Bazı kelimeler zamanla kendilerine yüklenen ikincil ve olumsuz anlamlar öne çıktığı ya da insanlar durup dururken o kelimeden utanmaya başladığı için terkedilir ya da artık sadece olumsuz anlamda kullanılmaya başlanır. Bir kelimeden utanılmasına en yakın örnek “hela” sanırım. Ben mesela, tuvalet çağında dünyaya geldim. İnsanlar “hela” yerine daha kibar olduğunu düşündükleri “tuvalet”i kullanmaya başlamışlardı. Çocuğum olursa o da “lavabo” çağında büyüyecek. Belki de yakında “oynamak”, “oyunculuk” kelimeleri de, üzerlerine yüklenen negatif anlamla aktörler tarafından kullanılmaz olacak. 

Zaten aktörlük bu konuda mimli. Aklımda yanlış kalmadıysa, bugün Batı dillerinin çoğunda “ikiyüzlü” anlamına gelen kelime eski Yunanca’da aktör anlamına gelirmiş. Bu kelime bilhassa politikacılar için ikiyüzlülüklerini, talkım verip salkım yutmalarını, yalancılıklarını işaret etmek için kullanılmaya başlayınca, aktörler kendilerini tanımlamak için başka bir kelime kullanmaya başlamışlar. İkiyüzlülük “ne zamanın bir işleri” diye düşünecek olursak, hemen her zamanın bir işleri diyebiliriz. En azından Antik Yunan’da var. 

Tabii yakın tarihten de esaslı örnekler var. Misâl, özetle “Devlet sağlık hizmeti vermesin, parası olan doktora gitsin, parası olmayan ölsün” diyen para babası, milyarder, fabrikalar sahibi Charles Koch, aynı düşüncenin bayraktarı Hayek’i Amerika’ya çağırıyor, kurduğu enstitünün başına geçsin diye. Ama Hayek, “Yok abi, benim safra kesesi sorunlu, burada Viyana SSK’da tedavi beleş, gelemem” diyor. E milyarder Koch ne yapıyor? Hayır, “Hayekçiğim gel, safra kesenin masrafı benden” demiyor da “Ya sen bir vakitler burada üniversitede ders vermiştin, sigortaya girişin yapılmıştır, oradan yürürüz” diyor. 

Daha gerilere gidecek olursak tarihteki ikiyüzlü ahlâksızların piri Titus Oates’i görüyoruz. Titus arkadaş, 17. yüzyıl Londrası’nda önce diplomasını kimse görmediği ve ‘mezun olduğu’ Cambridge’ten bir tane bile sınıf arkadaşı olmadığı hâlde, “üniversite mezunuyum” diye yalan söyleyerek vaazlar vermeye başlıyor ve İngiltere Kilisesi’ne rahip yazılıyor. Sonra hasımlarını altetmek için haklarında seks skandalları uydurup “Bunlar ahlaksız, bunlar böyle, bunlar şöyle” diye ortalığı birbirine katıyor. Katıyor katmasına da, hasımlarını neyle suçluyorsa kendisi on katını yapıyor. 

Hırsından gözü dönen Titus, dönemin yıldızı parlayan tarikatı Cizvitlere yanaşıyor. Cizvitler, eğitime büyük önem veren, bugün hâlâ her yerde üniversiteleri olan, hep güleryüzlü ama ketenpereci bir adamlar. Sonra, daha önce bu yollarda beraber yürüdüğü Cizvit tarikatıyla arası bozulan Titus oturuyor sahte belgeler hazırlıyor ve “Cizvitler darbe yapacak” diye yaygaraya başlıyor. 

E şimdi o dönem İngiltere’de darbeler dönemi, bir önceki darbenin üzerinden çok zaman geçmemiş, bu yalan etkili olur. Böylece Londra’da önce Cizvit avı başlıyor, daha sonra da kraliyete muhalif isimler teker teker derdest ediliyor. Cizvit olsun olmasın, yönetimin beğenmediği herkes “Bunlar içimizdeki Fransızlar! Bunlar Katolik! Bunlar Cizvit!” diye suçlanıyor. Katolik olduğundan şüphelenilenlerin bile Londra’ya on milden fazla yaklaşması yasaklanıyor, Cizvit tarikatına yakın zenginlerin malına mülküne el konuluyor. 

Üç-beş yıl sonra darbe marbe olmadığı anlaşılsa da olan oluyor, Titus’un uydurduğu yalanlarla düzinelerce insan asılarak idam ediliyor, kovuluyor, kaçıyor. Ha peki olmayan darbeyi ortaya çıkardığı için önce kahraman, sonra at hırsızı ilan edilen Titus cezasını çekmiş midir derseniz, tarihte işler maalesef masallardaki gibi bitmiyor. Bir ara “Ulan hergele, hepten kolpacıymışsın” diye yargılayıp hapse atmışlar atmasına da, bir zaman sonra çıkmış, üstüne bir de maaş bağlatmış. Sonra bir ara maaşını kesmişler, sonra yeniden bağlamışlar falan feşmekan. 

Ha aradan üçyüz yıl geçtikten sonra arkasından atıp tutuyoruz ama, işte suçluların cezasını vermeyi tarihe bırakınca böyle oluyor; düzinelerce insanın canına, binlercesinin mahvına sebep olan herifçioğlu ancak yıllar sonra tarihe “gelmiş geçmiş en madrabaz ikiyüzlülerden biri” olarak geçiyor.