MEHMED RAŞİD EFENDİ, AVRUPA’DAKİ EĞİTİMİNİ BIRAKIP CEPHEYE KOŞMUŞTU 

Büyük bahçeli, atlı arabalı, özel kasapları, özel terzileri olan, dadılar ve yabancı dilleri öğreten mürebbiyelerle dolu konakta büyüdü. 23 yaşında İsviçre’de mühendislik okurken, savaşın patlaması üzerine yurda döndü ve Çanakkale cephesine gönderildi. Çok zengin ve meşhur bir ailenin fedakar ve kabiliyetli oğlunun, kahraman bir yedeksubayın bilinmeyen hikayesi. 

İlk kadın müzecimiz Seniha Sami Moralı’nın adına ilk kez Nâzım Hikmet’in bir biyografisinde rastlamıştım. Taha Toros’un verdiği bilgiye göre Seniha Hanım, Nâzım Hikmet’in büyük baldızı idi. Öyleydi ama kimdi bu kadın? Zira Nâzım Hikmet’in biyografisinde “Akrabası Olan Ünlü ve Tanınmış” kişiler kısmında bahsediliyordu. 

Kısa bir araştırmadan sonra Seniha Hanım’ın “ilk kadın müzecimiz” olduğunu öğrendim. Hakkında daha fazla bilgi bulmak ümidiyle araştırmaya devam ederken, kendisinin “Meşrutiyet, Dolmabahçe Sarayı ve Ankara’nın İlk Günlerine Dair” başlıklı bir yazısına rastladım. Bu yazısında gönüllü olarak 1. Dünya Savaşında seferberliğe dahil olan, Çanakkale cephesine katılan kardeşi Mehmed Raşid ve kuzeni (dayızadem diye söz ediyordu) Raşid Efendi’den söz ediyor, onların akşamları zaman zaman cephe hikayelerini anlattığını belirtiyordu. 

Mevzubahis Çanakkale olunca bunun üzerine artık Mehmed Raşid, daha doğrusu kuzeniyle beraber “İki Raşid Efendiler” Seniha Hanım’dan daha çok ilgimi çekti. Ve yine Taha Toros arşivi zenginliğiyle imdada yetişti. Mehmet Raşid’in yeğeni, Seniha Hanım’ın küçük kızı Nesrin Moralı, 1980 yılında dayısından kalan eski Türkçe günlüğü ve cepheden getirdiği üç mermiyi bulmuş, günlüğü de günümüz Türkçesine aktararak daktilo etmişti: 

“Yazı, resim, fotoğraf, mektup, nişan, kitap gibi her evde bulunabilecek hatıra eşyalardan, bizim evdekilerin en kıymetlisi, en çok manevî değerle yüklü olanları üç mermi ile bir hatıra defteri- çünki bunlar Çanakkale’den getirilmiş. Defter kahverengi kaplı, bir ceket cebine kolayca sığacak kadar küçük, sayfaları muntazam, sık satırlar halinde, eski harflerle dikkatle yazılmış. Mermiler çok ağır, kırmızı boyaları kısmen aşınmış, 7,2 santim çapında, 14,2 santim yüksekliğinde. Bu sessiz, kendi halinde eşyalar, bir az düşünülünce, 65 sene evvel büyük bir zaferle neticelenen o müthiş ölüm kalım muharebesini bütün heyecaniyle nasıl canlandırıyorlarî Onlar o zaman ailenin tek erkek evlâdı olan ve muharebeye katılan 23 yaşındaki Mehmed Raşid tarafından getirilmiş”. 

Muharebe günlüğü Mehmed Raşid Efendi’nin Çanakkale Muharebeleri sırasında tuttuğu ve yeğeni Seniha Hanım’ın küçük kızı Nesrin Moralı tarafından günümüz Türkçesi’ne aktarılan günlüğün ilk sayfası. 
Dün ve bugün Mehmed Raşid Efendi’nin 24 Mayıs-11 Ağustos 1915 tarihleri arasında cephede görev yaptığı mevkiin dönem haritasında ve bugünkü görünüşü. 

