Büyük Harp’in galibi ülkeler ve İspanyol Gribi’nin altedemediği sporcular, tam 100 yıl önce bu ay Belçika’nın Antwerp kentinde biraraya geldi. Kimbilir, belki de COVID-19 nedeniyle seneye kaydırılan Tokyo Olimpiyatları da insanlığın yaralarını sarmasına vesile olacak; tıpkı bir asır evvel Belçika’da olduğu gibi…

ALİ MURAT HAMARAT

Tam 100 yıl önceydi… 1. Dünya Savaşı’ndan sonra bir de İspanyol Gribi’ni atlatmış ülkeler, ilk defa Belçika’da dalgalanan olimpiyat bayrağının altında buluşuyordu. İnsanlar sporla yaşama tutunmaya çalışıyordu.

Aslında her şey 1912’de başlamıştı. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin (IOC) toplantısında Belçika, 1920’de düzenlenecek organizasyona talip olmuştu. O günlerde henüz bir kent belirlemeyen heyet, ertesi yıl Antwerp’i aday göstermişti. 1914’te Paris’teki Olimpiyat Kongresi’ne 109 sayfalık broşürle gelen Belçikalılar, bu organizasyonu çok istiyordu. Diğer talipler Roma, Amsterdam ve Budapeşte’ydi. O gün ibre Macaristan’ı gösterse de ertesi ay kopan harp her şeyi değiştirecekti. 5 Nisan 1919’da olimpiyatı düzenleme onuru resmen Antwerp’e bahşedildi.

Savaşın ardından sporla pansuman 1. Dünya Savaşı ve İspanyol gribinin yaraları sporla sarıldı. 1920 Antwerp Olimpiyat Oyunları açılış töreninde çekilmiş bu fotoğraf tam 100 yaşında…

Baron Pierre de Coubertin’in bırakmasından sonra 1925’te IOC başkanı seçilecek Henri de Baillet-Latour’un yönettiği bir komisyon sayesinde Belçika, kısa sürede hazırlıklarını tamamladı. Savaş sonrası ekonomik durum iyi olmadığından eldeki tesisler kullanılmış, yetkililer her harcama için kılı kırk yarmıştı. 4 Temmuz 1919’da inşaatına başlanan Olimpiyat Stadyumu, 23 Mayıs 1920’de kapılarını açıyordu.

Almanya, Avusturya, Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan, “savaşa sebep olmaları nedeniyle” olimpiyata davet edilmemişti (Sovyetler Birliği IOC’ye 1951’de üye olduğundan, yeryüzünün en önemli spor organizasyonunda ilk kez 1952’de boy gösterecekti). Harp sonrasında yeni kurulan ülkelerden sadece Estonya, Antwerp’e gitmişti. 1917’de bağımsızlığını kazanan Finlandiya da  ilk kez kendi bayrağının altında  sahne alıyordu (Belçika’daki programda buz pateniyle buz hokeyi de vardı).

Barışı simgeleyecek beyaz güvercinler tarihte ilk kez uçuruldu ve organizasyon Kral 1. Albert tarafından 14 Ağustos’ta resmen açıldı. 29 ülkeden 65’i kadın, toplam 2626 sporcu Antwerp’te buluşmuştu..

Açılış töreninden 14 Ağustos 1920’de Kral 1. Albert’in konuşmasıyla yapılan açılış merasiminde 29 ülkeden 65’i kadın 2626 sporcu buluştu.

İlk bayrak, ilk yemin

İlk defa Coubertin tarafından 1913’te ortaya atılmıştı Olimpiyat bayrağı. Beyaz zemin üzerine içiçe geçmiş beş ayrı renkteki halka, ilk defa 1920’de insanlığı selamlıyordu. Peki bu renkler neyi ifade ediyordu? Modern oyunların babasına göre, bunlar organizasyonda boy gösteren ülkelerin bayraklarını simgeliyordu. Onun ölümünden sonra IOC tarafından 1940’ların sonunda çıkarılan kitapçıklara göre mavi Avrupa, sarı Asya, siyah Afrika, yeşil Avustralya ve Okyanusya, kırmızı da Amerika’yı ifade ediyordu (1951’de bu yorum tamamen terkedildi ve bu ifade yazılı materyallerden çıkarıldı).

