26 Nisan 1986’da yaşanan Çernobil faciası, insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biriydi. Çernobil’den 33 yıl sonra bile, sadece ve sadece 42 saniyede oluşan bir felaketin izlerinin silinebilmesi için uğraşılıyor. Santralin yakınlarında bulunan Pripyat kenti, 24 bin yıl boyunca insan yaşamına kapalı kalacak. Kazanın saniye saniye radyografisi ve bugüne uzanan gelişmeler… 

 

Cenk Başlamış; gazeteci. 1989-2010 arası Türk ve dünya medyası için Moskova’da çalıştı. Çernobil kazası sonrası bölgeye gitti, röportajlar yaptı. 

Anatoliy Dyatlov 25 Nisan 1986 gecesi işe geldiğinde canı sıkkındı ama hayati deneyi bu kez başarıyla tamamlayacaklarını umuyordu. 

Görüşbirliği yok  Dünyanın büyük nükleer felaketine dair tüm uzmanların üzerinde birleşebildiği bir neden yok. Buna karşın hemen herkes reaktörün gücünün kontrolsüz şekilde artarak aşırı buhar üretimine, bunun da patlamaya yol açtığı konusunda hemfikir. 

Dyatlov, Vladimir İlyiç Lenin Nükleer Güç Santrali ya da kısaca Çernobil Santrali olarak bilinen tesisin başmühendisiydi; meslekte 26 yılını doldurmuş deneyimli bir uzmandı. Santral, o zamanlar Sovyetler Birliği çatısı altında yer alan Ukrayna’nın başkenti Kiev’e 100, adını aldığı Çernobil kentine 18, çoğunlukla çalışanların ailelerinin yaşadığı Pripyat kasabasına ise üç kilometre uzaklıkta, Ukrayna-Beyaz Rusya (şimdiki adı Belarus) sınırına yakın bir bölgedeydi. 

Kafasını taktığı deney aslında 1982, 1984 ve 1985’te de yapılmış, ancak başarılı olamamıştı. Deneyin amacı, Çernobil’de de dört adet bulunan RBMK-1000 tipi reaktörlerin acil bir durumda gereken güvenlik önlemlerini adım adım alıp almayacağını görmekti. Acil durum için öngörülen senaryo, santralde soğutucu kaybı yaşanmasına yol açabilecek bir arıza ve aynı anda şebeke elektriğinin kesilmesiydi. Normal koşullarda böyle bir durumda devreye acil soğutma sisteminin girmesi gerekiyordu ama elektriğin de kesilebileceği varsayımıyla sistemin pompaları her reaktörde üç adet bulunan dizel jeneratörler tarafından çalıştırılacaktı. Aslında jeneratörler şebeke elektriğinin kesilmesinden sadece 15 saniye sonra devreye giriyordu ama tam kapasiteye ulaşmaları 60-75 saniyeyi buluyordu. İşte deney o kritik saniyelerde bunun başarılıp başarılamayacağını görmek için yapılacaktı. 

Dyatlov’un sıkıntılı olmasının nedeni, geçmişte yapılan üç deneyin de başarısız olmasıydı. Bunun anlamı ise, hiçbir şeyin şansa bırakılmaması gereken nükleer reaktörde ciddi bir güvenlik açığı bulunmasıydı. 

5 bin işçi çalıştı  Çernobil felaketinin ardından bölgede çalışan işçiler büyük miktarlarda radyasyona maruz kaldığından her işçi sadece belirli bir süre alanda çalıştırılabiliyordu. Bu nedenle radyasyondan arınma çalışmalarına yaklaşık 5 bin işçi katıldı (üstte). Çernobil’in baş mühendisi Anatoly Dyatlov yaşananları Milliyet gazetesinden Cenk Başlamış’a anlatıyor. Tarih 31 Ocak 1993. 