İşte yukarıdaki satırlar, Çanakkale’de gazi olmuş, parlak bir mühendis Mehmet Raşid Bey’in yeğeni Nesrin Moralı tarafından aktarıldı. Nesrin Moralı, ölümünden bir yıl evvel 1980 yılında, yukarıdaki duygu yüklü tasvirleri yaptıracak düşünceler içinde, Çanakkale’nin ve dayısının bu manevi hatırasına binaen yazmış. 

Aslında Nesrin Moralı sadece bu satırları yazmadı. Dayısının Çanakkale’den getirdiği defterinde yazdığı Çanakkale günlüğünü de bugünkü Türkçe’ye aktararak daktilo etti. Mehmet Raşid, 9. Tümen topçu alayında Kayaltepe bölgesinde ve Manol Çiftliği yakınlarında 24 Mayıs-11 Ağustos 1915 tarihleri arasında Çanakkale’de gün gün yaptıklarını, yaşadıklarını, cephedeki durumu anlatmıştı. İşte böylece Nesrin Moralı da bugün bu bilmediğimiz gaziyi ve hikayesini onun ağzından dinleyebilmemize imkan sağladı. 

Eğitimini yarıda bıraktı Avrupa’daki tahsilini yarıda bırakıp Çanakkale cephesine koşan Mehmed Raşid Efendi. 

Mehmed Raşid 19 Haziran 1892 tarihinde Boğaziçi’nde güzel bir yalıda doğmuştu. Evdeki tek erkek çocuk olduğundan bazı büyükleri onu “Sen bir tanecik tosun paşasın!” diye severlermiş. Mehmed Raşid de bunu iyice benimsemiş olacak ki üç yaşlarında iken bir olay vuku bulup sonrasında azarlandığında şaşırmış; “Ben bir tanecik tosun paşayım!” diye karşılık vermiş. 

Mehmed Raşid oldukça köklü bir aileye mensuptu. Tanzimat’ın ilânından sonra ülkemizde ilk defa maarif teşkilatını kuran ve ilk Milli Eğitim Bakanı olan Abdurrahman Sami Paşa’nın torunlarındandı. Mehmed Raşid’in büyükbabası da, beş kez Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olan Abdullatif Suphi Paşa’dır. Osmanlı İmparatorluğu’nda büyük hizmetler veren kültür ağırlıklı baba tarafı yanında, anne tarafı da devletin muhtelif kademelerinde hizmetleriyle tanınmış ünlü kişilere dayanmaktadır. Annesi de Hariciye Nazırı (Dışişleri Bakanı) Mehmet Raşit Paşa’nın kızıdır. 

Büyük bahçeli, atlı arabalı, özel kasapları, özel terzileri olan, dadılar ve yabancı dilleri öğreten mürebbiyelerle dolu konaklarda büyüdüler. Özel hocalar tarafından eğitildiler. Büyük ablası Seniha Sami Moralı, Batı Dilleri ve Edebiyatı Profesörü Mehmed Rauf’un (1883-1918) eşiydi. Seniha Sami Moralı aynı zamanda ilk kadın arkeologumuz olup, Topkapı Sarayı’nın ilk kadın yöneticisiydi. Cumhuriyetten evvel sarayda prenseslere İngilizce dersleri verirken, Cumhuriyet döneminde de Atatürk ve İsmet İnönü’ye tercümanlıklar yapmıştı. 

Mehmed Raşid’in 1905’ten 1. Dünya Savaşı sonuna kadar olan dönemdeki hayatını kendisinden dinleyelim: 

“1905 – 1910 Orta tahsilimi Istambulda fransız Faure Lisesinde ikmal edip “Diplôme de tin d’études secondaires” şahadetnamesini aldım. 

