Örümcek Adam’ın içindeki insan öldü…

Ünlü çizgi roman kahramanının çizeri Steve Ditko, geçen ay New York’taki evinde ölü bulundu. İlk defa 1962’de Marvel tarafından yayımlanan Örümcek Adam’ın çizeri Ditko, çok uzun zamandır inzivaya çekilmiş, fotoğraf çektirmeyen, kendisini gizlemiş bir sanatçıydı. Örümcek Adam fikrini bulan, hikayelerini yazan ve bu kahramanı dünya çapında bir “kült” haline getiren Marvel’in patronu Stan Lee -kimilerine göre örümcek- ise 96 yaşında ve gayet sağlam. İşte çizgi roman tarihinin belki de en karmaşık hikayesi.

Büyük sanatçı Çizgi roman tarihinin en önemli yaratıcılarından biri olan Steve Ditko, 29 Haziran 2018’de 90 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçı 30’lu yaşlarında, çalışma masasının başında.

Bir münzeviye karşı dünyanın en popüler adamı.
Steve Ditko ve Stan Lee.
Onlarınki tam çizgi romanlara yakışacak bir hikaye…

İki kardeş düşünün; kan bağı ile gelen bir kardeşlik değil, daha ziyade mesleki ittifak gereği bir dayanışma kardeşliği. Sonradan yolları ayrılacak iki kardeş. Biri yazar, biri çizer. 1950’lerde Marvel bugün bildiğimiz multimedya devi değildi. Kardeşlerden Stan Lee ise bildiğimiz sevimli büyükbaba olmaktan (bugün 96 yaşında) uzaktı. Marvel’ın 2. Dünya Savaşı’nda Captain America’ya, Hitler’in burnuna kroşe patlattırdığı günler geçmiş, çizgi roman satışları yavaşlamış, Marvel’ı ayakta tutan tek şey, ‘GORR’, ‘BLOB’, ‘FIN FANG FOOM’ gibi tuhaf isimler verdikleri “B-filmler”e yakışır dev canavarlara ait ucuz çizgi romanlardı.

Rakip firma DC Comics ise ünlü Superman karakteri ile 1 milyonluk satışları bile görüyordu.

Bu iklimde Stan Lee’nin tek derdi, dergilerini satmaktı. Bunun için kendince formüller geliştirmiş, reçeteler benimsemişti. Örneğin hareketsiz başlayan öyküleri değiştirtiyor, daha kinetik başlangıçlar ile okuyucuyu oltaya takmaya çalışıyordu. Yıllar sonra Roy Thomas’a tembih edeceği gibi, Barbar Conan dergisinin kapağına kafatası/ iskelet resmettirdiği sayılar, her ne hikmetse daha çok satıyordu.

Lee’nin reçetelerinin geçerliliği tartışmalı ama, bu koşullarda popülerlik formülünü bulduğu kesin. Bunlardan ilki, DC’nin “Yunan Panteonu” ile “Yuvarlak Masa Şövalyeleri”nin karışımı olarak tasarladığı “Adalet Birliği”(Justice League) projesine cevap niteliğindeki Fantastic Four (Fantastik Dörtlü) oldu.

“Marvel yöntemi”ne göre Lee, çizerine hikayeyi genel olarak tarif ediyor; çizer tüm detayları ve dizaynları oluşturup öyküyü kare kare betimliyor, son aşamada da büyük bir canlılıkla bu sayfalara diyalog yazıyordu.

Fantastik Dörtlü’nün çizeri Jack Kirby idi (Kirby her ne kadar X kuşağı çocuklarının gözünde kaba ve çirkin hatlı çizimlere sahip görünse de çizgi roman tarihinde önemi büyüktür; çünkü kahramanların ve canilerin çizgi roman karesindeki kinetik dinamizminin yaratıcısıdır. Kirby’den önce, örneğin 1930’lardaki halleri ile Süpermen veya Yarasa Adam, cılız ve donuk kartpostallar gibidir. Ufak, önemsiz, statik figürlerdir. Jack Kirby ise sayfaya hareket, drama, panelin dışına taşacakmış gibi savrulan yumruklar, hız ve darbe efektleri ekleyerek çizgi roman sanatını görsel anlamda bir üst seviyeye taşımıştır). Ne var ki zaman içinde Kirby, Lee’nin bir takdimci, hatta bir şovmen olarak ön plana çıkma çabalarından rahatsız olmuş, iş yükü ile ücreti arasında haksızlık olduğunu ileri sürmüş, gitgide hoşnutsuz olarak Marvel’dan uzaklaşmıştı (Dahası Kirby, özellikle Fantastik Dörtlü’deki nice hasmın ve karakterin kendi tasarımı ve buluşu olduğunu iddia etmiştir).

Bugün milyon dolarlık değerlere sahip karakterlerin görsellikleri, tasarımları mı önemli, yoksa sesleri/mizaçları yani bir bakıma ruhları mı? Bu karakterlerin, Hollywood sayesinde hasılat rekorları kıran serüvenlerindeki olay örgüleri mi önemli, yoksa o olayların merkezindeki bakış açıları, benlikleri ve sesleri mi? Bu soruların cevabına göre bugün geriye baktığımızda esas kreatif övgüyü Stan Lee’ye veya onun küskün ve yabancılaştırılmış çizerlerine yöneltmemiz gerekecek.