1920’nin yıldızları Belçikalı Victor Boin, tarihin ilk Olimpiyat yeminini ederken…

Belçika’daki bu yenilik, kimilerinin avuçlarını ovuşturmasına neden oldu. Antwerp’te bazı olimpiyat bayrakları kaybolmuştu. Tesadüf bu ya, bir tanesi nasıl olduysa Birleşik Krallık adına yarışan Avustralyalı Wilfred Kent Hughes’un valizinde bulunmuştu. Kapanış töreninde kaybolan asıl olimpiyat bayrağı ise 77 yıl sonra ortaya çıkacaktı. 1920’de ABD adına bronz madalya kapan Harry Prieste, ulusal olimpiyat komitesinin 1997’de verdiği bir yemekte ağzından baklayı çıkardığında 101 yaşındaydı. Takım arkadaşı Duke Kahanamoku’nun teşvikiyle direğe tırmanan Prieste, 77 yıl boyunca bir bavulda sakladığı Olimpiyat bayrağını sonradan iade edecekti. Emekli sporcu 2000’de son kez sahne almış, IOC’nin özel davetlisi olarak Avustralya’ya gitmişti. Ertesi yıl son nefesini veren Prieste’in çaldığı o bayrak, yıllardır Lausanne’daki Olimpiyat Müzesi’nde sergileniyor.

1920’nin yıldızları 1920’nin üç altın madalyalısı Paavo Nurmi, Olimpiyat tarihinde aldığı dokuz altınla dünyanın en başarılı sporcuları arasında gösteriliyor.

Olimpiyat yemini de ilk defa Antwerp’te okunmuştu. Belçika Sutopu Millî Takımı’yla 1908’de gümüş, 1912’de de bronz madalya kazanan, ayrıca eskrimde yarışan Victor Boin, şu sözlerle tarihe geçmişti: “Olimpiyat Oyunları’nda ülkemin şerefi ve sporun zaferi için kurallara uyarak dürüst yarışacağımıza ve gerçek sportmenlik ruhu içinde mücadele edeceğimize and içeriz”. 1972’den itibaren hakemler, 2012’den itibaren antrenörler de yemin ediyor.

ABD’nin madalyalara ambargo koyduğu organizasyonda kuzeyli genç bir atletin ayak sesleri duyuluyordu. Henüz 23 yaşındaki Paavo Nurmi üç altın, bir de gümüş madalya kazanmıştı. Yaptıkları yapacaklarının teminatıydı…

Uçan Fin: Paavo Nurmi

Finlandiya denince belki de akla bir ömürdür ilk onun adı geliyor. 1. Dünya Savaşı sonrasında Olimpiyat Oyunları’na damgasını vuran Nurmi’nin öyküsü aslında bilinmeyen bir tarihe ışık tutuyor. 1897’de Turku’da doğan çocuğun yeteneği henüz 11 yaşındayken keşfedilmişti. Bırakınız yaşıtlarını, büyükleri bile yakalayamıyordu ufaklığı. O kadar hızlı koşabiliyordu ki… Küçüklüğünden itibaren ağır işlerde çalışarak babasına yardımcı olmaya çabalayadursun, babasının ücreti oğluna bir ayakkabı almaya yetmiyordu. İki sene sonra babasını kaybeden o çocuk, atletizm tarihine geçecekti.

İmkansızlıklar içinden gelen Paavo Nurmi, 1952 Helsinki’de Olimpiyat meşalesini yakan sporcu olacaktı.

Antwerp’te olimpiyat sahnesine çıkıp üç altın kazanan atlet, asıl dört yıl sonra Paris’te yıldızlaşacaktı. 1500 ve 5000 metre yarışları aynı gün yapılmış, bir saat içinde iki branşta da dünya rekoru kırarak kazanan sporcu imkansızı başarmıştı. Takım, kros derken altın sayısını 5’e çıkaran Nurmi’nin 6. altını da belki federasyon yetkililerine takılmıştı. Çok sıcak olduğu için 10 bin metre koşmasına izin çıkmayan Nurmi, ülkesine dönüşte bu mesafede dünya rekorunu kıracaktı!

