Tüm dünyanın polisiye romanlarıyla tanıdığı Agatha Christie, yüz milyonlarca satan kitaplarıyla bu türün en çok okunan ismi oldu. 41 sene önce ölen ünlü yazarın gerçek hayatı, romanlarındaki karakter ve olayları şekillendirmişti. Önümüzdeki ay çıkacak çizgiroman, Agatha Christie’nin hayatını ve roman kurgularının nasıl şekillendiğini anlatıyor. 

Agatha Christie
15 Eylül 1890 – 12 Ocak 1976

Birçok unvanı-ismi olsa da, onu “Polisiyenin kraliçesi” olarak biliyoruz. 1890’da “Agatha” ismini vaftiz töreninden sadece birkaç dakika önce, “Christie” soyadını ise 1914’te Archibald Christie ile evlendiğinde alacak Agatha Mary Clarissa Miller; bunlar dışında Lady Mallowan, Mary Westmacott, Ariadne Oliver olarak da adlanıyor. 

Daha edebiyat dünyasına giriş yapmamışken, on sekiz yaşında, hasta yatağında oyalansın diye annesinin teşvikiyle ilk romanı Güzellik Evi’ni (The House of Beauty) ablasının daktilosuyla iki günde yazdığında, Mac Miller Esq takma adını kullanmıştı. Bununla birlikte takma isim konusu ilk polisiye romanı Ölüm Sessiz Geldi’yi The Bodley Head yayınevi ile görüşmeleri sırasında da gündeme gelir ve Agatha polisiye bir roman için “kadın yazar”ın engel teşkil edeceğini düşünüp yayıncısı John Lane’e kitabın Martin West ismiyle basılmasını önerir. Ancak nihayetinde kitap Agatha Christie diye basılır ve bu isim yerleşir. 

86 yıllık dolu ve çok yönlü bir hayat…Yazarlık, arkeologluk, seyyahlık, sörfçülük, eczacılık… Tabii en başta ona dünya çapında ün sağlayan yazarlık. Polisiye hikaye ve romanlarının yanısıra radyo, tiyatro oyunları yazmış, bunlara ek olarak üç şiir kitabı ve gizemi 20 yıl boyunca çözülemeyecek Mary Westmacott takma ismiyle altı romantik aşk hikayesi de kaleminden çıkmıştır. Bütün bu eserleriyle bugün dünya üzerinde iki milyardan fazla satan Agatha Christie, İncil’den ve Shakespeare’in eserlerinden sonra, en çok okunan yazar unvanına sahip. Henüz 1959’da eserleri 103 dile çevrilmiş ve 400 milyondan fazla satmıştı. 

Yazarlığına şüphesiz en büyük katkıyı, onun seyyahlığı sağlamıştır. Dünya üzerinde gezmiş olduğu birçok yerden edindiği anılar, onun romanlarındaki detaylara çeşni, karakterlerine renk katmıştır. 

İlk eşi Archie ile ayrılığının hemen ardından, yalnız başına yapacağı ilk uzun soluklu seyahatine çıkar. Ünlü romanı Doğu Ekspresi’nde Cinayet’e de ilham kaynağı olacak bu tren yolculuğu sırasında annesinin ani ölümü, Archie’nin sadakatsizliği gibi konularla uğraşır. Doğu Ekspresi’yle Londra’dan İstanbul’a, oradan da Bağdat’a yolculuğu onu farkında olmadan Max Mallowan’a götürecek ve arkeolojinin hayatına girmesine vesile olacaktır. İkinci eşi ünlü arkeolog-oryantalist Max Mallowan’la birlikte, gerçekleştirdiği gezilerin sıklığı daha da artar. Suriye, Irak ile Mısır’daki önemli arkeolojik kazı alanları arasında mekik dokumaya başlar.. 

Mallowan ile 1930’daki evliliğinin ardından 1933’te Mısır’a ailecek gerçekleştirdikleri seyahatte Nil nehrinde bir tekne turuna katılır, önemli arkeolojik kazı alanlarını ziyaret eder. Turun ardından Asvan’da kaldıkları Cataract Oteli’nde yazacağı Nil’de Ölüm de, nehir üzerinde bir teknede geçmektedir ve hikayenin ana karakteri Signor Richetti bir arkeologdur! Sonuç olarak Christie, Nil’de Ölüm’ün yanısıra Mezopotamya’da Cinayet, Ölümle Randevu, Bağdat’a Geldiler romanlarını da bu yoğun arkeolojik gezilerin meyvesi olarak dünya edebiyatına kazandırır. 

