0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

90’lara geri dönme vakti

Haziran 1995’te bir yıldır Avrupa’da seyahat eden Katie Greenbriar, ailesinin Portland’daki yeni malikanesini ziyarete gelir. Fırtınalı o gece eve vardığında kapıda bir not bulur. Kardeşi Sam evden ayrıldığını, kendisini bulmaya çalışmamasını yazmıştır. Evde kimse yoktur.

90’lara geri dönme vakti
Gone Home

Gone Home, bir ailenin hikayesini duvarları arasında saklayan bir ev, çözülmesi gereken bir gizem ve oyun tarihinin en güzel aşk hikayesi. 17 yaşındaki Sam neden kaçtı? Greenbriarlar kızlarını karşılamak için neden evde değil? Soruların cevapları çekmeceler, dolaplar, yatak altları ve gündelik nesnelerin anlattıklarında keşfedilmeyi bekliyor.

90’lara geri dönme vakti
Gone Home, gerçek bir 90’lar nostaljisi. Dönem şarkılarıyla dolu kasetler, Nintendo oyunları, tüplü televizyonlar, hâlâ yayınlanan X-Files dizisi ve her yerde karşınıza çıkan el yazıları eşliğinde bir ailenin kendine has ama evrensel geçmişine vakıf oluyorsunuz.

Parçalanmış ailenin hikayesini, bulduğunuz not, kartpostal, kupür, mektup ve günlüklerle bir araya getirmeye çalışırken, bu yabancı odalarda kendi hayatınıza dair yansımalarla da karşılaşacaksınız. Baba Frank Greenbriar’ın içki şişelerinin arasındaki imla hatalarıyla dolu, buruşturulup atılmış bilimkurgu hikayesi denemesini görünce, aklınıza gerçekleştirmeye başlamaktan bile korktuğunuz hayalleriniz gelebilir. Sam’in bir senede yaşadıkları ise büyümenin evrensel sancılarıyla dolu: ilk aşk, aileyle giderek zorlaşan ilişkiler ve önünde halen belirsiz, yaşanmayı bekleyen koca bir hayat. Bu karmaşık ve her şeyin uçlarda hissedildiği yaşları hatırlamaya, Sam ile birlikte tekrar yaşamaya başlıyorsunuz.

90’lara geri dönme vakti
90’lara geri dönme vakti
90’lara geri dönme vakti
90’lara geri dönme vakti

Hatırlamaya başlayacağınız bir başka tarih de 90’lar. Gone Home, tam bir 90’lar nostaljisi. Sam’in sevgilisinden gelen, feminist punk akımı Riot Grrrl şarkılarıyla dolu kasetler, Nintendo oyunları, tüplü televizyonlar, hâlâ yayınlanan X-Files ve her yerde karşınıza çıkan el yazıları. Yirmi sene öncesine kadar el yazısının bu kadar yoğun kullanılıyor olmasına ve evdeki ekranların azlığına şaşıyor insan. Kendimize ait tarih, internetin bulutlarında saklanırken, geriye bu kadar elle tutulur bir hikaye kalacak mı?

Gone Home oynarken somut bir tarihin arkeolojisini yapıyorsunuz. Bu, bildiğiniz oyunlardan değil, büyük felaketlerden, yüce kahramanlıklardan bahsetmiyor. Oynanışı bile tek bir evin içinde dolaşmaktan, notlar okumak ve küçük bulmacalar çözmekten ibaret. Fakat oyunların birçoğundan çok daha gerçek bir hikaye anlatıyor. Tarihin bir dönemini doğal bir estetikle hayata geçirerek de, oyunlarda nadir görülen bir nostalji hissi yaşatıyor.

1935 yılında hayaldi bugün 2 milyon dolar etti

Amerikan bilimkurgu dergisi Wonder Stories, 1935’te Pygmalion’ın Gözlükleri adlı bir kısa hikaye yayınlar. Stanley G. Weinbaum’un yazdığı hikayede, kahraman Dan Burke, Profesör Ludwig’in tasarladığı özel bir cihaz kullanmaktadır. Elektrikle harekete geçirilen bir sıvıyla dolu gözlükleri takan Burke, kendisini Paracosma adlı tuhaf bir evrende bulur. Altı saat boyunca başka bir gerçekliği deneyimledikten sonra gözlük kazara kırılır. Burke uyanır fakat gerçeklik artık tadını kaybetmiştir. Paracosma’dan kopmak zordur. Sanal gerçeklik teknolojisi fikri, ilk defa Weinbaum’un bu hikayesinde doğar.

