaenaleyh en kestirme yoldan yapılacak iş halka bu hastalığın ve alelumum diğer sarî hastalıkların temaslarla geçtiğini iyice öğretmek, tahaffuz için icab eden tedbirleri göstermek ve aşının seve seve kabul ve tatbikatını temin etmektir. Bir ferd hıfzıssıhha şartlarını tam bir şekilde tatbik eder, vücudunu hastalıklara karşı mukavim tutacak olursa hastalık ona kolay kolay tesir edemez.

Cerrahpaşa Hastanesi direktörü Dr. Rüştü Çapçı

Sıhhiye Müdüriyeti şehrin sıhhatile çok yakından alakadar olmaktadır. Mesela tifonun biraz genişlediğini hisseder etmez, daha hiç kimsenin malumatı yokken derhal gereken tedbirleri almış ve vasi mikyasta aşı tatbikatına başlamıştır. Diğer taraftan bize de karantina koğuşumuzu tifo hastalarına tahsis etmemiz emredilmiştir.

Kimyager İbrahim Etem (Ulagay)

Şunu da itiraf etmeli ki hükümet tifo ve emsali sarî hastalıklarla mücadele etmek için çok geniş tedbirler almaktadır. Bu tedbirler meyanında bilhassa aşı uygulaması çok mühim bir mevki tutmaktadır. Memleketimizde tifo aşısı da Avrupa’daki emsalinden katiyyen farksız bir mükemmeliyette ihzar edilmektedir. Diğer taraftan radyo, gazete ve sair vasıtalarla halka tifodan ve diğer sarî hastalıklardan nasıl korunması lâzım geldiği de öğretilmelidir. Bunun da hastalığı önliyecek ve kökünden kaldıracak sebepler arasında çok ehemmiyetli yeri vardır.

Bakteriyoloğ Dr. İhsan Sami

Mikroskopta bin defa büyütülmüş olarak gördüğünüz bu minimini hayvancıklar daha doğrusu nebatcıklar demek lazım ya, neyse bunları pek karıştırmayalım, tifo mikrobu denen ve beşeriyetin başına müthiş bir beliyye olan mahluklardır. Tifoya tutulmuş olan bir insanın barsaklarında bu hayvancıklardan milyarlarcası ürer, barsaklardan kana karışır ve neşrettiği toksinler insanın bütün uzviyetine ve bilhassa kalbine tesir eder. Bu itibarla tifonun ne derece tehlikeli ve korkunç bir hastalık olduğu meydandadır.

Operatör Mim Kemal (Öke)

Tifo herşeyden evvel içilen sularla sirayet ettiğinden tabiatile herşeyden evvel su meselesinin kat’i bir şekilde halledilmesi lazımdır. Bu da gösteriyor ki tifo salgınının önünü almak hekim işinden ziyade bir hükümet işidir.