Lee’nin Fantastic Four’dan sonraki teşebbüslerinden olan Örümcek Adam’ın (Spiderman) çizeri Steve Ditko’ydu. Bir fikir tomurcuğu olarak bu karakteri ilk kez bulduğunda yayımcısı Martin Goodman’a konuyu açan Stan Lee önce hoşnutsuzluk ile karşılaştı. Goodman’ın bu yeni karakterin konsept ve teması ile ilgili kaygıları vardı: Kişisel motif ve totemi, sekiz bacaklı bir haşarat olan bir karakterin okuyucuyu tiksindirip iğrendireceğini düşünüyordu Goodman. Ne var ki birkaç sayı içinde haksız olduğu anlaşıldı. Okurlar Örümcek Adam’ı sevmişti. Takibeden on yıllar içinde Örümcek Adam dergisi, Fantastik Dörtlü, Hulk ve Barbar Conan çizgi romanlarından bile çok satarak şirketin amiral gemisi haline geldi.

Peki bu sihrin sorumlusu Stan Lee miydi, yoksa Örümcek Adam’ın ilk ve kimilerine göre en iyi çizeri olan Steve Ditko mu?

Bunun cevabını bulmak güç. Lee ile Ditko’nun işbölümünü nasıl paylaştığını bilmiyoruz. Ancak şunu söyleyebiliriz: Gerek Peter Parker’ın dünyası, yan karakterleri, huysuz gazeteci patronu J.Jonah Jameson ya da komşu dergilerin Ben Grimm gibi komşu kahramanları; bir biçimde Stan Lee’nin bugün bile hissedebileceğimiz, sevimli mizacından, şirinliğinden, muzip espri anlayışından bir şeyler taşıyor. Dolayısıyla aşırı uçtan eleştiren bazı kimselerin aksine Stan Lee, çizer ortaklarını dolandıran, onlar hak etmedikleri bir yoksulluk içinde kıvranırken kendisi her yıl sırf Örümcek Adam karakterinden milyon dolar kazanan güleç bir dolandırıcıdan ibaret değil belli ki. Lee’nin karakterlere kattığı canlılık, nüans, zayıflık ve pathos olmasa, tüm bu karakterler, 60’larda yarattıkları ivmeyi bulamayacak, bugün bile 1930’lar ve 1940’ların tozunu taşıyan, hatasız, fazla düzgün ve bu yüzden (o dönem için) sıkıcı DC karakterleri gibi kalacaktı.

Özgün ve kişilikli Çağdaşı çizerlerden farklı bir üslubu olan Ditko’nun yayımlanan ilk çizgi romanı “The Thing’in kapağı, 1954.

Peki ama Peter Parker’ın bildungsroman çalkantılarını, ergenlik anksiyetelerini, J. Jonah Jameson’ın özünde iyi kalpli huysuzluğunu ve daha nice nüansı Lee’nin anlatı sesine borçluysak, Steve Ditko’nun Örümcek Adam mirasındaki rolü, Örümcek Adam’a katkısı ne idi?

Ditko, Lee’nin kanlı canlı, üç değilse de iki boyutlu olabilen karakterlerini kendine özgü bir görsel dünyaya dökme başarısını göstermiş kişiydi. Ditko’nun Örümcek Adam’ı, her şeyiyle tam bir 1960’lar ürünüydü. Modern çizgi roman okurunun alışık olduğu o estetik pozları veren, kostümünün altında bir genç adam değil bir vücut geliştirme şampiyonu olan, agresif, ve yapmacık, adeta hormonlu modern Örümcek Adam tasvirlerinden değildi Ditko’nun kahramanı. Onun betimlemesi ile Örümcek Adam, neredeyse ekspresyonist bir manifesto idi. Karakterin anatomisi cılız, gösterişsizdi. Öte yandan özellikle süper güçlü canilerle savaş sahnelerinde, Örümcek Adam’ın anatomisinde tamamen Ditko’nun tercihi ve kontrolünde tuhaf, belli belirsiz çarpıklıklar olurdu. Örneğin bacağında dizinin altından ayağına kadar olan kısım, olması gerekenden daha fazla bükülürdü; veya ayak bileği biraz da olsa imkansız bir açı ile bir çıkıntı oluşturur böylece ayağı, imkansız bir pozisyonda duvara yapışarak, karakterin amansız bir savaşın ortasında bile ufak bir dayanak ve avantaj edinmesini sağlardı.


Ditko’nun Örümcek Adam’ı Kas yığını süper kahramanların yanında çelimsiz kalan Ditko’nun Örümcek Adam’ı, kendisini çizgi roman alemine çizerin alamet-i farikası anatomik deformasyonlarıyla kabul ettirmişti.