1986’daki son deney aslında 25 Nisan’ın ilk saatlerinde dört numaralı reaktörün gücünü azaltmasıyla başlamıştı. Ancak, bölgedeki bir elektrik santralinde meydana gelen arıza nedeniyle Kiev’deki yetkililer ortaya çıkan enerji ihtiyacının karşılanabilmesi için güç azaltma işleminin ertelenmesini talep etmişti. Çernobil o sırada Ukrayna’nın elektriğinin yüzde 10’unu tek başına karşılıyordu. 

Diğer santraldeki arızanın giderildiği, dolayısıyla güç azaltma işlemine devam edilebileceği bilgisi geldiğinde 26 Nisan’a girilmesine sadece bir saat kalmıştı. Ama erteleme nedeniyle deney için bekleyen asıl ekibin, hatta ondan sonrakilerin de vardiyası bitmiş, geceyarısı vardiyası için gelenlerin hazırlanmasına da sayılı dakikalar kalmıştı. 

Bundan sonra kayıtlara ve görgü tanıklarına göre anbean şunlar yaşandı: 

Saat 01.15’de Vardiya Müdürü Aleksandr Akimov, başmühendis Dyatlov’a hazırlıkların tamamlandığını söyledi. 

01.23.04’de deney başladı. 

01.23.40’da Akimov, Dyatlov’a dört numaralı reaktörün durdurulabileceğini söyledi. Bu aşamada acil durum düğmesine (AZ-5) basılması gerekiyordu. Operatör, Dyatlov’dan aldığı talimatla düğmeye bastı. Göstergeler normaldi. 

01.23.43’te göstergeler çıldırmış gibi hareket etmeye başladı. Reaktörün gücü, olması gereken maksimumun üç katına çıktı. Dyatlov acil durum ölçme sistemine baktığında bir kaza meydana geldiğini anladı. Artan basınca dayanamayan reaktörün alarm zilleri çalmaya başladı. 

01.23.46’da korkunç bir patlama odadaki herkesi bir tarafa fırlattı. Bina beşik gibi sallanmıştı. Dyatlov’un gözü, çöken tavana takıldığı sırada ikinci bir patlama meydana geldi. Soğukkanlılığını korumaya çalışarak gücü yettiğince bağırdı: “Yedek kumanda odasına koşun!” Herkes odayı terketmeye başlamıştı ki Dyatlov emrinden vazgeçti. Kontrol tablosunu yeniden incelemeye koyuldu. Gördükleri kanını dondurmaya yetmişti. Ağzından “Tanrım, bu bir kaza değil felaket” sözleri döküldü. 

Haklıydı. 

Çernobil manşetlerde  Çernobil haberleri tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gazetelerin manşetlerindeydi. Dünyada felaketin büyüklüğüne dikkat çekilirken, Türkiye’deki haberlerde radyasyonun bizi etkilemeyeceği öne sürülüyordu (üstte). Bölgenin boşaltılmasının ardından görevliler Pripyat kentindeki binaları “bourda” adı verilen ve radyasyonun havayla temasını kesmeye yarayan yapışkan maddeyle yıkadılar. 

Ama deney sırasında basılan acil durum düğmesinin (AZ-5), felaketin asıl tetikçisi olduğundan o anda haberdar değildi. Normal şartlarda acil bir durumda reaktörün kapanması için yapılan düğmeyle ilgili çok önemli bir sorun olduğu, 1975’te Leningrad Nükleer Santrali’nde meydana gelen olaydan beri biliniyordu; fakat Sovyet yönetimi biliminsanlarının bu konudaki raporunu sümenaltı etmişti. Bu rapor kamuoyuna değil, sadece nükleer sektörde çalışanlara duyurulsaydı bile, Dyatlov AZ-5’e su basılması talimatını kesinlikle vermeyecekti. Çünkü reaktörü aniden durdurması, dolayısıyla koruması amacıyla yapılan düğme, aslında patlamayı tetikleyen en önemli unsur olmuştu. Ama Sovyet yöneticileri raporu saklamakla kalmamış, nükleer santrallerindeki hayati bir sorunu yoksaymıştı. 