Tüm bu eserler arasında Türk okurlar için en bilindik olan, Doğu Ekspresi’nde Cinayet’tir. Ancak bu trenle yaptığı ilk seyahatte İstanbul’a vardığında Pera Palas 411 numaralı odada kaldığı ve eseri burada yazdığı iddiası, bugüne kadar hâlâ gizemini korumaktadır. Otobiyografisinde Pera Palas’a dair bir şey görünmezken, bu otelle rekabet halindeki ünlü Tokatlıyan Oteli’nde kaldığına dair izler daha açıktır. Arkeolojiye olan ilgisi, kendisini sadece romanlarında göstermez. Bu seyahatler boyunca aktif olarak kazılarda yer alır; önemli parçaların temizlenmesi ve muhafaza edilmesi (Irak’ın kuzeyindeki Nimrud antik kentindeki kazılar sırasında küçük fildişi heykelciklerin temizlenmesinde nemlendirici kreminin ne kadar faydalı olduğunu şaşırtıcı bir şekilde kanıtlar), çanak çömleklerin restorasyonu, buluntuların fotoğraflanması gibi birçok görevde de eşine yardımcı olur (Nimrud’da onarılmasına yardım ettiği eserlerin bir kısmı bugün British Museum’da sergilenmektedir). Ayrıca kazılara finansal açıdan isimsiz şekilde destek olduğu gibi, seyahat masraflarını da hep kendi üstlenmiştir. 

Seyahatleri sırasında kazanmış olduğu yeteneklerden bir diğeri ise sörfçülüktür! 1922’de Güney Afrika’da sörf yapmayı öğrenir. Torquay’da ilk gençlik yıllarında başladığı ve seneler içinde bir tutkuya dönüşen yüzmenin ardından, Yeni Zelanda, Avusturalya ve Hawaii’de de bol bol sörf yapar. Tarihe “Britanyalı ilk kadın sörfçü” olarak geçen Christie, bu sporu “kalasla yüzme” olarak adlandırır. 

Christie’nin bir başka yeteneği ise eczacılık ve zehirler üzerinedir. 1. Dünya Savaşı başlayıp ilk eşi Archie savaşa gittiğinde yalnız kalan Agatha, gönüllü olarak Torquay’deki Kızılhaç hastanesinde çalışmaya başlar. Ekim 1914’ten Aralık 1916’ya kadar toplam 3400 saat çalıştığı hastanenin revirinde, birçok ilaç ve zehrin kimyasal bileşimlerini öğrenir ki, bu da onun polisiyeleri için harika bir bilgi kaynağı olacaktır. Bu konudaki uzmanlığı, 1917’de Londra Eczacılar Kurumu tarafından verilecek eczacı asistanlığı diplomasıyla da tescillenir. 

20. yüzyılın başında kadın olmak şüphesiz günümüzden çok daha zordur. “Kızlar sekiz yaşına kadar okumamalı” diye okula yollanmayıp evde eğitim gören Agatha, daha ilk başta okumayı kendi kendine öğrenerek aykırı bir edebi karakter olacağının işaretlerini vermiştir. 

O hayatı boyunca eserlerinde yaratmış olduğu ve bugün bütün Agatha Christie hayranları tarafından bilinen ünlü hafiyeler Hercule Poirot, Miss Marple, Tommy ve Tuppence karakterlerinin sadakatleriyle yetindi. Hayatına giren erkeklerin ona ihanet etmeleri, belki de Agatha’nın onlara ihtiyaç duyan bir kadın olmamasındandı. Veya hiçbir zaman onun tam olarak kim olduğunu anlayamamışlardı: Agatha Christie mi, Bayan Mallowan mı, Mary Westmacott mu, yoksa Ariadne Oliver mı? 

Ama okurları onu anladı; Agatha Christie ölümsüzleşti. 

Küçük Agatha ve babası Fred Miller Agatha, “mutlu çocukluğunu” geçirdiği Torquay’deki Ashfield malikanesinde, Amerikalı bir simsar olan babası Fred Miller ile birlikte. 

İlaç ve zehirler üzerine uzmanlık


Agatha Christie, Kızılhaç hastanesinde Ekim 1914’ten Aralık 1916’ya kadar gönüllü olarak çalıştı. Burada birçok ilaç ve zehrin kimyasal bileşimlerini öğrenecek ve bunları polisiye romanlarında kullanacaktı. 

CHRISTIE’NIN SAYFİYESİ: GREENHOUSE MALİKANESİ

Agatha Christie çocukluğundan beri hayalini kurduğu Devon’daki Dart nehri kıyısında bulunan devasa Gürcü malikanesini, 1938 yılında satın aldı. Burada ailesiyle birlikte rahat ve mutlu zamanlar geçirdi. Fotoğrafta ikinci eşi Max Mallowan ile birlikte yürüyüşte görülüyor.

İLK KOCASI ARCHIE İLE DÜNYA TURUNDA

1922’de Binbaşı Belcher’ın daveti üzerine imparatorluk kolonileri hakkında düzenlenen bir fuar olan British Empire Exhibition’ın tanıtımında görev alan ilk eşi Archibald Christie’ye eşlik ederek on ay boyunca dünyayı gezmişti. Yolculuk 20 Ocak 1922’de R.M.S. Kildonian Castle gemisiyle Southampton’dan başlamıştı. 