İlk bakışta çizer hatası sanılabilecek bu kasıtlı yaklaşımlar, zamanla Ditko’yu kült bir çizer haline getirdi. Önce yadırganabilecek bu çarpıtmalar, Örümcek Adam’ın yeni kazandığı güçleri ile gelen, hakiki örümceklere özgü bir tür anatomik değişim, bir başkalaşma olarak yorumlandı. Hatta Ditko, modern Amerikan çizgi romanlarına Metamorfoz romanının ufak zerrelerini serpiştiriyordu belki, kim bilir…

Örümcek Adam’ın anatomisinde Kafkaesk bir başkalaşma olup olmadığı belli değilse de, dünyasının oldukça kendine özgü ve kasvetli olduğu söylenebilir. Steve Ditko Örümcek Adam’ın kemik ve eklem yapısını bükmekle kalmıyor, bir ekspresyonist ressam gibi onun dünyasının atmosferini, ambiyansını, iklimini de büküyordu. Steve Ditko’nun yorumuyla Peter Parker, sonradan en klasik yorum şablonunu oluşturacak o John Romita’nın yakışıklı Peter Parker’ı gibi değildi. Romita, kariyerine bir romans çizeri olarak başlamıştı. Ditko’nun ayrılışından sonra Stan Lee onu Örümcek Adam dergisine, o sıralar çizdiği aşk ve ilişkiler temalı çizgi romanlardan ayırıp getirmişti. Romita’nın tercihi bu yüzden daima bu unsurlara odaklanmak oldu. Öyle ki Örümcek Adam’ın bazı sayılarında anlatım kutusunun içinde Lee bile bunu dile getirir ve Romita’nın ‘elinden gelse hiç durmadan güzel kızlar, yakışıklı oğlanlar, havalı arabalar ve danslar çizeceği’ni söyleyip ona takılır. Mary Jane ve Gwen Stacy bu yüzden güzel ve alımlı genç kadınlardır. İkisi de Peter’dan için için hoşlanmaktadır, ancak bu 1970’ler Peter Parker’ıdır ve Romita etkisinin estiği bir Marvel evrenidir.

Örümcek Adam’ın görünümünün en önemli öğesi ağla kaplı kostüm ve maske de onun özgün fikriydi

Oysa Ditko’nun Peter Parker’ı koca gözlüklü, cılız, hımbıl, tam bir inektir. Cazibeye dair, en azından 1960’lar paradigmasına göre hiçbir unsur taşımamaktadır. Bu Peter Parker’ın dünyası daha loştur. İnsanlar ve nesneler duvara daha kocaman gölgeler aksettirir. Parker’ın yüzü daimi bir ıstırap ve kaygı halindedir. Lise hayatı eziyet içinde geçmektedir. Asla popüler olmamıştır; hoşlandığı kişi olan lisenin en popüler kızı Liz Allen ona ara sıra umut verse de elbette ki lisenin futbol starı Flash Thompson ile çıkmaktadır, sık sık Parker’ı tersleyip bozum eder. Ayrıca Parker’ın May Hala’sı her an bir sağlık problemi ile yığılacak kadar narindir. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi türlü yırtıcıları tematik totem edinmiş türlü türlü süper cani sosyopatlar, akbabalar, ahtapotlar, kertenkeleler, düşmanları olan bu ‘Örümcek’e en olmadık zamanda saldırmak için fırsat kollamaktadırlar.

İlk kez okur karşında Örümcek Adam ilk kez 1962’de İnanılmaz Fantezi – Amazing Fantasy serisinin 15. nüshasında hayat bulmuş, bu sayı satış rekorları kırmış ve Ditko kendi serisi İnanılmaz Örümcek Adam – The Amazing Spider-Man’a terfi etmişti.

O halde şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Jack Kirby’nin dinamizm ve akışkanlık maharetine karşılık, Steve Ditko’nun Örümcek Adam’a, sayfaya kattığı nitelik, ambiyans, atmosfer ve nüans oldu. Kirby’nin dövüşen karakterlerinde çenelerde patlayan yumrukları “görürüz”. Hareket çizgileri ve koreografi sayesinde canlılık sayfadan taşar. Oysa Ditko sayfasında tuhaf, loş bir tekinsizlik vardır. Bir terslik “hissederiz”. Gerçeklik olması gerektiği gibi değildir; dünya hafifçe bükülmüştür. Karakterin iç coğrafyasının kasveti, çıkmazları, bozulmaları, dış coğrafyaya yansımıştır. Maskesiz hali, John Romita’nın kazanan güleç Peter Parker’ı değil, kaybeden, kaygılı, ezik bir Peter Parker’dır. Maskeli halinde ise amansız savaşlarında onu kıskıvrak yakalayan düşmanları ile savaşırken vücut dili, bir böceğin kıvranan imkansız anatomisinden izler taşır.

Amazing Spider Man’in 3. sayısında yer alan Steve Ditko imzalı poster sayfası, 1962

Bugün seyircilerin son dönem Marvel filmlerinde gördüğü, çizgiroman okurlarının ise uzun zamandır aşina olduğu, Örümcek Adam’ın maskesindeki gözlerinin belli anlarda kısılması efekti bile Ditko’nun icadıdır. Her şeyi ile 1960’lar Steve Ditko estetiğinin damgasını taşıyan bir nüanstır bu.