Yine Dyatlov’un talimatıyla santrale kısa sürede çok sayıda ambulans ve itfaiye geldi. Ancak, özellikle itfaiyeciler gerçekte nasıl bir felaket yaşandığından habersiz, sıradan bir yangına müdahale ettiklerini sanıyordu. 

Faciadan 33 yıl sonra bile bütün uzmanların üzerinde birleşebildiği bir neden bulunmuyor. Ortada çok farklı teoriler dolaşıyor; hatta bazıları patlamayı deney sırasında meydana gelen depremin tetiklediğini ileri sürüyor. Herkesin görüş birliğinde olduğu tek konu ise, reaktörün gücünün kontrolsüz şekilde artmasının aşırı buhar üretimine, bunun da patlamaya yol açmış olması. 

Kim suçlu? 

Kazayı, RBMK tipi reaktörlerin sorunlarına ve eksikliklerine bağlayanlar kadar personeli suçlayanlar da var. Yine de facianın reaktörün yapısından kaynaklandığı, personelin hatalarının ise ikinci derecede rol oynadığı görüşü daha çok taraftar topluyor. 

Kazadan 10 yıl sonra hayatını kaybeden Dyatlov da asıl suçlunun Çernobil’in tasarımından kaynaklanan yetersiz güvenlik önlemleri olduğunu düşünüyordu. Ama kullanılan teknolojinin de sonuçta insan yapımı olduğunu unutmamak gerekiyor. Dolayısıyla dünya, insandan kaynaklanan bir felaketle karşılaştı. 

Nedeni ne olursa olsun 26 Nisan 1986’da meydana gelen patlama, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 400 katı radyasyon yayılmasına yol açtı. “İnsanlık Çernobil’in bedelini nasıl ödedi?” sorusunun yanıtına gelince… 

Sovyet resmî rakamlarına göre, ikisi 26 Nisan’da olmak üzere felaket 31 kişinin hayatına mal oldu. Hemen hemen herkes bunun gerçeği yansıttığı konusunda kuşku duyuyor, ancak gerçek rakam konusunda inanılmaz farklı tahminler yapılıyor. Buna göre, kazanın meydana geldiği 1986 ile 2006 arasında, yani 20 yıllık bir dönemde dünyanın en büyük nükleer felaketi olarak kayıtlara geçen kazanın doğrudan ya da dolaylı kurbanlarının sayısı 4-200 bin arasında değişiyor! 

Değişik kaynaklara göre, kazadan Ukrayna’da yaklaşık iki milyon, Belarus, Rusya ile İsveç, Almanya, Avusturya, Polonya, Yunanistan ve Yugoslavya’nın da aralarında bulunduğu Avrupa ülkelerinde ise toplam 6-7 milyon kişi etkilendi. Buna, kurtarma çalışmalarına katılan yüzbinlerce kişiyi de eklemek gerekiyor. Fazla bilinmese de, Çernobil’den kaynaklanan radyasyonun neredeyse yüzde 70’i komşu Belarus’a ulaştı. Felaketin ulusal ekonomiye maliyetinin ise 235 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. 

Kaza sonucu Belarus topraklarının yüzde 23’ü, Ukrayna topraklarının ise yüzde sekizine eşit olan 50 bin kilometrekarelik bir alanda radyasyon kirlenmesi yaşandı. Sözkonusu iki ülke ile Rusya’da radyasyondan etkilenen toplam alanın ise 200 bin kilometrekareye ulaştığı hesaplanıyor. Etkilenen tarım alanlarının toplamı ise beş milyon hektar (50 bin kilometrekare) civarında. 

Kazanın meydana geldiği dört numaralı reaktörde 180-190 ton nükleer yakıt bulunuyordu; felaketin ardından bunun yüzde 5-30’unun çevreye yayıldığı tahmin ediliyor. 

Kaza sonucu atmosfere değişik miktarda kripton, ksenon, iyot, tellür, stronsiyum ve sezyum karıştı. 

