Biri, bir efsane! Ringde “kelebek gibi uçan, arı gibi sokan”, konuşmaya başladığında milyonları etkileyen bir dev: Muhammed Ali. Diğeri ise ağzı çok da iyi laf yapmayan, siyasetten pek anlamayan, tek silahı sol kroşesi olan ufak-tefek bir demir leblebi: Joe Frazier. Bundan tam yarım asır önce milyonların nefesini kesen karşılaşma ve devam eden ezeli rekabetin hikayesi. 

Tüm dünya nefesini tutmuştu. 8 Mart 1971’de New York Madison Square Garden’da ilk gongun çalması bekleniyordu. Ringin bir köşesinde “Beyaz Amerika”nın aşk-nefret ilişkisi yaşadığı Joe Frazier, diğerinde tüm “ötekiler”in gözbebeği Muhammed Ali. Biri ağır sıklet boksörü olmak için fazla kısa bir adam, diğeri cüssesine rağmen “kelebek gibi uçup, arı gibi sokan” bir dev… 

Kariyerlerinde yenilgi yüzü görmemiş iki boksör, dünyanın en iyisi olmak üzere ringe çıkacak ve içlerinden biri o gün yenilgiyle tanışacaktı. Bir zamanlar arkadaş olan ikili, o gün düşmandı! Kimilerine göre tarihin en iyi dövüşü sayılan müsabakanın üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen o gün asla unutulmadı. 

İkonik kare  Muhammed Ali, Mart 1971’de Madison Square Garden’daki karşılaşmalarında maçın galibi olacak Joe Frazier’ın meşhur sol kroşesinden kılpayı sıyrılıyor. Ölümsüz kareyi çeken The New York Times’tan Larry Morris. 

Önce kahramanlarımızı tanıyarak başlayalım: 1942’de doğan Cassius Marcellus Clay Jr.’ın yıldızı, 1960 Roma Olimpiyat Oyunları’nda parlamaya başlamıştı. 18 yaşındaki genç altını kapmıştı kapmasına ama, ülkesine döndüğünde sadece beyazların girmesine izin verilen bir restoranda ayrımcılığa uğramaktan kurtulamamış, öfkesinden gidip madalyasını Ohio Nehri’ne atmıştı. Sonradan profesyonel olan delikanlı, 22’sinde dünyanın en genç ağır sıklet boksörü olarak tarihe geçecek; Sonny Liston’ı devirdikten kısa bir süre sonra ağzındaki baklayı çıkararak tüm dünyada manşet olacaktı: Müslüman olmuş, Muhammed Ali ismini almıştı! 

Âlemin kralıydı. Ta ki Vietnam Savaşı’na kadar… Askere gitmeyi reddeden boksörün lisansı 1967’de elinden alındı. Oysa söylediği çok basitti: “Vietnamlılar bana hiçbir kötülük yapmadılar ki onlarla savaşayım”. Üç senelik bir hukuk mücadelesinden sonra ringlere tekrar dönen efsanenin lakabı artık “The Greatest” (En Büyük) idi. 

Kemer elden giderken 6. raunttan itibaren yorulmaya başlayan Ali, 11. rauntta kayıp yere düşüyor (altta); 15. raundun sonundaysa (üstte) hakem kararıyla Frazier’ın galibiyeti tescilleniyordu. 

Muhammed Ali’nin rakibi Joe Frazier ise 1944’te Güney Karolina’da ailesinin 12. çocuğu olarak dünyaya gelmişti. Boksör olmak için yalnız başına Philadelphia’ya gittiğinde henüz 15’indeydi. Sylvester Stallone’nin “Rocky” filmindeki mezbahada et yumruklama sahnesinden çok önce Frazier da ellerini sertleştirmek için bu yöntemi kullanmıştı. Tevatüre göre boyu çıplak ayakla 1.80’e bile ulaşmıyordu. Dövüştüğü insanlara göre ufak-tefekti; asıl büyüklüğü de buradan geliyordu. Lakabı “Smokin’ Joe”ydu. Kimileri bu lakabın kum torbasından duman çıkardığı için verildiğini söylese de aslında rakiplerinin üstüne yürürken kafasını aşağı yukarı sallamasından çıkan ses lokomotiflere benzetildiği içindi. 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nda altına kavuşan 20 yaşındaki delikanlı hemen profesyonel olmuş; 1970’te Ali’nin yokluğunda ağır sıklet boks şampiyonu kemerini takmıştı. 