Örümcek Adam’ın görünen yüzü Çizgi roman evreninin ilahı ve Marvel’in babası kabul edilen, birçok ünlü çizgi kahramanın yaratıcısı, yayımcı ve yapımcı Stan Lee (96), Ditko’nun ardından “çizgi roman endüstrisinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarındandı, yeteneği inanılmazdı” açıklamasını yaparak, eski çalışma arkadaşının hakkını teslim etti.

Sinemadaki tasvirlerine bakacak olursak 2000’lerde boy gösteren Sam Raimi’nin filmleri, her yönüyle 1970’lerin Örümcek Adam’ı ambalajındaydı. Romita tasviri gibi daha kalın, kaslı, hantal, ekranı/sayfayı dolduran bir Örümcek Adam betimlemesidir bu. Yaşadığı olaylar da çoğunlukla 1970’ler tınısı taşır. 2010’ların ilk yarısındaki Örümcek Adam filmleri ise daha ziyade çizgi romanlardaki “ultimate Spiderman” tasvirlerine yakındır. Buradaki Peter Parker modernize edilmiş ve milenyum kuşağına yaklaştırılmış bir ergendir. Artık omuzlarında hırkaları olan Doris Day kılıklı, saçlı kızlarca terslenen gariban bir 1960’lar ineği değil; kısmen keyifli, tatlı-sersem bir hipster’dır bu Peter Parker (Belki bu yorumdan belki başka sebepten bilinmez, en hızlı çöpe atılan Örümcek Adam film serisi bu olmuştur).

Son dönemde ise “Civil War” ve “Homecoming” filmleri ile yeni bir Parker görmekteyiz ekranda. Yaşlı ve kaygılı olması gereken (ve Marissa Tomei olmaması gereken) May Yenge tasviri ile radikal bir farklılık gösterse de, Peter ve onun maskeli hali açısından bir kez daha Ditko yorumuna, ilk haline dönmüş görünüyor karakter. 21. yüzyıl hassasiyetlerine uygun bir şekilde Afro-Amerikalı kılınıp artık Doris Day’e pek de benzemeyen Liz Allen, bir kez daha Parker ile lise koridorlarında buluşuyor. İlk hali ile altın saçlı bir “all-American boy” olarak betimlenmiş Flash Thompson ise bu yorumda Hintli bir sosyete prensi. Yine de film, “çokkültürlülük checklisti”ni mecburi olarak tamamladıktan sonra, Parker’ı ve dünyasını oldukça Ditko-vari bir tasvir ile yeniden kuruyor. Örümcek Adam, bu filmlerde bir kez daha cılız, kaygılı, hülyalı ve tam bir büyüme romanı kahramanı.

Steve Ditko’nun modern Hollywood tarafından keşif ve takdir edilmesi, sadece yeni Örümcek Adam filmi ile olmadı. Ditko’nun Marvel cephesinde en tanınmış işi bu olsa da, yine 1960’larda Stan Lee ile birlikte Dr. Strange dergisinde de aynı adlı karakterin serüvenlerini resmetti. Üstelik açıkçası Dr. Strange, Ditko’nun fırçası için Örümcek Adam’dan bile daha uygun bir karakterdi. Tibet’te mistik güçler kazanmış (ama tabii 21. yüzyıl “politik doğruculuk” hassasiyeti gereği film versiyonunda güçlerini Tibetli bir Doğuludan değil de ‘her rolün adamı’… daha doğrusu ‘her rolün kişisi’ Tilda Swinton’dan almış) bir büyücüdür Dr. Strange. Hikayelerinin okült ve mistik doğası gereği her serüveninde kendini tuhaf, “çarpık”, irrasyonel, dünya dışı boyutlarda bulur bu başbüyücü. Bu tür bir gerçeküstü, ekspresyonist evren, böylesi bir “bükülmüş” gerçeklik, Steve Ditko’nun fırçası için biçilmiş kaftandır. Rengarenk tünellerden ulaşılan, fizik kurallarının bozulduğu, öklidyen olmayan açılarla dolu, tuhaf, “psychedelic” düzlemlerdir bu garip alemler. Nice iblis, ifrit ve anomali yaşar bu karanlık boyutlarda. Dr. Strange ise klas centilmen duruşunu hiç bozmadan, türlü efsunlarla mağlup eder bu garabetleri.

Münzevi dahi Doctor Stange karakterinin de yaratıcısı olan Steve Ditko, 1970’ten beri basının karşısına çıkmıyordu. Röportaj vermeyi ve yarattığı kahramanların tanıtım kampanyalarına katılmayı reddediyordu.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. ABD 50 ülkeli bir dev; her şeyin bir endüstrisi olduğu gibi, eğlence sektörünün de bir endüstrisi var. Milyon dolarların döndüğü bu endüstride, elbette bir sömüren-sömürülen çatlağı her daim mevcut. Örümcek Adam gibi 20 yüzyılın ikinci yarısına damga vurmuş önemli bir karakterin yaratıcılık hakları elbette ki kavga konusu olacaktı. Bunda Stan Lee’nin on yıllar boyunca kendi ismini cilalaması ve 60’lardan bu yana çıkan her Marvel çizgi romanının ilk sayfasına ‘Stan Lee sunar’ diye takdim başlığı eklettirmesi de büyük faktör. Buna karşılık, dünyanın belki en popüler büyükbabasının karşısında Ditko’nun dünyaya küsmesi ve münzevi hayatına çekilmesi ise onun sanatsal ince ruhunun bu açgözlü dünya ile cebelleşmeye fazla tahammülü olmamasına yorumlanıyor.