Santralin yakınlarında bulunan Pripyat kentinin tam 24 bin yıl boyunca insan yaşamına uygun olmadığına karar verildi. Önce beton blokla kaplanan dört numaralı reaktörün enkazı 2016’da Avrupa Birliği’nin finansmanıyla 25 bin tonluk çelik bir kafesle kapatıldı. Yine santralin yakınlarındaki çam ormanı, felaketten en çok etkilenen yerlerden biri oldu ve neredeyse hiçbir canlı kalmadı. 

Ancak, faciadan 33 yıl sonra biliminsanları o ormanda şaşırtıcı bir manzarayla karşılaştı: Aralarında ayı, bizon, kurt, yaban domuzu, at ve çok sayıda kuş çeşidinin bulunduğu canlılar burada yeniden yaşamaya başlamıştı. Doğa felaketle inanılmaz bir şekilde mücadele etmişti. Tabii bu durum bölgenin tümüyle temizlendiği anlamına gelmiyor. 2018’de yapılan bir araştırma Rovenskoy bölgesindeki ineklerden alınan sütün normalin üç buçuk kat üzerinde radyasyon içerdiğini gösteriyor. Tiroid kanseri ve lösemi vakalarında 10 kata varan oranda artış var. Sakat doğumlar ve büyüme bozuklukları dışında radyasyona maruz kalan yerlerde yaşayanlar bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu normalde öldürücü kabul edilmeyen hastalıkların kurbanı oldu. 

Sovyet hükümeti radyasyondan temizleme çalışmalarına 18 milyar rubleyi aşan bir harcama yapmak zorunda kaldı. Dönemin Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un sonradan itiraf ettiği gibi, Sovyetler Birliği’nin 1991 sonundaki çöküşü aslında, 1986’da Çernobil’le başlamıştı. Çernobil’in yarattığı korku nedeniyle 1986-2002 arasında hiçbir ülke nükleer santral yapmaya cesaret edemedi. Ama “hafıza-i beşer nisyan ile malûldür” sözünü doğrularcasına, sonradan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkeler enerji açığını kapatmak için nükleer tesisler kurmaya yöneldi. Buna karşılık kimi ülkeler ise güneş, rüzgar, jeotermal ve dalga gibi yenilenebilir kaynaklara ağırlık verdi. 

2019’un ortalarında Amerikalı yapımcı HBO tarafından hazırlanan beş bölümlük Çernobil dizisi “nükleer unutkanlık” yaşayanların gerçekle yüzleşmesini sağladı. “Dizide hangi hatalar vardı ya da komünizm düşmanlığı yapılıyor muydu?” sorularını bir kenara bırakıp, öncelikle karşı karşıya bulunduğumuz nükleer riski hatırlattıkları için yapımcılara teşekkür etmeliyiz. 

Çernobil’den 33 yıl sonra bile, dünya sadece ve sadece 42 saniyede oluşan bir felaketin izlerini silebilmek için uğraşıyor. Felaketten en çok etkilenen ülkelerin başında gelen Belarus’ta nükleer tehlike konusunda farkındalık yaratabilmek için mücadele edenlerden biri olan yönetmen Vyaçeslav Nikiforov’un dediği gibi, “Yüzde 100 güvenli bir nükleer santral yok. Bu gerçeği kabullenmedikçe insanlığın ne kadar tehlikeli bir noktada bulunduğunu hiçbir zaman anlayamayacağız”. 

TARİHE GEÇTİLER

Çekirdeğin altında üç kahraman adam

Alexei Ananenko, Valeri Bespalov ve Boris Baranov. Üzerlerinde yalnızca bir dalış kıyafeti ve ellerinde fenerlerle radyoaktif havuza girmeyi kabul eden üç kişi, Çernobil’deki felaketin dünya çapında milyonların ölümüne yolaçmasını engellemişti. Makine mühendisi Alexei Ananenko “kendimi hiçbir zaman kahraman gibi hissetmedim, işimi yaptım” diyor. 

