Tarihin en zalim ve en affedilmez suçlarını işleyenler, genellikle işledikleri suçların öbür dünyada affedileceğine ciddi ciddi inanmış adamların arasından çıkmış. Her ne kadar ölümden sonra ilahi bir güce hesap verecek olmasının insanı suç işlemekten alıkoyacağı düşünülse de, ilahi bir güce hesap vereceğine inananlar zaten o ilahi gücü onurlandırmak üzere suç işler. Bunlar bir suç işlediğinde ya da birisini kırdığında bile, sadece kendi vicdanıyla başbaşa kalanların aksine, genellikle masadan hesabı ödemeden kalkmak eğilimindedir.

Tabii bu, kendilerine biçtikleri haklılık gömleğini hiç çıkaramıyor olmalarından ileri geliyor. İster ilahi bir güce ister şaşmaz bir doktrine inansın, körü körüne inananlar asla yanılmıyor. Liberalin bile asla yanılmayanı ve inandığı düşünceyi Westboro Babtist Kilisesi’nden bile bağnazca tek şaşmaz doğru zannedeni var.

Mesela ünlü Mountain Meadow katliamı haklılığına inanan, ölümden sonra kavuşacakları bir cennete hazırlanan ve herhâlde o yüzden olacak yaptıklarının hesabını bu dünyada vermemek için ellerinden geleni yapmaya hazır bir grup dini fanatiğin işi. Yanlış hatırlamıyorsam 19. yüzyılın ortalarında, henüz yeni kurulmuş Mormonluk dinini benimsemiş dini bütün kimseler çoluk-çocuk demeden yoldan geçen onlarca yolcuyu katlediyor. Gerçi ne bileyim, bir katliamdan önce “efendim kadınlar ve çocuklar bir kenara çekilsin, geri kalanınızı öldüreceğiz” diyen katliamcıyı da alkışlayacak değiliz herhalde.

7 Eylül 1857’deki Mountain Meadows katliamı

Şimdi aklımda kaldığı kadarıyla, bu Mormonluk dini uzun yıllar kalpazanlık ve dolandırıcılık suçlarından hapis yatan bir arkadaşın, New York’un taşrasındaki evinin arka bahçesinde yepyeni bir kutsal kitap bulmasıyla başlıyor. Bu bizim kalpazanın evinin bahçesinde bulduğu tabletlere göre, işte İsa aslında çarmıha gerilmemiş, kalkmış Amerika’ya gelmiş, oralarda takılmış falan gibi, okudukça insanın karnına ağrılar girecek şeyler. Hani bunun yanında Çiftlikbank son derece ciddi bir müessese olarak kabul edilebilir, o derece. Ama nasıl ki her topal satıcının bir kör alıcısı varsa, her dolandırıcılık sabıkalısının da söylediği sözlere inanmaya dünden razı bir alay adam var.

Artık bizim kalpazan “La oğlum inanmayın buna, bu kalpazan yav, o kitabı da kendi yazmıştır” diyenlerden mi rahatsız olmuş bilmiyorum, alıyor kendisine inananları Batı’ya hicret ediyor. Her gittikleri yerde kovuluyorlar falan ve sonunda o zamanlar sahipsiz olan Utah’a yerleşiyorlar; ama Birleşik Devletler gelip toprağımıza çöker mi diye de korkuyorlar.

Diğer yandan da kıta içinde göç hareketleri sürüyor. Bizim Red Kit’ten tanıdığımız kervanlardan biri, artık Arkansas’dan galiba tam hatırlamıyorum, Kaliforniya’ya gitmek için bölgeden geçerken Mormonlar kıllanıyor. Artık “bunlar ateistmiş, bunlar kafirmiş” gibi söylentiler yayılıyor mu, Salt Lake City sokaklarında bağıra çağıra insanlar katliama davet ediliyor mu bilemiyorum. İşte bu kervandaki insanlar kamp yaparken, Kızılderili kılığına girmiş dini bütün Mormonlar tarafından kuşatılıyor, bir iki gün kuşatma altında kalıyorlar.

Kuşatma sırasında bir Mormon, bu sefer Mormon kılığında kampa gelerek kamptakilere Kızılderililerle anlaştıklarını, onlara refakat ederek güvenli bir şekilde bölgeden çıkarabileceklerini söylüyor. E böyle dini bütün bir Mormona kim güvenmez? Ha ben kalpazanın ansızın evinin arka bahçesinde bulduğu kitaba inanan adama güvenmem şahsen ama, bizim kervandaki arkadaşlar güveniyor işte ve güvende olduklarını zannederek yola çıkmışken hepsi öldürülüveriyor.

120 yolcuyu öldüren dini bütün Mormonlar, kendi aralarında, katliamla ilgili kimseye bir şey söylemeyeceklerine pırıl pırıl dinleri üzerine yemin ediyorlar. Zaten katliamı da Kızılderililerin üzerine atıyorlar. Ne de olsa hesabını cennetin kapısında verecekler ya, bu dünyada hesap vermenin ne anlamı var öyle değil mi?

Katliamın sorumlusu olarak bir kişi daha sonra idam edilse de tüm suçlular ve suça azmettirenler cezasız kalıyor. Ha ama şu var, bugün o katliamın gerçekleştiği yerde bir anıt var, en azından kebapçı, Disneyland falan yapmamışlar.