Hz. İsa’yı Roma’ya ispiyonlayarak vatan haini diye hapse attırmak isteyen bir grup şahıs, kendisine “Bak bu Roma bize kelle vergisi salmış, onu ödeyelim mi?” diye soruyor. O da “E o paranın üzerinde Sezar’ın resmi var, o zaman Sezar’ın hakkını Sezar’a verin” diyor. Bana sorarsanız gayet politik bir cevap; durduk yere başını belaya sokmak istememiş. Tabii bu benim gibi düz insanların yorumu. Yoksa sırf bu söz üzerine yazılanların virgüllerini yan yana koysak buradan köye yol olur.

Biliyorsunuz kullandığımız atasözü ve deyimlerin önemli bir kısmı da kutsal kitaplardan, dinî hikayelerden geliyor. Bunların en ilginçlerinden biri de “Sezar’ın hakkı Sezar’a”. Bizde de “Yiğidi öldür, hakkını yeme”yle aynı anlama gelmeye başlayan bu ifade, çoğunuzun bildiği kiminizin de biliyormuş gibi yaptığı üzere Yeni Ahit’ten, Hz. İsa’ya ait bir cümle. Mevzuu da şu: Hz. İsa’yı Roma’ya ispiyonlayarak vatan haini diye hapse attırmak isteyen bir grup şahıs, kendisine “Bak bu Roma bize kelle vergisi salmış, onu ödeyelim mi?” diye soruyor. O da “E o paranın üzerinde Sezar’ın resmi var, o zaman Sezar’ın hakkını Sezar’a verin” diyor (Bizim ünlü Jül Sezar değil de, büyük ihtimalle Tiberius. Ama neticede bunlar madeni para, tedavülden kalkmadığı için Jül de olabilir).

Bana sorarsanız gayet politik bir cevap; durduk yere başını belaya sokmak istememiş. Tabii bu benim gibi düz insanların yorumu. Yoksa sırf bu söz üzerine yazılanların virgüllerini yanyana koysak buradan köye yol olur. Ha tamam, Bakırköy çok uzak değil ama neticede burada virgülden bahsediyoruz. Az da değil yani. Ama Hz. İsa’nın bu sözle din ve devlet işlerinin ayrılmasına işaret ettiğini ileri sürenler çoğunlukta olsa da, dedim ya, ben düz adamım. Ha bu konu benim aklımda niye vergi usul kanunuyla ilgili bir hadise gibi kalmış derseniz, bu meselenin gerisinde Celileli Yehuda olmasından ileri geliyor.

Aklımda kaldığı kadarıyla 6 yılında Roma, vassalı olan Yahudi krallığını “Vassallık mı kaldı abi bu devirde, yıl olmuş altı, biz doğrudan buraya bir kayyım atayalım gitsin” diyor ve vali görünümlü kayyımlar atamaya başlıyor. E tabii vergileri de artırmak lâzım ama nüfus belli değil. “Gidin bir sayın” diyor, sonra da çat diye bir kelle vergisi koyuveriyor. İşte o zamandan itibaren Roma ve Yahudiler arasında gerginlik eksik olmuyor. Bu bizim Celileli olması dışında başka pek bir şey bilmediğimiz, bilsek de benim hatırlamadığım Celileli Yehuda da yaman bir delikanlı. Önce nüfus sayımına karşı çıkıyor; bakıyor ortayolcular bunu pek dinlemiyor, bu da taraftarlarıyla beraber kendini nüfusa kaydettirenlerin çiftini çubuğunu falan yakmaya başlıyor. Tabii Roma’da oyun bitmez; anında bizim Celileli İsa’nın direnişini bastırıyor. Bu arada Hz. İsa da Celileli, yani eğer yanlış hatırlamıyorsam Nasıra’nın idari olarak Celile’ye bağlı olması lâzım. Üstelik ironik olarak bu olaydan birkaç on yıl geçtikten sonra Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinin sebeplerinden biri de Roma’ya vergi vermemeyi salık verdiği iddiaları.

Her neyse, bu bizim Celileli Yehuda’nın oğulları Yakup ve Simon da babalarının izinden giderek 40’lı yılların sonuna doğru yine bir isyan -Roma yine yeni bir vergi salmış o yüzden olacakbaşlatıyorlar ve birinci Roma-Yahudi savaşının da fitilini ateşlemiş oluyorlar. Yani evet Sezar’ın hakkı Sezar’a denilse de bu hakkın gerçekte ne kadar olduğu, Sezarların haklarını neden hep fakir halkın ödemek zorunda kaldığı hep konuşuluyor. Ha, zenginden de vergi alıyor Roma ama dikkat ederseniz “kelle vergisi” saldığını söylemiştik. E, kelle vergisi de tıpkı özel tüketim vergisi, akaryakıt vergisi, bandrol parası, atık su gideri gibi zengin-fakir ayırt etmiyor, zengin de bir litrede aynı parayı ödüyor, fakir de; ama zenginin umurunda olmazken fakir can çekişiyor.

Yani Sezar’ın hakkı ne kadar Sezar’ın hakkı, en çok da bu kelle vergisi ortaya çıkınca sorgulanıyor. Zaten kelle vergisi benim bildiğim kadarıyla Roma’da cumhuriyet döneminde sadece Roma vatandaşı olmayanlara uygulanıyor. Hiçbir konsül durduk yere Roma vatandaşlarının öfkesini üzerine toplamak istememiş herhâlde. Zaten hem cumhuriyet hem de imparatorluk döneminde Roma’daki isyanların önemli bir kısmı vergi yüzünden. Hatta şimdi yalan söylemiş olmayayım, Papalık devletinin kuruluşu da, ikonoklazmın başlangıcı da, her nedense o dönem İstanbul merkezli Roma İmparatorluğu ve Papalık arasındaki vergi çekişmesinin hemen sonrasına denk geliyor. Yani daha önce Sezar’ın olan Sezar’ın hakkı, vergi tahsildarları Papalığın hazinesine de göz dikince birden o kadar da Sezar’ın hakkı olmuyor.