Başlarda araları çok iyiydi. Frazier, Muhammed Ali yerine inatla “Clay” ismini kullanmaya devam etse de inançları uğruna savaşan bu adama saygı duyuyordu. Tevatüre göre ikili ara sıra Frazier’ın limuzininde buluşuyor; maddi durumu sıkıntılı olan Ali’nin cebine yüklü miktarlar konuyordu. Dünya şampiyonu unvanını ele geçiren Frazier, Beyaz Saray’da Başkan Richard Nixon’dan Ali’ye lisansının verilmesini istemişti. 

Sinatra’nın objektifinden Unutulmaz dövüşü en güzel yerden izleyenlerden biri de Life dergisi için müsabakayı fotoğraflayan ünlü müzisyen Frank Sinatra’ydı 
Sinatra’nın çektiği karelerden biri 19 Mart 1971 tarihli Life’ın kapağında yayımlanacaktı.

Unvan maçı yaklaştıkça, aralarındaki gerginlik de tırmanmaya başlamıştı. Ali savaş karşıtlarının sembolü olmuştu; Frazier ise savaştan yana olanların. Ali liberallerin idolüydü; Frazier ise muhafazakarların. 8 Mart gelip çattığında müsabakaya ilgi bu kamplaşmanın da etkisiyle öyle bir düzeye ulaşmıştı ki, polis Madison Square Garden’daki kalabalığı zor kontrol eder hale gelmişti. Frazier’ın köşesindeki Gil Clancy’nin dediği gibi “Bomba atılsa kimse kaçamazdı”. Salonun içiyse adeta bir ünlüler geçidiydi. Yazar Norman Mailer, komedyen Woody Allen ilk başta göze çarpanlardı. Ring kenarındaki koltuklar o zamanın parasıyla oldukça büyük bir meblağ olan 150 dolara peynir-ekmek gibi satılmıştı. Kenarda yer bulamayanlardan Frank Sinatra ise salona adeta bacadan girmişti; Life dergisi için fotoğraf çektiği için kapışmayı en güzel yerden izliyordu. Zaten 19 Mart 1971 tarihli derginin kapağındaki kare de Sinatra’ya ait olacaktı. Yazıyı Mailer yazmıştı. Ünlü aktör Burt Lancaster da ilk yorumculuk deneyimini bu unvan maçında yaşadı. 

Müsabaka, yaklaşık 50 ülkede 300 milyon kişi tarafından izlendi. Bu, o zaman için bir dünya rekoruydu. Daha önce hiçbir etkinlik bu kadar çok insana ulaşmamıştı. İngiltere nüfusunun yarısı müsabakayı izlemişti. Karşılaşmayı izlemek için BBC yerine sinema salonlarını tercih edenlerin sayısı da 90 bin civarındaydı. Müsabaka için satılan biletlerden 45 milyon dolar gelir elde edilmişti. Bu rakam, bugünün 300 milyon dolarına denk… Boksörlere adam başı 2.5 milyon dolar düşüyordu. Ancak o gün ikisinin de umrunda olan tek şey unvandı. O güne dek Ali’nin 26’sı nakavtla olmak üzere 31, Frazier’ın ise 23’ü nakavtla olmak üzere 26 galibiyeti vardı. Tarihte ilk kez namağlup iki boksör, ağır sıklette şampiyon olmak için buluşuyordu. 

Asrın dövüşünün afişinde 150 dolarlık fahiş ring kenarı bilet fiyatları da görülüyor.