Örümcek Adam’ın içindeki insan Ditko’nun ölümünden sonra “nehred.com” sitesinde yayımlanan sanatçının anısına saygı illüstrasyonu: Örümcek Adam maskesinin altından Steve Ditko’nun yüzü çıkıyor.

Peki kimin payı daha büyük Örümcek Adam formülünde… Yazarı mı, çizeri mi?

Gerçeği asla bilemeyeceğiz. Bu soru, belki de en az şu sorular kadar cevapsız: En gözde elbisemizi bize sıcak geldiği için mi severiz, bize iyi göründüğü için mi? Peki maddi-manevi övgüyü, getiriyi ve takdiri kumaşı üreten mi hak eder, terzi mi?

Steve Ditko kimdir?

Kahramanlar yalnız ölür

Çizgi roman tarihinin Örümcek Adam, Doktor Strange gibi en ünlü figürlerini ete kemiğe büründürmüş Steve Ditko tutkulu, işine kendisini kaptırmış ve bundan dolayı oldukça yalnız bir sanatçıydı. Geçen Haziran sonunda Manhattan’da bir süredir yalnız yaşadığı evde ölü bulunduğunda ölümünün üzerinden iki gün geçmişti.

Ditko 1927’de Pensilvanya’da işçi kökenli, ilk jenerasyon Slovak göçmen bir ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası çelik fabrikasında yetenekli bir kalıp ustabaşı, annesiyse dört çocuklu evi çekip çeviren bir ev hanımıydı. Çizgi romana ilgisi ona çocukluk çağında babasının gazetelerde okuduğu çizgi halinde yayımlanan öykü dizilerinden geçmişti (özellikle Hal Foster’ın Romantik Şovalye – Prince Valiant dizisinden). 1940’lı yıllarda yayımlanmaya başlayan Batman ise onun bu ilgisini daha da pekiştirdi.

Yaşadığı Johnstown kasabasındaki liseden mezun olduktan sonra 1945’te orduya yazıldı ve Almanya’da görevlendirildi. İlk çizimlerini Ordu gazetesi için yapan Ditko, 1950’de görevi sona erdiğinde “G.I. Bill” denilen, askerlerin görevleri sona erdiğinde topluma yeniden kazandırılmasına yönelik yasadan faydalanarak New York’ta Karikatürcüler ve İllüstratörler Okulu’na başladı. Daha sonra New York Görsel Sanatlar Okulu olacak bu kuruma adım atmasında en önemli etken, şüphesiz kendisini de idolü, Batman’in çizerlerinden Jerry Robinson’ın burada ders veriyor olmasıydı.

Kendisini oldukça yetenekli ve işine odaklı bulan Robinson, Ditko’nun ilk seneden sonra burslu okumasını sağlamakla kalmamış, onun ileride Örümcek Adam’ı birlikte yaratacağı Stan Lee ile tanışmasına da önayak olmuştu. Robinson’ın derslerine sık sık konuk olarak çizgi romancı ve editörleri çağırdığı günlerden birinde okula gelen Lee, Ditko’nun işlerini ilk o zaman görmüştü; fakat bu Örümcek Adam’ı birlikte yaratmalarından bir on yıl kadar önceydi. 1953’te profesyonel olarak çizim hayatına başladıktan kısa bir süre sonra, Captain America’nın yaratıcıları yazar Joe Simon ve çizer Jack Kirby’ın stüdyosunda arka planların renklendirmesinden sorumlu oldu. Aynı yerde kendisini oldukça etkilemiş çizgi roman sanatçısı Mort Meskin’le birlikte çalışır ve ondan mesleğe dair çok şey öğrenir.

Ditko’nun Marvel ile tanışması 1955’e denk gelir. 50’li yıllarda Marvel’ın öncüsü olan yayınevi Atlas’ta Sırra Yolculuk – Journey to Mystery serisinin 33. numarasında 4 sayfalık Birtakım Değişiklikler Yapılacak (There’ll Be Some Changes Made)için çizerlik yapar.

Marvel’ın yönetmenliğini yapan Stan Lee, yayımcısından sıradan bir gencin süper örümcek güçlerine sahip Örümcek Adam’a dönüşeceği çizgi roman serisi için izni kopardığında, çalıştığı ilk çizer Ditko yerine onun önceden birlikte çalıştığı Kirby olur. Fakat Kirby çok “kahramanvari” bir karakter yaratarak Lee’nin kafasındaki düşünceyle uyuşmayan bir süper kahraman ortaya çıkarır. Bunun üzerine Lee aynı görevi Ditko’ya verir ve Ditko da Lee’yi oldukça tatmin eden, Örümcek Adam’ı onun bugün sahip olduğu görünümüne kavuşturur.

