İlber Ortaylı’nın son dönemde çıkan ve dikkati çeken kitabı Türklerin Altın Çağı, Türkler ve Türkiye tarihi hakkında yazılmış bir makro-tarih çalışması. Tarih yazımı ve usulü ile birlikte Timurlulardan, Altın Orda Devleti, Kırım Hanlığı ve Osmanlı Devleti’ni Sultan Süleyman dönemine kadar inceleyen eser, özellikle devlet yapısı ve yönetim konusu üzerine yoğunlaşmış bir temel eser.

TÜRKLERİN ALTIN ÇAĞI, İlber Ortaylı, Kronik Kitap, 304 sayfa, 25 TL.

İlber Ortaylı’nın Türklerin Altın Çağı başlıklı Kronik Kitap’tan yayınlanan son çalışması, Türklerin ve Türkiye’nin tarihini içinde bulunduğu dünya ile birlikte değerlendirmeyi amaçlıyor. Ortaylı, eserin, bu konulara ilgi duyanlar için bir tür giriş niteliği taşıdığını başlangıçta vurguluyor. On bir bölümden oluşan kitap, soru-cevap tarzında yazılmış, arada yazarın daha “vurucu” olan ifadelerini ön plana çıkarmak için bunlar kutuya alınmış. Bir zamanların keyifle okunan “100 Soruda” serisini anımsatan bu tercih, muhtemelen yazarın son yıllarda sürdürdüğü gazete yazılarından da besleniyor ki Ortaylı, tarih bilincinin ortaya çıkmasında ve tarih öğreniminde gazete-dergilerdeki bu köşelerin rolünü çok önemsediğini bu kitabında ifade etmiş.

Kitabın ilk bölümü, tarih yazımında usul üzerine yoğunlaşmış. Yazar bu bölümde sadece “nasıl bir tarih yazımı?” sorusunu sormakla kalmıyor, aynı zamanda nasıl bir tarih eğitimi verilmesi gerektiğini sorguluyor. “Türkler ve Tarih” başlığını taşıyan ikinci bölüm, “Osmanlılık”, “Türklük” gibi kavramlar üzerinden tarih ve kimlik meselelerine değiniyor. Bu ilk iki bölümü takip eden üç bölüm, sırasıyla Timurlular, Altın Orda Devleti ve Kırım Hanlığı üzerine kurulmuş. Ortaylı bu üç devletin Türk-Moğol yapısını da içeren bazı sorunlarına eğiliyor, aynı zamanda Osmanlı Devleti’yle aynı dönemlerde varlık gösteren bu devletlerin yapılanmaları, tarihleri ve Osmanlılarla ilişkileri üzerinde duruyor.

İlber Ortaylı, kendi kütüphanesinde, 15 Haziran 2017.

Bir sonraki bölüm benzer meseleleri, 12.-13. yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu, İran ve Türkler açısından inceliyor. Bu karşılaştırmalı yapı, İlber Ortaylı’nın yine zaman zaman altını çizdiği “senkronize tarih bilgisi edinme” gerekliğini de yerine getirmeye çalışıyor. Nitekim kitabın tamamen Osmanlı İmparatorluğu’na ayrılmış ikinci yarısında da bu hedefin gözetildiğini söylemek mümkün. Böylece kuruluşundan I. (Kanuni) Süleyman devrine kadar Osmanlı Devleti tarihine bakmak mümkün oluyor. Kitabın daha ziyade Osmanlı Devleti’nin yönetici kadrosunun dünyasına eğildiğini belirtmekte fayda var. Devletin yapısı, diplomatik ilişkiler, yöneticiler asıl konuyu oluşturuyor. Ancak arada, örneğin kimlik üzerinden çeşitli tartışmalara değinildiği dikkati çekiyor. Günümüz tarih yazımında “makro-tarih” alanının, yani hanedanların, devletin yapısının tarihine geri dönme eğiliminin mevcut olduğunu bu noktada hatırlamak gerekiyor. Devlet, yapılanması ve geçirdiği safhalarla halen üzerinde düşünülen bir organ.

Ortaylı’nın Türklerin Altın Çağı kitabı, Osmanlı Devleti üzerine temel meseleleri tekrar düşünmek isteyenler açısından rahatlıkla okunan bir başlangıç olma vaadini tutuyor.