1910-1912 Pariste Ecole Duvignau da yüksek mühendis mektebine hazırlandım. 

1912-1913 Balkan Harbi dolayısı ile İstanbul’da kaldım. 

1913-1914 Lausanne Üniversitesi Mühendis Mektebine kabul edilerek iki semestre ikmal ettim. 

1914-1919 Seferberlikte ihtiyat zabit namzedi yazıldım ve sahra topçu sınıfına ayrıldım. Çanakkale harbine iştirak ettim.” 

Mehmed Raşid, Fransa’da Ecole Duvignau’da Yüksek Mühendis Mektebi eğitimine hazırlandığı dönemde çalışmalarının meyvesini almış olacak ki 1913 yılında gitmek istediği İsviçre’deki Lozan Üniversitesine kabul edilmişti. Fakat Birinci Cihan Harbi’nin başlamasıyla kendi isteğiyle eğitimini yarıda keserek ülkesine döndü. 

İki Raşid Efendiler Mehmed Raşid Efendi (solda) ile dayısının oğlu adaşı Raşid Efendi. Kuzen Raşid, Anafartalar’da Mustafa Kemal’in idare ettiği birliklerde savaşmıştı. 

Mehmed Raşid ve Çanakkale 

Mehmed Raşid, 1913-1914 eğitim yılında Lozan’da tam hayal ettiği yüksek mühendislik eğitimine başlamıştı ki Birinci Cihan Harbi patlak verdi. Yeğeni Nesrin Moralı’nın deyişi ile Mehmed Raşid de Osmanlı Devleti’ndeki yüz binlerce gencin vatanı kurtarmak için cepheye koştuğu gibi cepheye koştu; tahsilini bırakarak yurda döndü. Ailesi gözyaşlarıyla onu uğurlarken, o “çok yüksek bir gâye uğrunda çarpışacağı için âdeta bir şevk içinde Çanakkale’ye gitti”. 

Mehmet Raşid Efendi Çanakkale’de yedek subay olarak görev yaparken, cephede bulunduğu 24 Mayıs 1915’ten cepheden ayrıldığı 12 Ağustos’a dek günlük tuttu. Bu günlükte tam olarak hangi birlikte görev yaptığından söz etmese de biyografisinde topçu sınıfına ayrıldığını belirtmiştir. Ayrıca yeğeni Nesrin Moralı’nın ifadesinde geçen “Mermiler çok ağır, kırmızı boyaları kısmen aşınmış, 7,2 santim çapında, 14,2 santim yüksekliğinde” söyleminden, bu mermilerin 75’lik dağ bataryasına ait top mermileri olduğunu anlıyor ve ancak topçu olan birinin bunları cepheden hatıra olarak götürebileceğini biliyoruz. 

Teknik ressam Raşid Efendi Mehmed Raşid Efendi Harbiye’de silah imalatı kısmında teknik ressam olarak görev yaptığını gösteren 3 Ekim 1916 tarihli belge (üstte). Mehmed Raşid Efendi Tophane’de çalışırken (üstte, sağda) 

Hangi birlikte görev yaptığı konusunda ise coğrafi olarak özellikle Kayaltepe-Palamutluk-Çamtepe-Manol (Hacı Mail) Çifliği-Semertepe-Eyer(li)tepe bölgesindeki schneider ve mantelli topçu batarya bölükleri ile tabur karargahları arasında adeta mekik dokuyup telefonları tamir ettiğini, haritalar çizdiğinden bahsetmesi üzerine, 9. Tümen Topçu Alayı’nda görevli bir istihkamcı olduğuna kanaat getiriyoruz (Hacı Mail, Maydos’ta (Eceabat) yaşayan Rum Hıristiyan vatandaşlardan biri olup çiftliğin sahibidir. Hacı Mail 22 Nisan 1915’te müttefiklerin Eceabat’ı bombardımanında 63 yaşında vefat etmiştir): 

“Temmuz 31- Arıburnu haritasını çizmekle meşgûlum. Akşam 5:15 de Serafim(çiftliği) iskametinde üzerimizden fasıla ile bir iki mermi aştı. Büyük monitor tarafından endaht edilmekte olduklarını Kayaltepeden telefonla haber aldık. Çadırın kapısına karşı oturuyorum. Üçüncü ve dördüncü mermi karşımızdaki sırtın arkasından duman çıkardı. Beşinci mermi soldaki derenin karşı yamacına çarptı. (saat 5.45) Haritayı bıraktım. 