Ve maç başlıyor… 

Muhammed Ali, 15 raunt üzerinden yapılan müsabakaya iyi başlasa da öyle devam edemedi. Kariyeri boyunca rakiplerine indirdiği balyoz gibi sol kroşeleriyle tanınan Frazier, yine solunu konuşturarak rakibini sersemletiyordu. 3. raundun sonunda Ali’nin çenesine vurduğu kroşe, karşılaşmanın kırılma anı oldu. O andan sonra üstünlüğü ele geçiren Frazier, hayatının dövüşüne imza atmaya başladı. 6. raunttan itibaren Ali’nin yorulduğu dışarıdan da görülür hale gelmişti. Zor durumdaydı! Rakibinin hızıyla başedemiyor; adım adım mağlubiyete yaklaşıyordu. Kontrolü elinde tutan Frazier, 15. rauntta Ali’yi yere serdiğinde, hem Madison Square Garden’ı dolduran 20 bin kişi hem de ekranları başındaki milyonlar sonucu anlamıştı. Kısa süre sonra açıklanan hakem kararıyla Frazier’ın galibiyeti tescillendi. 

Frazier ve Ali’nin ikinci düellosu 28 Ocak 1974’te gerçekleşecek; ama ilki kadar ilgi çekmeyecekti. 

Ali cephesi büyük şok yaşıyordu; Frazier’ın galibiyetine gölge düşürmeye de çalıştılar. Ancak müsabakayı izleyen 25 spor yazarından 22’sine göre de Frazier’ın galibiyetinde şüpheli bir durum yoktu. 

Frazier bu kadar tantanayla taktığı kemerini, 22 ay sonra, 22 Ocak 1973’te George Foreman’a kaybetti. Jamaika’da genç rakibine iki raunt bile dayanamamıştı. Kingston’daki ulusal futbol stadyumunu dolduran yaklaşık 36 bin kişi, iki rauntta altı defa yere düşen dünya ağır sıklet şampiyonunun unvanını yitirişini tribünlerden izledi. 

Manila’da ölümüne düello Ezeli rakipler arasındaki son karşılaşma, 1 Ekim 1975’te Manila’da gerçekleşmiş; gerginliğin ringe çıkmadan yükseldiği müsabakada iki boksör de ölümüne dövüşmüştü. 

İkinci randevu 

28 Ocak 1974’te Ali ve Frazier bir defa daha aynı yerde, Madison Square Garden’da buluştu. Ancak bu ikinci randevu, ilkine göre bayağı sönük geçti. 12 raunt üzerinden düzenlenen müsabaka öncesinde iki boksör de mazilerini arıyor gibiydi. Bir köşe yazarının kaleminden çıkan “Eski şampiyonlardı; yenilmişlerdi ve en iyi zamanları geride kalmıştı” görüşü, birçoklarının bu karşılaşmaya bakışını özetliyordu. 

İkili, kozlarını paylaşmaya ringden beş gün önce, ABC stüdyolarında başlamıştı aslında. Kariyeri boyunca rakiplerini sadece yumruklarıyla değil sözleriyle de dövmesiyle meşhur olan Ali, Frazier’ın da bamteline basmış, kavga çıkmıştı. Maçta ise Ali taktiğini değiştirmiş; kendinden 10 santimetre kısa olan rakibini yakınına sokmayarak kazanmıştı. 

Karşılaşmanın afişi (üstte) dövüşü “Manila’da korku filmi” diye, Sports Illustrated dergisi (altta) ise “Epik Muharebe” manşetiyle duyuruyordu.

Frazier galibiyetinin ardından, Ali’nin unvan için bir sonraki adımı Foreman’la dövüşmekti. İki boksörle de anlaşan organizatör Don King’in istediği yüksek ücreti kimse vermiyordu. Diktatör Mobutu, danışmanlarından Amerikalı Fred Wyman’ın böyle bir etkinliğin rejimi için faydalı olacağı önerisine kulak verince, müsabaka o zamanki adıyla Zaire, günümüzün Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ne taşındı. Masrafları üstlenenlerden biri de Libya lideri Muammer Kaddafi’ydi. 

