12. Osmanlı padişahı 3. Murad’ın rüyaları, bir dönemin saray hayatına ve iktidar ilişkilerin dair önemli ipuçları sunar. Dr. Özgen Felek’in detaylı çalışması, “kadın” temasının, hanedanın devamlılığı açısından rüyalara nasıl sızdığını, sızdırıldığını araştırıyor.

(…) Nurbanu Sultan genç bir cariye olarak girdiği Osmanlı sarayında adım adım güçlü bir siyasi figüre dönüşmüş; saraydaki nezaret rolü, oğlu 3. Murad’ın yaşam alanlarının fiziki planına dahi yansımıştı. Öyle ki, merkezî bir konumdaki dairesinden sadece oğlunun özel dairesini değil, harem bölümünün tümünü kontrol edebiliyordu. Sultan Murad, vefalı ve hürmetli bir evlattı ve annesinin saraydaki konumunu ona “Valide Sultan” unvanı vererek daha da yükseltmişti. Sultan’dan sonra en yüksek makamlardan birine işaret eden bu unvan, daha sonraları diğer Osmanlı sultanların anneleri için de daimi olarak kullanılır oldu. (…)

Bununla birlikte, Murad’ın hasekisi Safiye’ye olan düşkünlüğünün ve tekeşlilikte ısrarının, oğlunun tahta bir varis bırakamama ihtimaliyle endişelenen Nurbanu için bir hayli rahatsız edici olduğu anlaşılıyor. Validesi Nurbanu’nun bütün ısrarlarına rağmen Sultan Murad’ın Safiye dışında hiçbir cariyeye iltifat etmediği rivayet edilir. Murad’ın devrine dair en önemli ve ayrıntılı kaynaklarımızdan olan Mustafa Ali, Safiye ile olan tek eşliliğini sona erdirenin Murad’ın iki cariye ile olan aşk macerasının başarısızlıkla sonuçlanması olduğunu yazar. Hem Mustafa Ali, hem de Mustafa Ali’den naklen 17. yüzyıl tarihçilerinden Peçevi, Sultan Murad’ın bu başarısız deneyimini detaylı ve renkli bir şekilde hikaye ederler. Hikayeye göre, Valide Sultan, oğlunun hasekisi Safiye tarafından tek elden kontrolünü engellemek için olağanüstü bir çaba göstermişti. Oğlunun Safiye’ye olan derinden bağlılığı Nurbanu’yu endişelendiriyordu. Üstelik, Sultan Murad’ın Mehmed dışında Safiye’den olan erkek çocukları henüz bebek iken vefat ettiği için, Murad’ın ani vefatı durumunda tahta çıkacak bir erkek varisin yokluğu ihtimali Nurbanu’nun endişe ve kaygılarını artırıyordu. (…)

3. Murad’ın çok sevdiği hasekisi Safiye Sultan, padişahın rüya günlüklerinde ne ismen ne cismen yer almamaktadır.

Validenin olduğu mektuplarda -vecd halinde de olsa- yere düşen, bilincini kaybeden, ağlayan, uzaklaşan/ kaçan, zayıf Murad figürü, validesiz rüya anlatılarındaki isimsiz kadınlar karşısında güçlü ve hüküm sahibi bir karaktere dönüşür. İsimleri belirsiz bu kadınlar geleneksel olarak kendilerine atfedilen roller içinde (mesela, doğum yapmak, süt sağmak, ağlamak vb.) yer alırlar. Kitâbü’l-Menâmât’ın bu isimsiz ve cisimsiz kadınları ne güçlüdürler, ne trajiktirler, ne de duygusal olarak coşkundurlar. Ne de kendi kimliklerini kurmak için bir gayret içindedirler. Bu kadınların bazıları ise seyr ü süluktaki Sultan Murad için adeta onun aklını çelmeye ve onu yolundan çevirmeye çalışan engellerdir. Lakin, Sultan Murad onları azarlayarak susturur ve aradan çıkarır. (…)

Uyan ey gözlerim

Gördüğü rüyaları tuttuğu günlüklerle şeyhine gönderen 3. Murad, güftesini kaleme aldığı
bir ilahinin sözlerinde “Uyan ey gözlerim gafletten uyan” diyordu.

İçindeki irade gücünü neden rüyayla karşılaştırıyorsun? Yoksa bu irade gücü sana tıpkı rüyalar gibi saçma, tutarsız, kaçınılmaz, tekrarlanamaz ve temelsiz bir neşe gibi mi geliyor?
Franz Kafka

Son olarak, devrin tarihçilerinin resmettiğinin aksine, cinsellik bu mektuplarda herhangi bir şekilde Sultan Murad’ın rüyalarının bir parçası değildir. Metindeki hiçbir kadın figür, seksüel bir imaj ile karakterize edilmez. Ya Sultan Murad cinsellik içeren hiçbir rüya görmedi ya da bu tür rüyaları kayda değer görmedi. Her ne kadar bir mürid olarak her rüyasını hiçbir detay atlamadan şeyhine rapor etmesi bekleniyorduysa da, bu tür rüyaları (tabii eğer var idiyse) şeyhiyle paylaşmaktan imtina etmiş veya mektupların istinsahı esnasında bu tür mektuplar ele(n)miş de olabilir. (…)

(Dr. Özgen Felek’in Doğu-Batı dergisinin 76. sayısında yer alan “III. Murad’ın Rüya Mektuplarında Kadınlar ve Cinsellik” makalesinden derlenmiştir).