Ağustos 1- Dünki haritayı akşama doğru bitirdim. İstanbul’a mektup yazdım fakat göndermesi yarına kaldı. Grafit levhaları kırık olan telefonların tamiri hakkında fırkaya takrir verildi. 

Ağustos 2- Telefon takımından gönderilen telefondu grafiti kırık telefonların Maltape’de masrafı ödenmek şartıyla tamir olabileceğini söyledi. Birinci taburdan gönderilmiş olan grafiti kırık ve vızıltısı kamacının himmetine uğramış olan Eriksonun vızıltısını yeniden ayar ettim ve diğer bir telefonun grafiti tertibatını tatbik ederek başka bir kusuru olmadığını anladım. Mantelli birinci bölükten gelen Eriksonu tamir ettim. Kabzasının vidası gevşemişti. Pilin mayii biraz sızmıştı, tamir esnasında kurudu. 4. bölükten gelen tamir etmiş olduğum Eriksonu gönderdim Çamtepeden burnu direkli kruazör endaht etti. Tarassuda çıktım. (saat 5.20) Hacı Manol çiftliğinden geçen yola üç mermi düştü. Karadan atıldı.” 

Mehmed Raşid, gençliğin verdiği heyecan ile dayısı Haydar Bey’in oğlu ile asker yazılmışlardı. Tesadüf odur ki kuzeni olan Raşid ile aynı cepheye, yani Çanakkale cephesine sevk edilmişlerdi. Mehmed Raşid Efendi’nin günlüğünde ara ara kuzen Raşid ile cephede görüştükleri hakkında ifadeler yer aldığı gibi, bu görüşmeye dair bir fotoğraf da bulunmakta. 

Mehmed Raşid Efendi’nin ablası, ilk kadın müzecimiz Seniha Sami Moralı “Meşrutiyet, Dolmabahçe Sarayı ve Ankara’nın İlk Günlerine Dair” başlıklı yazısında bundan bahsederken Mustafa Kemal’in adını ilk kez duyuşundan da söz etmekte: 

“Kardeşim Raşid ile dayızadem Raşid yirmi yaşlarında idiler. Gençliğin verdiği şevk ve cesaretle topçu yazıldılar. Kardeşim Lausanne Üniversitesinde bir sene okumuştu. Tahsili yarım kaldı. Dayızadem de İsviçre Ziraat Mektebi’nden şehadet- namesini yeni almıştı. İkisi de Çanakkale’ye sevkedildiler, birincisi Arıbumu’na, İkincisi Anafartalar’a.Yaralılar gelmeye başlayınca Galatasaray Lisesi hastahaneye çevrildi. Bizim kurstan yetişen hanımların çoğu orada çalıştılar. 

Çanakkale muharebesi bitince iki Raşidler İstanbul’da birer vazifeye tayin edildiler. Dört sene Bebek’te kaldık. Çanakkale muharebesinden sonra akşamları toplanır idik. Biraderim sinema gösterirdi. Dayızadem komediler tertib eder, taklidler yapardı. Bir gün dedi ki: ‘Anafarta’da akşamları Mustafa Kemal Bey’in çadırında toplanırdık. Benim maskaralıklarıma gülerdi’. O ismi ilk defa işitmiş oldum”. 