Böylece Örümcek Adam ilk olarak 1962’nin Ağustos ayında İnanılmaz Fantezi – Amazing Fantasy serisinin 15. numarasında hayat bulur. Örümcek Adam’lı bu sayı satış rekorları kırar ve Örümcek Adam (dolayısıyla Ditko) rüştünü ispat etmiş şekilde kendi serisi olan İnanılmaz Örümcek AdamThe Amazing Spider-Man’a terfi eder. Ditko bu seride Örümcek Adam’la birlikte yine onun kadar efsanevi rakipleri Doktor Octopus, Kum Adam, Yeşil Cin gibi kötü karakterlerin de ilk çizeri olur.

Ditko yaratıcılığının zirvesindeyken Stan Lee ile bir anlaşmazlık sonucu 1966’da Marvel’dan ayrılır. Anlaşmazlık konusunda Stan Lee birtakım beyanlarda bulunmuş olsa da Ditko sessiz kaldığından, ayrılığın sebebi halen muammadır. Ayrılığın ardından başka yayınevlerinde çalışır ve daha sonra 1968’de Marvel’ın rakibi DC’ye transfer olur. Buradaki en önemli işi olan Hawk ve Dove çizgi roman serisinin yaratıcısı da yine kendisidir. Bu iki kahraman ve seri, aslında Ditko’nun 68’li yıllardaki savaş karşıtı hareketten etkilendiğinin kanıtıdır. Öte yandan Hawk ve Dove onun ününü sağlayan son büyük karakterleri olur. Bağımsız birçok yayıneviyle çalışmanın ardından 1998’de kendini çizgiroman endüstrisinden emekli eden Ditko, 60’lı yıllarda kendini kaptırdığı Ayn Rand’in objektivizm hareketinin etkisiyle iyice münzevi bir hayata geçer.

Arka plandaki süper-çizer Örümcek Adam’ın ortak yaratıcısı ve Marvel aleminin popüler yüzü Stan Lee ile aralarının hangi nedenle açıldığını hiçbir zaman açıklamayan Steve Ditko’ya çizgi roman dünyasının J.D. Salinger’i sıfatı yakıştırılmıştı.

Ditko, 19129’daki Büyük Buhran döneminde yetişmişti. Blake Bell, Türkçeye çevrilmeyen biyografisinde (Strange and Stranger: The World of Steve Ditko) Ditko’nun çocukluğunu geçirdiği bu dönemde işçi kökenli bir aileden gelmesinin onu çizgi romana yönelmesine teşvik ettiğini savunur. Çizgi roman dünyasının belki de en popüler ismi Örümcek Adam’ın yaratıcısı 29 Haziran 2018’de hayata yalnız başına gözlerini yumduğunda, tüm çizgi roman dünyası anısını yaşatmak için seferber oldu.

Ditko’nun Örümcek Adam’ı

Ergen ve ezik çocuğun süper kahramanlık destanı

Stan Lee Örümcek Adam’ı, sokakta görsek bizimle “abi” diye konuşacağı aşikâr olan, kendi halinde, akıllı uslu ergenlerden biri olarak tasarlamıştı. O, yeniyetme, gözalıcı kostümüyle sokağa çıkıp kötülerle savaşıyor, kimse de onun kim olduğunu anlamıyordu. O dönem Batı’daki global popüler kültür, Soğuk Savaş’ın etkisi altındaydı ve serüven edebiyatı, “dünyanın son anda kurtarılması” fikrine dayanıyordu.

LEVENT CANTEK

Türkiye’de çizgi romanın yaygınlaşması 1930’lu yıllara denk gelir. Fransızları modelleyerek çıkardığımız çocuk dergilerimizde, Flash Gordon, Brick Bradford, Jungle Jim, Mandrake gibi kahramanlarla karşılaşırız. Turhan Selçuk, Suat Yalaz veya Şahap Ayhan gibi öncü çizerlerimiz, o çizgi romanları okuyarak büyülenen çocuklardandır. Hemen hepsi etkilendikleri çizgi romancıları sayarken o dönemin Amerikan çizgi romanlarından ve onların yaratıcılarından bahsederler. Üstelik bu konuda yalnız değillerdir. Durum Fransa’da da, İtalya’da, Arjantin’de de aynıdır.

Hollywood nasıl ülke kültürlerine sirayet ederek yerli üretimleri biçimlendirmişse, dünyada çizgi romanın yaygınlaşmasını sağlayan, Amerikalıların “golden age” dedikleri dönemin ürünleri olan, reel çizgili, serüven temalı hikâyeler aynı yoğunlukta bir etki yaratmıştır. Ülke çizgi romanları hemen her yerde hayranlıkla, taklitle, benzerlerini üretme arzusuyla şekillenmiştir. Sonra herkes kendi hikâyelerini yazmış, o hayranlıktan yıl be yıl uzaklaşmıştır.

İronik bir biçimde, Amerikan çizgi romanı da farklı bir yönde gelişir. Hollywood’a öykünen hikâye yoğunlaşmasını gazetelere bırakıp, çocuklara yönelik daha fantastik, süper kahramanlarla gelişen bir dergicilik evresine geçerler. Bu değişim 1950’li yıllarda, çizgi romanın asıl okurları olarak görülen çocukların ne-nasıl hikâyeler okuması gerektiğine dair sonu sansürle biten tartışmalarla katmerlenir. Yasalar, çizgi romanda çocuksuluğu garanti ediyordur artık.