Michael Phelps’ten sonra olimpiyat tarihinde 9 altın kazanan dört sporcu var: Larisa Latinina, Mark Spitz, Carl Lewis ve Nurmi. Unutulmaz atlet, eski Finlandiya Devlet Başkanı Urho Kaleva Kekkonen’in de dediği gibi mutsuz ölmüştü. Söylemeye gerek yok; beş parasız olarak. Öyle bir çağda yaşamıştı ki uçsanız bile nafileydi…

Tarihte hem Olimpiyat madalyası hem Nobel Barış Ödülü alan tek kişi var: Philip Noel Baker.

Belçika’da madalya kazanan sporcular arasında biri, şüphesiz diğerlerinden ayrılıyor. İlk 1912’de olimpiyat sahnesine çıkan Britanyalı Philip Noel-Baker, Antwerp’teki açılış töreninde Birleşik Krallık bayrağını taşımış, 1500 metrede de ikinci olmuştu. Pistlere veda ettikten sonra diplomat olan emekli atlet, silahsızlanma konusunda yaptığı çalışmalar nedeniyle 1959’da Nobel Barış Ödülü’nü alacaktı. Bu prestijli unvana layık görülen, tek olimpiyat madalyalı kişi o! (Bu arada meraklısına not: Noel ikinci ismi değil, 1915’te evlendiği hanımının soyadı).

1. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Antwerp’te olimpiyat bayrağının altında sporcuların buluşması, birçokları tarafından çılgınlık olarak görülüyordu. Bugünün IOC Başkanı Thomas Bach, 100 yıl önce o zor koşullarda düzenlenen organizasyonun bize ilham vermesi gerektiğini düşünüyor. Kimbilir, belki de COVID-19 nedeniyle seneye kaydırılan Tokyo Yaz Oyunları, insanlığın yaralarını sarmasına vesile olacak; tıpkı bir asır evvel Belçika’da olduğu gibi…

ANTWERP 1920’DEN…

Tarih yazan unutulmaz sporcular

  • 41 altın, 27 gümüş, 27 de bronz madalya kazanan ABD, Antwerp 1920’nin en başarılı ülkesiydi. Onları takip eden İsveç’in hanesinde 19 altın yazıyor. Birleşik Krallık ve Finlandiya’nın ise 15 altın.
  • 1920’de en çok madalya kazanan sporcu Willis Lee. Amerikan atıcılık takımının üyesi, Belçika’dan evine 5 altın, 1 gümüş, 1 de bronz madalyayla dönmüştü.
  • Eskrime Nadi Kardeşler damgasını vuruyordu. Nedo altı branşın beşinde zafere ulaşırken, kardeşi Aldo 3 altın, 1 gümüş almıştı. Onu yenen de abisinden başkası değildi.
  • Belçikalı okçu Hubert van Innis, 20 yıl sonra tekrar çıktığı olimpiyat sahnesinde yine altınları toplamıştı. 1900’de iki birincilik kazanan sporcu, ülkesinde toplam dört birincilik, iki de ikincilik elde ettiğinde 54 yaşındaydı.
  • Tarihin en yaşlı madalya kazanan sporcusu olan İsveçli Oscar Swahn 72’sinde gümüş almıştı! Üç olimpiyatta ülkesini temsil edip 3’ü altın olmak üzere toplam altı madalya toplayan atıcı, tüm bu organizasyonlarda oğlu Alfred’le aynı takımda yer almıştı. Oğlu, ondan daha da başarılıydı.
  • 2 altın kazanan Amerikalı kürekçi John Kelly’yi belki duymadıysanız da kızını Monaco Prensesi olarak tanıyorsunuz: Grace Kelly.
  • Olimpiyat bayrağının çalınmasında rolü olan Hawaiili Kahanamoku, üç olimpiyat kazanmış bir isim. Bugün sörfün babası olarak biliniyor.
  • Amerikalı yüzücü Ethelda Bleibtrey kadınlarda bireysel ve takım yarışlarında verilen 3 altın madalyayı da kaparken, tenisin efsanesi Suzanne Lenglen de güle oynaya birinci olmuştu. Bugün Roland Garros’un kadınlar kupası onun adını taşıyor.
  • Açılış töreninde İtalyan Millî Marşı’nın notaları bulunamadığından, orkestra bunun yerine ünlü “O sole mio” şarkısını çalmıştı.