Tarih tekerrürden ibarettir, ne zamanın bir lafı? Tıpkı sizin beni okurken “Ulan bu herif her ay aynı şeyi mi yazıyor, nedir bunun olayı, nerede bu devlet?” dediğiniz gibi, Antik Yunan filozofları da, “Ya arkadaş, hep aynı şeyler oluyor” diyerek tarihin tekerrürden ibaret olduğunu sanmışlar. 

İnsan kendi hâlinde yaşarken sağdan soldan kaplan saldırınca bu kaplandan kurtulmasını en iyi becerenin ya da başkaları gelip av sahasını işgal edince onu kovmasını en iyi bilenin sözünü dinlemeyi uygun görmüşler diye düşünüyorum. E her topluluğun başında sözü dinlenen bir adam var, iki grup karşılaşınca ne oluyor? Bu ikisi “iki başlılık olmaz” diye birbirine giriyorlar. Eninde sonunda herkesi döven kral oluyor. Yani herhâlde öyledir, zira krallıkların doğuşuyla ilgili daha mantıklı bir açıklama düşünemiyorum. Nasıl ki bir primatlar topluluğunun lideri diğer primatların kafasına vura vura lider oluyorsa bizim krallar da öyle olacak. Diğer insanlar keriz mi de, tepelerinde “Ben kralım” diye tutturup çiftin çubuğun ucundan tutmayan ama mahsulün yarısına el koyan bir adamı beslesinler? Neticede az biraz kafası çalışan, gücüne de güvenen biri, zorluktan kurtardığı, badire atlattığı insanların başına kral oluyor. Artık “anlam borcu” mu dersiniz, “çok iyiliği dokunmuştuculuk” mu dersiniz, “aman abi ses etmeyelim, gavura vurur gibi vuruyor insafsızcılık” mı dersiniz, orası size kalmış. 

Tabii ölümlü dünya, kral ölünce ne oluyor? Yerine oğlu geçiyor. Babası kralken etrafına bir alay yancı, “öl de ölelimci” topladığı için oğlunun öyle güçlü olmasına da gerek yok. Mıymıntı bile olsa babasının yancıları var. Ama nasıl ki korkaklar zalim oluyorsa, sünepeler de zulmü başkasının eliyle yaptıkları için zulümde sınır tanımıyor, el başkasının olduğu için ayarını kaçırıyor. Oluyor sana bir tiran. 

Şimdi kimse kusura bakmasın, tiranlık noktasında halk bir yere kadar dayanabiliyor. Halk sıkıştıkça artık büyüklerine, dönemin Güzin Abla’larına, Yalçın Abi’lerine dert yanmaya başlıyor. Ve her krallığı tiranlığın takip etmesi gibi, tiranlığı da halkın gidip dert yandığı Güzin Abla’lar, Yalçın Abi’ler yıkıyor ve yerine aristokrasiyi kuruyor. 

E başlarda iyi tabii. Güzin Abla tarafından yönetilmeyi kim istemez? Ama herkes Hürriyet gazetesi kadar şanslı değil, Güzin Abla’nın çocukları illa analarına çekmiyor, yönetici kadrolar içinde büyüdüklerinden aristokrasi de tıraşa bağlıyor. Aristokrasi zamanla, aklımda yanlış kalmadıysa, birinin çocuğu olmaktan başka numarası olmayanlardan oluşan bir zümrenin yönetimi anlamına gelen oligarşiye dönüşüyor. 

Tabii o zamanlar öyle gelen giden yok ama halk başlıyor yine yaka silkmeye. “Arkadaş bir kişi yönetsin dedik, deli çıktı zulmetti. Kafası çalışanlar yönetsin dedik, beter çıktı. Keriz miyiz ulan biz, bari biz yönetelim, nasıl olsa daha kötü olmaz” diye oligarşiyi yıkıyor ve yerine demokrasiyi kuruyor. Gel zaman git zaman bu demokrasi halka bol gelmeye başlıyor, çünkü başlarına yönetici değil, mutlak lider seçiyorlar. Ağzı laf yapan, milletin duygularını kaşıyan demagoglar iş başına gelip ne isterse yapmaya başlıyor. Ve ne zaman ki demokrasiyle iş başına gelmiş liderler iki lafın birinde hayalî düşmanlar yaratmaya başlarsa anlayın ki demokrasi de bir hırsızlar rejimine dönüşüyor; milleti, ağzına bir parmak bal çalıp donuna kadar soyuyor. 

Aşağısı efil efil ama dilde bal var, çünkü seçilmiş mutlak hâkim bunların malına kondukça, vergi salıp parasını yoldukça bir yandan da “İçimizdeki Makedonlar! İçimizdeki İonlular! Atinalının Atinalıdan başka dostu yok!” diye gaz veriyorlar. Böyle bir rejim de, ancak çok güçlü bir liderin önderliğinde birleşen kitleler tarafından yıkılıyor. E ne olmuş oluyor? Bildiğin krallık geri dönüyor, her şey yeni baştan başlıyor. 

İşte Antik Yunan filozofları bu işe o zamanlar “dön baba dönelim” anlamına gelen “Anacyclose” diyorlar. Ha nedir bu tarihten ibret alıp tekerrür etmemesini sağlamanın yolu? Arkadaşlar bakıyor bu rejimlerin hepsinde kuvvetler birliği var, kuvvetler ayrılığı diye bir icat çıkarıyorlar, ülkeyi idare eden kuvvetleri birbirinden ayırıp birbirlerini denetlemelerini sağlıyorlar. Ondan sonra bu “dön baba dönelim” bitiyor mu? Bitmiyor tabii. Bu sayfalarda cılkını çıkarana kadar işlediğimiz gibi, ikide bir birileri çıkıp “kuvvetler ayrılığı ilerlememize engel” diyerek tekrar tırt bir rejim kuruyor. Tarihte Sezar’ından Augustus’una, günümüzde Hitler’inden Türkmenbaşına kadar her güçlü lider, kuvvetler ayrılığını berhava edip ülkelerini kaostan çıkarıyor. Hem de ne çıkarıyor.