Tarihin en büyük nükleer felaketinden birkaç gün sonra Çernobil’de patlayan reaktörü soğutmak için itfaiyeciler tarafından kullanılan sular, bodrum katında radyoaktif bir havuza dönüşmüştü. Sıcak nükleer çekirdeğin bu havuzla buluşması, radyasyonlu suyun buharlaşıp tüm Avrupa’ya yayılacak radyasyon bulutlarına dönüşmesine neden olabilirdi. Bu ihtimal gerçekleşseydi, Çernobil yüzünden hayatını kaybedenlerin sayısı milyonlara çıkabilir ve Avrupa’nın büyük kısmı yüzbinlerce yıl boyunca yaşanmaz hale gelebilirdi. 

Dünyanın bu korkunç senaryonun kıyısından dönmesine, üzerlerinde yalnızca bir dalış kıyafeti ve ellerinde fenerlerle radyoaktif havuza girmeyi kabul eden üç kişi engel oldu: Makine mühendisi Alexei Ananenko, kıdemli mühendis Valeri Bespalov ve vardiya amiri Boris Baranov. 

20 milyon litre suyu, lava benzeyen maddeyle temas etmeden boşaltmanın tek yolu, suyun içine girerek doğru vanaları açmaktı ve Ananenko vanaların yerini bilen tek kişiydi. Havuza girdiler; fakat yüzlerce boru ve vananın oluşturduğu labirentte doğru vanayı bulmaya çalışırken Baranov’un taşıdığı fenerin ışığı tükendi. Buna rağmen doğru vanayı bulup boşalan suyun sesini duyduklarında, bütün ekip rahat bir nefes aldı. 

Bugün pek çok kaynakta, bu üç kişinin olaydan kısa süre sonra hayatını kaybettiği yazıyor. Gerçekte ise, Ananenko ve Bespalov halen hayatta; Baranov ise 2005’te kalp krizinden öldü. Kiev’de tek odalı mütevazı bir apartman dairesinde yaşayan Ananenko, diziden sonra kendisine yönelen yoğun ilgiye karşılık ısrarla “Kendimi hiçbir zaman kahraman gibi hissetmedim” diyor: “Ben yalnızca işimi yapıyordum. Bana oraya girmem emredildi; ben de girdim”. 

TARİHTE NÜKLEER KAZALAR

Şansımız yaver gitti; şimdilik…

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu IAEA, yaşanabilecek nükleer kazaların ve olayların büyüklüğünü belirlemek ve hızlı önlem alınmasını kolaylaştırmak için 1990’da bir derecelendirme tablosu hazırladı. INES (Uluslararası Nükleer ve Radyolojik Etkinlik Skalası) olarak adlandırılan derecelendirme 7 aşamadan oluşuyor. 1. Anomali 2. Olay 3. Ciddi Olay 4. Yerel Sonuçları Olan Kaza 5. Geniş Sonuçları Olan Kaza 6. Ciddi Kaza 7. Büyük Kaza 

ANOMALİ

Fukui (2004) Kayıtlara geçen tek örnek, Japonya’nın Fukui reaktöründe 9 Ağustos’ta yaşandı. Buhar kazanının patlamasıyla dört işçi öldü, yedi işçi yaralandı. 

OLAY

Forsmark (2006) 25 Temmuz’da İsveç’te Forsmark reaktöründeki elektrik arızası felakete yol açabilecek bir hadiseydi. Reaktör durduruldu, olay büyümedi. 

CİDDİ OLAYLAR

Greifswald (1975) Doğu Almanya’da 7 Aralık’ta yaşandı. Elektrik arızasından çıkan yangın, santralin güvenlik ve soğutma sistemlerini kül etti. Neyse ki radyoaktif bölümlere sıçramadan söndürüldü. 

Oak Harbor (2002) 16 Şubat’ta ABD’de Ohio Nükleer Santrali’nde kontrol çubuklarının çok yıpranması küçük bir sızıntıya ve bir reaktörün iki yıl durmasına yol açtı. 

