Magazincilerin sevgili olduklarını ileri sürdükleri, kendileri bir süre “sadece arkadaşız” deseler de artık beraber olduklarını sağır sultanın duyduğu Kleopatra, manitasının yardımına koşuyor. Antonius da bu yardımla kalkıp gidiyor, daha önce savaşta Roma’ya çok büyük yardım eden Ermeni krallığını ele geçiriyor. E Ermeni krallığı zaten Roma’nın vassalı!

Geçmişe dair öğrendiğimiz hemen her yeni şeyde bizden yüzlerce, binlerce yıl önce yaşayan insanların nasıl olup da bazı şeyleri akıl ettiğini görerek şaşırdığımız anlar olur. Tabii bu yersiz ve hayli anlamsız bir şekilde kibirli olmamızdan ileri geliyor. Zira bundan beş bin yıl önce yaşamış bir insanın bugün yaşayan herhangi bir insandan daha zeki, daha yaratıcı, daha öngörülü falan beklemiyoruz ama, yani ne bileyim, beş yüzyıl önce yaşamış büyük zihinlerin bizden çok daha parlak olduğunu kabullenmemiz daha kolay oluyor. Örneğin 16. yüzyılda tuza gümrük rejimi uygulayan bir ülkenin memurlarının, gümrük kapılarında tabaklanmış deri için ne kadar tuz kullanıldığını hesap edip o tuzun dahi vergisini almalarına şaşırabiliyoruz.

Mesela vekalet savaşlarını… Ortada fol yok yumurta yokken zafer ilan ederek halkla ilişkiler faaliyeti yürütmenin aslında binlerce yıllık bir tarihi olduğunu öğrendiğimizde bizden binlerce yıl önce yaşamış insanların bunu nasıl akıl edebildiğine şaşabiliriz. MÖ 4. yüzyılda yaşamış bir değirmencinin günümüzde yüzlerce milyonluk ülkeler yöneten aşırı gelişmiş bir takım şabalaktan daha zeki olmasının hiçbir mantıklı açıklaması yoktur. Roma Cumhuriyeti’nin son yıllarına bir göz attığımızda, ortalıkta dönen uluslararası siyasi komploların ve entrikaların günümüzün “Sarı Kafa”sının boyunu fazlasıyla aştığını görebiliriz.

Eğer aklımda yanlış kalmadıysa meşhur Jül Sezar’ın, günümüzde Irak, İran ve Azerbaycan’ı içeren topraklara hükmeden Arşak İmparatorluğu’nu işgal etmek üzere hazırlandığı ileri sürülür. Şimdi ben burada Plutark’ın yalancısıyım ama kimilerine göre Plutark’ı biraz Evliya Çelebi gibi iki okuyup bir inanarak hatmetmek gerekiyor. Yine de yazılanların doğruluğundan bağımsız olarak, vekalet savaşlarının da halkla ilişkilerin de kavram olarak varolduğunu kabullenmemiz gerek. Zaten Arşakların Jül Sezar’a karşı içsavaşta Pompeius’u desteklemesi; Sezar öldürüldükten sonra Markus Antonius’un Arşaklara karşı savaşmış olması; bu savaşın da bir yenişme durumu olmasa da şarkılarla türkülerle kutlanması bunun göstergesi.

Antonius Arşaklara karşı sefere çıkıyor çıkmasına ama aklımda kaldığı kadarıyla bölgedeki Ermeni, Galat ve Kapadokya krallarının da kendisine destek olmasına rağmen ağır bir yenilgiye uğruyor. Aralarında taa Ren nehri kenarından gelen paralı Alman askerlerinin de bulunduğu 10 bin kadar Roma lejyoneri Arşaklar tarafından rehin alınıyor ve bugünkü Türkmenistan’a gönderiliyor. Ren nehri kenarında güzelinden beyaz şarap yapıp takılmak varken “Ortadoğu bataklığı”na savaşmaya gidip kendisini rehine olarak Türkmenistan’da bulan Almanların memleketlerine geri dönebildiklerini sanmıyorum. Tut ki bunları saldılar, o zaman Easy Jet de yok, ben olsam dönmem.

Roma Cumhuriyeti’nin son yıllarına bir göz attığımızda, ortalıkta dönen uluslararası siyasi komploların ve entrikaların günümüzün “Sarı Kafa”sının boyunu fazlasıyla aştığını görebiliriz.

Ancak Antonius ordusunun yarısına yakınını kaybedince savaş bitmiyor. Magazincilerin sevgili olduklarını ileri sürdükleri, kendileri bir süre “sadece arkadaşız” deseler de artık beraber olduklarını sağır sultanın duyduğu Kleopatra, manitasının yardımına koşuyor. Antonius da bu yardımla kalkıp gidiyor, daha önce savaşta Roma’ya çok büyük yardım eden Ermeni krallığını ele geçiriyor. E Ermeni krallığı zaten Roma’nın vassalı! Hiçbir anlamı yok yani bu işin; ama bu sayede halka “zafer kazandık” masalı anlatılıyor da millet İskenderiye sokaklarında zafer kutlaması yapıyor. Halbuki ortada “geçici oyuncak zafer” diyebileceğimiz bir durum bile yok.

Savaş Augustus, Antonius’u yenip ölümüne neden olduktan sonra bile yıllarca devam ediyor. E malum, kavgalar çok çabuk başlıyor ama sonra bitmek de bilmiyor. En sonunda Ermenistan, Roma ve Arşaklar arasında “güvenli bir tampon bölge” olarak kalıyor kalmasına da o saatten sonra sürekli olarak Roma ve Arşaklar arasındaki savaşın pazarlık nesnesi hâline geliyor. Arşaklar ve Romalılar ne zaman savaşacak olsalar, bunu Ermenistan üzerinden yapıyorlar. Ermenistan, atıyorum Romalıların vassalıysa, Arşaklar gidip başka ülkelere destek oluyor ki gidip Ermenistan’ı işgal etsinler; Arşakların vassalıysa Romalılar zaten bir müddet sonra geri alıyor. Ama neticede canı yanan hep Ermeni krallığı oluyor.

Yani vekalet savaşları da, savaşlar üzerinden halkla ilişkiler faaliyeti ve rıza üretimi de nereden baksanız en az iki bin yıldır var. Ha daha önce de vardır da, benim aklımda kalan bu kadar.