CHRISTIE ÇİFTİ DÜNYA TURU ESNASINDA HAWAII’DE

Agatha Christie ilk kocası Archie ile dünya turları sırasında Hawaii-Honolulu’daki Donna Oteli’nde konaklar. Resimde Agatha otelin plajında dinlenirken görülüyor. 

İNGİLTERE’NİN İLK KADIN SÖRFÇÜSÜ

Dünya turu sırasında 1922’nin ilk aylarını Güney Afrika’da geçiren Agatha Christie, Muizenberg plajında sörf yapmayı öğrenmişti. Tarihte ilk İngiliz kadın sörfçü olarak geçen Christie, “kalasla yüzme” olarak adlandırdığı sporu Hawaii’deki Waikiki plajında icra etmekte. 

MASADAN YANSIYAN GERÇEK VE KURGU

Ünlü yazar 1934’te satın aldığı Wallingford’da, Thames nehri kıyısındaki bu evde 1976’dan ölümüne kadar Max Mallowan ile birlikte yaşadı. Christie, birçok eserini bu aynalı masada yazdı. Fotoğrafta aynadan yansıyan Mallowan’ı görüyoruz. 

OSCAR KOKOSCHKA’NIN AGATHA CHRISTIE PORTRESI Christie’nin torunu Mathew Picard, büyükannesinin 80. doğum günü için 1968 yılında Oscar Kokoschka’ya bir portresini yaptırır. Ünlü ekspresyonist ressam bunun karşılığında, “arkadaş indirimi” de yaparak, on beş bin Pound alır. 

KRALİÇE II. ELIZABETH İLE İKİNCİ BULUŞMA

1971’de Buckingham Sarayı’nda kraliçenin elinden “Britanya İmparatorluğu Komutan Şövalye Nişanı”nı aldıktan sonra, onunla ikinci kez Kasım 1974’te Doğu Ekspresinde Cinayet’in Londra’daki galasında buluşmuştu. 

VE PERDE İNDİ: POIROT’NUN ÖLÜMÜ Christie’nin “nefret uyandıran, gösterişli, cansıkıcı ve benmerkezci” olarak tanımladığı hafiyesi Hercule Poirot o kadar meşhur oldu ki, çoğu zaman kendi yazarını bile gölgede bıraktı. Poirot sonunda, Christie’nin 1975’te yayımlanan Ve Perde İndi romanında öldü ve ardından 6 Ağustos 1975 tarihli New York Times’da çıkan “Meşhur Belçikalı Dedektif Hercule Poirot Öldü” başlıklı ilanla, adına ölüm ilanı verilen tek kurgusal kahraman olarak tarihe geçti. 
11 GÜNLÜK MUAMMA

Ünlü yazarın gizemli kayboluşu

Christie’nin hayatında en ilginç vakalardan biri, şüphesiz 3 Aralık 1926 günü itibariyle 11 günlük ortadan kayboluşudur. “İstediği zaman ortadan kaybolabilme yeteneği”nden daha önce eşi Archie’ye de bahsetmiş olan Agatha, saat 21.45 sularında ortadan kaybolur. Morris Crowley marka arabası bulunduğunda, içinde süresi dolmuş bir ehliyet ve kıyafetleri vardır. 1000’den fazla polis ve 15 bin civarında gönüllü onu bulmak için seferber olur. The Daily News gazetesi onun hakkında her türlü bilgiyi getirene 100 Pound ödül vaadeder. Yazarı arayanlar arasında Sherlock Holmes’ün yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle da bulunmaktadır. Nihayet Christie, 14 Aralık günü Harrogate şehrinde Swan hidroterapi otelinde sağ salim ortaya çıkar. Otele kendisini, eşinin metresi Nancy Neele’in soyadını alarak Teresa Neele olarak kaydettirmiştir. Bu tuhaf kayboluşuna asla açıklık getirmeyecek, hafızasını kaybettiğini söyleyecektir; fakat anlaşılacağı üzere annesinin ani ölümü ve kendisini aldatan eşinin etkisi şüphesiz büyüktür.

ÇİZGİROMAN

Agatha Christie’nin Gerçek Hayatı

Agatha Christie’nin otobiyografisinden yola çıkılarak hazırlanan grafik roman, okuyucuyu onun hayatından gerçek kesitlere ve eserlerinde yaratmış olduğu dünyaca ünlü hafiyeler Hercule Poirot, Miss Marple, Tommy ve Tuppence’a dair mizah dolu bir hikayeye davet ediyor. Çizgiroman, Christie’nin hayatına, yarattığı karakterler hakkındaki düşüncelerine, iç dünyasına, ilişkilerine dair gerçekçi ama bir o kadar da mizahi bir bakış açısı sunarak başarılı senaryosuyla okuyucuya bir solukta kendini okutturuyor. Alexandre Franc’ın müthiş çizim yeteneğiyle görselleştirilen kitabı, Anne Martinetti ve Guillaume Lebeau yazdı. Kitap KaraKarga Yayınları’ndan önümüzdeki ay yayımlanacak.