Paks (2003) Macaristan’daki Paks santralinde temizlik sırasında işler ters gitti ve bir miktar radyoaktif gaz havaya salındı. Santral 18 ay boyunca kapatıldı. 

YEREL SONUÇLARI OLAN KAZALAR

Idaho Falls (1961) 3 Ocak’ta ABD’de bir prototipi test etmeye çalışan üç mühendis, meydana gelen patlama sonucu öldü. 

Bohunice (1976-1977) O dönem Çekoslovakya’daki Jaslovské Bohunice Santrali bir yıl içinde iki kez hata verdi. 5 Ocak 1976’da yakıt değişimi esnasında sızıntı yaşandı. 22 Şubat 1977’deki kazada ise kontrol çubuklarında çıkan arıza, santral dışına taştı. Reaktör kapatıldı. 2000’lerde faaliyetine son verilen santral yeniden açıldı. 

Ibaraki (1999) 30 Eylül’de Japonya’da gerçekleşen kaza iki çalışanın ölümüne, bir çalışanın ciddi miktarda radyasyona maruz kalmasına neden oldu. 

GENİŞ SONUÇLARI OLAN KAZALAR

Lucens (1969) 21 Ocak’ta İsviçre’nin Vaud kentindeki Lucens reaktörü, soğutucuların devre dışı kalmasıyla bombaya dönüştü. Çekirdeğin erimesinin düşük düzeyde kalması ve patlamaması Çernobil gibi bir kazanın yaşanmasını engelledi. Reaktör üstü örtülerek kapatıldı. 

Three Mile Island (1979) 28 Mart’ta ABD-Pennsylvania’daki eyaletindeki Three Mile Island’da soğutucu sistemlerin çökmesi sonucunda çekirdek eridi. Yine bir rastlantı sonucu patlama yaşanmadı. Havaya radyoaktif gaz karıştı. Bağımsız kaynaklar bölgede kanser vakalarının hâlâ yüksek düzeyde gerçekleştiğini öne sürüyor. 

CİDDİ KAZA

Kyshtym (1957) Tarihte kayıtlara geçen tek ciddi kaza 29 Eylül’de Rusya’nın Kyshtym bölgesindeki Mayak Santrali’nde gerçekleşti. Plütonyum işlenen tesiste, 70-80 ton likit radyoaktif atık içeren bir tankın soğutma sistemlerinin çalışmadığı kimse tarafından farkedilemedi. Sıkışma ve basınç sonucunda yaşanan patlama 100 tonluk TNT’nin yaratacağı etkiye ulaştı ve üzerindeki 160 ton betonu havaya uçurdu. Patlamadan 22 köy hemen etkilendi, 10 bin kişi tahliye edildi, 66 insan yüksek radyasyona maruz kalarak kısa sürede hayatını kaybetti. Bölgede bir yıl içinde ölümle sonuçlanan 200 kanser vakası yaşandı. Üzerinden 62 yıl geçmesine rağmen bölge hâlâ radyoaktif tehlike altında ve ziyaretçilere kapalı. 

BÜYÜK KAZA (NÜKLEER FELAKET)

Fukushima (2011): 11 Mart Cuma günü Tohoku depremi ve sonrasındaki dev tsunami dalgalarıyla başlayan felaketler zinciri, bölgedeki büyük nükleer santrallerden Fukushima’yı da vurdu. Depremle birlikte güvenlik protokolleri uygulanmış ve santral otomatik olarak durmuştu. Sorun, yüksek ölçekteki depremlere ve tsunamiye dayanır denen binanın dayanıklı çıkmamasıydı. Tsunami dalgalarının yıkımı sonucu soğutma sistemleri devre dışı kaldı. Çekirdek eridi, havaya yüksek düzeyde radyoaktif bulut salan patlamalar gerçekleşti. Depolanan atıkların bir bölümü tsunami dalgalarına karışarak etrafa yayıldı. 

Çernobil’le birlikte, dünya tarihinde yaşanan iki büyük felaketten biri. 

Derleyen: Fırat Türkoğlu