90’lara geri dönme vakti
90’lara geri dönme vakti

Fikri ilk kez hayata geçirense ‘sanal gerçekliğin babası’ lakaplı mucit Morton Heilig olur. Sinemanın beş duyuya da hitap edebileceğini düşünen Heilig, 1962’de Sensorama adlı bir cihaz üretir. Jetonla çalıştırılan bir atari salonu oyunu gibi görünen Sensorama’yı deneyen yazar Howard Rheingold, 1991 tarihli kitabı Sanal Gerçeklik: Cesur Yeni Teknolojilerin Keşfi’nde şöyle anlatır: 

“Oturdum, ellerimi, gözlerimi ve kulaklarımı yerleştirdim ve on yıllarca öncesinden bir şehrin sokaklarını bir motosiklet yolcusunun gözünden gördüm. Motoru dinledim. Gidonun titreştiğini hissettim ve görüş alanımın neredeyse tümünü dolduran üç boyutlu fotoğraf, sararmış, çiziklerle dolu ama etkili bir üç boyutlu filme dönüşerek canlandı. Bir nesildir artık böyle görünmeyen bir şehrin sokaklarından geçiyordum.”

Sensorama, yakın bir zamanda kendimizi içinde bulacağımız yeni dünyanın ilk habercisiydi. Şu anda Paracosma’nın eşiğindeyiz ve yeni sanal gerçeklik cihazı Oculus Rift, Heilig ve Weinbaum’un hayalini kurduğu deneyimin ta kendisi. Oculus Rift’i üreten Palmer Luckey, geçenlerde Oculus Rift’i 2 milyon dolara Facebook’a sattı. Yalnızca gerçekliği değil, birbirimizle olan iletişimimizi de değiştirme potansiyeline sahip bu teknolojiyle ne garip dünyaları ziyaret edeceğiz, ne tür deneyimler yaşayacağız acaba?

90’lara geri dönme vakti
Sanal gerçeklik fikri, insanı başka bir evrene taşıyan sıvı dolu bir gözlük hayaliyle doğdu.
90’lara geri dönme vakti

Makinanın fendi insanı yendi

Almanların Enigma kodlarını çözen ve çalışmalarıyla dijital bilgisayarları mümkün kılan İngiliz matematikçi Alan Turing, 1950’de bir test ortaya atmıştı. Testin amacı bir makinanın ‘zeki’ olup olmadığını anlamaktı. Turing’in önerisi basitti: eğer bir makine, bir insanı ikna edici bir şekilde taklit edebiliyorsa, o makine zekiydi. Turing’in ‘Taklit oyunu’ adını verdiği test şöyle yapılır: kişi, bir bilgisayar ekranı aracılığıyla gerçek bir insanla ve ardından bir makineyle sohbet eder. Bilgisayar, karşısındaki bu kişiyi eğer gerçek bir insan olduğuna inandırabilirse, Turing testi geçilmiş demektir.

Şimdi Eugene Goostman’la tanışın. 7 Haziran 2014 günü Reading Üniversitesi kampüsünde yapılan testte, 13 yaşındaki Ukrayna’lı bir çocuk olarak tasarlanan Goostman, tarihte Turing testini resmen geçen ilk bilgisayar programı oldu.

90’lara geri dönme vakti

Tetris 30 yaşında!

Soğuk Savaş’ın en gergin zamanlarında, Rus programcı Aleksey Pazhitnov, Tetris adını verdiği, basit bir oyun üretir. Bu, öyle bağımlılık yaratan bir oyundur ki, Pazhitnov oynamaktan bir türlü kodlamayı bitiremez. Bitirdikten sonra da, on yıl boyunca Tetris’ten kuruş kazanamaz. O günden bu yana geçen 30 yılda Tetris’in 186 milyon sattığı tahmin ediliyor. Doğum günün kutlu olsun Tetris, seni daha nice yıllar oynayacağız.

Devamını Oku

Son Haberler