1960’larda her biri bir başka insanüstü özelliğe sahip süper kahraman ve süper kötüler evreni piyasayı doldurur. Buna olağanüstü bir şaşırtmayı, grotesk bir kötüyü, tuhaf bir yaratığı içeren, tek boyutlu kahramanın mutlak zaferiyle sonuçlanan, karakter derinliği içermeyen bir anlatı evreni demek daha doğru olabilir. Öyle ki bugün çizgi roman dünyasının en bilinen isimlerinden biri olan Stan Lee, birlikte çalıştığı çizerlere bir hikâye anlatıyor (bu fasla dikkat, yazılı bir senaryo vermiyor), sonra da çizilmiş sayfalara, anlatım kutuları ve balonlara, bitmiş bir işe “sözler” ve açıklamalar yazıyordu. Büyük bir süratle üretilen, az sayfada anlatılan, o sayıda başlayıp biten işlerle dolu dergiler yayımlanıyordu. Yoğun bir rekabet içinde zamanında çıkmak, devamlılık sağlamak, sanattan çok piyasayı kollamak daha önemliydi. Kahramanların olağanüstü gücü, laboratuvarlarda yapılmış deneylerden de çıkıyordu, uzaylı olmalarından da… Sürekli denemeler yapılıyor, her biri birbirinden tuhaf naif süper kahramanlar zuhur ediyor, tutmayanlar birkaç sayı içinde kapanıp gidiyordu. İşte o hengamede Örümcek Adam yayımlandı; tutmazsa hemen unutulabilecek işlerden biriydi.

Örümcek Adam 1962’de yayına başladığında, yazarı Stan Lee 40, çizeri Steve Ditko ise 35 yaşındaydı. İkisi de deneyimliydi. İşe hakkını vermek istedikleri tahmin edilebilir ama Örümcek Adam hayatlarının projesi de değildi; ama sonuçta başarılı oldu. Bugün Ditko’nun bir başına ölümü ve münzeviliği bile, kabul edelim, bu başarı yüzünden konuşuluyor.

Şunu soralım o zaman; Örümcek Adam, nasıl oldu da bu kahraman kalabalığının içinden sıyrılabildi? Neyi farklıydı da yaşayabildi? Bir popüler kültür ürününün çoksatar olması için hem piyasadaki pek çok anlatıya benzemesi hem de hiç benzememesi gerekir. Bir başka deyişle, ayrıksı duran bir tarafı olması ve yine de popüler olan başka ürünleri hatırlatması şarttır.

O dönem Batı’daki global popüler kültür, Soğuk Savaş’ın etkisi altındaydı ve serüven edebiyatı, dönüp dolaşıp, “dünyanın son anda kurtarılması” fikrine dayanıyordu. Kötü adamlar, Marslılar, komünistler, meşum kadınlar, yaratıklar, dünyayı -Amerika’yı- ele geçirip köleleştirmek, kan emmek, rejimi değiştirmek, herkesi öldürmek, nükleer bombayı patlatmak vs. istiyorlardı. Batman ve Süpermen, mucizevi bir biçimde, son nefeste, saniyeler kala olup bitene engel oluyorlardı. Bu bayık senaryo biteviye tekrarlanıyor, bir çizgi romanı diğerinden ayıran şey, enikonu kötü adamların çeşitliliği oluyordu. Kötü adamların tuhaflığı olmasa bir hikâyeyi diğerinden ayırmak imkânsızdı.

Stan Lee’nin başkalığı, sanıyorum muzip diyaloglarıydı. İyiyle kötü savaşırken asıl farkın, atılan yumruklardan çok narsisistik sözler olduğuna inanıyor, haşin ve büyük laflarla dolu o ağız dalaşını espriyle yumuşatıyordu. Ditko, yine bana göre, tam da o yıllara özgü, garip bir gerginliğe sahipti; çocuk okurlara göre üslubu karanlıktı; kötü adamları, kötü adamları andıran kahramanları severek çiziyordu.

Stan Lee Örümcek Adam’ı, sokakta görsek bizimle “abi” diye konuşacağı aşikâr olan, kendi halinde,  akıllı uslu ergenlerden biri olarak tasarlamıştı. Reçete belliydi: O yeniyetme, göz alıcı kostümüyle sokağa çıkıp kötülerle savaşıyor, kimse de onun kim olduğunu anlamıyordu. Ditko, Dr. Jekyll-Mr. Hyde ikiliğinin tekinsiz tarafını başarıyla resmetti. Alelacayip yaratıklar, uzayan kollar ve bacaklar, geriye ve ileriye doğru beklenmedik biçimde kaykılan vücutlar sözkonusu olduğunda iştahlanıyor, anatomiyle istediği kadar oynayabiliyordu.

Bugün anlıyoruz ki Stan Lee, Peter Parker’ın “soap opera” kıvamından okurun hoşlandığını hemen sezmişti, kırık kalpli ergen örümcek, düşmanla ölesiye savaşıyordu ama aşık olduğu kızlar karşısında tiril tiril titriyor, pare pare eriyordu. Örümcek Adam, böylelikle 60’lı yılların kıyametvari hikâyelerinden biri olmaktan çıkıp ergenlerin dünyasına evrildi, yeni bir sentezle var oldu. Ditko’nun hafif ürkünç Örümcek Adam’ı yerine, bir başka çizerin, yıllarca güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler çizmiş John Romita’nın gelmesi bu bakımdan doğru bir tercihti.