Günlüğünde Triump ve Majestic zırhlılarının batması ve 29 Mayıs 1915’te Quinn’s Post’ta (Bombasırtı) Türkler tarafından ilk lağımın patlatılması, 8 Ağustos’ta 9. Tümen Komutanı Kannengiesser’in yaralanması dahil olmak üzere, birçok meşhur olay, detayları barındırmasa da kendi şahitliği ile anlatılıyor. 

Tüm bunların dışında Mehmed Raşid’in günlüğü Çanakkale cephesinin duayen ve vazgeçilmez tartışması “açlık meselesi”ni aralamak adına da bir katkı sağlıyor. Günlüğünde “mükemmel kahvaltı”lardan, sık sık “limonata” içmekten ve “kakao” pişirip içmekten söz etmekte: 

“Temmuz 13- …Bir müddet sonra kakao pişirmek için aşağı indim ve tekrar tarassuda çıktım… 

Temmuz 24- Dün akşam 5. bölükten aldığım kalmış bir maaş için defteri imzalamak üzere Kayaltepeye gittim. Emin İzzet bize uğrayıp Kilidbahire gideeğini söyledi. Peynir ve çay ısmarladık. 

Temmuz 25- Sabahleyin çay pişirdim ve ekmek kızarttım. Dün gelen peynirle mükemmel bir kahvaltı ettik. 

Ağustos 5- Sabahleyin çizmeleri pençeletmek için 4. bölüğe gittim ve Vehbi Efendi ile bir müddet, oturduktan sonra ikinci tabura gittim.Doktorla eski bir hesabımızı tesviye ettik (Zabitan lokantasından 60 kuruş alacağım vardı). 

Arif ve Mazkarla da bir müddet oturduktan sonra avdet ettim. Doktorun verdiği ilacı aldıım. Salih bizim çadıra gelmişti. İstanbul’a gideceğimi anlattım. Yemekten sonra biraz yattım, hararetim vardı. Birkaç limonata içtim.” 

Savaştan sonra Mehmed Raşid Efendi savaştan sonra da çalışmalarına devam etmiş, Mütareke döneminde yurtdışında mühendislik eğitimini tamamlamış, 1924’te makine mühendisi olarak Türkiye’ye dönmüş ve parlak bir mühendis olarak hayatını sürdürmüştü. 

Mehmed Raşid’in hikayesini ilginç kılan en önemli noktalardan biri, cephede bir alet icad ettiğini iddia etmesi olsa gerek. Kendisi biyografisinde bu konuyla ilgili şu şekilde bahsetmekte: 

“Seferberlikte ihtiyat zabit namzedi yazıldım ve sahra topçu sınıfına ayrıldım. Çanakkale harbine iştirak ettim. Düşman gemilerinin mesafelerini çabuk tayin etmek için bir nevi cetvel icad ettim ve bu suretle müteaddit harp gemilerine mermi isabet ettirdim.” 

Mehmed Raşid Bey’in gerek mühendis olması, gerekse de o dönemki topçuluk teknikleri, iddiasının doğru olduğunu gösteriyor. Zira o dönem gemilerin mesafelerinin yatay olarak hesaplanmasında bir sorun olmamaktaydı. Esas sorun dikey ve açısal hesapların yapılmasında idi. Çünkü Müttefiklere göre bu oldukça ilkel yöntemlerle hesaplandığı için, hedefleri tayin etmek, ancak uzun sürebilen matematiksel hesapların sonucunda mümkün olabiliyordu. Elbette Mehmed Raşid Bey’in bu bahsine dek, bu hesapların özellikle Çanakkale cephesinde sadece Almanların katkılarıyla olduğunu bilmekteydik. 

Mehmed Raşid Efendi’nin 1915 Ağustos’unda Çanakkale cephesinde bulunduğu bölgede en şiddetli çarpışmalar devam ederken, 4 Ağustos’ta İstanbul-Tophane’de bulunan Harbiye’ye teknik ressam olarak tayin edilmesi, muhtemel başarılarının komuta merkezi tarafından bilindiğini göstermekte. 1916 yılı itibariyle Tophane fabrikalarında çalışırken, poligonda atımların yandan tarassutu için bir mesafe aleti icad ettiğini de yine günlüğünden öğreniyoruz. 