Kinşasa’da kimsenin favori olarak görmediği Ali, 60 bin kişinin önünde 8. rauntta Foreman’ı nakavt etti. Yaklaşık 1 milyar kişinin televizyondan izlediği maçın hasılatı o bugünün parasıyla 500 milyon dolar kadardı. İlk dünya ağır sıklet şampiyonluğu unvanından yaklaşık 10.5 yıl sonra Afrika’da yeniden taçlandığında, azim abidesi Ali 33. yaşını bitirmek üzereydi. 

Geç de olsa buzlar eridi  2004’teki NBA All-Star maçında Frazier ve Ali, nihayet aynı kareye daha dostane bir şekilde girmiş; el sıkışırken kameralara poz vermişlerdi. 

Korku filmi 

Zaire’deki düello, bir başka devlet başkanını daha heyecanlandırmıştı. 1972’de sıkıyönetim ilan eden Ferdinand Marcos, Filipinler’in büyük bir ülke olduğunu herkese göstermek istiyordu. 1 Ekim 1975’te Ali’yle Frazier’ın son defa Manila’da kozlarını paylaşmasıyla Marcos bu muradına erecek; Vietnam Savaşı’nın nihayete ermesinden aylar sonra yapılan bu ölümüne düello da ilk kapışmaları gibi boks tarihinin unutulmazları arasına girecekti. 1 milyar insanın izlediği Manila’daki heyecan kasırgası, Kinşasa’daki düellodan daha fazla kişiye ulaştı. 

Gerginlik yine ringe çıkmadan önce başlamıştı. Ali, epik müsabakayı 15. raunt öncesinde kazanmayı başardı belki ama karşılaşma öncesi rakibine son derece ırkçı bir şekilde “Goril” demesi de hanesine yazıldı. Ringde belki de bunun etkisiyle, kelimenin tam manasıyla kan gövdeyi götürmüştü. Ali daha sonra karşılaşmayı “ölüme en çok yaklaştığım andı” diye anlatacaktı. Frazier’ın antrenörü Eddie Futch, boksörünün devam etmek istemesine kulak vermeyip son raunt öncesi “yeter” dedi. Ali, o anı, biyografisini yazan Thomas Hauser’e “Benden önce o bıraktı. Daha fazla dövüşebileceğimi sanmıyordum” diye anlatacaktı. 

İkili bir daha ringde kozlarını paylaşmasa da aralarındaki kan davası yıllarca sürdü. Otobiyografisinde ezeli rakibinden “Cassius Clay” diye bahseden Frazier, Ali’nin mücadele ettiği Parkinson hastalığının geçmişteki davranışlarının bedeli olduğunu yazmıştı. 2001’de New York Times’a konuşan Ali özür dilese de Frazier bunu kabul etmedi. Zira rakibinin kendisini arayarak bunu yüzüne söylemesini istiyordu. Sonradan araları biraz yumuşamış; 2004’te Philadelphia’da yapılan All-Star maçında basketbol salonunda yan yana poz vermişlerdi. Önce Frazier öldü; 2011’de onun cenazesine katılan Ali ise 2016’da hayatını kaybetti. 

Tarih bazen beklenmedik yollara sapıyor. Her zaman galiplerin hikayesini anlatmıyor. Tam yarım asır önceki dövüşün galibini de kimse sinemada canlandırmak için çabalamadı. Ünlüler Frazier’le fotoğraf çektirmek için sıraya girmedi. Belki ezeli rakibinin kıvrak sözlerine cevap verecek kadar zeki olmadığından; belki yeterince karizmatik bulunmadığından… Tek silahı ölümsüz sol kroşesi olan boksör, Vietnam Savaşı’nın çalkantılı yıllarında Beyaz Amerika tarafından kullanışlı bulunsa da galibiyetin üzerinden 24 saat geçmeden unutulmaya terkedildi. 

Ringde şiir yazan, asla geri adım atmayan Ali ise bugün hâlâ milyonların kahramanı.