Ditko’nun neden diziden ve Lee’den ayrıldığını tam olarak bilmiyoruz. Bugün “kadri bilinmemiş sanatçı hikayelerini sevenler” olarak Ditko’nun ardından hafif buruk konuşuyor olabiliriz ama, el hak, Romita, Örümcek Adam’a daha uygun bir sanatçıydı. Bu değişiklik bence Örümcek Adam’ın ömrünü uzattı. Bunu piyasanın işleyişi ve evrimi bakımından söylüyorum.

Ditko’nun katkısı, dizinin ilk çıkışındaki rekabet koşullarıyla başaçıkabilecek ortalamayı tutturmasındaydı; hem yeniydi hem değildi; klişeleri bilerek üstüne koyuyordu. Mahirane bir çizerdi. Bütün büyük sanatçılar gibi tek bir çalışmayla anılmak istemedi galiba, farklı türlerde üretim yapmaya yöneldi. Hemen ayırt edilen, tasarlanmış sertlikle bir tarzı vardı. İnzivaya çekilmesi, medyadan uzak durması, siyaseten Ayn Rand çevresine girmesi, felsefeyle ilgilenmesi, 40’ından sonra fotoğraf çektirmemesi, anarşizan sağcılığı, hakkındaki muammayı epeyce artırdı. Amerikan popüler kültürünün ilginç münzevilerinden biriydi. Peter’in çocuksu yüzünü göstermeyi sevmemesi boşuna değildi.

Örümcek Adam sektörü

12 sentlik çizgi romandan milyonlarca dolarlık yapımlara

Örümcek Adam’ın ortaya çıktığı dönem 1930’lu yıllardan 50’li yıllara kadar süren ve Superman, Batman, Captain Amerika gibi kahramanların ortaya çıktığı Altın Çağ’dan sonradır. Bugün büyük sinema yapımlarına da konu olan Demir Adam, Hulk, X-Men, Flash, Daredevil gibi karakterlerle aynı dönemde doğan Örümcek Adam da gerek farklı çizgi roman evrenlerinde geçen maceralarıyla gerekse seri halinde çekilen filmleriyle şüphesiz yayınevi Marvel’ın medar-ı iftiharı haline geldi.

Stan Lee’nin senaryosunu yazdığı ve Steve Ditko’nun bugünkü şeklini verdiği Örümcek Adam ilk olarak Marvel’ın 1961’den 1962’ye kadar çıkardığı çizgi roman antolojisi Amazing Fantasy – İnanılmaz Fantezi’nin 15 numaralı 1962 Ağustos sayısında kendini göstermişti. Örümcek Adam’ın kısa sürede elde ettiği popülerlik sonucu çok satanlar arasına girmesiyle 1963’te Örümcek Adam’ın kendi orijinal serisine, İnanılmaz Örümcek Adam – Amazing Spider-Man’e başlandı. 1995’teki ufak bir kesintiyle 1999’a kadar süren seri, bundan sonra yeniden numaralandırılarak yayın hayatına devam etti. Bununla birlikte zaman içerisinde farklı evrenlerde farklı Örümcek Adam serileri de yaratıldı ki bunlardan bir kısmı halen daha basılmaya devam ediyor.

Orijinal seriyle aynı ismi taşıyan Marc Webb’in yönettiği iki filmden ilkinin piyasaya çıkması ise 2012’yi buldu. Marc Webb’den önce Örümcek Adam başka filmlerde de boy gösterdi. Bunlardan en bilinenleri şüphesiz Sam Raimi’nin çektiği üçlemedir. Bunların yanında Örümcek Adam, “Kaptan Amerika: İç Savaş”, “Yenilmezler” gibi diğer Marvel filmlerinde de yerini aldı.

Örümcek Adam’ı en son gördüğümüz kendi filmi, 2017’de gösterime giren “Örümcek Adam: Eve Dönüş” oldu. Filmde yönetmen koltuğuna bu sefer 2019’da çıkacak yeni filmi de (Örümcek Adam: Evden Uzakta) yönetecek olan Jon Watts oturdu. Her ne kadar günümüzde onu bu filmlerle tanısak da, 1977’den 1981’e kadar dört farklı Örümcek Adam filminin çekildiği, serinin tutkunları tarafından bile pek fazla bilinmez. Aslında bu erken dönem filmlerin öncülü olan ve orijinal seriyle aynı ismi taşıyan televizyon dizisi “İnanılmaz Örümcek Adam” 1977’den 1979’a kadar gösterimde kalmış, 11 farklı yönetmenin çektiği dizi 13 bölümün sonunda televizyona veda etmişti.

Örümcek Adam efsanesi birçok farklı seride ve evrende geçen maceralarıyla çizgi roman severlerinin fantezi dünyalarında ve arşivlerinde büyük bir yer kapladı. Yine farklı seriler halinde çekilen filmler, çizgi filmler, diziler de onun ve artık büyük bir şirket olan Marvel’ın en büyük başarısı oldu.