Mehmed Raşid Efendi 1919 yılında, Mütareke sonrasında teğmenliğe terfi ettirilerek ordudan terhis edilir. Mütareke döneminde tekrar Lozan’a geri dönerek mühendislik eğitimini tamamlar ve 1924’te makina mühendisi olarak yine yurda döner. Birçok fabrikada üst düzey yönetici olarak çalışır. Parlak bir mühendis olarak kariyer yapar. Ankara’da öldüğü zaman mezartaşına “Çanakkale Gazilerinden Raşid Moralı” yazılır. 

Ablası Seniha Sami Moralı’nın kızı Nesrin Moralı ise Mehmed Raşid Efendi’nin günlüğünü böyle bitirmişti. Ben de kendime şunu sormadan edemedim: Neticede Mehmed Raşid, o dönemin hem saray ailesine yakın, hem oldukça zengin hem de kültürlü-eğitimli bir ailesinde dünyaya gelmişken; eğitimini yarım bırakıp cepheye gitmeyi zül görmemiş, en zor şartlarda vatan borcunu yerine getirmişti. Acaba bugün benzer pozisyonda, muktedirlere bu denli yakın olanların çocukları acaba bu erdemi gösterebilir miydi? 

UZMAN GÖRÜŞÜ 

Kilitbahir platosu Boğaz’ın kilidiydi 

Çanakkale muharebeleri sırasında Kilitbahir Platosu hayati önem taşıyordu. Bu platoyu savunmak kıyı savunmasıyla başlıyordu ve düşmanı sahile çıkarmamak, çıkanları da süratle denize dökmek ana savunma prensibiydi. 

M. ŞAHİN ALDOĞAN 

Çanakkale Boğazı’nın merkez tahkimatını Kilitbahir Platosu korumaktadır. Türk savunmasının en kuvvetli hatları, İtalyan Savaşı’ndan itibaren, bu plato üzerinde yer almıştır, Çanakkale muharebelerinden önce de kuvvetli savunma hatları oluşturulmuştur. Boğaz tabyalarını korumak için 20 km tutan bir dış savunma hattı ve ona paralel, ikinci bir iç savunma hattı oluşturulmuştur. Esas korunacak cephe Saros körfezine bakan hatlardır. Şöyle ki; Kakma Dağı – Boyun noktası – Eğerli Tepe – Kayalı tepe – Oğuztepe – Beylik tepe hattı silsilesinden oluşur. Kilitbahir bölgesinin düşman eline geçmesi, Boğaz savunmasının sona ermesi, çökmesi demektir. 

Yarımada’da Kumtepe ve güneyi, çıkarmalara en elverişli kıyılar olup, platoya da en yakın olan mıntıkadır. Çıkarmalara karşı genelde, Boğaz merkez tabyalarına en kestirme şekilde ulaşmak için Kumtepe sahilinden başka – kuzeyindeki, güneyindeki sahiller de önemli olup; Ece limanı ile Seddülbahir arasında bu hedefe ulaştıracak çıkarma koyları yer almaktadır. Düşman Kayaltepe hattına ulaşırsa, Batı’ya karşı savunma pek zorlaşır. Dolayısıyla “Boğaz’ın kilidi” olan bu platoyu savunmak, bahsi geçen kıyılarda yapılan savunmayla başlar ve düşmanı sahile çıkarmamak, çıkanları da süratle denize dökmek ana savunma prensiplerinden olmaktadır. 

(Faydalanılan kaynaklar: Erkan-ı Harbiye Mektebi 1919-1920 konferanslarından Yb. Bursalı Mehmet Nihat Bey’in, “Güney Grubu Muharabeleri” konferansı / Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi- V. Cilt: Çanakkale Cephesi Harekâtı)